Annelik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Annelik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Temmuz 2012 Salı

GECİKEN BİR YAZI


 Sevgili Günlük,



Uzun zaman oldu sana yazmayalı; oysa anlatacak ne çok şey birikti biliyor musun? Özge'm 5 Mayıs-1Haziran tarihleri arasında Türkiye'deydi. Bir ay boyunca Türkiye'yi turladık. Zaten dost canlısı,insan delisi bir çocuktu yurt dışında olmak bu özelliğini iyice körüklemiş; herkesi, her yeri  görmek, özlem gidermek isteyince düştük yollara... 


İyi ki de öyle yapmışız, babaannesiyle son görüşmesi oldu. Birlikte fotoğraf çektirdiler, geriye anılar kaldı...




Alanya'ya dedesini , teyzesini görmeye gittik, bir hafta kaldık. Dedesi küçük bir operasyon geçirmişti, şimdi çok şükür iyi...Unutulmaz güzellikte anlar yaşadık, anılar biriktirdik. Bol bol denize girdik, doyulmaz sohbetler ettik...
Alanya'da Hilal teyzesiyle...Ankara'daki teyzesine gidemedi, dayısını İstanbul'da ziyaret etti...

Peynir vazgeçilmezleri arasındaydı.Her çeşidini tattırmaya çalıştık.











Zonguldak'a geldik, dost ve akrabaları ziyaret ettik.

 

İstanbul... Her gittiğimiz yerden İstanbul'a döndük. İstanbul onun için aynı zamanda arkadaşlar demekti, buluştuklarıyla özlem giderdi, sevindi; buluşamadıkları için hüzünlendi... 


Ve Uşak'a gitti. Eşinin annesini, babasını; anneannesini, dedesini ve akrabalarını ziyaret etti, gönüllerini kazandı, sevgiyle yoğruldu...

Anneler Günü'nü Belgrad Ormanı'nda hep birlikte geçirdik. Gözümüz yeşile doydu... Ela Yağmur teyzesinin elini hiç bırakmadı...


 
 
 


25 Haziran, Özge'min doğum günüydü, yazamadım, yazacak durumda değildim, ancak fırsat bulabildim. Ela Yağmur, gıyabında onun için mum üfledi, pastasını kesti. 


 http://a3.sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-snc6/602569_10150905173304013_515095850_n.jpg

Teyzeme gidelim, diye tutturdu...  Ereğli'den birlikte aldığımız Osmanlı çileğini Ela çok sevdi, suluyor ve meyvesini kendi elleriyle koparıyor... 
Kadıköy'de simitle çay keyfi yaptık karşılıklı... 

 
 


Ve onu yolcu ettik. Özlem yeniden başladı...

 
Kızım diye demiyorum, bir gerçeği ifade etmek için söylüyorum Sevgili Günlüğüm inan; O, neye elini atsa güzelleştiriyor, yüreğinin sıcaklığı her yere herkese bulaşıyor. Onunla onun gibi bakıyor, onun gibi düşünüyor, onun gibi duyuyor, onun gibi görüyorsunuz...

 İyi ki doğdun kuzum, iyi ki seni doğurmuşum...
Evlilik yıldönümünüz kutlu olsun. Bir ömür boyu, birlikte hep böyle gülümseyin...

Sizleri çooookkk seviyoruz, biliyorsunuz değil mi?

12 Mayıs 2012 Cumartesi

ANNEM

1932-2003
Daima Kalbimizde Yaşayacaksın...

Canım Annem Seni Her Geçen Gün Daha Çok Özlüyorum...
Annem Olduğun İçin, Hayatıma Kattıkların İçin Minnettarım sana...
Seni Çok Seviyorum...
 Annem...
Huzur İçinde Uyu... 

13 Nisan 2012 Cuma

ELA'DAN GELEN İLK MEKTUP

 Ela Yağmur bize mektup yazmış, ondan aldığımız ilk mektup bu.  Sevindik. Dünyamız güzelleşti. Umutlarımız yeşerdi...

"Bu umut özgür olmanın kapısı;
 Mutlu günlere insanca aralık.

Bu sevinç mutlu günlerin ışığı;
Vurur üstümüze usulca ürkek..." (O.Rifat)





"Mektup alır, efkarlanırım;
Rakı içer, efkarlanırım;
Yola çıkar, efkarlanırım.
Ne olacak bunun sonu, bilmem."

Demiş ya Orhan Veli, benimkisi de o hesap.
Tatlı bir efkar bu, hızır gibi yetişen...

 Hastanede kayınvalideme refakatçı olduğum için Elacığımın gönderdiği mektup geri gitmiş. Hemen kargoya gittik, dağıtıcıların henüz gelmediklerini söylediler. Bekledik, bekledik, bekledik... Ve sonunda muradımıza erdik. Dağıtıcının elinden kapıp telaş içinde açtık mektuplarımızı. 

Sevgili Ela Yağmur'umuza ve ona yardımcı olan babasına çok teşekkür ederiz. Hepinizi çok seviyoruz...


11 Nisan 2012 Çarşamba

MUTLULUK BAZEN BÖYLE BİR ŞEY İŞTE

Çok yorgun bir anında, gecenin bir vaktinde kendine dair yansımaların satırlarda hayat bulmasını görmek, az şey mi?

Okudum, bir daha okudum ve kayıt altına almaya karar verdim. Benim kızım beni böyle anlatmış. Okudum, hafifledim, ruhum dinlendi. Mutluluk, evet böyle küçük ayrıntılarda gizli. Farkına varanlara ne mutlu...

Canlarım, iyi ki varsınız, iyi ki canımdan bir parçasınız. Ve iyi ki kendinizsiniz, iyi ki böylesiniz...
Özgür Anne yazmış, o bir zamanlar benim bebeğimdi biliyor musunuz? İşte o güzel yazılar: 


ÇOCUKLUĞUMDAN BİRKAÇ ANI

HAYATIN PRATİĞİ

2 Nisan 2012 Pazartesi

ELA YAĞMUR ŞİMDİ OKULLU OLDU


Bugün içim içime sığmıyor, elim ayağım tutmuyor. Özel mi özel bir gün...

Ela Yağmur okula başladı. Bugün ilk gün, aklım onda, kim bilir neler anlatacak? Gerçi iki saat kalacak şimdilik, ama okulu seveceğinden eminim. Bir kez birlikte gitmiştik okulu görmek için, hemen çocukların arasına karışıvermişti...

Doğduğu gün gözlerimin önünde. Minik, minicikti, ne çabuk büyüdü de anaokuluna başlıyor şimdi...

Orhan Veli:
"Mektup alır, efkarlanırım;
Rakı içer, efkarlanırım;
Yola çıkar, efkarlanırım.
Ne olacak bunun sonu, bilmem.
"Kazım'ım" türküsünü söylerler,
Üsküdar'da;
Efkarlanırım."

diyor ya, ben de her şeyden çok etkileniyorum bu sıralar. Sanırım özledim ya ondandır. Yağmur Ela'm benim... Onu düşündükçe:

"Sıcacık bir yağmur siner
kara gecenin içine.
toprak somun gibi kabarır.
Tak tak vurulur kapıma,
kişner kapımda kır atım,
dünyam gümüşler kuşanır."
(A.Kadir'den)

3 Mart 2012 Cumartesi

HEY GİDİ GÜNLER

1940'lı yıllar...

Siyah giysilerle önde oturan benim rahmetli büyük annem; annemin üvey annesi... Annem bir yaşındayken annesini kaybettiği için üvey annesini anne gibi severdi. Doğal olarak biz de sevdik. Kendisinin hiç çocuğu olmadı, bizleri torunu gibi sevdi. Çocukluğumda uzun uzun sohbet ettiğimi hatırlıyorum. Bu fotoğraf onun yeğeninin düğününde çekilmiş. Annemin albümünden çektim.




Bu da 1957 yılından bir anı...
Sol baştaki annem kız kardeşime hamileymiş ve iki teyzem... Üçü de rahmetli oldu, fotoğrafta olmayan dördüncü teyzemi de yitirdik. Nur içinde yatsınlar. Hayat böyle bir şey işte, sırası gelen gidecek. Küçükler büyüyecek, büyükler yaşlanacak yaşam devam edecek. Geride anılar kalacak; güzel, çirkin, iyi, kötü anılar... İyiden güzelden yana olanların çok olmasına çabalamak gerekir değil mi?

Tüm duygularımdan olabildiğince uzaklaşıp iki fotoğrafa uzun uzun bakıyorum. Erzincan'da çekilmiş bunlar.
Bir de bugünküleri gözümün önüne getiriyorum,ileri demokrasinin(!) mimarlarının fotoğraflarına.

Nereden nereye, hey gidi günler...

22 Aralık 2011 Perşembe

HAYIR DEMEDEN ÖNCE



ANNEDEN OĞLUNA
Bak oğlum sana ne diyeceğim:

Hayat bana kristal basamaklar sunmadı
Hatta yürüdüğüm yollar çivilerle doluydu
Ve tehlikeli sarkık dikiklerle
Ve kırık paramparça tahtalarla
Yerler halı kaplı da değildi
Çıplaktı
Ama biri sürekli tırmanıyordu
O da bendim
Varışlar gidişler
Köşeleri dönmeler
Bazen karanlık bölmeler
Işıksız hepten

İşte oğlum bu yüzden asla geri dönme yolundan

Bastığın yerlere de güvenme
Ne yumuşaklık bulmak kolay ne de dinginlik
Sakın düşme
Bana bak, ben hala ilerliyorum yolumda
Hala tırmanıyorum
Ve yaşam bana hala kristal basamaklar sunmuyor.

Langston Hughus

Sevgili Günlük,

Çocuklarımıza "hayır" demeden önce durup iyice düşünmemiz gerekiyor galiba. "Hayır"larımız çocuklarımızın geleceğine set çekmemeli.

Endişeleniyoruz onlar adına, evet ama, bu onların yapmak istediği her şeye düşünmeden karşı çıkmamıza neden olmamalı. Hedeflerine ulaşmaya çalışırken yollarına çıkacak sorunları dile getirmeliyiz. Vazgeçmiyorsa, kararlıysa elimizden gelen desteği vermeliyiz. Anneden Oğluna adlı şiir çok şey anlatmıyor mu?

Başarılar emeksiz gelmiyor...

21 Kasım 2011 Pazartesi

YILLAR SONRA YENİDEN SEVGİLİYE MEKTUP


21 Kasım 2011

Sevgili,

Geçen gün yaşadığımız duygu patlamasını düşünüyorum durmadan... Bu kadar yıldır birlikteyiz böylesini hiç görmedim. Evet zaman zaman gözlerin doldu, erkekler ağlamazın aksine sen ağladın; ama böyle hüngür hüngür ağladığına tanık olmamıştım. Ben de ağladım. Ve bu halimizle onu da ağlattık.

Neden, diye sorduğumda gerçeği buluyorum galiba. Uzun zamandır ilk kez kendimize kaldık. Hep birileri için koşturduk durduk. Sevincimizi de özlemimizi de birlikte konuşamadık, yeterince yaşayamadık. Ve o gitti, uçtu gitti sevdiğine...

Fotoğraflarına baktık uzun uzun.
İşte bak bu minicik Özge'miz...
Ne zaman çekilmişti.
Aaaa buna bak bir de...
Ya şuna...

Tam da o sırada, gözlerimiz dolu doluyken çaldı telefon:

Annecim nasılsınız?
Özge'm sen misiiiin?
Hadi bilgisayarı açın da sizi göreyim...

Telaşla, acemice açtım ekranı, kamerayı ayarladım, karşımızdasın. Canlı capcanlı, masanın üstünde... Elimi uzatsam geliverecek gibisin; ama...
Bir o kadar da uzak, ulaşılmazsın...

İşte o an, dayanamadın biliyorum, gözyaşlarınla ıslanmış yüzünle, hıçkırıklarınla boğulmuş sesinlle önüme geçip "Nasılsın kızım?" diyişin yok mu seni bir kez daha yeniden sevmeme neden oldu biliyor musun?

28 Aralık 2010 Salı

ÇAY

GÜNLÜK
23 Haziran 1980
Zonguldak

Biraz önce defterim geçti elime, en son kasım 79'da yazmışım. Sıkılınca deftere sarılmışım anlaşılan. Mutluluklar pek yazılmıyor, yaşanıyor galiba. Dert söyletiyor insanı demek ki...

Yazmadığım zamanlarda ne güzel şeyler yaşadık, hiçbirini yazmamışım, bak sen şu işe!

24 Ocak'ta erkek kardeşim evlendi. Ankara buz gibiydi, ama herkes çok mutluydu... Bunu bile atlamışım.

Yeni yıla eğlenerek girdik, çocuklar gönüllerince oynadılar. Yok, buna dair tek satır yazmamışım nedense...
Anaokulundaki partiden, günlerce çocuklar için hazırladığımız hediye paketlerinden, parti için yaptığımız karton şapka maceramızdan ve birbirinden güzel günlerden...

Koşuşturup duruyorum. Kendi okulum, öğrencilerim, yazılılarım, kitaplarım, kızımın anaokulu... Zaman altın değerinde... O kaçıyor, ben kovalıyorum. Sevgisiz yapamazdım. Sevgiyle yapılan işler daha kolay mı geliyor ne?

Biraz sonra kızımın okuluna gideceğim, kısa kesmem lazım. Dünkü çayın değerlendirmesini yapacağız. Çok güzel bir çay düzenledik anaokulu için. Orman işletmesinin salonunda hem çocuklar hem de biz eğlendik. Haa, bu arada okul-aile birliğindeyim ben. Çocukları mutlu etmek için elimizden geleni yapıyoruz. Geçenlerde A.... de anaokulunun bahçesine bir kamyon kum döktürttü. Kumda oynamayı çok seviyor çocuklar...

Ülkedeki olayları hiç sorma sevgili günlük. Onlar bir felaket. Yüreğimiz ağzımızda izliyoruz. Neyse şimdi gitmem lazım, geç kalmayayım...

10 Aralık 2010 Cuma

EVLİLİKTE İLK YILLAR

GÜNLÜK

2 Ağustos 1978
Zonguldak


Yıllar ne de çabuk geçiyor...

Yarın evleneli iki yıl olacak. Gerçi bunun altı, yedi ayı askerlik nedeniyle ayrı ayrı geçti. Gerçek anlamda evliliğimiz buraya gelince başladı. Anlayacağın sevgili günlüğüm , biz evliliğe üç kişi olarak başladık. Yani anne baba olduk birden. Biz üç çocuk birlikte böyümeye çalışıyoruz...

Kolay mıydı bu yıllar ? Hayır kolay değildi kuşkusuz. Her şey yeni, herkes yeniydi benim için. Eşim için de askerden geliş , yeni bir işe başlayış, eş ve çocukla birlikte bu yeni hayata uyum sağlayış kolay olur mu ? Ama sanırım benim durumum biraz daha zordu ona göre. Benim ondan ve kızımdan başka hiç kimsem yoktu burada... Yalnızdım, kimseyi tanımıyordum. Şimdi bu satırları yazarken daha iyi anlıyorum yalnızlık duygumu.

Sevgili günlüğüm , sanırım buraya geleli iki ay olmuştu. Bebeğimi uyuttuktan sonra balkonda oturduğumu hatırlıyorum. Evimiz beşinci kattaydı ve ben gözümü yoldan ayırmadan öylece bakıp dua ediyordum. Niçin biliyor musun ? Nereden bilebilirsin ki... Bu duyguyu yaşamayan bilemez ki... Evet, ben yoldan bir tanıdığımın geçmesi için dua ediyordum. O geçecek ve ben beşinci kat balkonumdan onun geçişini görecektim. Hem de böyle bir şansımın olmadığını bile bile... Yaz tatiliydi ve ben bebeğimle baş başaydım. Yalnızlık zor be günlük...

Sonra okula başlayış, yeni bir çevre, yeni arkadaşlar...



Ve kızım şu anda yanımda değil... Nasıl özledim anlatamam. Burnumun direği sızlıyor onu düşünürken.. Yarın ona kavuşmak için yola çıkacağız. Ailemi de çok özledim, ama yavrum başka, o başka, onun sevgisi hiçbir şeyle ölçülmüyor. Kıyas kabul etmiyor. Bir ayı geçti neredeyse... Sınavlar sırası anneannesi aldı ,götürdü yavrumu. A......'in işleri nedeniyle uzadıkça uzadı kavuşmamız. Sağlık olsun diyeyim, sağ olsun da uzakta olsun diyeyim yine de.
" Ayrılık dediğin bir göz yoksulluğu, ve insan insana kavuşur bir gün..."

Aslında bugün gidecektik, olmadı. Yarına kaldı. Saatler geçmek bilmiyor. Hastayım, sıkılıyorum, başım çatlayacak gibi ağrıyor. Dayanacak gücüm kalmadı. Yavrumu bağrıma basmak istiyorum artık...

Okullar tatil oldu, sınavlar bitti; tam gidecekken A..... 'e görev çıktı. Amasra'ya gittik. On beş gün Amasra'da, Çakraz'da bir anlamda tatil yaptık. Çok da güzeldi. Doğanın oldukça cömert davrandığı yerler.

Denizi harikaydı. Bol bol yüzdük. Bu konuda iyi bir öğrenci olduğumu söylüyor eşim. Çünkü onun çabalarıyla kısa sürede yüzmeyi öğrendim. Haksızlık yapmadan belirtmek zorundayım. O da çok iyi bir yüzme öğretmeniydi.

Beni mutlu etmek için elinden geleni yapıyordu eşim, ama ben yavrum da yavrum diyip işin keyfini çıkaramıyordum. O da özlüyordu, biliyordum... Ve biz ilk kez baş başa tatil yapıyorduk. Yalnız ikimiz. Çoğu kişinin arayıp da bulamayacağı bir şeydi. Ama biz üç kişi başlamıştık evliliğe ve ben kızımı çok özlüyordum.

Gezerken , dolaşırken, dans ederken, yemek yerken o hep aramızda, dilimizde, yüreğimizdeydi. Onsuz yaptığımız hiçbir şey içimize sinmiyor anlayacağın sevgili dostum.
Her an onunla doluyum, canım benim, her şeyim... Kimse , hiçkimse yavrusundan, sevdiklerinden ayrı kalmasın. Ayrılanlar tez zamanda kavuşsun...

Şimdi bırakıyorum yazmayı.

Yarın mutluluğa yolculuk var...

8 Aralık 2010 Çarşamba

BEBEĞİMİ BÜYÜTÜRKEN


GÜNLÜK

21 Şubat 1978
Zonguldak

Gülüyorum şimdi 29 Aralık'ta yazdıklarıma...

İnsanın duyguları nasıl da değişken. Çok karamsarmışım o an neden bilmem. İnanın neye kırıldığımı bile hatırlamıyorum. Sadece şu anda çok pek çok mutlu olduğumu duyuyorum. Seviyorum, seviliyorum...

Karşımda biricik kızım , canım D.... 'im oynuyor. Bir yanında bebeği, telefonu ; diğer yanında başka oyuncakları... Bu oyuncaklara küçük radyomuz da dahil. Hatta en önemli oyuncağı bu radyo. Onsuz yapamıyor. Kadın şarkıcıları daha çok seviyor.

Şimdi de defteri çekiştirmeye başladı. Hep onunla ilgilenmemi istiyor tatlım. Bir saat sonra babamız da gelir. Mutluyuz.

Bugün kızım oturağa çişini yapmaya başladı. Elazığ'dayken tutunca yapıyordu; fakat yolculukta unuttu. Neyse ki şimdi yeniden başladı. Altını ıslatmayı bıraksa işi de azalacak. Seve seve yapıyorum; ama yavrum için de çok iyi olur. Artık rahatsız olmaya başladı.

Bu şubat tatilinde Elazığ'a bir kaçamak yaptık. A..... bizi Ankara'ya götürdü, dönüşte de Ankara'dan aldı. Uçakla gittiğimiz için fazla yorulmadık. Ailemi görmek bana çok iyi geldi, çok özlemişim onları. Moralim oldukça düzeldi. Keşke bütün sevdiklerimizle birarada olsak... Buraya geleli yedi ay olmuş. Ayrılık zor, üzücü.

Kucağımda oturacakmış küçük hanım... Defter de oldukça ilgisini çekiyor. Elinde kırmızı kalem, uzatıp duruyor. Bıraksam o devam edecek sanki yazmaya... Dokuz ayı bitti on dokuzunda. Yakında yürümeye başlayacak gibi...

Elazığ'dan döneli bugün beş gün oluyor. Geldikten sonra hiç boş kalmadım.Daha yapacağım pek çok iş var ama iki gündür sular akmıyor. Mola verdim onun için.

Ankara'da kardeşimi , teyzemleri, kuzenlerimi de ziyaret ettik.

Kar yağıyor, hava iyice soğudu...

Ülkenin durumu karışık. Olaylar, olaylar, olaylar... Gün geçmiyor ki kötü bir haber duymayalım. Kar topu gibi yuvarlanarak büyüyor. Acılara yeni acılar ekleniyor. Yetkililer sağır, yetkililer dilsiz... Aynı dili konuşmuyorlar sanki. Bir kör dövüşü sürüyor. İnsanlar ölüyor, analar ağlıyor. Duyan yok, gören yok, bilen yok, dur diyen hiç yok ! Sadece okullarda şubat tatilini anarşi nedeniyle on beş gün daha uzattılar. İkinci dönem altı Mart'ta başlayacak. Benim için iyi oldu bu, kızımla daha çok zaman geçirebileceğim. Ne yazık ki ülkemiz için aynı şeyi söyleyemiyorum şu an...

Kızıma H...... bakıyor ben okula gidince. Eşimin teyzesinin kızı. Yanımızda kalması iyi oldu. Şimdi ailesinin yanında, beş Mart'ta gelecek.

Kızımın uyku saati geldi. Yazmayı bırakıyorum artık. Bakalım bir daha ne zaman buluşacağız seninle sevgili günlüğüm... Şimdilik hoşçakal.

5 Aralık 2010 Pazar

ANNEYİM BEN ARTIK

GÜNLÜK:

3 Haziran 1977
Elazığ


19 Mayıs 1977... Evet, 19 Mayıs diyince hemen herkesin aklına Atatürk'le Gençlik ve Spor Bayramımız gelir değil mi ? Oysa bundan böyle bizim aklımıza D.......'imiz de gelecek...

Bugün yavrumuz on altı, on yedi günlük... Öyle tatlı, öyle şeker ki burada anlatılması olanaksız... Ben bugüne değin böylesi bir mutluluk yaşamadım, hiç bu denli içim sevgiyle dolup taşmadı.

Annelik ne güzel bir şeymiş meğer. Anlamak için yaşamak gerekiyormuş.
Dünya bir yana o bir yana... Ondan güzel, ondan önemli ne olabilir ki...

Yakında çok yakında , on - on beş gün sonra Elazığ'dan ayrılacağız.
Yeni bir yaşantı bizi bekliyor...

3 Aralık 2010 Cuma

ADAYIM


12 Kasım 1976
Elazığ

Günlükten:

Biraz önce evimize, yuvamıza geldim. Evimize diyorum, çünkü artık A......'imle benim de bir evimiz var. Neredeyse evleneli dört ay olacak.

3 Ağustos 1976 tarihinde evlendik. Bütün sıkıntılarımıza, bitmek bilmez ayrılıklarımıza rağmen hep mutlu olduk. Bu mutluluğumuzun bir ömür boyu devam edeceğine inanıyorum.

Defteri, bu defteri tutalı, baktım da, neler neler olmamış ki... Oysa üç yıl olmuş sadece...

Önce okul bitmiş, öğretmenlik başlamış. Sonra nişan, düğün ve evlilik... Şimdi mi?
Adayım, tabi anneliğe... D.....'imizi bekliyoruz büyük bir sabırsızlıkla. Şimdiden onu çok, pek çok seviyoruz.

Canım kocacığım şu anda askerliğini yapıyor. Aylardır asker yolu bekliyorum sabırla. Tükenir elbet, bu da tükenir. Dört buçuk ay kaldı. Bugünlerde bekliyorum, çok özledim yine...
Bu kez Ankara'ya gitti görevli olarak, bir hafta oldu, belki yarın gelir.

İnsanın sevmesi, sevilmesi çok güzel. Mutluluk bu olsa gerek... Tüm insanların mutlu olmasını diliyorum yürekten...