Amasra etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Amasra etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Aralık 2010 Cuma

EVLİLİKTE İLK YILLAR

GÜNLÜK

2 Ağustos 1978
Zonguldak


Yıllar ne de çabuk geçiyor...

Yarın evleneli iki yıl olacak. Gerçi bunun altı, yedi ayı askerlik nedeniyle ayrı ayrı geçti. Gerçek anlamda evliliğimiz buraya gelince başladı. Anlayacağın sevgili günlüğüm , biz evliliğe üç kişi olarak başladık. Yani anne baba olduk birden. Biz üç çocuk birlikte böyümeye çalışıyoruz...

Kolay mıydı bu yıllar ? Hayır kolay değildi kuşkusuz. Her şey yeni, herkes yeniydi benim için. Eşim için de askerden geliş , yeni bir işe başlayış, eş ve çocukla birlikte bu yeni hayata uyum sağlayış kolay olur mu ? Ama sanırım benim durumum biraz daha zordu ona göre. Benim ondan ve kızımdan başka hiç kimsem yoktu burada... Yalnızdım, kimseyi tanımıyordum. Şimdi bu satırları yazarken daha iyi anlıyorum yalnızlık duygumu.

Sevgili günlüğüm , sanırım buraya geleli iki ay olmuştu. Bebeğimi uyuttuktan sonra balkonda oturduğumu hatırlıyorum. Evimiz beşinci kattaydı ve ben gözümü yoldan ayırmadan öylece bakıp dua ediyordum. Niçin biliyor musun ? Nereden bilebilirsin ki... Bu duyguyu yaşamayan bilemez ki... Evet, ben yoldan bir tanıdığımın geçmesi için dua ediyordum. O geçecek ve ben beşinci kat balkonumdan onun geçişini görecektim. Hem de böyle bir şansımın olmadığını bile bile... Yaz tatiliydi ve ben bebeğimle baş başaydım. Yalnızlık zor be günlük...

Sonra okula başlayış, yeni bir çevre, yeni arkadaşlar...



Ve kızım şu anda yanımda değil... Nasıl özledim anlatamam. Burnumun direği sızlıyor onu düşünürken.. Yarın ona kavuşmak için yola çıkacağız. Ailemi de çok özledim, ama yavrum başka, o başka, onun sevgisi hiçbir şeyle ölçülmüyor. Kıyas kabul etmiyor. Bir ayı geçti neredeyse... Sınavlar sırası anneannesi aldı ,götürdü yavrumu. A......'in işleri nedeniyle uzadıkça uzadı kavuşmamız. Sağlık olsun diyeyim, sağ olsun da uzakta olsun diyeyim yine de.
" Ayrılık dediğin bir göz yoksulluğu, ve insan insana kavuşur bir gün..."

Aslında bugün gidecektik, olmadı. Yarına kaldı. Saatler geçmek bilmiyor. Hastayım, sıkılıyorum, başım çatlayacak gibi ağrıyor. Dayanacak gücüm kalmadı. Yavrumu bağrıma basmak istiyorum artık...

Okullar tatil oldu, sınavlar bitti; tam gidecekken A..... 'e görev çıktı. Amasra'ya gittik. On beş gün Amasra'da, Çakraz'da bir anlamda tatil yaptık. Çok da güzeldi. Doğanın oldukça cömert davrandığı yerler.

Denizi harikaydı. Bol bol yüzdük. Bu konuda iyi bir öğrenci olduğumu söylüyor eşim. Çünkü onun çabalarıyla kısa sürede yüzmeyi öğrendim. Haksızlık yapmadan belirtmek zorundayım. O da çok iyi bir yüzme öğretmeniydi.

Beni mutlu etmek için elinden geleni yapıyordu eşim, ama ben yavrum da yavrum diyip işin keyfini çıkaramıyordum. O da özlüyordu, biliyordum... Ve biz ilk kez baş başa tatil yapıyorduk. Yalnız ikimiz. Çoğu kişinin arayıp da bulamayacağı bir şeydi. Ama biz üç kişi başlamıştık evliliğe ve ben kızımı çok özlüyordum.

Gezerken , dolaşırken, dans ederken, yemek yerken o hep aramızda, dilimizde, yüreğimizdeydi. Onsuz yaptığımız hiçbir şey içimize sinmiyor anlayacağın sevgili dostum.
Her an onunla doluyum, canım benim, her şeyim... Kimse , hiçkimse yavrusundan, sevdiklerinden ayrı kalmasın. Ayrılanlar tez zamanda kavuşsun...

Şimdi bırakıyorum yazmayı.

Yarın mutluluğa yolculuk var...

22 Ocak 2010 Cuma

YETMİŞ SEKİZİNCİ MEKTUP


1 AĞUSTOS 1975
ZONGULDAK

Sevgili N...... ,

Kısa bir aradan sonra yine karşındayım.Haftanın bu ilk gününde sana iş yerinden sesleniyorum. Umarım iyisindir.Günlerin neşe içinde geçiyordur.

Bugün haftanın ilk günü . Derler ki "Yeni bir gün; yeni bir ümit, yeni bir ışık ve hedefe atılmış yeni bir adımdır."Biz de hedefe bir adım daha yaklaşıyoruz.

Ben bu güne biraz uyuşuk bir şekilde başlıyorum. Çünkü gece ikide yattım. Hani sana bahsetmiştim, bizim beşli bir arkadaş grubu vardı, diye... Dün akşam onlardan birinin nişanı vardı. Valla şu geçirdiğim üç gün belki de hayatımın en hareketli günleriydi. Gerçi hareketli olmasına hareketli ama neşeli tarafı yoktu.

Cuma günü iş için Amasra'ya gitmiştim. Meğer cumartesi va pazar Amasra'nın kurtuluş günü etkinlikleri varmış. Bu nedenle herkes sabahlara kadar eğlendi. Gerçi biz de ikiye kadar uyumadık, gezdik. Velhasıl biraz kıskançlıkla, birazcık da moral bozukluğu içinde bol bol eğlenenlere baktık. Çünkü bizim için yapılabilecek en iyi şeylerden biriydi bu...

Orada çay bahçeleri yan yana ve hepsi de deniz kenarında.Ben de bunlardan birine, saat 21'de biraz kafayı dağıtmak amacıyla oturdum denize karşı. İşte böyle bir durumda iken uzaktan kulağıma "Çayda Çıra" sesi gelmeye başladı...

Kendi kendime "Hadi ordan A...... ,sen artık ses duymaya da başladın! " diye düşündüm. Saat 23'te oradan çıktım. Arkadaşları aradım, bulunca yanlarına oturdum. Bir de ne göreyim ! Halk Oyunları ekibi Artvin Oyununu oynuyor. Ve ondan sonra Antep oyunları. Meğer açılışı Elazığ'ın meşhur "Çayda Çıra " sıyla yapmışlar. Arkadaşlar benimle dalga geçtiler. Elazığ oyununu kaçırdığım için. Çok da beğenmişler.

Yengem üç hafta önce Ö........'ü de yanına alarak Amasra'ya gitmişti. Cumartesi onları göremeyince köye haber gönderdim, gelsinler diye. Pazar günü geldiler . Daha evvel öğlenleri işe giderken arkamdan ağlayan Ö...... beni orada tanımadı. Halbuki biraz da onu görmek için Amasra'ya gelmiştim. Çok moralim bozuldu.

Pazar günü Amasra tam bir kurtuluş günü yaşadı. Yüzme yarışları, sandal yarışları vs. yapıldı. Bu arada bir de plaj güzeli seçildi. Folklor gösterileri, şenlikler, sembolük olarak kurtuluşun canlandırılması, tam bir festivaldi. Cenovalılar kalede. Yeniçeriler geliyor, kalenin anahtarını papazdan, kale kumandanından alıyor ve kale fethedilmiş oluyor... Giysiler tam o zamanki gibi.

Önümüzdeki yıllardaki kurtuluş törenlerine birlikte gideriz artık... Hem o zaman kurtuluş günü daha anlamlı olur benim için. Ne dersin?

Valla N..... , bu sıra ekimde evlenme düşüncesi bende sabit fikir haline geldi. İşte sevgilim günlerimiz böylece akıp gidiyor. Mektubunu alalı birkaç gün oldu. Sana hemen yazmak istedim ama yazamadım. Çünkü sana yazarken başka bir şey düşünmek istemiyorum. Kendimi tamamen tecrit edilmiş , seninle baş başa, karşı karşıya imiş gibi kabul etmek istiyorum. Bu nedenle de cevabım biraz uzuyor. Eğer askerlik hikayesini martta tecil ettirirsem ekimde evlenmemizde bir mahsur yok sanırım. Ne dersin? Bence bir işe karar vermek o işi %50 yapmak demektir. Onun için hazırlığını ekim için yap...

Sevgilim, sen ve ben kuracağımız yuvamızın hazırlıkları içindeyiz. Şu anda ben burada çalışıyorum. Sınavlar için 15 gün, nişan için 15 gün izin kullandım. Ayrıca askerlik işlemleri için bir hafta Ankara'da izin kullandım. Yine askerlik için B.......'a gitmem gerekti, bir iki gün de orada harcadım. Dolayısıyla izin alamıyorum. Yakın olsa hafta sonu geleceğim. Ancak hafta sonu yola bile yetmiyor. Bu durum beni de çok üzüyor. Sen benim suçlu olduğuma inanıyorsun. Ben martta Elazığ'dan ayrılırken döneceğim diye ayrılmıştım. Niyetim gerçekten dönmekti. Bu düşünce ile buraya geldim. Birtakım olaylar gelişti ve dediğim zamanda gelemedim. Ben 1 Mayıs'ta Ankara'da idim. Eğer işler 30 Nisan'da bitmiş olsaydı, 1 Mayıs'ta Elazığ'da olacaktım, olmadı! Temmuz'da kesin kararlıydım, arkadaşları da bu arada görürüm diye düşünmüştüm, ama sen öyle yazınca gelme işi suya düştü. Ne düşündüğünü bilemem, kendi açından haklı olabilirsin. Ama bir de benim durumumu tahlil edip değerlendirmeliydin. O zaman da benim haklı olduğuma karar vereceğinden hiç şüphem yok...

Sen şimdi aramızdaki anlaşmaya riayet etmedin. Mademki söz verdik , birbirimizin problemlerini de bilmek en doğal hakkımız. Eğer sen bana yazmış olsaydın bu durumu , mektubu aldığım gün olmasa bile hafta içinde Elazığ'da olurdum. Ayrılık benim için de artık çekilmez bir hal aldı. Bir yerde ben sana göre biraz daha şanslıyım, hiç değilse daha özgürce hareket edebiliyorum. Kafam bozulduğu zaman , seni anımsadığım zaman kısa bir süreliğine de olsa bir takım eylemler yapabiliyorum. Örneğin: Daha fazla çalışmak, içmek gibi...

İşte böyle hayatım, temenni edelim bu ayrılık çabuk bitsin.Şimdi, askerliğimi tecil ettirmek için (mart veya bir sene) Milli Savunma Bakanlığına bir dilekçe yazacağım. Eğer askerlik işi hallolursa bu ayrılık bitecek. Yok hallolmazsa birazcık daha uzayacak demektir. Ama elden geleni yapmalıyız. Kaderciliğe işi bırakmamalıyız. Gerçi biraz sıkılacağız, ama o kadar da olacak kanısındayım.

Asker dönüşü nerede çalışacağım belli olmaz.Onun için birtakım şeyleri baştan bilmekte yarar var kanısındayım. Ben iş için Hakkari'ye gitsem, yani Hakkari'de çalışsam benimle oraya gelir misin? Sen de diyeceksin ki bu nasıl soru; işte kafa esti de sordum...

Ya daldık kendi alemimize etrafı da göremez olduk. Sizinkiler ne yapıyor? N......, H....... sınıfını geçti mi? Tatil olduğu için ablanla sen evdesiniz, annen baban nasıl? İyi mi? Hürmetlerimi iletiver.

Bizim H......... evleneli yarım sene olacak neredeyse bir sefer bile gidemedik. Bir hafta sonu gitmeyi düşünüyorum, gideceğim zamanı haber vereyim sen de gel...

Demek misafirin geldi. Eh bol bol şeftali getirmiştir Bursa'dan. Günler ne çabuk akıp gidiyor. Bursa'ya davet ettiğini yazıyorsun arkadaşının. Evlenince nasılsa Türkiye turuna çıkacağız, o zaman uğrarız ne dersin?

Satırlarıma son verirken en iyi günlerin senin olmasını dilerim.
Cevabını acele bekliyorum. Kalem için özür...


A.......



"Ela gözlerine kurban olduğum
Yüzüne bakmaya doyamadım ben
İbret için gelmiş derler cihana
Noktadır benlerin sayamadım ben..."
.......

"Bütün sevgileri atıp içimden
Varlığımı yalnız ona verdim ben
Elverir ki bir gün bana derinden
Ta derinden bir gün bana gel desin..."

Sevgiler. Beğeneceğin umuduyla.............

21 Ocak 2010 Perşembe

YETMİŞ ALTINCI MEKTUP


20 TEMMUZ 1975
ZONGULDAK-Pazar

Canım Sevgilim,

Evet bu tatil gününde , sıcak ve güneşli bir günde sana bu mektubu yazıyorum. Saat 10.30 .
Öyle tahmin ediyorum ki bu mektubum senin için sürpriz olacak... Ne dersin, yanılıyor muyum yoksa?

Bugün denize gitmeyi düşünüyorum, biraz geç gideceğim. Radyoda :

"Bilmem bizim sonumuz neye varacak şimdi,,"

diye bir şarkı var şu anda. Ben de soruyorum biraz değiştirerek "Bizim halimiz ne olacak?"

Eğer 1974 senesinde düşündüğümü gerçekleştirseydim, bu temmuz, belki de ömür boyu beraberliğimizin başlangıç ayı olurdu, ama bazı nedenler bunu engelledi. Şimdi düşünüyorum da o zaman keşke bu kararımızdan dönmeseydik.

Kasımda askere gitmek istiyorum şimdi. Bu işler devlet işi, askeri işler; yani eğer onlar isterse gideceğim. İstemezse marta kalır. Yani bizim elimizde hiç bir şey yok. Ancak ben diyorum ki biz hazırlığımızı ekim ya da kasımda evlenecek şekilde yapalım, ne dersin? Eğer kasımda gidersem o zaman da ben askerken yani mart veya nisanda evlenebiliriz. Benim aklıma bundan başka çözüm gelmiyor! Hem bunun haricindeki çözümleri düşünecek değiliz. Bir çözüm daha var ki o da asker dönüşü evlenmek... Bu da çok uzun bir zaman beklemeyi gerektiriyor.

Bence o kadar beklemek gereksiz.Tabii bu arada eğer kasım,ekim veya martta evlenirsek birtakım fedakarlıklara katlanmamız gerekecek. Bütün bunlar olaylara tam bir yaklaşım içinde bulunmamamızdan ileri geliyor. İşte temmuzda evlenseydik kanaatimce iyi olurdu. Hem sonra birimiz orda, birimiz burda, pek iç açıcı durum değil. Bak ne diyor şarkıcı radyoda:

"Kadehinde zehir olsa, ben içerim bana getir..."

İşte, evde, yolda, çarşıda, denizde, arabada... bir takım olaylar , şarkılar,rastlantılar hep seni bana hatırlatıyor. Dolayısıyla beni dalgın adam yapıyor. Dalgın yapmakla kalsa duygulu, alıngan bir insan görüntüsü de verdirtiyor.

Bak dün denizde idim. Saat 12.00'de denize girdim, 14.00'te çıktım. Artık bitakım şeylerden zevk almaz oldum. Eskiden denizden çıkmazdım, şimdi ise adeta denizden kaçıyorum. Akşamları evde oluyorum ve erkenden yatıyorum. Bazen 8.00 , bazen 9.00, bazen de 10.00 'da... Ama bir türlü uyuyamıyorum seni düşünmekten. İşe de geç kalıyorum.

Geçen cumartesi Deniz Kulubü'ne gittik arkadaşlarla. Akşam geç vakte kadar oturduk. Millet gayet güzel eyleniyordu. Biz de oturduğumuz yerden eylenenlere bakıyorduk. O insanların, o şekilde eylenmeleri en doğal hakları, fakat bu bile beni menfi yönde etkiliyor. Ama bir gün bu huzursuz, sıkıntılı günler bitecek. İşte biz de o günleri bekliyoruz...

İşte sevgilim, ben sana yazmaya devam ediyorum, radyo da çalmaya... Ve saatler geçiyor. Evde kimsecikler yok, yani biz bizeyiz.

Geçenlerde S.....'yı Amasra'ya tatile gönderdik, 20 gün kaldı, kendini pek özletmedi. Ama cuma günü yengem, Ö......'ü de alıp Amasra'ya gitti ve iki gün geçmeden minik yeğenimi özlemeye başladım. Valla bu gidişle onu görmeye gitmem gerekecek. Öğlenleri eve yemeğe geliyorum, işe giderken arkamdan ağlıyor. Yani o kadar seviyor amcasını.

Bundan sonraki şarkıyı senin için tutuyorum, bakalım ne çıkacak? Nuri Sesigüzel'den "Ağlayan gözlerim bir gün gülecek" türküsü çıktı.

Neyse sevgilim , satırlarımı sonlarken en iyi günlerin senin olması dileğiyle sevgilerimi gönderiyorum...

A...........