ayrılık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ayrılık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
1 Nisan 2013 Pazartesi
RÜYA GİBİ GELDİ GİTTİ
Hepsi hepsi on beş gün, ama her saniyesi dolu dolu geçti. Birlikte küçük bir Türkiye turu bile yaptık. Gezdik, dolaştık, sevdiklerimizle kucaklaştık. Kısa kaldığımız yerlerde telaştan fotoğraf çekmeyi akıl edemedik, onları da yüreğimize yazdık...
Özlenen yemekler yapıldı, birlikte yemenin keyfi çıkarıldı. En çok da peynir çeşitleri masaları süsledi.
Yapılan böreklerin, tatlıların, keklerin, pizzaların tarifi istendi. En iyisi bloga yaz, biz gerektikçe oradan alırız, dendi... Sırayla yazarım, buradan paylaşırım onayı alındı.
Ve dünya tatlısı yolcu edildi...
Güle güle git, güle güle...
Gideli on beş gün oldu, ben ancak kendime gelebildim. İyi mi?
Etiketler:
ayrılık,
babalar ve kızları,
özge,
özlem,
sev dedi gözlerim
25 Mart 2012 Pazar
İNSAN İNSANA KAVUŞUR BİR GÜN

"BİR UÇAK DURUR GÖKYÜZÜNDE,
UÇUP DA GİTMEMEK ACI!"
Nicedir ay-gün sayıyorum...
Temmuz, ağustos, eylül, ekim, kasım, aralık, ocak, şubat, mart geçti.
Nisan var sırada, bir ay, otuz gün! Kavuşma yaklaşınca zaman daha mı ağır akıyor ne...
Kaç kez gitmeye niyetlendik, gidemedik. Ha deyince gidilecek gibi değil ki...
Bir uçak durur gökyüzünde,
Uçup da gitmemek acı!"
demiş Cahit Külebi, beni mi anlatmış?
Çayır kokusu türküler gibi,
Türküleri işitmek acı!
Özlem zor be günlük, küçük kızımı özlüyorum, kokusunu özlüyorum, sıcaklığını özlüyorum, yaşama sevincini özlüyorum, gülüşünü, konuşmasını, yürüyüşünü, duruşunu, sevecenliğini, dik duruşunu,kararlılığını, sevgisinin sıcaklığını, dostluğunu, her şeyini, her şeyini özlüyorum...
Mayısı bekliyorum, mayısa odaklanıyorum. Ne pişirsemin planlarını yapıyorum. Peynirin her çeşidini almalı diyorum, ille de peynir...
Geçen gün kamerada konuşurken tatlı tatlı sitem etti. Sesi hala kulaklarımda, gitmiyor... "Anne bu da yapılır mı?"
Ah! ben ne yaptım, insan düşünmez mi? Düşünemedim işte...
DİLEK blogumda PEYNİR Mİ TAŞ MI?" diye bir yazı yazdım, yetmezmiş gibi iki de peynir görseli ekledim! Görmüş peynirleri, canı çekmiş canımın iyi mi? "Burada da var peynir, ama Türkiye'dekiler başka, en çok peyniri özledim." demez mi? Hep sevdi peynirin iyisini. Çocukken ünlü "PEZ" isteyişi vardı. Peynir-Ekmek-Zeytin uyumayı geciktirmek için bulduğu bir yöntem.
"Hadi uyu artık!"
"Çişim geldi!"
"Peki..."
"İyi geceler, şimdi uyku zamanııı..."
"Acıktım!"
"Sabaha az kaldı..."
"Çok açım, PEZZZZ!"
Kalkar, uzun uzun peynir-ekmek- zeytin yer; yeniden yatar; öpülür koklanır, iyi geceler dilenir.
"Susadımmm!"
Seni çok seviyorum, mayıs tez gelsin, günler çabucak geçsin. Salonda koltukta uyuklamalarını, kaldırıp yerine götürme çabalarımın sonuçsuz kalışını özledim.Koltuk da, açık kollarım da seni kucaklamak için sabırsızlanıyor.
Babanı hiç sorma, sen gideli sulu göz oldu; onu teselli etmekle uğraşıyorum kendiminkini saklayarak...
Bir uçak durur gökyüzünde,
Uçup da gitmemek acı!
Mutlu olduğunuzu biliyoruz ya, aslında önemli olan bu, sen bana bakma emi...
Ayrılık dediğin bir göz yoksulluğu
Veee insan insana kavuşur bir gün...
Etiketler:
ayrılık,
Cahit Külebi,
özlem,
peynir mi taş mı,
PEZ,
şiir
16 Şubat 2012 Perşembe
AYRILIKLAR DA SEVDAYA DAHİL
Sabah babamın telaşlı sesiyle uyandım. Telefon dedi, koştum salona uykulu uykulu...
"Uyuyor musun?" eşimin capcanlı sesi... "Saat kaç?" "Dokuz buçuk..." Babamın endişeli bakışları arasında, " Bir şey mi oldu?" diyen benim uykulu, uyuşuk sesim. "Bugün ne?" "Aaaa evet ya!"
Çalışanlar için oldukça uygun bir saat dokuz buçuk, emekliler için değişik şeyler söylenebilir bu saat için. Burada yeni huy edindim. Çok erken uyanıyorum, biraz kitap okuyorum, bakıyorum babam uyuyor, ben de tekrar yatıyorum. Ve bu uyku beni dinlendirmiyor sersemletiyor.
Neyse 14 Şubat'a böyle uyandım. Şair ne demiş: "Ayrılıklar da sevdaya dahil." Attila İlhan mıydı bunu söyleyen? Evet evet oydu. Bir başkası: "Ayrılık yaman kelime..." Bir de "Ölüm Allah'ın emri ayrılık olmasaydı." Ve, "Ölüm ile ayrılığı tartmışlar yirmi dirhem fazla gelmiş ayrılık..." bunlar benim sevdiklerim.
Aslında ayrılıkla ilgili pek çok kişi pek çok yakınma cümleleri kurmuş, demek ki zor bir durum. Geçici ayrılıklar olsun diyelim biz yine de...
Biliyor musunuz "sevmek" belalı bir iş, çok zorluyor insanı. Sevmeyenler daha mı rahat yaşıyor nedir? "Sevgililer Günü" demişler adına ya bu sevgili sadece "yar" mı ola ki? "Yar yar seni kara saplı bir bıçak gibi bağrıma sapladılar!" demiş ya Bedri Rahmi, doğru vallahi... Saplandı mı çıkaramıyorsun, çıkarabilene de aşk olsun.
Bu sevgi işi zor be dostlar, yüreğin elden gidiyor, bu yetmezmiş gibi bedenin de oradan oraya savrulup duruyor. Bir yanın kanatlanıp uçarken, diğer yanın alev olup yakıyor.
Hafta sonu yolculuk var, seviniyorum. Eşimi özledim, hem de çok, ne yalan söyleyim... Evimi özledim; hayatımı özledim... Amaaa bir de işin aması var işte! Babamı kandıramadım. Alanya'da biraz daha kalayım, sonra gelirim dedi de başka bir şey demedi. Şimdi onu bırakıp gitmek zorundayım. Kanadımın biri kırık anlayacağınız. Durumu iyi, kendine bakabilir, yalnızlıktan şikayet etmiyor, gazetesini okuyor, haberleri kaçırmıyor, sıkı bir dizi takipçisi, sanatçıların hem gerçek adlarını hem de dizideki adlarını biliyor, hatta daha önce oynadıkları dizilerdeki adlarını bile söylüyor da şaşırıp kalıyorum. "Ama ne bileyim içim içime sığmazken içim içimi kemiriyor.
Küçük kızımı sorarsanız burnumun direği sızlıyor. Özledim, öyle böyle değil, çok özledim... Yakın bir yer değil ki koşup gidesin, uçakla on beş saat, yine de bir yolunu bulmalı, dur bakalım. Neyse ki canım canıyla birlikte, sevdiği yanında, anne yüreği işte ne bileyim. Veb kamerada görmeye devam şimdilik.
Eloş var, annesi babası...
Yakınma yazısı mı oldu ne? Oysa "Sevgililer Günü" ne dairdi yazdıklarım.
Neyse ne demişti ozan?
"Ayrılıklar da sevdaya dahil; çünkü ayrılanar hala sevgili."
Geçici ayrılıklarınız olsun efendim. Sevgiyle kalın...
8 Aralık 2010 Çarşamba
BEBEĞİMİ BÜYÜTÜRKEN
GÜNLÜK
21 Şubat 1978
Zonguldak
Gülüyorum şimdi 29 Aralık'ta yazdıklarıma...
İnsanın duyguları nasıl da değişken. Çok karamsarmışım o an neden bilmem. İnanın neye kırıldığımı bile hatırlamıyorum. Sadece şu anda çok pek çok mutlu olduğumu duyuyorum. Seviyorum, seviliyorum...
Karşımda biricik kızım , canım D.... 'im oynuyor. Bir yanında bebeği, telefonu ; diğer yanında başka oyuncakları... Bu oyuncaklara küçük radyomuz da dahil. Hatta en önemli oyuncağı bu radyo. Onsuz yapamıyor. Kadın şarkıcıları daha çok seviyor.
Şimdi de defteri çekiştirmeye başladı. Hep onunla ilgilenmemi istiyor tatlım. Bir saat sonra babamız da gelir. Mutluyuz.
Bugün kızım oturağa çişini yapmaya başladı. Elazığ'dayken tutunca yapıyordu; fakat yolculukta unuttu. Neyse ki şimdi yeniden başladı. Altını ıslatmayı bıraksa işi de azalacak. Seve seve yapıyorum; ama yavrum için de çok iyi olur. Artık rahatsız olmaya başladı.
Bu şubat tatilinde Elazığ'a bir kaçamak yaptık. A..... bizi Ankara'ya götürdü, dönüşte de Ankara'dan aldı. Uçakla gittiğimiz için fazla yorulmadık. Ailemi görmek bana çok iyi geldi, çok özlemişim onları. Moralim oldukça düzeldi. Keşke bütün sevdiklerimizle birarada olsak... Buraya geleli yedi ay olmuş. Ayrılık zor, üzücü.
Kucağımda oturacakmış küçük hanım... Defter de oldukça ilgisini çekiyor. Elinde kırmızı kalem, uzatıp duruyor. Bıraksam o devam edecek sanki yazmaya... Dokuz ayı bitti on dokuzunda. Yakında yürümeye başlayacak gibi...
Elazığ'dan döneli bugün beş gün oluyor. Geldikten sonra hiç boş kalmadım.Daha yapacağım pek çok iş var ama iki gündür sular akmıyor. Mola verdim onun için.
Ankara'da kardeşimi , teyzemleri, kuzenlerimi de ziyaret ettik.
Kar yağıyor, hava iyice soğudu...
Ülkenin durumu karışık. Olaylar, olaylar, olaylar... Gün geçmiyor ki kötü bir haber duymayalım. Kar topu gibi yuvarlanarak büyüyor. Acılara yeni acılar ekleniyor. Yetkililer sağır, yetkililer dilsiz... Aynı dili konuşmuyorlar sanki. Bir kör dövüşü sürüyor. İnsanlar ölüyor, analar ağlıyor. Duyan yok, gören yok, bilen yok, dur diyen hiç yok ! Sadece okullarda şubat tatilini anarşi nedeniyle on beş gün daha uzattılar. İkinci dönem altı Mart'ta başlayacak. Benim için iyi oldu bu, kızımla daha çok zaman geçirebileceğim. Ne yazık ki ülkemiz için aynı şeyi söyleyemiyorum şu an...
Kızıma H...... bakıyor ben okula gidince. Eşimin teyzesinin kızı. Yanımızda kalması iyi oldu. Şimdi ailesinin yanında, beş Mart'ta gelecek.
Kızımın uyku saati geldi. Yazmayı bırakıyorum artık. Bakalım bir daha ne zaman buluşacağız seninle sevgili günlüğüm... Şimdilik hoşçakal.
Etiketler:
anarşi,
Annelik,
ayrılık,
bakıcı,
bebeğim,
geçmişe bakış,
gurbet,
öğrenci olayları
25 Mart 2010 Perşembe
YÜZ YEDİNCİ MEKTUP
15 OCAK 1976
Elazığ
Elazığ
Canım A........'im,
Gönderdiğin üç mektubu aynı anda aldım. Önce hangisinden başlasam diye birazcık düşünmek zorunda kaldım. Sevincimin derecesini tahmin edersin değil mi hayatım?
Hemen sana bir müjde vereyim! Bir kez daha amca oldun... F..... ile H.........'nin bir kızları oldu. Duyunca bir tuhaf oldum; sevinsem mi, üzülsem mi bilemedim. Sanırım H.........'nin haberi olmuştur. Onunla görüşebiliyor musun? Bu konuda ne düşünüyor? Ayrılmaları beni çok üzdü, oysa ne güzel başlamıştı değil mi? Sevgiler bu kadar kısa sürede tükeniyor mu? Çocuğunu görmeye gelmedi herhalde. Ben, seninle birlikte gittiğimiz günden sonra F.........'yi hiç görmedim. Ablası okulda kardeşimi görünce bebeğin olduğunu söylemiş. İlk fırsatta bebeği görmeye gideceğim. Hayatım, bu konuda bildiklerini yazarsan memnun olurum. Merak ediyorum. Onları barıştırmanın bir yolu yok mu?
Bak hayatım, biz bu kadar zamandır bekleyeduralım, millet jet hızıyla evleniyor. Hatırlarsan bizim okula geldiğinde bir öğretmen arkadaşımla tanıştırmıştım seni, Beden Eğitimi öğretmeni... Yeni mezun... Öğrenciyken iki yıl arkadaşlık yaptığı biri varmış. Arkadaşın tayini buraya çıkınca ayrı düşmüşler. Çocuğun ailesi evlenmelerine karşıymış. Neyse uzatmayayım, buradan bir ay önce nüfus cüzdanını göndermiş çocuğa. İstanbul'da işlemleri başlatmış arkadaşı. Kız da rapor alıp 20 gün önce gitti İstanbul'a. 15 Gün içinde evlenmişler. Delikanlı İstanbul'da okuduğu için tayin işlemlerini de başlatmışlar. Ne hız değil mi? Darısı başımıza...
Yılbaşı tatilinde gelmek isteyip de gelemeyişine çok üzüldüm. Bu ayrılık bitsin artık diye haykırmak geçiyor içimden! Tabii bu da sessiz bir çığlık olarak içimde kalıyor.
Canım, okula gideceğim. Acele oldu yine. Biraz da canım sıkkın. İyi olduğum zaman uzun yazarım.
Sonlamak üzereyken aklıma geldi. Hani Ankara'ya indiğinde ( Elazığ'dan gidişte) bir olay olmuştu da bana yazmamıştın. Sonra söylerim , vs demiştin. İşte galiba ben onu çözdüm. Fakat senden duymayı tercih ederdim. Saklamana bir anlam veremedim. R...... ve E....... ile karşılaşmanız mıydı, sonra anlatırım dediğin olay? Yazarsan sevinirim. R........ tatile gelince ablama anlatmış . Gerçi bizi ilgilendiren bir durum yok. Herhalde duyulmasını istemediler o sıra...
Şimdilik sonlarken en güzel günlerin senin olmasını dilerim.
Sevgiler...
N..........
28 Ocak 2010 Perşembe
DOKSAN BİRİNCİ MEKTUP

18 KASIM 1975
ELAZIĞ
ELAZIĞ
Canım Sevgilim,
Her sabah olduğu gibi bugün de kalkar kalkmaz odayı topladım, giyindim. Arkasından salona geçtim, seni uyandırmak için. Birlikte yeni bir güne başlamak için... Ama olmadı, boştu yatağın! Yine başlamıştı özlemimiz, ayrılığımız. Ayrılık yaman bir sözcük...
Önümüzde bir aşama, bir engelimiz daha vardı; onu da aşmak zorundaydık. Dileğimiz bu son engelimizin olması değil mi?
Dün akşam sen gittikten sonra perişan oldum... Ne yapacağımı bilmez bir halde dolaştım durdum. Saat 22.00 oldu ve yattım. Ne zaman uyuyabildiğimi bilemiyorum. Şimdi sabah saat 10.00... Birkaç saat olmuştur sanırım Ankara'ya varalı. Yolculuğun iyi geçti mi? Belki de şu an kardeşimdesindir. Öğleden sonra da askerlik başlayacak değil mi? Bundan böyle A........cik, pardon ya , MEHMETCİK oluyorsun öyle mi sevgilim?
Sık sık yaz bana . Özlemlerinden, geleceğimizden, kendinden bahset. Ben de yazacağım. Ancak böyle geçer bu uzun günler. Yoksa dayanamayız bu ayrılığa, görüyorsun gün geçtikçe zorlaşıyor... Gelecekte hiçbir şekilde , bir anlık dahi olsa , ayrılmayalım olur mu hayatım?
Bak bitanem , şimdi okula gitmek için hazırlanacağım, yine günlerim aynı şekilde geçip gidecek. Beraberliğimizin başlayacağı güne kadar bu böyle sürecek...
"Sensiz kalan gönlümde bil ki hayat virane
Sen yoksun ya yanımda bu alemden bana ne..."
öyle değil mi sevgilim?
"Ayrılık dediğin nedir ki Mehmetcik...
Ayrılık dediğin bir göz yoksulluğu
Ve insan insana kavuşur bir gün...."
diye doğru söylüyor şairimiz. Bir gün biz de hiç ayrılmamak üzere bir arada olacağız.
HASRET
"Senin için yaşıyorum, seninim dersem
İnanır mısın bana?
Sever misin,
Senin için yanıp tutuşanı, senin için öleni?
Bir tebessümünle dünyaların benim olacağını bilir misin?
Duyar mısın seni çağıran sesimi ?
Haykırsam evrene adını
Seni sevdiğimi bağırsam dağlara
Yankı vurup da kulaklarına bana döner misin?
Bana dönsen hürlüğümü tadarım dudaklarında
Hasretliğim sona erer yumuşak ellerinde
Uzak yollardan seni delice sevene
Bu garibe döner misin?
Gel artık yeter bu hasret
Ağlıyorum..."
"Senin için yaşıyorum, seninim dersem
İnanır mısın bana?
Sever misin,
Senin için yanıp tutuşanı, senin için öleni?
Bir tebessümünle dünyaların benim olacağını bilir misin?
Duyar mısın seni çağıran sesimi ?
Haykırsam evrene adını
Seni sevdiğimi bağırsam dağlara
Yankı vurup da kulaklarına bana döner misin?
Bana dönsen hürlüğümü tadarım dudaklarında
Hasretliğim sona erer yumuşak ellerinde
Uzak yollardan seni delice sevene
Bu garibe döner misin?
Gel artık yeter bu hasret
Ağlıyorum..."
Şiiri hatırladın mı ? Sen yazmıştın bana...
Satırlarında buluşmak üzere şimdi sonluyorum. Askerliğin hayırlı olsun.Allah kolaylık versin. Özlemle gözlerinden öperim canım benim.
N........
27 Ocak 2010 Çarşamba
SEKSEN YEDİNCİ MEKTUP
18 EKİM 1975
ZONGULDAK
Cumartesi
ZONGULDAK
Cumartesi
Canım Sevgilim,
Senden ayrılalı, hemen hemen bu satırları yazmaya başladığım şu anda , bir haftaya yaklaşıyor. Ama sensiz geçen bu hafta, bana sanki bir asır gibi gelmeye başladı. Bu ayrılık bana iyice zor gelmeye başladı. Ve önümüzdeki zamanda, bile bile, yine uzun bir süre ayrı kalacağımızı düşünmek beni rahatsız ediyor. Ama başka çaresi de yok görünüyor! Katlanmaya çalışacağız.
Şimdi yanımda bir misafirim var. Onunla beraber yazıyoruz bu mektubu. Az önce birlikte nişan resimlerine de baktık onunla. Kim biliyor musun ? Ö....., şimdi de sürünmeye başladı. Evin her tarafını geziyor...
Evet sevgilim, pazar akşamı geldim, pazartesi günü işe gittim. Bir türlü vakit geçmek bilmedi. Velhasıl hafta sonunu getirdim, ama gel bana sor! Aklım fikrim hep seninle meşgul. Hep seni düşünüyorum, beraberliğimizi düşünüyorum ... İleride kuracağımız yuvamızı düşünüyorum.
Yuvamızda tatlı günlerimiz olacak, çocuklarımız olacak... Kızımızın sana benzemesini isterim. Bir ömür boyu birlikte günlerimiz neşe içinde geçmeli. İşte böyle hayatım. Bu ayrılıklar bizi yine üzecek, fakat bizi birbirimize daha fazla yaklaştıracak. Bölünmez bir bütün yapacak.
Ve nihayet bu ayrılıkların sonunda hedefe varacağız. Mutluluğa giden yol , bütün yokuşları aşılmış, engebeler geçilmiş ve önümüzde dümdüz bir şerit halinde uzanacak. Ve biz mutluluğu , bir şaraba yahut rakıya benzetirsek , kadehleri bir dikişte değil, yavaş yavaş , sindire sindire içecek ve mutluluğu o şekilde tadacağız sevgilim.
Evet sevgilim, bu sana hafta içinde yazdığım ikinci mektubum. Hayatım birbirimize özlemimizi ancak bu şekilde giderebileceğiz. Onun için geciktirme vs. olmasın. İkimiz de mektuplarımıza hemen cevap yazalım. Dolayısıyla her hafta senin ve benim mektuplarımız aynı anda elimize geçsin.
Mektubunu, beklediğim mektubunu dün akşam aldım. Okuya okuya eskittim, inanır mısın ? Sana geçen mektubumda hasta olduğumu yazmıştım. Şimdi oldukça iyiyim. Ama yine de tedaviye devam ediyorum. Doktor birtakım ilaçlar yazdı, ama bir şey bildiği yok. Çok cahilmiş doktor! Halbuki benim hastalığımın bir tek ilacı var, o da sensin hayatım...
..........
Beni yakından tanıyanlar bende bir değişiklik olduğunu söylüyorlar .
Evet sevgilim , evet ben çok değiştim... Bambaşka bir insan oldum. Hani bazen şarkılarda, türkülerde anlamlı sözler vardır. Bir tanesi:
"Yaşamanın gayesini seni sevince anladım." der.
İşte ben de yaşamanın gayesini seni sevince anladım diyorum. İnan otobüs kalkarken bana pek zor gelmedi ayrılık... Ne bileyim gittiğime pek inanmıyordum çünkü. Ama o garajdan dışarı çıkınca bir hüzün çöktü içime... Hani birisi bir şey dese ağlayacaktım. Öyle camın kenarında dalmışım.
Neyse hayatım, şu mektubunu bir daha okuyayım da , yazmaya ondan sonra devam ederim.
Evet sevgilim , bu ayın sonunda Ankara'dayım. İmtihan için. O yazdıkların aynen benim aklımdan geçiyor. Ben bu sefer Gülhane Hastanesine gidip teyzen ve eniştenle tanışacağım. Şu askerlik Elazığ'a çıksa ne güzel olurdu...
"Bir gece ansızın gelebilirim. Beni bekliyorsan uyumamışsan, sevinçten kapında ölebilirim."
Yani hazırlıklı ol. Her an beni karşında görebilirsin. Bu duruma kendini alıştır. Tamam mı tatlım. Gerçi ilk gelişim biraz geç oldu. Epeyce eziyet çektik. Ve kendi kendime hala kızıyorum. Bundan sonra böyle olmaz, olmayacak. O sıra işe yeni başlamıştım. Hakkım olmadığı halde çok izin kullanmıştım.
Sevgilim senden bir ricam var. Gerçi sen bunu ikimiz adına yapmışsındır, ama bir de ben teşekkür etmek isterim, dostluklarına... Faruk'un soyadını bana yaz.
Satırlarıma istemeyerek son verirken annemin babamın ve diğer aile bireylerinin sana ve ailene çok çok selamları var. Abim çarşamba günü Bursa'ya iş için görevli gitti. Eğer arkadaşının nişan yerini bilse idik onu ikimizin temsilcisi olarak nişana gönderirdik. Hayatım, en iyi günler senin olsun.
A..........
Not: Kardeşin okula başlamıştır. Onu benim yerime tebrik ediver. Başarılar dile, oldu mu canım? Tabii sana da yeni öğretim yılında başarılar dilerim.( Yazdıkça mürekkebin rengi değişmiş.)
25 Ocak 2010 Pazartesi
SEKSEN ALTINCI MEKTUP

13 EKİM 1975
ZONGULDAK
ZONGULDAK
Canım Sevgilim,
Satırlarıma en güzel günlerin senin olması dileğiyle başlıyorum. Senden ayrıldıktan sonra yolculuk oldukça huzursuz geçti. 15 saat üzerine Ankara'ya vardık. Her zaman 12 saatte giden arabalar nedense bu kez 15 saatte gidebildi.
İşte kısa bir zaman aralığından sonra hasret yine başladı. Arabada ilk anlar devamlı yanımdakinin sen olduğunu zannediyordum. Sana bir hafta süresince o kadar alıştım ki... İşte bu nedenle bu ayrılık benim için oldukça zor olacak. Şimdiden beni mahsunlaştırdı.
Ve şimdi oldukça şiddetli gribim. Bugün doktora gittim. Hem de iki ayrı doktora... Bir sürü ilaç , şurup, hap vs. verdiler. Şimdi kullanmaya başladım.
Ankara'da N..... ' a uğradım, evdeydi. 1,5 - 2 saat Kadar oturdum onlarla. Sonra ayrıldım oradan. Terminale geldim, bir müddet bekledikten sonra Zonguldak otobüsüne bindim.
Evet sevgilim, işte böyle. Elazığ'dan buraya geldim. Karacaoğlan'ın:
" Kıştan geldim güneşle birden dağlandı gönül
Çukurova'da odlar gibi dağlandı gönül"
demesi gibi ... Ben de yazdan kışa geldim. Burası oldukça soğuk. Bizimkiler soba kurmuşlar, şimdi yanımda soba yanıyor. Aksırıyorum, öksürüyorum. Ve üzerimdeki melaneti atmaya çalışıyorum. Ama nafile bir türlü gitmek bilmiyor. Birkaç gün tedaviye devam edeceğim.
Akşam saat onda buraya geldim. Tabii oy da yattı, seçimi de kaybettik...
Bugün H......'ye telefon ettim, konuştuk; ona annesinin dediklerini ilettim.
Ben şimdi Ankara'ya gideceğim. Mehmet Beyi bulacağım. Ve diyeceğim ki " Bak arkadaş benim 4 aydan sonra taayinimi Elazığ'a çıkarttır. Forsunu kullan , biz evleneceğiz! " diyeceğim.(şaka şaka) .
Ben evliliği Temmuz 976 olarak düşünüyordum, ama şimdi Mart 976 olarak düşünmeye başladım. Sanki şu askerlik 4 ay olsaydı ne olurdu? Gel de kızma, sinirlenme. Hiç değilse ayrılık bu kadar uzun sürmezdi. Bu sefer bambaşka oldu sevgilim.
Hayatım, insan bir yere alışıncaya kadar oldukça zorluk çeker. Buna intibak da denir. Şimdi sen öğretmenlik mesleğine birden bire intibak edebildin mi? Sen ve ben işte böyle bir intibak devresi geçirdik sevgilim.
Sen benim kalbimdesin, kalbime girip yerleştin. Kendine oldukça sağlam bir yer buldun. Senin ordan çıkıp gitmen düşünülemeyecek şeyler. Orası öyle bir yer ki orada ancak sana yer var. Senden başkası orada yer bulamaz. Sen de oradan çıkarsan eğer, bu düşünülmeyecek bir şey, o zaman deprem olduğunda binalar nasıl çökerse, yerle bir olursa ben de tıpkı onlar gibi sarsıntıya tahammül edemem. Çökerim, yok olurum. Devamlı benimlesin; çarşıda, pazarda, sokakta, şurda, burda...
Ve sen beni bütünleyensin...
...............
Hele o günlerin geçmesini hiç mi hiç istemezdim, istemiyordum. Ama bir yerde gerçekçi olmak gerekir değil mi? Sen, evet sevgilim sen, alınyazım, kaderimsin, sevgilimsin, aşkımsın; yakın bir gelecekte yuvamın kadını, çocuklarımın annesisin. Bahçemde bağımsın, yürürken hayalimsin. Çalışırken işimsin... Sen benim her şeyimsin. Her şeyim... Her şey seninle güzelleşiyor, yüceleşiyor. Sensiz bir hayat düşünemiyorum. Sen hayatıma bir yön verdin, beni düşünceli bir insan yaptın. Beni kalbi hasta , senin için yanıp tutuşan ve sızlayan bir insan yaptın.
Nişandan sonra istemeyerek sana çektirdiklerim için özür dilerim. Bundan sonra inan öyle olmayacak.
Satırlarımı sonlarken anneme, babama , M.....'e ve H.....'e selamlarımı ilet.
Sevgiler...
A........
22 Ocak 2010 Cuma
YETMİŞ SEKİZİNCİ MEKTUP

1 AĞUSTOS 1975
ZONGULDAK
ZONGULDAK
Sevgili N...... ,
Kısa bir aradan sonra yine karşındayım.Haftanın bu ilk gününde sana iş yerinden sesleniyorum. Umarım iyisindir.Günlerin neşe içinde geçiyordur.
Bugün haftanın ilk günü . Derler ki "Yeni bir gün; yeni bir ümit, yeni bir ışık ve hedefe atılmış yeni bir adımdır."Biz de hedefe bir adım daha yaklaşıyoruz.
Ben bu güne biraz uyuşuk bir şekilde başlıyorum. Çünkü gece ikide yattım. Hani sana bahsetmiştim, bizim beşli bir arkadaş grubu vardı, diye... Dün akşam onlardan birinin nişanı vardı. Valla şu geçirdiğim üç gün belki de hayatımın en hareketli günleriydi. Gerçi hareketli olmasına hareketli ama neşeli tarafı yoktu.
Cuma günü iş için Amasra'ya gitmiştim. Meğer cumartesi va pazar Amasra'nın kurtuluş günü etkinlikleri varmış. Bu nedenle herkes sabahlara kadar eğlendi. Gerçi biz de ikiye kadar uyumadık, gezdik. Velhasıl biraz kıskançlıkla, birazcık da moral bozukluğu içinde bol bol eğlenenlere baktık. Çünkü bizim için yapılabilecek en iyi şeylerden biriydi bu...
Orada çay bahçeleri yan yana ve hepsi de deniz kenarında.Ben de bunlardan birine, saat 21'de biraz kafayı dağıtmak amacıyla oturdum denize karşı. İşte böyle bir durumda iken uzaktan kulağıma "Çayda Çıra" sesi gelmeye başladı...
Kendi kendime "Hadi ordan A...... ,sen artık ses duymaya da başladın! " diye düşündüm. Saat 23'te oradan çıktım. Arkadaşları aradım, bulunca yanlarına oturdum. Bir de ne göreyim ! Halk Oyunları ekibi Artvin Oyununu oynuyor. Ve ondan sonra Antep oyunları. Meğer açılışı Elazığ'ın meşhur "Çayda Çıra " sıyla yapmışlar. Arkadaşlar benimle dalga geçtiler. Elazığ oyununu kaçırdığım için. Çok da beğenmişler.
Yengem üç hafta önce Ö........'ü de yanına alarak Amasra'ya gitmişti. Cumartesi onları göremeyince köye haber gönderdim, gelsinler diye. Pazar günü geldiler . Daha evvel öğlenleri işe giderken arkamdan ağlayan Ö...... beni orada tanımadı. Halbuki biraz da onu görmek için Amasra'ya gelmiştim. Çok moralim bozuldu.
Pazar günü Amasra tam bir kurtuluş günü yaşadı. Yüzme yarışları, sandal yarışları vs. yapıldı. Bu arada bir de plaj güzeli seçildi. Folklor gösterileri, şenlikler, sembolük olarak kurtuluşun canlandırılması, tam bir festivaldi. Cenovalılar kalede. Yeniçeriler geliyor, kalenin anahtarını papazdan, kale kumandanından alıyor ve kale fethedilmiş oluyor... Giysiler tam o zamanki gibi.
Önümüzdeki yıllardaki kurtuluş törenlerine birlikte gideriz artık... Hem o zaman kurtuluş günü daha anlamlı olur benim için. Ne dersin?
Valla N..... , bu sıra ekimde evlenme düşüncesi bende sabit fikir haline geldi. İşte sevgilim günlerimiz böylece akıp gidiyor. Mektubunu alalı birkaç gün oldu. Sana hemen yazmak istedim ama yazamadım. Çünkü sana yazarken başka bir şey düşünmek istemiyorum. Kendimi tamamen tecrit edilmiş , seninle baş başa, karşı karşıya imiş gibi kabul etmek istiyorum. Bu nedenle de cevabım biraz uzuyor. Eğer askerlik hikayesini martta tecil ettirirsem ekimde evlenmemizde bir mahsur yok sanırım. Ne dersin? Bence bir işe karar vermek o işi %50 yapmak demektir. Onun için hazırlığını ekim için yap...
Sevgilim, sen ve ben kuracağımız yuvamızın hazırlıkları içindeyiz. Şu anda ben burada çalışıyorum. Sınavlar için 15 gün, nişan için 15 gün izin kullandım. Ayrıca askerlik işlemleri için bir hafta Ankara'da izin kullandım. Yine askerlik için B.......'a gitmem gerekti, bir iki gün de orada harcadım. Dolayısıyla izin alamıyorum. Yakın olsa hafta sonu geleceğim. Ancak hafta sonu yola bile yetmiyor. Bu durum beni de çok üzüyor. Sen benim suçlu olduğuma inanıyorsun. Ben martta Elazığ'dan ayrılırken döneceğim diye ayrılmıştım. Niyetim gerçekten dönmekti. Bu düşünce ile buraya geldim. Birtakım olaylar gelişti ve dediğim zamanda gelemedim. Ben 1 Mayıs'ta Ankara'da idim. Eğer işler 30 Nisan'da bitmiş olsaydı, 1 Mayıs'ta Elazığ'da olacaktım, olmadı! Temmuz'da kesin kararlıydım, arkadaşları da bu arada görürüm diye düşünmüştüm, ama sen öyle yazınca gelme işi suya düştü. Ne düşündüğünü bilemem, kendi açından haklı olabilirsin. Ama bir de benim durumumu tahlil edip değerlendirmeliydin. O zaman da benim haklı olduğuma karar vereceğinden hiç şüphem yok...
Sen şimdi aramızdaki anlaşmaya riayet etmedin. Mademki söz verdik , birbirimizin problemlerini de bilmek en doğal hakkımız. Eğer sen bana yazmış olsaydın bu durumu , mektubu aldığım gün olmasa bile hafta içinde Elazığ'da olurdum. Ayrılık benim için de artık çekilmez bir hal aldı. Bir yerde ben sana göre biraz daha şanslıyım, hiç değilse daha özgürce hareket edebiliyorum. Kafam bozulduğu zaman , seni anımsadığım zaman kısa bir süreliğine de olsa bir takım eylemler yapabiliyorum. Örneğin: Daha fazla çalışmak, içmek gibi...
İşte böyle hayatım, temenni edelim bu ayrılık çabuk bitsin.Şimdi, askerliğimi tecil ettirmek için (mart veya bir sene) Milli Savunma Bakanlığına bir dilekçe yazacağım. Eğer askerlik işi hallolursa bu ayrılık bitecek. Yok hallolmazsa birazcık daha uzayacak demektir. Ama elden geleni yapmalıyız. Kaderciliğe işi bırakmamalıyız. Gerçi biraz sıkılacağız, ama o kadar da olacak kanısındayım.
Asker dönüşü nerede çalışacağım belli olmaz.Onun için birtakım şeyleri baştan bilmekte yarar var kanısındayım. Ben iş için Hakkari'ye gitsem, yani Hakkari'de çalışsam benimle oraya gelir misin? Sen de diyeceksin ki bu nasıl soru; işte kafa esti de sordum...
Ya daldık kendi alemimize etrafı da göremez olduk. Sizinkiler ne yapıyor? N......, H....... sınıfını geçti mi? Tatil olduğu için ablanla sen evdesiniz, annen baban nasıl? İyi mi? Hürmetlerimi iletiver.
Bizim H......... evleneli yarım sene olacak neredeyse bir sefer bile gidemedik. Bir hafta sonu gitmeyi düşünüyorum, gideceğim zamanı haber vereyim sen de gel...
Demek misafirin geldi. Eh bol bol şeftali getirmiştir Bursa'dan. Günler ne çabuk akıp gidiyor. Bursa'ya davet ettiğini yazıyorsun arkadaşının. Evlenince nasılsa Türkiye turuna çıkacağız, o zaman uğrarız ne dersin?
Satırlarıma son verirken en iyi günlerin senin olmasını dilerim.
Cevabını acele bekliyorum. Kalem için özür...
A.......
"Ela gözlerine kurban olduğum
Yüzüne bakmaya doyamadım ben
İbret için gelmiş derler cihana
Noktadır benlerin sayamadım ben..."
.......Yüzüne bakmaya doyamadım ben
İbret için gelmiş derler cihana
Noktadır benlerin sayamadım ben..."
"Bütün sevgileri atıp içimden
Varlığımı yalnız ona verdim ben
Elverir ki bir gün bana derinden
Ta derinden bir gün bana gel desin..."
Sevgiler. Beğeneceğin umuduyla.............
Etiketler:
Amasra,
aşk mektupları,
ayrılık,
özlem,
sitem
20 Ocak 2010 Çarşamba
YETMİŞ BEŞİNCİ MEKTUP

11 TEMMUZ 1975
Cuma
Canım Sevgilim,Uzun bir aradan sonra ancak şimdi yazabiliyorum. Mektubunu almama rağmen sana bir türlü yazamadım.
Geçen hafta başında başlayan bir iş , belki bana hayatımın en yorucu iş devresini, belki de en yorucu haftasını geçirtti! Bir bant güzergahının değişmesi gerekiyordu. Hem de çok kısa bir zamanda...
Pazartesi saat 8.00 'de çalışma başladı.
1. Ekip salı sabahına kadar çalıştı 24 saat! 2.Ekip salı sabahından çarşamba sabahına kadar çalıştı 24 saat! Sonra tekrar 1. ekip, daha sonraki gün 2. ekip...
Bütün bu zaman zarfında bunların başında bulunmak! Ve çarşamba akşamına kadar uykusuz, yorgun argın çalışmak hoş bir şey değil. 60 saat bilfiil işin başında bulunmak beni oldukça yordu. Valla işçilik daha rahatmış. Şimdi başımda bir sürü sorumluluk!
Neyse, mektubundan günlerinin neşeli geçtiği anlaşılıyor.
Valla senin imtihanda gözlemci olarak bulunacağın hiç aklıma gelmezdi. Ama çocukları terlerken görmek çok hoş olsa gerek! Ben öğrenciyken imtihanlarda daima sınıfın en arkasında otururdum. Kopya çekebilirsem çekerdim. Eğer soruları yapamıyorsam, kağıdı kalemi bırakır arkadaşları seyrederdim. Onları imtihanda seyretmesi çok hoş oluyordu.
Sevgilim temmuzun başında Elazığ'a gelmeyi düşünüyordum. Bu düşüncemi sana yazdığımda tepki gördü. Şimdi sen yaz tatilindesin. Şöyle birkaç günlüğüne seni buraya davet ediyorum.
Ne o bakıyorum bir tuhaflaştın? Neyse gelebilirsen gelirsin. Hem Ankara'ya geleceğine göre... Ne güzel olurdu değil mi?
Herhalde bundan önceki mektubunda arkadaşın Ülkü'ye gideceğini yazıyordun. Ankara'ya ne zaman gideceğini ve bulunacağın adresi bana yazarsan ben de Ankara'ya gelirim. Bak görüyor musun en kısa olmasını dilediğimiz ayrılık hemen hemen en uzunu olmak üzere. Bu gidişle ben herhalde kasımda askere gideceğim. Çarşamba günü buraya H........ geldi. Biraz konuştuk , sohbet ettik. O da sanırım kasımda asker... Çünkü tecil ettirememiş.
Okulu iyi ki bitirmişim. Çünkü gerek gazetelerden gerekse gelen giden arkadaşlardan öğreniyorum. Elazığ'daki siyasi ortam hiç iyi değilmiş. Siz olayların içinde olmasa da orada yaşadığınızdan tedirgin oluyorsunuzdur.
Valla mektup yazmak için kağıt ve zarfı alırken sizin komşuda çektirdiğimiz resimleri gördüm. Ve bir an şöyle bir geçmişe doğru, marta doğru uzandım. Valla o son gün var ya , hani o cumartesi günü hatırlıyor musun? O gün sarhoş gibiydim. İşte böyle ... O günün üzerinden 5 ay geçmek üzere...
Satırlarıma burada son verirken S....... ailesinin Ç....... ailesine selamlarını iletirim.
Sevgiler...
A...........
17 Ocak 2010 Pazar
YETMİŞİNCİ MEKTUP
22 MAYIS 1975
Elazığ- 13.30
Elazığ- 13.30
Sevgili A.........'im,
Cevabını işlerimin yoğunluğu nedeniyle biraz geciktirdim, özür dilerim.
Çocukların son yazılıları, ortalamalar, not fişleri... oldukça yordu ve zamanımı aldı.
Derslerine girdiğim sınıflardan toplam 50 öğrencim kaldı. Onların üzüldüğünü , ağladığını gördükçe ne çok üzüldüğümü bilemezsin. Duygusal davranmamak için adeta kendimle mücadele ettim. Bu sabah evdeydim,kapının zili çaldı, gidip açtım; bir öğrencim gelmiş notunu soruyor, İstanbul'a gidecekmiş. Karneleri 26'sında verilecek, neyseki geçmişti. İnan sınıfta bırakmak , sınıfta kalmaktan zormuş... Küçük yeğenin ne yaptı derslerini?
Benim günlerim monoton bir şekilde geçiyor. Dün karneleri doldurmak için okula gittim, bugün tatil.
Evde H........ ile benden başka kimse yok. Bir ara sinemaya gidelim diye tutturdu, iyi film yok diye vazgeçirdim. Şimdi kitap okuyor. Bir yandan da plak dinliyor. Ben de sana yazmakla meşgulüm.
Okulun son günleri oldukça yorulduk. Tatil iyi geldi, gerçi kurslar var ama bu kadar yorucu olmaz. Yarın Yatılı Bölge Okulları giriş sınavı yapılacak.Orada gözetmen olarak görevliyim. 26 Pazartesi günü öğretmenler kurul toplantısı yapılacak, 28'inde de kurslar başlıyor.
Sen nasılsın? Gerçekten hareketli günler geçirmişsin.Özellikle Ankara'daki günlerin benim için sürpriz oldu. Kardeşimle anlaşmanıza da çok sevindim, mutlu oldum.Mektubunu ilk okuyuşta pek anlayamadım da ikinci okuyuşta kavrayabildim durumu...
ANNELER GÜNÜ için gönderdiğin telgrafa ANNEM adına teşekkür ederim. ANNEMİN memnuniyetini görecektin.Ben de gurur duydum seninle. Bir gün önce de Ankara'dan kardeşimden gelmişti.
Resimleri F......lerle gönderdim, sanırım almışsındır . Onlarla ancak yarım saat kadar görüşebildik. 16 Mayıs günü okula gelmişler. O gün okulun son günü olduğu için çocukları eve göndermişlerdi. Ben de okuldaki arkadaşım H........'nin ısrarını kıramadığım için onlara gittim. Beni bulamayınca eve gitmişler, Annem'le biraz oturmuşlar.Kısmet olmadı görüşmek.Pazar günü akşama doğru H.....'le birlikte gidip biraz oturduk.O akşam yola çıkacaklardı.Resimleri verdim.Sizin, Kandilli'ye, onlara gideceğinizi söylediler. Gideceğiniz günü bildir de ben de geleyim. Olmaz mı?!
Biliyor musun seninle evlenmekten vazgeçtim. Neden mi? Nedeni basit...
Ben seninle " komando" olmadığın için nişanlandım. Sen tutmuş askerde "komando" olacağım , diyorsun. "Komando A..........!" doğrusu çok hoşuma gitti. Eh o zaman bir resmini de gönderirsin. Sahi sizin saçları da keserler değil mi? Bak A........'im, belki de askerlik tesadüfen buraya olur, o zaman bol bol görürüm asker halinle... Çok mu romantiğim? Haklısın , olmayacak bir şeyden bahsediyorum.
Düğün 76 Martına, en geç temmuz veya ağustosa olur herhalde. En doğrusu da bu belki de.
H.......... kasımda askere gitmenin çok güç olduğunu söyledi, %30 ihtimal de olsa düşünmemiz gerekir kanımca. Ya kasımda almazlarsa, gidemezsen? Diyelim 76 Temmuz'unda aldılar, o zaman çok uzamıyor mu? Kasımda gidersen iyi olur. Hazırlıklarımızı da tamamlarız. Ya aksi olursa... İşler biraz çatallaşır değil mi? Kasımda gidersen benim tayin de kolayca gittiğin yere olur. Arkadaşlara sordum, en fazla iki yıl uzatılıyormuş galiba. O da ikinci yıl için ya rapor almak lazımmış ya da çalışılan iş yerinden , gitmemesi iş yeri için yararlı , diye bir kağıt almak gerekliymiş. Neyse hayırlısı nasılsa öyle olsun diyelim. Zaman her şeyi çözümler.
Mektubunu alışımı ve okuyuşunu görmeliydin! Dersteyken nöbetçi öğrenci geldi, "Öğretmenim telefonunuz var!" dedi. Merdivenleri koşarak indim, ilk anda hemen sen geldin aklıma. Belki de buraya gelmiştir, diyerek sevinçle açtım, ama sonuç ilk anda hayal kırıklığı oldu! Arayan bizim Münevver'miş ( Bilse ne kadar üzüldüğümü mutlaka darılır bana).
Yaz kurslarına gidecekmiş, benim de gitmem için ısrar ediyordu. İşte tam o sırada tutuşturdular mektubunu elime. Nasıl sevindim , anlatamam. Neyse ki bir sonraki dersim Beden Eğitimi idi, çocuklar hazırlanırken rahat rahat okudum mektubunu. Bu arada kız öğrencilerin Beden Eğitimi öğretmeni olduğumu da söylemiş oldum.
Aklıma gelmişken yazayım, H........., sizin komşunun tlf. nosunu vermiş anneme, ama ben pek önemsemedim. Sanırım kullanmıyorsunuz, rahat olsaydı bana bildirirdin , diye düşündüm.
Yaz kurslarından söz ettim , biraz önce. Her yaz tatilinde öğretmenlere seminerler, kurslar düzenleniyormuş. Bu yılki Türkçe Öğretmenleri semineri Van Öğretmen Okulunda olacakmış, Münevver gidecekmiş, benimle birlikte gitmek istedi. Bu yıl gidemeyeceğimi söyledim. Her yıl düzenleniyormuş.İlerde birlikte gideriz olur mu?
Ha bak ben ne aldım! Halı... Çok mu komiğine gitti. Vallahi benim de tuhafıma gidiyor, ama hoşuma da gidiyor. Çeyiz yapıyorum artık. Simli ipten koltuklara kırlent örüyorum, duvarlar için pano işleyeceğim . Görüyor musun çok da hamaratım.Bu kadar övünme yeter sanırım.
Elazığ!da iki gündür tam bir yaz havası var. Yağmurlardan bıktığım için çok hoşuma gidiyor.Kaç gündür içim sıkılıyordu, moralim de bozuktu; bugün iyi hissediyorum kendimi.
Geçenlerde öğrencilerimle resim çektirdik.Özellikle dikkat ettim boynuma. Neyse bu resim de dimdik, hem de çok dik durmuşum, asker gibi...Allah kimsenin boynunu bükük koymasın!
Kardeşimin canı sıkılmaya başladı. Çay demlemiş , birazdan içeceğiz. Düşündüm, başka yazacak da yok galiba... Aklıma sana içirdiğim 4 bardak çay geldi, ne yapayım sesini çıkarmayınca içmek istediğini sandım. Bir de hani annenlerin gelişinin ikinci günüydü; seni de eve çağırmıştık, sana tekrar çay doldurdum , pasta hazırladım , ben getiremedim, mutfağa da kimse gelmeyince oturdum kendim içtim çayını. O gün meyve konmuştu önüne de sonradan okula telefon ettiğinde bana şikayet etmiştin...
Her şeye rağmen güzel günlerdi onlar. Fakat başından beri hep ayrılık, hasret var yaşantımızda. En fazla bir hafta görüşebiliyoruz, arkasından koskoca ayrılıklar...Dört ay, beş ay... Şimdi korkum bu durumun ilerde de sürmesi...Böyle başladı, böyle bitmez inşallah.Ama askerlikte belki yine... Neyse boşverelim şimdi bunu. Ama en sevmediğim sözcük bu sıralar ayrılık , aman ayrılık, yaman ayrılık!
Nişandaki oyunundan bahsedip içkiye yüklemişsin suçu. Bak şairimiz ne diyor:
"El ele tutuştular, hepsi de sarhoştular.
Seven sarhoştur elbet, içse de içmese de."
Ben haklı buldum şairimizi, çünkü o gece ben de içmeden sarhoş olmuştum.
Cumartesi akşamı bizim komşu İlyas Abinin nişanını yaptık. Nişan sırasında hep bizim nişanı anımsadım...
Satırlarımı sonlayayım artık, selama yer kalmayacak bu gidişle.Herkese herkesten selam... Mektubunu geciktirme, ev adresine yaz... Sevgiler...
N...........
15 Ocak 2010 Cuma
ALTMIŞ SEKİZİNCİ MEKTUP

26 NİSAN 1975
Elazığ
Elazığ
Biricik Nişanlım,
Dün aldığım mektubunun cevabını hemen yazıyorum. Oysaki sana ceza olsun diye bekletmem gerekirdi.
Ne cezası mı? Suçunu hatırlayamadın mı? Zaten suçun da bu ya!.. Bu unutkanlığın , dalgınlığın sonra başına çok iş açar karışmam. Benden hatırlatması. Daha fazla açıklama yapamayacağım. Aslında bunu da belki yazmamam gerekirdi ama ne yapayı yazdım işte... Aramızda teklif olmaması gerekir. Sonra nişanlı olmak öyle kolay mı?
Haa bak belki de unutmamışsındır da "Aman boş ver , nasıl olsa nişanlandık." demişsindir ! Yok yok böyle bir şey demeyeceğinden eminim. Ama neylersin gönül sevdiğinden umuyor, ya da sevdiğine küsüyor... ( Şu anda yüzünün aldığı ifadeyi görmeyi o kadar istiyorum ki bilemezsin.) Belki de "Nasıl unuttum..." diye hayıflanıyorsundur. Neyse bu seferlik boşverelim.
Biraz önce misafirim vardı. Onu yolcu ettikten sonra aldım kalemi kağıdı elime, başladım yazmaya. Bugün sanırım kulakların çınlamıştır.Çünkü senden epeyce söz ettik. Hatta anılarımız sık sık gözlerimin önünden geçti. Sen de çok iyi hatırlarsın:,
Bir yaz günüydü hani...
Yeni evlenen arkadaşımı tebrik ziyaretine gidecektim. Saat 16.00 da da seninle buluşacaktık... Bir ara az kalsın birlikte gidecektik de sonra vazgeçmiştik. Keşke gitseymişiz. Arkadaşımın kim olduğunu anlamışsındır, bankacı S........ .
Bugün o gelmişti. Geçmişi konuştuk. Kutlamak için gittiğimde diken üstündeymişim gibi oturmuştum, onlarda.Kalmam için çok ısrar etmişti , ben de annemlerle amcamlara gideceğiz, beklerler; diyerek ayrılmıştım evlerinden. Arkadaşlığımızdan bahsetmemişti bahsedememiştim ona.
Pastanede seninle buluştuk, tam oturacaktım ki S........'nin kız kardeşini farkettim. O da bir arkadaşıyla oturuyordu pastanede... (Sonradan evlendiler). Daha o gün seni öğrenmiş oldu, bana da sonradan bol bol sitem etti. Haklıydı siteminde... Bugün baktık tam 11 yıl olmuş arkadaş olalı..
Seninle nişanlanalı da 1,5 ay olmuş. Şu anda sen nişanlı A........'sin. (Komik geliyor değil mi, ben hala alışamadım da..)
Biliyor musun herkes hayret ediyor, nasıl olur, insan nişanlanır nişanlanmaz gider mi , diye. Bak burada bir suçun daha aklıma geldi. Geleceğim de , tam 20 gün her an gelir diyerek beni beklet, sonra da gelme!
Gelmediğin yetmiyormuş gibi bir de mektubunda: " Mektubunu almama rağmen bir türlü sana yazma zamanı bulamadım. Gerçi bugün de bu imkanı bulamazdım ama iş yerinde moralim bozulunca sana yazma ihtiyacı duydum. " Hani utanmasam , üzülmesem, sevindim diyeceğim moralinin bozuk oluşuna; moralini bozan sebebe... Demek ki insan isteyince yazmak için zaman bulabiliyormuş sevdiğine... Tıpkı gelmek isteyenin, gelmeye can atanın geleceği gibi!..
Amma da şikayet ettim değil mi? Ama dedim ya gönül sevdiğine küsermiş...
Gelelim moralinin bozukluğuna... Kadroya geçemedim diye sakın üzülme. Biliyorum insan boşlukta hissediyor kendini. Benim karaname gecikince ben de öyle olmuştum. Ama görüyorsun düzeldi. Seninki de en kısa zamanda hallolur, merak etme. Geç olsun da güç olmasın. Burada aklıma bir beyit geldi, yazmadan geçemeyeceğim. Sanırım daha önce sana nişan için de söylemiştim, yazınca hatırlarsın:
"Erişir menzil-i maksuduna aheste giden
Tiz-i reftar olanın payına damen dolaşır "
Şu anda bizim en büyük sorunumuz senin askerliğin. Hemen gitseydin , ya da 4 ay olsaydı ne iyi olurdu. 18 ay da çok uzun ama ne yapalım, her işte bir hayır vardır. Bak benim aklıma bir de şu geldi. Şayet tüm uğraşılarına karşın temmuzda gidemezsen bir de en geç ne zaman gidebilirsin onu düşünsen. Yani askerlik tarihini ertelesen olmaz mı? Şu anda aklıma bir halk türküsü geldi. Şöyle :
"Eller düğün ediyor
Bizim düğün ne zaman?"
Düşünüyorum da fazla bir çözüm bulamıyorum. Arkadaşlar da sorup duruyor, askerlik diyorum. Okul müdürü de oldukça bozuldu. Geçenlerde ne zaman düğün diye sordu, ben de daha var dedim. Seneye burada kalmazsınız herhalde dedi, belli olmaz dedim...
Yarın pazar olduğu halde okula gitmek zorundayım. Öğrenci velileriyle toplantımız var. Durumlarını anlatacağız. Benim her şeyim hazır. Haftaya üçüncü yazılılara başlayacağım. 16 Mayıs'ta da okul tatil oluyor.
Nişan günleri benim de aklıma gelince gülüyorum. Gerçekten beyin çalışmıyordu o zaman. Şuursuzdu bütün hareketlerimiz. Şöyle bir söz var duydun mu? "Aşk gelince başa, akıl firar edermiş..." Ne yaptığımı bilmiyordum hiç. Olayların akışına bırakmıştım kendimi. Uyurgezerdim adeta. En çok da ne hoşuma gidiyor biliyor musun? Bak yine hatırlayınca gülmeye başladım. Senin oynaman... Hiç beklemediğim bir şeydi. Şaşkınlıktan seyredemedim seni.Bir gün sakin kafayla tekrar oynamanı görmek isterim. Çok da coşmuştun. Hayatımın en mutlu haftasıydı o günler. Ben de hiç bu kadar mutlu hissetmemiştim kendimi... Resimlerdeki sırıtmalarımdan belli zaten.
Kardeşimin tepkisini soruyorsun. Sınavı olduğu için gelememişti biliyorsun. Nişanı yazdığım mektuba verdiği cevapta aynen şöyle diyordu: "Mektubunu alınca bir an üzülmeli miyim yoksa sevinmeli miyim bir türlü karar veremedim. İnşallah en doğru kararı vermişsinizdir. Mutlu olacağınıza inanıyorum." Sonra da Elazığ'a geldi. Hem kredi alabilmesi için gerekli evrakları tamamlamak hem de nişanın ayrıntılarını öğrenmek istiyormuş.
Ben evlilik konusunda kadere inanıyorum. Kader olmasaydı işlerimiz bu kadar kolay olur muydu? İlk karşılaşmamız da kaderin bir oyunu bence... Ben Samsun'da, sen Elazığ'da... Hiç düşünmediğimiz bir anda biraraya gelmemiz... Haa bir de benim bilmediğim daha önceki karşılaşmamız...
.............
27 Nisan
Merhaba A........'im,
Dün akşam başladığım mektubuna bugün devam ediyorum. Radyoda pazar eğlence programı var. Şöyle bir okudum da neler yazmamışım ki...
Bu hızla gidersem yakında bir roman yazarım herhalde. Bugün de içimde sonsuz bir yazma isteği var. Hep yazayım, yazayım diyorum... Tabii sana...Yoo korkma sakın. Seni daha fazla sıkmamak için biraz sonra bitireceğim bu mektubu. Yalnız o karşı sayfanın öyle mahsun bir duruşu var ki görsen sen de acır ve yazmaya devam et derdin. Tam defterin ortasına yazıyorum. Bunu koparınca orda tek başına kalacak. Bak onları ayırmaya gönlüm razı olmadı. Yazabildiğim kadar yazacağım, yine boş kalırsa kalsın . Birlikte göndereceğim sana. Sen de sıkılırsan bırak okuma ne yapalım!..
Biraz önce defteri elime alınca içindeki şiirin son dörtlüğü gözüme çarptı, hoşuma gitti; sana yazacağım. Şiir 17. yy halk ozanlarından Ahmed'in... Elimdeki defter de Samsun da yazmaya başladığım şiir defterim. Adı mı? Defterin adı "Rüyalar Gerçek Olsa " ...
Evet dörtlük şöyle:
"
Aşık Ahmed sever idi ta ezel
Bu bağrım hun oldu ciğerim gazel
Bakışımdan anla bari a güzel
Durup söyleyemem yüzüne senin.
"
Tekrar ara vermek zorundayım. Öğle yemeğine başlamak üzereyiz. Sonra da okula gitmek için hazırlanacağım.Şimdilik hoşça kal...
..............
Sevgili A........ ,
Şu anda saat 13.30 , yarım saat sonra okula gideceğim. Gitmeden bitireyim dedim. Burada olsaydın şimdi ne güzel birlikte giderdik! Ama bir gün o da olur belki... Bak bu mektupla ben nasıl da geldim? Yalnız öğrencilerimle çektirdiğim bu iki fotoğrafı baktıktan sonra gönderirsen sevinirim.
Sahi senin bende şöyle güzel bir resmin yok, çektirip gönderir misin? Nişan resimlerinden çarşıya inince tabettirip göndereceğim. Yalnız kişi sayısına göre yaptırmıştım, eksik değildi sanırım. Ne yapıyorsun bu resimleri, merak ettim doğrusu...
Şimdi de sıra paragrafsız mektubuna geldi. İnan ilk okuyuşta sadece içerik ilgilendiriyor beni, ayrıntıları sonraki okuyuşlarımda farkediyorum.
Vaz mı geçsem bu mektubu göndermekten! Böyle de mektup olur mu? Sanki karşımda oturuyorsun da sohbet ediyoruz... Ama burada olsan bu kadar rahat konuşamazdık seninle.
Bir kez daha ayrılacağız seninle. Sonuç bölümünü toplantıdan gelince yazarım. Yarın da gönderirim. Kim bilir şimdi YSE durağından geçerken karşılaşırız seninle...Oradan her geçişimde bineceksin gibi bakıyorum. Hani bir gün arabada yer olmadığı için binememiştin de taksi tutup gelmiştin. İstasyon caddesinde bir anda karşıma çıkmıştın...Hatırladın mı? Yurt müdürünün arabasıyla geldim demiştin. Gülüyorsun değil mi?
..............
28 Nisan
Evet.... Nihayet üçüncü günde sonuç bölümüne gelebildim. Mektubu okuyunca az kalsın vazgeçiyordum göndermekten. Gevezeliğim tutmuş. Ama tekrar üç günde yazarsam mektup gecikecek, en iyisi bu haliyle göndermek.
Sonlarken ailemin ailene selamlarını ilet ayrı ayrı... Yeğenlerini öpüyorum, onlar ne yapıyorlar?
Radyoda şarkılar devam ediyor. Şu anda "Bir dünya yarattım yalnız ikimiz için..." bitti, sonrakini bekliyorum. Evet başladı. Yaşar Özel söylüyor : " Bu kadar yürekten çağırma beni..."
Sevgiler.... N.........
ALTMIŞ YEDİNCİ MEKTUP

19 NİSAN 1975
Cumartesi- 12.40
Zonguldak
Cumartesi- 12.40
Zonguldak
Sevgilim,
Sana bu satırları senden tam 1052 km. uzaktan yazıyorum. Mektubunu almama rağmen bir türlü sana yazma zamanı bulamadım. Gerçi bugün de bu imkanı bulamazdım , ama iş yerinde moralim bozulunca sana yazma ihtiyacı duydum. Nasılsın, umarım iyisindir? Ben hiç iyi değilim, moralim oldukça bozuk. Şimdi dışarıda yağmur yağıyor tabii o da beni olumsuz yönde etkiliyor.
Ben henüz mühendis kadrosuna geçemedim. 15 Gün önce verdiğim dilekçe K........ Bölge Müd. önünde. Tam bizim işler olacaktı ki hükümet kararıyla bütün kamu iş yerlerinde işçi, memur alımı ikinci bir emre kadar durduruldu! Ben de eski işimde çalışıyorum. Ve oldukça da yoruluyorum. Yani kadrosuz mühendislik yapıyorum. Şöyle bir 500 veya 600 TL zararım var.
Bu durumda geçenlerde askerlik şubesine gittim. Temmuzda asker olma durumu belli değil. Ben temmuzda gitmek istiyorum, ama benim istememle olmuyor. Ben de her şeyi şimdilik zamana bıraktım. Bakalım zaman neyi gösterecek, bekliyoruz.
Askerlik şubesine gittiğim gün H....... ile F.......'yi gördüm. Ben dolmuşta giderken onlar hastane rampasını çıkıyorlarmış. Dolmuştan inmek zorunda kaldım. Konuştuk, şurdan burdan.
Sevgilim, ben Elazığ'a geleceğimi sana söylemiştim, yazmıştım da. Ama olaylar benim istediğim şekilde cereyan etmedi. Dolayısıyla gelemedim. Halbuki oraya gelmek için can atıyordum.
Ara sıra resimlere bakıyorum, nişan akşamı yani cuma gecesi millete tebessüm dağıtmışız! Valla o akşamı unutmam mümkün değil...
Senin işlerin nasıl gidiyor? Herhalde ikinci yazılıları yapmışsındır. Şimdilik satırlarıma ara veriyorum.
.............
Evet saat 18.30 ve yine karşı karşıyayız. Bugün cumartesi olduğu için çarşıya kadar uzandım. Belki arkadaşları, dostları görürüm diye. Fakat kimseyi göremedim.Kendi kendime üzüldüm, eve dönmek zorunda kaldım. Ve evet Elazığ'da olsaydım bu kadar sıkılır mıydım bilemem.Bütün arkadaşlar oradan da dağıldı memleketlerine, ama yine de bazılarını yurtta bulmak mümkündür.
Neyse biz bırakalım da bunları kendi derdimize bakalım. Bizim arkadaşlardan okulu bitiren evleniyor. Yani nikah memurunun önünde alıyor soluğu. Acaba biz dostlara ne zaman davetiye göndereceğiz ?
Ben sana hatırladığım kadarıyla Aralık 1974 başında bir mektup yazmıştım. Ve de Temmuz 1975'de evlenelim diyordum. 17Aralık1974 tarihinde senin bana verdiğin cevaba bak! Belki unutmuşsundur! Şöyle diyorsun :
" Evliliği düşünmek için biraz geç kalmadık mı ?! Gel en iyisi önce nişanı yapalım, evliliği düşünmek için daha çok vakit var! Şimdilik temmuz ayı için hiçbir şey söyleyemem sana. Düşünürsen bana hak vereceğinden eminim. Aslına bakarsan bu işin olacağından senin kadar emin değilim..."
İşte hayatım o mektubunda böyle yazıyordun. Ama sen o satırları yazarken beni tam olarak tanımıyordun. Şimdi bak her şey ne güzel halloldu. Zannedersem düğünümüz de aynı şekilde neticelenir.
Vallahi o günler benim için oldukça hareketli günlerdi. Murat Turizme bindim ya Ankara'ya varıncaya dek hiç uyumadım, uyuyamadım, seni düşündüm, geçmişimizi düşündüm...
Hani o ilk tanıştığımız gün vardı ya o günden itibaren bir film şeridi gibi gözlerimin önünden akıp gitti... Ve bu uzun dönem boyunca sadece sadece yaşantımızda , hayatımızda ayrılık vardı. Hasret vardı. Şimdi olduğu gibi... Ve insanoğlu bir noktada kadere boyun eğmek zorunda kalıyor!
Düşün bir kere seven, hem de deliler gibi seven iki insan birbirlerinden tastamam 1052 km. uzakta... Bu böyle ne kadar devam edebilir, ne kadar devam edecek? Artık orasını bilemeyiz. Her şeyi zamanın akışına bırakmışız. Benim ta Elazığ'dan kalkıp Samsun'a gelmem, oralarda kalmam, hep bunlar geride kaldı. Artık bunlar heyecanla anımsayacağımız birer anı oldu...
Şimdilerde benim için bir tek teselli var ; o da nişan resimlerine bakmak. Onlar da bana biraz resmi geliyor ya neyse...
Bu geçen sürede ben de az delilik yapmadım hani! Ortada herhangi bir durum yokken Eylül' de kalkıp size gelmem ve seni babandan istemem azımsanacak işler değil! Ama olmuş işte...
Tuhafıma giden bana o gece içirdiğin dört bardak çaydı! Ama güldüğüm, heyecanla hatırladığım bir şey de babanın bardağıyla benim bardağımı karıştırmandı... İnsan bazen olmayacak işlerin de üstesinden gelebiliyormuş demek ki!.. Ama insana bu olmayacak işleri yaptıran nedenler var. İşte bendeki neden seni sevmiş olmam, sevmem...
İnsan sevdiği zaman gözüne bir şey görünmüyor. Yani senin de bildiğin gibi o zaman insanda BEYİN yerine KALP çalışmaya başlıyor ve insanın hareketleri şuursuzlaşıyor. Sevgilim ne olurdu sanki sen orada olacağına burada, yahut da ben burada olacağıma orada olsam, ne olurdu, dünya mı yıkılırdı ?
Sevgilim senin 19 Mart günü yaptığını ben daha yeni yapıyorum. Yani bütün mektupları yanıma aldım, ama okumuyorum; sadece bakıyorum. Az evvel elimde 19 Mart 1975 'te yazdığın mektup vardı. Şimdi ise 19 Nisan 1974'te yazdığın mektup var elimde. Üstelik o mektup senin tez kağıtlarına yazılmış. Tesadüfe bak ki bugün de 19Nisan 1975...
Zaten bizim ikimizin yaşantısı tesadüflerle dolu öyle değil mi? O zaman 56 Evler çarşı arası dolmuşlar çalışıyordu... Aşağıda , YSE durağından dolmuşa güç bela binmiş, ayakta tutunmaya çalışıyorken seni arka koltuğun köşesine sıkışmış vaziyette görmüştüm... Tarih EYLÜL 1972'de idi... Fakat bundan senin haberin yoktur kanımca... Ben sınavlar için gelmiştim... O zaman bir türlü sana arkadaşlık teklif etme cüretini gösterememiştim... İkinci tesadüf ŞUBAT 1973'te oldu...
Gerçi eylülden sonra gözlerim sürekli aradı seni durakta, dolmuşta, çarşıda vs. ama kısmet Şubat 1973 imiş... O akşam da iki arkadaş Ankara'ya gideceklerdi, onları yolcu ederim diye çarşıya inmiştim. Bazı işlerim de vardı. Sonra da akşama kadar arkadaşlarla vakit geçirecektik.İyi ki erken inmişiz çarşıya! Bak görüyor musun aradan ne kadar zaman geçmiş.
Sevgilim hava kararmak üzere. Senden bir ricam... Hani arkadaşlarla çektirdiğimiz resimler var ya onlardan bana ikişer tane daha göndermeni rica ediyorum senden. Gerçi bizdeki resimlerin sayısı da gün geçtikçe azalıyor. Akrabalar, dostlar birer ikişer alıyorlar.
Dikkatini çekti mi? Türkçe öğretmenine yazılmış bir mektup ve hiç bir paragraf yok.
Bu sıra bende birtakım değişmeler var. Eskiden haftanın en az dört günü (akşamları) çarşıda olduğum halde şimdi ancak bir kez iniyorum.
Satırlarıma son verirken sana ve sizinkilere, benim ve bizimkilerin selamını iletiver. Nişanımız konusunda erkek kardeşinin tepkileri ne oldu? Yazarsan sevinirim.
A........
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)














