asker yolu beklerim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
asker yolu beklerim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Aralık 2010 Cuma

ADAYIM


12 Kasım 1976
Elazığ

Günlükten:

Biraz önce evimize, yuvamıza geldim. Evimize diyorum, çünkü artık A......'imle benim de bir evimiz var. Neredeyse evleneli dört ay olacak.

3 Ağustos 1976 tarihinde evlendik. Bütün sıkıntılarımıza, bitmek bilmez ayrılıklarımıza rağmen hep mutlu olduk. Bu mutluluğumuzun bir ömür boyu devam edeceğine inanıyorum.

Defteri, bu defteri tutalı, baktım da, neler neler olmamış ki... Oysa üç yıl olmuş sadece...

Önce okul bitmiş, öğretmenlik başlamış. Sonra nişan, düğün ve evlilik... Şimdi mi?
Adayım, tabi anneliğe... D.....'imizi bekliyoruz büyük bir sabırsızlıkla. Şimdiden onu çok, pek çok seviyoruz.

Canım kocacığım şu anda askerliğini yapıyor. Aylardır asker yolu bekliyorum sabırla. Tükenir elbet, bu da tükenir. Dört buçuk ay kaldı. Bugünlerde bekliyorum, çok özledim yine...
Bu kez Ankara'ya gitti görevli olarak, bir hafta oldu, belki yarın gelir.

İnsanın sevmesi, sevilmesi çok güzel. Mutluluk bu olsa gerek... Tüm insanların mutlu olmasını diliyorum yürekten...

17 Haziran 2010 Perşembe

YÜZ YİRMİ İKİNCİ MEKTUP


6 Haziran 1976
Elazığ

Canım A.....'im,

Şu anda sizler TV'de film seyrediyorsunuz salonda...

Bense işimi bitirdim, içim sıkkın, üzgün, ne yapacağımı bilmez bir haldeyim. Gideceğin, yine gideceğin düşünseni beni deli ediyor.Hep yanımda ol, hiç ayrılmayalım istiyorum. Çünkü sen benim her şeyimsin. Seni seviyorum. Sensiz bir yaşam düşünemiyorum.

Biraz sonra yemek yiyeceğiz, sonra ayrılık saati gelip çatacak...

O anda kollarına atılmak, beraber gelmek istediğimi haykırmak geçecek içimden, yapamayacağım, susacağım...

Sevgilim, gider gitmez eve durumu yaz. Onlar da bizimkilere yazsınlar. Benim annem Ankara'dan, seninki de Zonguldak'tan gelir, işleri düzenleriz.

Şu anda sen dışarı çıktın, tekrar içeri girdin. Biraz önce kardeşim odaya geldi, kitap okuyormuş gibi yaptım, mektup yazdığımı anlasın istemedim.

Seni pek çok seviyorum. Çok özleyeceğim yine. Gider gitmez hemen yaz. Bu mektubu çantanda bulunca şaşıracaksın. Sevgi insanı çocık yapıyor değil mi canım?

Sonlarken iyi yolculuklar dilerim. Öperim...

Mektup bekliyorum, ilk fırsatta da seni...
Telefon edersen sevinirim.

Canım sevgilim, biricik A.....'im seni seviyorum...

N......

15 Haziran 2010 Salı

YÜZ YİRMİ BİRİNCİ MEKTUP


26 Mayıs 1976
Elazığ

Canım Benim,

17 Mayıs tarihli mektubunu aldım. Ne tesadüf değil mi, aynı gün ben de sana mektup yazmışım. Yalnız postaya atmayı geciktirdim. Biliyorsun postaneye gitmek için şehre inmek gerekiyor, bu da her istediğim an olmuyor, özellikle okul varken. Umarım o mektubu almışsındır.

Nasılsın canım? Ben iyiyim, tek derdim ayrılığımız. O da canımıza tak dedi artık! Bitsin istiyorum, yetmez mi bu çektiklerimiz?

***

Hayatım, akşam başlamıştım yazmaya, bırakmak zorunda kaldım. Şimdi kaldığım yerden devam ediyorum.

Bugün 27 Mayıs, Bayram. Dün akşam üstü gözlerim hep kapıdaydı. Yarım gün tatil olduğu için belki gelirsin diye boş yere bekledim. Bu cumartesi yine bekleyeceğim. Zaten hep beklemekle geçti hayatımız değil mi A.....'im?

Bizim okul resmen kapandı, fakat yarın yeniden başlıyor. Aynı sene içindeki gibi kurslar için gidip geleceğiz. Ben yine öğlenciyim. 13'ten, 18'e kadar okuldayım. Telefon edebilirsin.

Telefon dedim de aklıma geldi. Geçenlerde aramışsın, orada olmadığım için görüşemedik. Biz çıkmışız, sen aramışsın. Sesini duymayı çok istiyorum, hiç olmazsa sesini... Kurslarda ararsan sevinirim canım.

Bak sevgilim, haziran sonunda evlenme düşüncemizi annemlere açtım. Önce kabul etmediler, askerlik bitsin öyle, diyorlar. Hele, geçen gün annem, Mihriye'yi dolmuşta görmüş, konuşmuşlar; ondan sonra "Olmaz!" diye tutturdu. Bin güçlükle, en sonunda kabul ettirdim.

Annem bugün Ankara'ya gidiyor, Güzide Teyzem ameliyat olmuş, onu ziyarete gidiyor. Bu arada Ankara'da ev almak istiyorlar ya, ev bakacak. Ben de, bizim tayin işini sormasını istedim annemden. İyice, kesin olarak anlasın yakın bir yere tayinin olup olamayacağını... Bir hafta kalacak Ankara'da.

Tayin işi olmazsa, Mardin'e eşya götürmeyelim, diyorum hayatım. Zira tatil kısa, iki divan götürürüz oraya, olur biter. Lojman işi olursa, kirası da herhalde ucuz olur. Olmazsa Elazığ'da uygun bir ev buluruz. Eşyalarımızı buraya bırakırız. Benim yaz tatili bitiminde sen tedbili hava alırsın, off ya!

Biliyoruz sevgilim, biraz güç olacak, ama güçlükler de kendi kendine yenilmiyor değil mi? Birlikte, el ele verdikçe güçlükleri yeneceğimize inanıyorum ben. Seni seviyorum bitanem, sen de beni seviyorsun, en büyük güç kaynağımız bu olmalı...

Eşya işini düşündüm canım, şimdi alınmazsa ilerde hiç alamayız. Ne sizinkiler ne de bizimkiler o zaman yardım etmezler. Şimdi yeni evleniyoruz diye bir miktar senin ailen, bir miktar da benim ailem verir, kalanı da biz ikimiz öderiz. Mardin'de fazla masrafımız olmaz. Bu nedenle taksitlerimizi ödeyebiliriz.

Geçenlerde Hayriye ile Faruk bize geldiler. Annemlere getirdiğin çatal bıçak takımını gösterdim, çok beğendiler. Onlar da zaten almak istiyorlarmış, sana yazmamı istediler. Şayet bulabilirsen bir takım da onlara getirebilir misin sevgilim? 250 lira olduğunu söyledim, yanılmadım değil mi?

Haa, bak canım, ben o aynalı dediğin çatal bıçak takımını gördüm. 315 liraymış fiyatı. Pek hoşuma gitmedi, belki senin Mardin'de gördüklerin daha güzeldir. Bu dört delikliler de çok güzel. Olmazsa bizim evimize de aynısından al. Yine de sen bilirsin, iyice bak, hangisi hoşuna giderse ondan alırsın.

Hayriye'ler 20 Haziran'da gideceklerlermiş, Çünkü Faruk temmuzda askere gidecekmiş. Alabilirsen yirmisinden önce ellerinde olması gerekiyor çatal bıçak takımının...

Sabah erken kalktım, sana yazmak amacıyla. Biliyor musun canım, mektup yazabilmek için yalnız olmalıyım. Böylece seninle baş başa kalabiliyorum. Yalnız seni düşünüp yalnız seni yaşıyorum...

İnan bir anım bile geçmiyor seni,evimizi, kuracağımız yuvamızı düşünmeden. Seni çok seviyorum canım. Özledim, en kısa zamanda gel...

Sonlarken selam ve sevgilerimi gönderiyorum sana. Yazı için, özür... Dizimde yazıyorum.
Seni pek çok seviyorum.
Hep seveceğim. Bir ömür boyu...

N......


Bak şimdi aklıma geldi. Sürprizin nedir? Çok merak ediyorum, beni fazla merakta bırakma...

Diğer yandan elimdeki yanığın acısı çoktan geçti. Zaten o bana acı vermedi ki... Yalnız izi duruyor. Geçmesini de istemiyorum. Bana o andaki halimizi hatırlatıyor. Mutluluğumuz geliyor aklıma, içimin sevgiyle dolduğunu hissediyorum. Sonra benim elim yanacağına seninkinin yanmasını istiyorsun, olur mu ya? Sen ben yok artık, biz varız. Senin elin yansaydı benimkinden daha çok acı duyardım emin ol sevgilim...

13 Haziran 2010 Pazar

YÜZ ONDOKUZUNCU MEKTUP



Elazığ
17 Mayıs 1976
Pazartesi
Saat 15.15

Canım Sevdiğim, Biricik Askerim,

Şaşırdın değil mi? Beklemiyordun bunu. Ama sevindin de, gülüyorsun bak! Mutlusun şimdi... Ben de mutluyum, seni sevdiğim için, sevildiğim için... Bilmem bu halimiz ne olacak? Artık seninle konuşmadan, dertleşmeden duramıyorum.

Sabah, daha doğrusu öğlene yakın hazırlandım çarşıya indim, okula gitmeden mektubunu postaya attım. Dün akşam yazmıştım, sabah da tamamladım. Artık seninkini bekleyebilirdim...

Okula gittim, öğrencileri eve göndermişler, ders yok. Biraz oyalandım orada. Zira fena halde yağmur yağıyordu. Islanmamak için yağmurun dinmesini bekledim. ( Aslında bakarsan, ben yağmurdan yaştan değil, aşkından sırılsıklamım ya neyse...) Yağmur dinince eve geldim. Baktım kimse yok. Özellikle seni aradı gözlerim, nafile! Neylersin yoktu çaresi...

Karnım acıkmıştı, biraz bir şeyler atıştırdım. Sonra sıkıntıdan çay kaynattım, içeyim dedim. Güçlükle iki bardak içebildim. Oysa sen buradayken zevkle içiyordum. Olmuyordu, sıkıntım bir türlü geçmedi. Bir oraya, bir buraya dolaştım. Odada oturdum, salona geçtim, sözü uzatmayayım; seninle konuşma ihtiyacının önüne geçemedim.

Zihnimde düşünmeye başladım, hayalimde canlandırdım ve sonunda yazmadan edemeyeceğime karar verdim. Oysa mektubunu bu sabah postaya atmıştım. Bu da sürpriz olur artık...

Biliyor musun sevgilim artık sana sık sık böyle sürprizler yapabilirim. Çünkü artık okul bitti. Boşum, bomboş! Ama sen de yaz, her fırsatta yaz canım. Senden gelen mektuplar bile beni nasıl mutlu ediyor bir bilsen...

Sen gideli şu anda yirmi dört saat ancak oldu. Belki sen ilk mektubunu yazmaya bile fırsat bulamamışsındır. Bense özledim seni, çok özledim. Ölesiye inan...

Şu kağıtlar sana yazarken ne çabuk dolar bilmem ki... Bir bakıyorum sayfanın başındayım, iki dakika sonra sonuna geldiğimi anlıyorum. Hayatım, o lojman işini sakın ihmal etme. Belki ilerde onu da bulmak güçleşir. İyi ki A.....'im haziran sonunda evlenme kararı aldık. Düşündükçe iyice aklıma yatıyor. Boşuboşuna üzülmemizin, ayrılıktan sebep üzülmemizin hiç gereği yok. Artık o zaman ayrılıklara izin vermeyelim olur mu canım?

Bizim kurslar Mayıs'ın yirmi sekizinde başlıyor, iki hafta sürecek. Bir hafta da imtihanlar sürer, haziranın sonunda okul biter. Aslında imtihanlarda rapor da alabilirim. Hayriye, rapor alıp gidecekmiş. Sen de o sıra izin hakkını kullanırsın. Birlikte gezeriz bir süre, sonra da evimize döneriz...

Biliyor musun sevgilim, aslında böyle söyleyip düşünüyorum ya, çok uzakmış gibi geliyor bana. Oysa dediğimiz tarih de evlenirsek, pek bir şey kalmamış sayılır. Çok çok iki ay var. O da geçer, nasıl ki on dört ay geçtiyse, o da geçer değil mi hayatım?

Seni seviyorum A.....'im. Durmadan bunu tekrarlamak istiyorum. Aslında sen bunu biliyorsun, ama söylüyorum yine de. Çok, tahmin edemeyeceğin kadar çok seviyorum seni. Hep özlüyorum... Yanımda ol istiyorum her zaman. Bir ömür boyu birlikte yaşayalım diyorum...

Evet canım, bu mektup da bitiyor. İnşallah seninki çabuk gelir. Yarından itibaren her gün bekleyeceğim.
Evlenme kararımızı Zonguldak'a annenlere yaz emi sevgilim.

Sonlarken özlemle, sevgiyle öperim seni. Hoşçakal hayatım.

N......'in

Not: Fotoğrafın karşımda...

12 Haziran 2010 Cumartesi

YÜZ ON SEKİZİNCİ MEKTUP



16 Mayıs 1976
Elazığ
Pazar, saat 22.30


Canım A.......'im,

Şu sıralar sen Mardin'e ulaşmışsındır herhalde. Yorgun, ayrılığın burukluğu içinde... İnan ben de öyleyim. Gerçi yolculuk yapmadım, ama ayrılık yordu beni. Artık dayanamıyorum...

Hep aynı şey, aynı tablo! Geliyorsun bir iki gün sevinçten, mutluluktan uçuyorum. Sonra yaralı bir kuş gibi aniden düşüyorum, boşlukta hissediyorum kendimi. Ayakta kalabiliyorsam, yaşayabiliyorsam sensiz; sevgimizden aldığım güçle başarıyorum bunu. Benim için çok değerlisin, her şeyden önemlisin. Seni çok seviyorum.

Her an geleceğimizi, kuracağımız yuvamızı hatta çok erken de olsa yavrularımızı, ikimizin çocuklarını düşünüyorum. Küçücük evimizde, sıcacık, mutlu bir hayat düşlüyorum hep. Bundan sonra güçlüklerle birlikte mücadele edeceğiz, sıkıntıların üstesinden geleceğiz değil mi?

Beklemek niye, evlenelim haziranın sonunda; daha sonraki olaylara birlikte, düşünerek karar verelim. Birbirimizi sevdikten, anladıktan sonra her güçlüğün üstesinden geleceğimize inanıyorum canım. Sence de öyle değil mi A.....'im?

Odada yalnızım. Yatacağım diyerek ayrıldım salondan. Evdekiler televizyon izliyorlar. Uyumadan seninle konuşmak, dertleşmek ihtiyacını duydum. Oysa mektubu yarın yazmayı düşünmüştüm, sabahı bekleyemedim hayatım.

"Ayrılık" ne kötü bir sözcük! Hiç sevmiyorum, sözlüklerden çıkarsınlar, hiç olmasın, kimse sevdiğinden ayrılmasın ne olur! Sevdik, sevgimizle birlikte hep yanıbaşımızdaydı, bir an olsun peşimizi bırakmadı. Ayrıldık, kavuştuk; kavuştuk yine ayrıldık! Ama haksızlık da yapmayalım, iyi tarafı da var. Her ayrılıkta sevgimizin güçlendiğine, büyüdüğüne tanık olduk; birbirimize iyice kenetlendik. Bu da bizim geleceğe daha güvenli adımlarla ilerlememize neden olacak.
Her şeyin tahminlerimizden de iyi olacağına, çok mutlu olacağımıza inanıyorum. İçimde seni mutlu etmek için sonsuz bir istek var. Biliyorsun Sevgilim, seven insanlar, birbirini seven insanlar tek taraflı mutlu olamazlar hiçbir zaman. Benim mutluluğum, seninkine bağlı; sen mutlu olursan ben de mutlu olurum. Senin için de böyle değil mi hayatım.

Şöyle bir baktım da sayfalar doluvermiş.

***

Sevgilim, akşam bırakmak zorunda kalmıştım, şimdi tamamlıyorum. Bütün gece, biliyor musun, hep seni gördüm rüyamda? Seni pek çok seviyorum, hep seveceğim, bir ömür boyu...

Mektubunu bekliyorum canım. Sevgiler...

N......

11 Haziran 2010 Cuma

YÜZ ON YEDİNCİ MEKTUP



8 Mayıs 1976
Cumartesi-Elazığ

Canım Sevgilim,

Saat şu anda on ikiye çeyrek var, belki gelirsin diye hep bekledim seni. Ama gelmedin, gelemedin... Birazdan çarşıya ineceğim, mektubu postaya yetiştirmek için acele yazıyorum, hatalarım affola...

Seni ne çok sevdiğimi biliyorsun değil mi A.....'im? Dün telefon haberin geldi, dersten çıktım. Sizin santraldeki askerle görüştük, saat tam 17.oo idi. "On yediye kadar çıkmazsa iptal edin." demişsin, tam on yedide çıkınca konuşturmak istemiş askercik. Siz çıkmışsınız, olmadı, kısmet değilmiş. Ancak ne kadar çok sevindiğimi, konuşamadığımız halde, senden haber aldığım için çok sevindiğimi söyleyebilirim. Ama sesini duymak başka, o başka bir mutluluk biliyorsun.

Fotoğraflar için teşekkür ederim, askerim benim, biricik sevgilim, çok yakışıklı çıkmışsın. Ben de fotoğraf gönderiyorum. Hani beni ablamların okulun çayına götürmüştün ya, o gün çektirmiştim.

Bak canım, 16 Mayıs'ta bekliyorum seni. Hatta her cumartesi, çok özledim... 24 Mayıs, bana 24 asır gibi geliyor, bilmiş ol!

O dediğin kurutma makinasını alabilirsen sevinirim. Olmazsa da o kadar önemli değil...

Sonlamam gerekiyor. Oysa yazmak, hep yazmak istiyorum sana. Her an seninleyim, seni pek çok seviyorum, canımdan çok...

Fırsat bulduğum ilk anda yine yazarım. Sen de yaz. Bana göre senin zamanın daha fazla değil mi?

Hoşçakal hayatım. Bekliyorum...
Selam ve Sevgiler...

N......

29 Nisan 2010 Perşembe

YÜZ ON BEŞİNCİ MEKTUP



1 Mayıs 1976
Elazığ

Canım Benim,

Bugün Bahar Bayramı... Tam bir bahar havası var burada. Yemyeşil tüm doğa. Ağaçlar gelin gibi bembeyaz, özellikle şeftali ağaçları görülmeye değer...

Seviyorum dünyayı, baharı, güzelliği ve hepsinden çok da seni... Bunu biliyorsun değil mi? Gerçi yoksun yanımda. Yoksun derken herkesin gördüğü kadarını kastediyorum, oysa yanılıyor onlar. Görmedikleri, bilmedikleri içimdeki, ruhumdaki, yüreğimdeki sen! Şairin dediği gibi:

"Sen söylediğin zamanda şarkılar güzeldir,
Hayatımı tarumar eden rüzgar güzeldir,
Beyaz zambaklar gibi, al gelincikler gibi
Sen varsan içerimde gelen bahar güzeldir."

Her an seninleyim ben, seviyorum seni, mutluyum. Sevdiğim için, sevildiğim için mutluyum... Hep böyle olacağız değil mi hayatım?

Dün aldım mektubunu. Şu anda sen bu satırları okurken ne duyuyorsan, ne hissediyorsan ben de aynı şeyleri hissettim...

Ya telefonunu duyduğum an! Kalbimin bir an duracağını sandım, dersten çağırdılar, merdivenleri koşarak indim! Sesin hafifti, ama telefonun diğer ucunda senin olduğunu bilmek inanılmaz mutluluk vericiydi. Haykırmak, seni sevdiğimi haykırmak geçti içimden! Özlemiştim, ben de seni çok özlemiştim her zaman olduğu gibi...

Bak canım, bu tatsız ayrılığı uzatmanın anlamı yok. Artık bir olalım, beraber olalım. Tayin olsa da olmasa da! Birlikte yenelim, karşılayalım tüm güçlükleri olur mu A....... 'im?

Yarın Orduevi'nde bir nikah var, ablamın arkadaşının... Gideceğiz, gelebilseydin birlikte giderdik. Bakacağım güzel olursa biz de nikahımızı orada kıydıralım. Düğüne hiç gerek yok bence, ama nikahı orada yapalım istiyorum.

8 Mayıs Cumartesi gelebilecek misin? Bekliyorum, her zaman bekliyorum...

Mektup yazmayı çok istiyordum daha önce, olmadı. Senden bir gün sonra kardeşimi gönderdik Ankara'ya. İkinize de çok alışmıştık, güç geldi gidişleriniz. Ev bir anda bomboş oldu sanki.

Üçüncü yazılılara başladım, bitirsem rahatlayacağım.

Dün seninkiyle birlikte Zonguldak'tan, babanlardan da mektup geldi, çok iyiylermiş merak etme.

Bu ayrılığın uzamasını, boş yere uzamasını istemiyorum canım. Bundan böyle benim yerim senin yanın olmalı... Özellikle senin için gerekli bu... Orada yalnız olmana gönlüm katlanamıyor artık. Düzenli bir hayatımız olmalı, destek olmalıyız birbirimize... Mutluluğumuz için, geleceğimiz için, yuvamız için her türlü güçlüğü birlikte yenmeliyiz. Sen yanımda olduktan sonra dünyanın neresi olursa olsun vızgelir bana...

Evleniriz, gerekirse, geçici bir süre için, istifa ederim. Sen iznini alırsın, olmazsa tayin, tebdili hava alırsın. Düşün sevgilim bir sene daha böyle geçer mi? İyi kötü birarada olalım istiyorum ne dersin? Kardeşim giderken tayinişini araştırmasını istedim, henüz yanıt gelmedi. Bekliyorum...

Öğleden sonra gezmeye gideceğiz hep birlikte. Keşke sen de burada olsaydın, ne güzel olurdu. Sanırım bugün nöbetçisin. Neden kızları da askere almıyorlar Kİ? Birlikte ne güzel askerlik yapardık! Bakıyorum gülüyorsun, hoşuna gitti değil mi canım?

Seni çok sevdiğimi hiç unutma olur mu hayatım? Sen benim dünyamsın, her şeyimsin.
Hatırlarsın, seninle o upuzun yolu yürüyerek gelmiştik eve, ne çabuk geçmişti zaman, hiç bitmesini istememiştik. "Mutlu musun?" diye sormuştun da "yookk!" demiştim sana. Öyle olmadığını sen de biliyordun değil mi sevgilim? Senin yanımda olman, mutlu olmam için yeterli biliyorsun bunu. Senin için de öyle olduğunu biliyorum, eminim bundan.

Mektup bekliyorum senden, hep bekliyorum. Özlüyorum seni, hep özlüyorum. Seviyorum seni, hep seveceğim. Bir ömür boyu seveceğimi, sevebileceğimi hissediyorum.

İstemeyerek sonluyorum satırlarımı. Bir kez, bin kez söylüyorum aklından çıkarma bir tanem, SENİ SEVİYORUM...

N......

7 Nisan 2010 Çarşamba

YÜZ ON ÜÇÜNCÜ MEKTUP


12 NİSAN 1976
ELAZIĞ


Sevgili A........'im,

Saat şu anda 23.30. Bir günün yorgunluğu üzerimde, sana yazmaya, seninle dertleşmeye başlıyorum. Sırası mı bu saatte dersin belki, ama istersen sen şimdi dinlenebilirsin. Çünkü mektubu nasıl olsa gündüz okuyacaksın değil mi?

Cevabını geciktirdiğim için üzgünüm. Nedense bir türlü yazamadım.

Bizim okula derse gelen binbaşı bando komutanı var. Bu sıra sürekli onunla sohbet ediyorum. Sanırım hatırlarsın, onu görmüştün. Askerlik hakkında ondan çok şey öğrendim. Görüyorsun dersime iyi hazırlanıyorum.

Nasılsın hayatım? Ben hep bildiğin gibiyim. Günlük işlerle uğraşıp duruyorum. Geçen gün F.........lerin oradan geçiyordum, pencerede görünce içeri girdim. Bir hayli konuştuk. Bana karşı açık yürekle konuştu, birçok şey anlattı...
İnsan bazı olayların içinde yaşamayınca tam anlayamıyor, ama az çok bir fikir de edinebiliyor.

Oradan ayrıldıktan sonra bu konuda çokça düşündüm. İnan günlerce etkisinden kurtulamadım. Çok üzülüyorum durumlarına. Bence onların en büyük hatası ailelerinin etkisinde çok fazla kalmaları, ikisinin de... Gerçi aileleri, kopamazlar, kopmaları da gerekmez, ama evlendikten sonra, insan önce evini yuvasını düşünmeli değil mi? Burada sizin Bekir Hocaya hak vermemek elde değil. Böyle tatsız olayların olmaması için iki aileden de uzak olmak en iyisi. En azından ilk zamanlarda... Ne dersin?

F.........'nin, H...........'den bir şikayeti yok. İyi anlaştıklarını söylüyor. Annesigil Elazığ'da kalmalarını istiyormuş, o ise Elazığ ve Zonguldak'ın dışında bir yer olsun diyor. Galiba H.......... de Zonguldak diyormuş. Çocukları büyümüş. Çok tatlı bir şey, göreceksin. Her şeyden habersiz, gülücükler saçıyor yeryüzüne... Zavallı yavrucak. F.........., üniversiteye gitmek için giriş sınavlarına başvurmuş.

Hep onlardan söz ettim. Dedim ya elimde değil, çok etkilendim durumlarından. Moralim bozuldu, umarım en kısa sürede barışırlar.

Daha önceki mektubumda Mardin'e gelmek istediğimi yazmıştım, ama olmayacak bir istekti bu. Açacak oldum, üzerinde bile durmadılar. Önemli değil, sen görüyorsun ya yeterli bu benim için.

Biliyorsun, güveniyorum sana her konuda. Zaten birbirimize güvenmesek sevemeyiz. Sevgide en çok güvene değer veririm, karşılıklı tabii...

Televizyon sıramız geldi. On beş gündür seyrediyoruz. İyi hoş eğlendiriyor, ama hem çok yorucu hem de hiçbir iş yapamıyoruz. Yazılılar birikti, çocuklar sorup duruyor...

Seni de çok merak ediyorum. Nasılsın, günlerin nasıl geçiyor? Biliyor musun 23 Nisan'ı sabırsızlıkla bekliyorum.

Bugünlerde rüyamda hep seni görüyorum. Yalnız dün gece çok fena bir rüya gördüm. Bir sürü yılan üzerime saldırıyordu. Onları öldürmeye çalıştım bütün gece. Gündüz de sıkılıp durdum, herhalde rüyanın etkisinde kaldım.

Dün yani pazar günü, Elazığ'da deprem olmuş. Biz fark etmedik, ama pek çok kişi hissetmiş.

Hayatım galiba iyi bir mektup olmadı. Biraz sıkılıyorum, moralim bozuk, kusura bakma. Seni kendime çok yakın bulduğumdan içimden ne geçiyorsa yazıyorum.

Artık bitireyim en iyisi. Sabırsızlıkla cevabını bekliyorum. Her şey gönlünce, gönlümüzce olsun. Bütün kötülüklerden, mutsuzluklardan uzak, sevgi dolu bir yuva diliyorum ikimize, yürekten... Seni çok sevdiğimi hiç unutma olur mu canım.


N..........


13 Nisan:

Sabah zil sesiyle uyandım, kapıyı açınca bir de ne göreyim!.. N......... karşımda duruyordu. Çok çok sevindim. Okullar kapanınca gelmiş. 23 Nisan'a kadar burada. ..

Üzüldüğüm bir haber verdi. Eniştemin arkadaşı olan jandarma komutanının evine bomba atılmış. Ne yapmak istiyor bu insanlar anlayamıyorum!

Mektubumun cevabını hemen yaz, bekliyorum. Seni seviyorum.

2 Nisan 2010 Cuma

YÜZ ONUNCU MEKTUP


28 MART 1976
Elazığ- 18.55


Canım A.........'im,

Sen gideli birkaç saat oldu... İçimi tarifsiz bir sıkıntı kapladı. O kadar az kaldın ki bu kez! Tam alışmaya başlamıştım, bir de baktım gidiyorsun... Yolcu etmeye gelmeyi çok istedim, o da olmadı...

Bitsin diye haykırasım geliyor bir an, ama arkasından daha da uzayacağı geliyor aklıma bu tatsız ayrılığın, çaresiz susuyorum. Kaderimiz böyleymiş, hep ayrılıyoruz istemeden değil mi canım?

Oda iyice karardı şu an, elektriği yakmadım. Sen gittikten sonra hemen yattım, uyudum denemez; karmakarışık duygular, düşünceler içinde bocaladım. Biraz önce kalktım. Ayrılığın verdiği hüzün yetmezmiş gibi bir de para meselesi canımı sıkıyor, nasıl oldu da unuttum. Kendime kızıp duruyorum. Affedemiyorum bir türlü kendimi. Giderken veririm diyordum, telaşla unutuverdim. Gerçi 200 liraydı, ama yanında bulunsaydı iyi olurdu. Kusura bakma olur mu hayatım, affet, inan unuttum.

Babam geldi, kardeşimden mektup getirdi; çok sevindik, rahatladık. Atilla ile göndermiş. Durumu iyiymiş şimdi.

Yolculuğun umarım iyi geçmiştir. İnan sevgilim aklım fikrim hep seninle. Sen benim her şeyimsin. Canımsın, sevgilim, hayatım, özlediğim, sevdiğim... Aslında sen benden , ben senden ayrı bir şey değiliz. İkimiz bir bütünüz değil mi hayatım? Seni çok çoooook seviyorum.

Şimdi aklıma Mardin'e gelme düşüncesi takıldı. Babamı ikna edebilirsem bu cumartesi değil, öbür cumartesi getirmesini isteyeceğim. Ablam, babam ve ben gelelim istiyorum. Yalnız gelmem, bu durumda söz konusu değil tabii. İlerde hep bir arada olacağız inşallah, ikimiz...
23 Nisan'a kadar zaman nasıl geçecek?

Mardin'e gelmemizde bir sakınca var mı? Bir gece orduevinde veya otelde kalabiliriz herhalde. Düşünceni yaz, ona göre israrlarımı sürdüreyim.

Ne çabuk geçti bu 1,5 gün... Hiç anlamadım. Gelmenin sevincini tam duyamadan gitmenin acısı içime çörekleniverdi...

Radyo 19.00 haberlerini veriyor. Ben de sessizce sobanın yanındaki divanın köşesine oturmuş bu satırları yazıyorum. Seninle dopdoluyum, ama yalnız! Yerin öyle belli ki... İnşallah hemen mektup yazarsın ya da tel çekersin, çok merak ediyorum. Şimdi bırakıyorum yazmayı, sabah aklıma bir şey gelirse yazarım.

Evet sevgilim, gözümü açar açmaz ilk aklıma gelen sen oldun. Saat 7.30'du. Hemen gelip seni uyandırmaya karar vermiştim ki aklıma gittiğin geldi. Kalkmadım. Ne kadar zaman öyle geçti bilmiyorum...

Şu anda akşam bıraktığım mektubunun başındayım. Annenlere ve teyzemlere de mektup yazdım. Bütün mektupları bugün göndereceğim. Fotoğraf da koyacağım içine.

Beni sakın mektupsuz bırakma, darılırım.

Bırakıyorum şimdi yazmayı. Sonlarken kucak dolusu sevgiler, selamlar sana. Mektubunda buluşmak üzere hoşçakal sevgilim.

N..........

25 Mart 2010 Perşembe

YÜZ YEDİNCİ MEKTUP


15 OCAK 1976
Elazığ


Canım A........'im,


Gönderdiğin üç mektubu aynı anda aldım. Önce hangisinden başlasam diye birazcık düşünmek zorunda kaldım. Sevincimin derecesini tahmin edersin değil mi hayatım?

Hemen sana bir müjde vereyim! Bir kez daha amca oldun... F..... ile H.........'nin bir kızları oldu. Duyunca bir tuhaf oldum; sevinsem mi, üzülsem mi bilemedim. Sanırım H.........'nin haberi olmuştur. Onunla görüşebiliyor musun? Bu konuda ne düşünüyor? Ayrılmaları beni çok üzdü, oysa ne güzel başlamıştı değil mi? Sevgiler bu kadar kısa sürede tükeniyor mu? Çocuğunu görmeye gelmedi herhalde. Ben, seninle birlikte gittiğimiz günden sonra F.........'yi hiç görmedim. Ablası okulda kardeşimi görünce bebeğin olduğunu söylemiş. İlk fırsatta bebeği görmeye gideceğim. Hayatım, bu konuda bildiklerini yazarsan memnun olurum. Merak ediyorum. Onları barıştırmanın bir yolu yok mu?

Bak hayatım, biz bu kadar zamandır bekleyeduralım, millet jet hızıyla evleniyor. Hatırlarsan bizim okula geldiğinde bir öğretmen arkadaşımla tanıştırmıştım seni, Beden Eğitimi öğretmeni... Yeni mezun... Öğrenciyken iki yıl arkadaşlık yaptığı biri varmış. Arkadaşın tayini buraya çıkınca ayrı düşmüşler. Çocuğun ailesi evlenmelerine karşıymış. Neyse uzatmayayım, buradan bir ay önce nüfus cüzdanını göndermiş çocuğa. İstanbul'da işlemleri başlatmış arkadaşı. Kız da rapor alıp 20 gün önce gitti İstanbul'a. 15 Gün içinde evlenmişler. Delikanlı İstanbul'da okuduğu için tayin işlemlerini de başlatmışlar. Ne hız değil mi? Darısı başımıza...

Yılbaşı tatilinde gelmek isteyip de gelemeyişine çok üzüldüm. Bu ayrılık bitsin artık diye haykırmak geçiyor içimden! Tabii bu da sessiz bir çığlık olarak içimde kalıyor.

Canım, okula gideceğim. Acele oldu yine. Biraz da canım sıkkın. İyi olduğum zaman uzun yazarım.

Sonlamak üzereyken aklıma geldi. Hani Ankara'ya indiğinde ( Elazığ'dan gidişte) bir olay olmuştu da bana yazmamıştın. Sonra söylerim , vs demiştin. İşte galiba ben onu çözdüm. Fakat senden duymayı tercih ederdim. Saklamana bir anlam veremedim. R...... ve E....... ile karşılaşmanız mıydı, sonra anlatırım dediğin olay? Yazarsan sevinirim. R........ tatile gelince ablama anlatmış . Gerçi bizi ilgilendiren bir durum yok. Herhalde duyulmasını istemediler o sıra...

Şimdilik sonlarken en güzel günlerin senin olmasını dilerim.

Sevgiler...

N..........

23 Mart 2010 Salı

YÜZ BEŞİNCİ MEKTUP


9 OCAK 1976
Elazığ


"Bir mektup bekliyorum,
Yavrum diye başlayan
Sevgilim... diye biten...
Bir mektup bekliyorum
Dün gelmesi gerekirken
Bugün hala gelmeyen..."


Evet hayatım, bununla dördüncü oluyor cevapsız kalan mektuplarımın sayısı...

Merak içindeyim. Biliyorum, bazı gecikme nedenleri var, posta vs gibi... Ama bu kadar da olmaz, olmaması gerekir değil mi canım? Sağlığını , seni merak ediyorum; endişe içindeyim. Çok acele yazarsan sevinirim.

Ben iyiyim. Tek endişem sensin. Özlemle , kaygılarla geçip gidiyor günlerim. Günlük uğraşılar, özellikle okul bütün zamanımı alıyor. Yakında son yazılılara başlayacağım. Arkasından not fişleri, karne vs. zamanımı dolduruyor.

Şubatta seni görebileceğimi umuyordum, az da olsa. Ama bu düşüncem hayalden öteye gidemeyecek sanırım. Yoo sanırım da değil; üzgünüm ama gelemeyeceğim. Ne kadar çok istediğimi biliyorsun, fakat yine elimde olmadığını da tahmin edebilirsin değil mi sevgilim?

Oysa ne çok özlediğimi ben bilirim. Ben duyarım yüreğimin yasını... Yakınmıyorum bundan, seven yakınmazmış yalnızlığından; gönlündekiyle sürdürürmüş yaşantısını. Bütün gücümle çabalıyorum buna. İtiraf etmeliyim ki başaramadığım zamanlar da oluyor...

Bak canım, söyle kumandan amcalarımıza sana şöyle bir haftalık izin versinler, ne dersin? Olmaz tabii. Fırsat çıkarsa geleceğinden eminim. Sağlık olsun katlanırız. Vatanımız için her şeye katlanırız. Hem biz daha ne ayrılıklara katlandık , alışkın sayılırız. Öyle değil mi hayatım?

Okula gitmem gerekiyor, acele yazdım. Biliyor musun sevgilim gözüm devamlı pencerede. Belki diyorum, belki geçen seferki gibi postacı amca mektup getirir; ama olmadı bu kez...

Seni sevdiğimi biliyorsun. Aklımdan bir an için çıkmadığını da bil. Yeni yılın ilk mektubuyla en içten duygularımı, sevgilerimi gönderiyorum sana...

N...........


Not: Tam evden çıkacaktım ki postacının karakola gittiğini gördüm. Bekledim çıkmasını. Maalesef kapının önünden geçip gitti! Mektup gelinceye kadar bu hep böyle sürüp gidecek... Onun için geciktirme olur mu? İyi günler...

19 Mart 2010 Cuma

YÜZ ÜÇÜNCÜ MEKTUP


6 OCAK 1976

Ankara



Canım Sevgilim,

Hatırladığım kadarıyla bizim bir hoca vardı, Müçteba diye; sana ondan bahsetmiştim, belki hatırlarsın. O şöyle derdi: " Yeni bir gün yeni bir ümit, yeni bir ışık ve hedefe atılmış yeni bir adımdır." Hocamız her yeni güne böyle söyleyerek başlardı. Bize de bunu önerirdi.

Evet sevgilim, yeni bir gün başlıyor şimdi, başladı da diyebiliriz. Bu günler böyle akıp gidecek ve öyle bir gün gelecek ki bizlere Asteğmen diploması verilecek, öğrencilikle ilişkimiz kesilecek. Ve o zaman kendimi daha serbest hissedeceğim. Ve o zaman aramıza zaman, mesafe hiçbir şekilde girmeyecek.. Ve biz bu mesafeleri , bu zamanları ilaç gibi yutacağız. Birlikteliğimiz, ebedi beraberliğimiz bana göre o zamanlar başlamış olacak. Ve ondan sonra sevgilim, bizi hiçbir şekilde , hiç kimse, hiçbir zaman ayıramayacak... Ne dersin hayatım?

İnsanlar, ayrılmayacak dediğimiz insanlar da ayrılır, ama bu ayrılıklar ancak ebedi ayrılıklar olur. Seven insanlar ancak öldüğünde ayrılır. İşte hayatım bu hayatta biz ikimiz ölünceye kadar beraber ve birbirimize destek olarak yaşayacağız, öyle değil mi? Hayatın bütün zorluklarına karşı beraber göğüs gereceğiz. Yerine göre beraber gülüp beraber ağlayacağız...

İşte ben bu düşünce ve duygularla yepyeni güne başlamış bulunuyorum. Ve aklımda sen olarak... Zaten sen hep aklımdasın, çıktığın yok ki... İnan sevgilim seni şu sıralarda çok fazla özledim. Belki de kendimi Elazığ'a gitmeye iyice hazırlayıp da gelemediğim için böyle oldu. Gelemediğim için çok çok üzgünüm. Seni görmekten, şu dört günlük tatili seninle geçirmekten ne kadar mutlu olacağımı, sevineceğimi düşünmüştüm hep. Olmadı. Şu PTT 'ye de hasta olmaya başladım. Valla zaten dersini görüyoruz, telsizle görüşmek geçiyor içimden, ama tabiki yapmayacağım bunu.

Beraber olduğumuz zamanların cansız birer hatırası olan resimleri aldım.Sanki o an kalbim duracaktı. Bir müddet bakamadım. Neden sonra heyecanı bastırdıktan sonra, biraz sakinleştikten sonra bakabildim. Yarım fotoğraf çok güzel çıkmış, ayakta çektirdiğimizde kendimi beğenmedim. Acayip çıkmışım. Annemlere gönderdiğin resimleri de almışlar. Sana şimdi iki resim gönderiyorum. Onları sana daha evvel göndermek isterdim ama sana daha fazla bakmak , doyasıya bakmak istediğimden uzun zamandır tekelime geçirmiştim.Hele seni uyurken görmek beni ne kadar sevindiriyor biliyor musun? O haline bakıp gülüyorum.Artık gülüyordum olacak...

Burada günler iyi geçiyor. Sana sevineceğin bir haber vereyim. Kardeşinle o kadar iyi anlaşıyoruz ki sorma gitsin. Ne zaman onlara gitsem bana oldukça ilgi gösteriyor. Arkadaşları da çok iyi çocuklar.

Yine sayfanın sonuna geldim. Seni çok ama çok seviyorum. Şimdi senin sömestrede buraya geleceğini düşlüyorum. Daha doğrusu o fikre kendimi alıştırmaya çalışıyorum. Yani senin geleceğine. Seni bu durum oldukça güç duruma sokacaktır. Herhalde herhalde havanın bozuk oluşu falan bahane edilecektir. Bilmiyorum ya ama, ben gene de sen gelecekmişsin gibi kendimi o fikre hazırlıyorum.

Satırlarıma istemeyerek burada son verirken yeni yılını tekrar tekrar kutlarım, canım sevgilim.

A..........

3 Mart 2010 Çarşamba

YÜZ İKİNCİ MEKTUP


5 OCAK 1976
Ankara


Canım Sevgilim,

Sana uzun bir süredir mektup yazamadım; yeni yılını kutlamak için kart bile atmadım. Bunun nedenini daha ileriki satırlarımda açıklayacağım. Şimdi sana söylemek istediğim bir iki şey var.
Sana yazmadığım süre içinde hiç mi hiç aklımdan çıkmadın. Nereye gitsem yanımda sen vardın, hayalin vardı. İnan sevgilim seni çok ama çok seviyorum. Bu ayrılık bitsin artık! Artık tahammül edemeyeceğim... O kadar zor, o kadar zor ki senden ayrı olmak...

Yeni yılını en içten dileklerimle kutlarım. Ve bundan sonraki yılbaşlarını beraber geçirmemiz en büyük temennim.

Sevgilim, her ne kadar sana Elazığ'a gelemeyeceğim diye yazdıysam da yıl başında izin vereceklerine bütün kalbimle inanıyordum. Nitekim de verdiler. O zaman sanki bütün dünyalar benim oldu! İzin kağıtlarını doldurduk ve gideceğim adresi de Elazığ olarak belirttim. 27 Aralık tarihinde ben dahil 6 arkadaşı Bl. Komutanı odasına çağırdı. Ve bize okul komutanlığının bir emrini tebliğ etti. Emir şöyle: "Doğuya gideceklere sıla izni yok." Elazığ, Diyarbakır, Gaziantep,Urfa, Kars'a... Okuldan kimseyi göndermediler . Gidebileceğiniz başka adres varsa orayı bildirin, dediler. Mecburen memleketin adresini verdim.

Yılbaşını Ankara'da kardeşinin evinde geçirdim, birazcık eğlenmeye çalıştık. Sen yanımda olmayınca geçen günlerin hiç mi hiç tadı yok.Tatil de olsa insana iç açıcı gelmiyor. Perşembe günü saat 14.00 te yola çıktım, akşam 9.30'da memlekete vardım. Cuma günü senin sesini işitmek istedim, telefon yazdırdım; dört saat bekledikten sonra Elazığ hatlarının bozuk olduğunu söyledi memur. Canım sıkıldı, kavga etmemek için kendimi zor tuttum. Madem öyle bir durum var, daha evvel niye haber vermiyorsun be adam!

İşte böyle hayatım, sanki herkes, her şey sözbirliği etmişçesine sana gelmemi, seninle konuşmamı engelliyor. İnan sevgilim, bu hayat bana göre bu şekilde çekilmez oldu. Bilmem bu önümüzdeki günler nasıl geçecek.Her geçen gün seni daha fazla özlüyorum.

Evet sevgilim işte böyle, dün saat 13.30'da geldim Ankara'ya ve biraz dolaştıktan sonra kardeşinin evine gittim, orada elbiseleri değiştiriyorum. Resmi elbiseyle gezmeyi sevmiyorum, bu nedenle çarşı iznini devamlı sivil geçiriyorum.

Evet sevgilim, artık şubat sonuna kadar izin yok(sıla izni). Ancak şubat sonunda, martın başında Elazığ'da olabilirim. Yine de belli olmaz. Seni şubat tatilinde Ankara'ya bekliyorum , geleceksin değil mi? Hem senin için de biraz değişiklik olur. Ne dersin? Bugün ayın beşi, bu önümüzdeki 25 günü sabırsızlıkla bekliyorum... Yılbaşı tatilinde birtakım riskleri de göze almıştım. Ve çarşamba günü 13.45 Malatya uçağına bilet alacaktık. Kalkacağı şüpheli, dediler. Nitekim o gün ve ertesi gün Ankara'da yoğun sis vardı, uçak kalkmadı.

Satırlarıma burada son verirken en iyi günlerin senin olmasını dilerim canım sevgilim.

A.........

Not: Bak hayatım izin kağıdına, Blk. Komutanı imzaladı; Okul ve Tabur Komutanı imzalamadı. Seni çok seviyorum.

24 Şubat 2010 Çarşamba

YÜZÜNCÜ MEKTUP


25 ARALIK 1975

Elazığ



Canım A........'im,

Artık mektupların sırasını da sayısını da iyice karıştırdım. Ne oluyor bu mektuplara, PTT hiç çalışmıyor mu? Biliyorum, bayram, yeni yıl üst üste geldi; işleri bir hayli güç ama bu kadar da olmaz ki... Düşün bir kez, 7 Aralık'ta yazdığın mektubu bayramın son günü aldığım halde, 8 Aralık tarihli mektubunu ancak dün ,yani 24 Aralık'ta alıyorum. Bu kadar gecikme affedilir mi? Üstelik bir mektubun da elime geçmedi, kayıp... 7 Aralık tarihli mektuptan önceki, dışardan attırdığını yazmışsın. Ya unuttular postaya atmayı ya da okul adresine yazdıysan, okulda kayboldu... Bundan sonra ev adresine yaz, olur mu hayatım?

Dün akşam eve geldiğimde mektubunu görünce ne çok sevindiğimi anlatamam. Hele resmini görünce, sevincim daha da arttı. Karşımdaydın sanki, hem de asker halinle; yalnız tüfeğinle asker şapkan eksikti... Tüm Mehmetçiklerimizle gurur duyuyoruz, tabii seninle de...Sayenizde rahat yaşıyoruz ülkemizde.

Bu yazdığım beşinci mektup... Özellikle içinde resim olan mektup inşallah eline geçer. İki kez seni telefonla aradım, 17.00'ye kadar bekledim, çıkmayınca iptal ettirdim. Kalem için özür dilerim. Sevgilim, pencereden postacının geldiğini gördüm, bir dakika...

Evet hayatım, 18 Aralık'ta yazdığın mektubu getirdi şu an. Çok çok sevindim; şikayetlerimi duydular mı acaba? Mektubu okumaya daldım, zaman ilerledi, okula gitmem gerekiyor. Şimdilik hoşça kal...

"Ben seni unutmak için sevmedim." Şarkısı eşliğinde sana yazmaya kaldığım yerden devam ediyorum. Dün mektubunu aldıktan sonra okula gittim. İlk işim telefon yazdırmak oldu. Saat 16.00 sıralarında , ben dersteyken postaneden aramışlar, numaranın devamlı meşgul çıktığını , başka numaranın olup olmadığını sormuşlar. Okuldaki memur olmadığını söyleyerek iptal ettirmiş.Ve bu denemem de böylece başarısız oldu. Çok istediğim halde görüşemedik.

Geçenlerde ders çıkışı nöbetçi öğrenci telefonla arandığımı söyledi, baktım ki memur odasını kilitleyip gitmiş ; kapıyı açtırdım, şehirler arasından , Ankara'dan aranıp aranmadığımı sordum; aramadılar , dedi. Pek inanmadım... Neyse kısmet deyilmiş , diyelim. Oda kilitli olunca cevap vermiyor, demişlerdir sana da. Bundan böyle okulun iki telefonunu da yazdır.2204 ve 3984, birinden biri cevap verir. Müdür Beyin telefonundan görüşmemizde hiç sakınca yok. Hem oda kapalı da olsa, diğerine sonradan bağlatabilirim, anlaştık mı?

Yılbaşında geleceğine kendimi iyice alıştırmıştım, ama sağlık olsun; ne yapalım madem izin vermiyorlar... Ben de seni özledim A.......'im. Zaten bizim kaderimiz bu... Nereye, ne zamana kadar sürecek bu ayrılıklar bilemiyorum. Hep özlem, hep ayrılık... Şubat'ta gelmem şüpheli gibi, bakalım deneyeceğim...

Okulumuzda, senin de yazdığın gibi bazı olaylar oldu. O sırada ben okula gidiyordum. Çocuklar karşılıklı iki gurup olmuşlardı. Birbirlerini taşlamaya başladılar, benim öğrencilerim yanıma gelip "Hocam, biraz çabuk okula girin, size de taş gelebilir!" dediler. Yapmayın , etmeyin dedim ama karşı gurubun duyacak durumları yoktu, kazasız belasız içeri girdim. Daha sonra olaylar biraz daha arttı, bizim müdür dışarı çıktı, öğrencileri yatıştırmaya, onu da taşlamışlar... Vali ve polisler vs. okula geldiler , olay yatıştı.Gazeteler de olayı iyice abartarak yazmışlar. Hepimiz çok üzüldük. Çocuklar büyüklerinden gördüğünü yapıyorlar.Kötü örnek ne yazık ki çok fazla... Bu olaylar daha ne kadar sürecek? Birileri bu olaylardan nemalandığı için mi çözümsüz bırakılıyoruz? Ülkem adına çok endişeliyim. Çocukları kışkırtan birileri var.

Geçen akşam H........ler bize gelmişlerdi. Onların da tayinleri Malatya- Hekimhan'a çıkmış. F..... liseye müdür olarak gidecekmiş. Önce kabul eder gibi oldular, sonradan çok karışık bir yer olduğu için , aynı zamanda mevsimin kış olması nedeniyle vazgeçtiler.

Cumartesi, pazar günleri dışarı çıkabilmeniz iyi, biraz gezersiniz Ankara'yı. N........lara gidiyor musun? Yeni yılda ne yapmayı düşünüyorsun? Sevgilim, evet bir yılı daha geride bırakıyoruz. Bakalım 1976 yılı bize ne getirecek?

Dileyim yeni yılla birlikte tüm dileklerimiz, arzularımız gerçekleşsin... Mutluluk getirsin bu yıl hepimize...

Şimdilik satırlarımı sonlarken her şeyin gönlünce gelişmesini dilerim yürekten. En içten sevgilerimi, selamlarımı iletirim sana. Mektuplarını bekliyorum, ben de daha sık yazacağım hayatım...

N..........

23 Şubat 2010 Salı

DOKSAN DOKUZUNCU MEKTUP


18 ARALIK 1975
Ankara


Canım Sevgilim,


Günün tarihi 18 Aralık 1975, saat 08... Ve şu anda sabah mütalaasındayım. Sana yazmaya başladım ve başlar başlamaz ara vermek zorunda kaldım.


Şimdi saat 14.00 . Sana yazmaya yeniden başladım. Az önce , senin bayramdan önce elime geçeceğini tahmin ettiğin ve benim beş dakika önce elime geçen kartını aldım. Ne kadar sevindiğimi tahmin edemezsin. Halbuki mektup bekliyordum.

Bayram süresince memleketteydim. İnan bu zamana kadar yaşadığım en kötü bayramdı. Sen olmayınca bayramın seyranın hiç tadı olmuyor. Ama sen, evet sen, yanımda olduktan sonra yaşamak anlam kazanıyor.

Evet sevgilim, bayramdan iki gün evvel yani perşembe günü saat 12.00'de serbest bıraktılar bizi. Doğruca N........'ın evine gittim, ama o gitmişti, yoktu. Oradan da Mak. Müh. Odasına gittim, hemen Elazığ'a telefon yazdırdım ve 16.10'a kadar orada telefon bekledim ama bir türlü çıkmadı... Ben de memlekete hareket ettim. Gece yarısına doğru evdeydim.

Gitmeden evvel seninle konuşmak istedim ama olmadı, sesini duymak istedim, seni çok özlediğimi söylemek istedim ve bu arada seni çok sevdiğimi de söyleyecektim , hiç birini yapamadım. Ben de bu düşüncemi cuma günü yaparım diye düşündüm , ama bende kafanın kalmadığını neden sonra fark ettim. Cuma gününün arife olduğunu, saat 12.00'ye geldiğinde iş yerlerinin, resmi dairelerin tatil olduğunu babam eve geldiğinde ancak anlayabildim.

Ve çarşamba günü erkenden Ankara'ya döndüm, seninle konuşabilmek umuduyla ama olmadı. Saat 17.10 'a kadar Mak. Müh. Odasında yine bekledim. Bir telefon çaldı, adımı söylediler, ne kadar heyecanlandığımı tahmin edemezsin... Alo dediğimde karşımda seni bulacağımı tahmin ediyordum! Santral memuresi telefonun cevap vermediğini söyledi... Onunla bir hayli tartıştık, aradığım yerin bir okul olduğunu , mesainin 17.30'da bittiğini hatırlattım kendisine, ama bir faydası olmadı.Bak şimdi gene aklıma bir şey geldi. Siz o gün yoksa yarım gün mü çalışıyorsunuz?

İşte görüyorsun ya bende yeni jeton düşüyor. Biliyor musun sevgilim cumartesi , pazar günleri ben artık Ankara'dayım, bu kez de o günler sen evdesin; hafta içi de benim sana telefon etme olanağım yok. Anlayacağın bir telefonla bile konuşamıyoruz, bu da oldukça canımı sıkıyor. Benim şimdi sabırsızlıkla beklediğim şubat tatili var. Sabırsızlıkla bekliyorum... Yılbaşında bize tatil var ama garnizon dahilinde, Ankara dışına çıkamıyoruz. Onun için sana verdiğim sözü geri almak zorundayım. Hani yılbaşında geleceğimi söylemiştim ya , o sözü. Sevgilim bu sana burada yazdığım altıncı mektup, üç tanesinin cevabını aldım; tabii bu arada resimleri de aldım, ne kadar sevindiğimi anlatamam. İyi ki resim çektirmişiz...

Biliyor musun burada her şey oldukça iyi, bu yüzden kilo almaya başladık.

Sana telefonda söyleyemediklerimi şimdi söylemek istiyorum. Hayatım seni çok çok çok seviyorum. Sensiz geçen bu günler bana acı, keder, ıstıraptan başka bir şey vermiyor. Seni çok özledim. Şimdi devamlı beraber olduğumuz zamanları hayal ediyorum. Düşünüyorum ve bu yüzden ders arasında dalıp gidiyorum, seni çok özledim.

Bakışını, gülüşünü vs... Sensiz yaşayamayacağımı söylesem eminim hemen bana cevabı yapıştırırsın, "Şimdi nasıl yaşıyorsun?" diye... Ama bilir misin bilmem ki... Sen hep benim yanımdasın, içimdesin, ruhumdasın. Velhasıl seninle doluyum sevgilim. Yahu bu Türkçe de amma bir dil! İnsan hislerini bile doğru dürüst dile getiremiyor, acizleşiyor. Ve yarın yazılımız olduğu halde sana yazmaktan yine de kendimi alamadım.

Bayram süresince devamlı Ö.......'le birlikte idim. Şimdi daha da şirinleşmiş , göreceksin. Ben eve gelince hemen yanıma geliyor.

Sevgilim seni şubat tatilinde bekliyorum. Babamı yazmışsın, pek o kadar katı bir tutum içine gireceğini zannetmiyorum. Bayramda ona sigara gönderecektim, kardeşin erken gidince görüşemedik, dolayısıyla gönderemedim.

Hayatım, satırlarıma istemeyerek son verirken tek tesellim senden gelen ve gelecek mektuplar olacaktır. Çünkü bir mektup bile insanı mutlu etmeye yetiyor.

İyi günler temennisiyle satırlarımı sonluyorum.


Not: Okulunda olan hadiseyi okudum, çok çok üzüldüm; yakında ilk okullarda da başlayacak neredeyse. Bana acele yaz , sana bir şey olması beni çok üzer, kendine dikkat et... Ülkeyi bu duruma getirenler ne yapıyor bilmem ki...

Sevgiler, mektubunu belkiyorum...

A.............

21 Şubat 2010 Pazar

DOKSAN SEKİZİNCİ MEKTUP


16 Aralık 1975
Elazığ


Canım A........'im,


Bayramda günler genellikle iyi geçti. Yalnız son gün kar yağmaya başladı. Şu anda ince ince serpiyor. Bu da nedense bana hüzün veriyor. Düşünüyorum da geçen bayram bununla kıyaslanamayacak kadar güzeldi...

Sevgilim, mektupların gecikmesi seni olduğu kadar beni de kederlendiriyor. Bununla dördüncü mektubumu yazıyorum sana. Ayrıca bayram için kart da atmıştım. İnşallah eline geçer.

Bundan önceki mektubun arasına çektirdiğimiz resimlerden ikisini koymuştum. Kaybolursa üzüleceğim. Bu , 7 Aralık tarihli mektubunun cevabı. Dün ancak elime geçti. Yazdığın üç mektubu aldım, biri henüz gelmedi. Okul adresine gönderdiysen belki oraya gelmiştir. Yarın bakarım, yoksa kaybolmuştur.

Annenler nasıllar, seni görünce sevinmişlerdir. Bayram tebriğinin içine 4 resim koyup onlara göndermiştim. Belki şu anda birlikte bakıyorsunuzdur... Bizler iyiyiz, yalnız babam biraz rahatsız, üşütmüş. Hastalık sırayla yokladı hepimizi.

Biliyor musun A........'im, bu ayrılıklar bizi oldukça üzüyor, özlemimiz büyüdükçe büyüyor. Bununla orantılı olarak sevgimiz de, birbirimize olan bağlılığımız da artıyor değil mi?

Bu tatilde memlekete gitmen iyi oldu. Sevinmişlerdir. Buraya gelmeni ben de çok isterdim. Aslında bana kalsa hep burada , yanımda ol, diyeceğim(imkan yok, şimdilik) . Ancak oraya gittiğin için sitem edeceğimi sanma. Tabii gideceksin, görevin bu herşeyden önce...

Yalnız bizim de birbirimize karşı sorumluluklarımız var. Karşılıklı anlayış içinde bunları yerine getirebilmemiz önemli. Sevgiyle birlikte bunları da yerine getirebilirsek fazla bir problemimiz olmaz. Sorunlarımız olsa da çözmekte zorluk çekmeyiz, birbirimize destek olarak. Bu arada ailelerimizi de ihmal edemeyiz...

..............


Uzun bir süre ara vermek zorunda kaldım. Son günü de olsa bayramın, misafir eksik olmadı.

N....... da burada, yarın akşam trenle dönecek. Askerde ziyaretine geleceğini söyledi. Valizini, paltonu alabildin mi? Sanırım askerliğin güç günleri geçti. Dışarı çıkmaya başlayınca daha kolay gelir. Ne dersin? Ankara'da olsaydık sık sık ziyaretine gelirdik. Şubat tatilinde gelmeyi çok istiyorum, ama biraz şüpheli, yine de zaman gösterecek.

Sınav sonuçların nasıl? Gece eğitimi zor olmuyor mu?

Resim çektirdiğinde gönder, bekliyorum... Çok merak ediyorum.

Vakit ilerledi. Satırlarıma son vereyim artık.Geçmiş bayramını en içten duygularla kutlarım. Selam ve sevgiler..

N...........

NOT:Mektubunu bekliyorum.

7 Şubat 2010 Pazar

DOKSAN ALTINCI MEKTUP


7 ARALIK 1975
Ankara

Canım Sevgilim,

26 Kasım tarihinde yazdığın mektubunu almama rağmen sana ancak şimdi cevap yazıyorum.

Valla ne hikmetse mektuplar çok güç şartlarda elimize geçiyor. Bu benim sana yazmış olduğum dördüncü mektup... Ama senden henüz bir mektup aldım. Öyle anlaşılıyor ki mesafe kısaldıkça mektupların da ele geçme süresi uzuyor. Yani zamanla ters orantılı. Senin 26 tarihli mektubun ayın üçünde elime geçti. Düşünebiliyor musun tam 7 günde ...

Valla şans eseri yaşıyoruz şu dünyada... Bir söz var " Amerikalılar tesadüfen doğar, Türkler ise tesadüfen yaşar..." İşte böyle hayatım, son iki mektubumu eline daha çabuk geçsin diye dışarıdan attırmıştım. Bunu da öyle attıracağım. Ama nedense öyle de geç gidiyor, böyle de...

Hayatım biz ayın on ikisinde , saat 10.30'da yemin edeceğiz. Yeminden sonra 12- 17 tarihleri arasında izinliyiz. Ve yaptığımız araştırmaya, daha doğrusu yaptırdığımız araştırmaya göre 11-12-13 için Ankara'dan Doğu,Güney ve Batı illerimizden belli başlılarına giden bütün arabalar dolu. Yer yok. Herkes açıkta kaldı. Elazığ'a gelmeyi, seni görmeyi ne kadar istediğimi tahmin edemezsin. Seni çok seviyorum.

Burada sanki tüm dertli insanlar bir araya toplanmış. Kimi nişanlı, kimi evli... Bugün ziyaret günü. Ellerin ziyaretçileri yine gelmeye başladı. Dün de gelmişti. Biz gariban takımı, ne ziyaretçi ne de mektup var! İnan sağa sola, on'un üzerinde mektup yazdım, henüz iki tanesine cevap alabildim. Evden de mektup almadım daha. Ama biliyorum ki gelen mektup burada postada bekliyor. Çünkü gelen giden mektuplar okunuyor, bu nedenle de gecikiyor.

Perşembe günü yemin töreni var, herkesin yakınları gelebilir. Davetiye verdiler. Davetiyeyi sana gönderecektim ama koşullar uygun değil, okulun var. Onun için gönderemedim. Hem sen nasılsa şubat tatilinde geleceksin değil mi? Gazeteleri takip ediyorum, herhalde 30 Ocak- 15 Şubat arası tatil...

Sevgilim, geçenlerde burada senden bol bol bahsettik, kulakların çınladı mı? Burada elektronik astsubay okulunda okuyan bir öğrenciyle tanıştım, senin okulundan mezun.Son sınıfta iken öğretmeni olmuşsun. Y.......D....... hatırladın mı? O anlattıkça ben de bol bol güldüm. Bir de çocuk nereden tanıyorsun demez mi?

Arkadaş kendine bilet ayırtırken 4 kişilik yer ayırtmış memlekete. Perşembe günü kardeşine uğrayacağım, el çantası ve pardesü onlarda. Ha senin ilk yazdığın mektup elime geçmedi, sanırım kayboldu. Buranın mevcudu 10-12 bin kişi falan. Bölüğünü belirtmezsen kaybolma olasılığı oldukça fazla. Onun için yeni adrese yaz daha önceki gibi.

Burada iyi bir kamp yapıyoruz. Yemekler çok çok iyi. Beğenmediğin zaman git kebap ye... Ara sıra top oynuyoruz, dün oynadık, farklı yenildik.

Dersler geçtiğimiz pazartesi başladı. Günde 7 saat ders yapıyoruz. Sabah ve akşam 3 saat de mütalaa yapıyoruz. Ediyor 10 saat... Akşam 9.00-9.30 yatış; 6.30 kalkış saatimiz. Salı günü ilk imtihanı olacağız. 60'tan aşağı alırsak kötü... 15 Günde bir 2 saat gece eğitimi var. Burası çok soğuk. Soğuktan dudaklarımız çatladı. Bereket mekanik eğitimimiz bitti.
Şimdi beni bu halimle görmelisin, görmeni çok isterdim. Harici elbiseleri aldık. Yalnız henüz pardesü alamadık. Eğer alamazsak fena ...

Satırlarıma burada son verirken en iyi günlerin senin olmasını dilerim.

Adres
Yaka No.......
Mu. ok.yd. sb. bölüğü
Ankara

Sevgiler......

A....

4 Şubat 2010 Perşembe

DOKSAN BEŞİNCİ MEKTUP


2 ARALIK 1975
Elazığ
Canım A.......'im,

Bize en zor gelen şeylerden biri de sevdiklerimizden ayrılmaktır. Uzakta olan sevdiğimizin özlemiyle günler dayanılmaz oluyor, biliyorum. Yapamayacağız, katlanamayacağız sanıyoruz. Oysa dayanıyor insan! Hem ayrılıktan ayrılığa fark vardır değil mi? Vatan söz konusu olunca bu ayrılık daha katlanılır oldu benim için. Askerlik kutsal bir görev. Aynı zamanda hayatı iyi kötü her yönüyle kabul etmek, ona ayak uydurmak zorundayız değil mi canım?

Mektubunda "Gözden ırak olan,gönülden de ırak olur." sözünü alıp bizim öyle olmadığımızı yazmışsın... Doğru söylemişsin canım. Sana yürekten katılıyorum. Tarihte hiç bir ayrılığın unutturamadığı aşklar vardır.Çok güç koşullarda bile sevmesini bilen insanlar vardır. Bu nedenle bazı sözleri kullanırken çok dikkatli olmalıyız değil mi? Bu sözün geçerli olduğu durumlar da vardır; geçerli olmadığı durumlar da... Bizim için bu sözün geçerliliği olmamalıdır, olamaz canım.

Nişandan sonra uzun süre gelmedin, gelemedin. Önce gerçekten kızmıştım,alınmıştım, anlamak istememiştim belki de anlayamamıştım durumunu. Ama şimdi artık anlıyorum, kızmıyorum. O dönem uyum dönemiydi bizim için. Yaşama ciddi olarak adım attığımız, öğrencilikten iş yaşamına; arkadaşlıktan evliliğin ilk adımına alışmak kolay değil tabii ki... Hiçbir şey birdenbire olmuyor, zaman gerektiriyor. Önemli olan geleceğimiz...

Şu anda güzel bir şarkı var radyoda. Onu dinliyorum, karşıma koyduğum resmine bakıyorum arasıra, bir yandan da mektubunu yazıyorum. Sen gittikten sonra yazdığım üçüncü mektup bu. Diğerlerini almışsındır sanırım.

Pazartesi günü seni yolcu etmek için beklerken ne olup bittiğinin farkında değildim pek. Zaman durmuştu, dünyayla ilgim kesilmişti... Onun için babamla ilgili üzüldüğün olayı hiç fark etmedim. Babam da bir şey söylemedi, sanırım sen büyütüyorsun. Ne olduğunu yazarsan , önemliyse, senin adına babamdan özür dilerim.

Şubat tatilinde Ankara'ya gelmem güç gibi. Geçen akşam " Şubat'ta Ankara'ya gitsek!" diyecek oldum. "Kış günü Ankara'da ne var?" dedi babam. Öyle kesin bir şekilde söyledi ki bir daha zor açarım o konuyu...

Sanırım mektupları alınca ilk işin resimlere bakmak olmuştur. Benim çok hoşuma gitti, iyi ki çektirmişiz. Devamlı bakıyorum. iki tanesini sana göndereceğim.Annenlere de göndereceğim. Geç oldu, artık bitireyim mektubunu. Bu arada senden resim bekliyorum. Asker halini çok merak ediyorum. Gönderirsen sevinirim.


..........


Günaydın diyerek akşam yarım bıraktığım mektubuna devam ediyorum.

Yazılı sınavları yapmaya başladım. Ancak bir kısmını okuyabildim. Bu sıra biraz rahatsızım. Dün doktora gittim. İlaçları kullanmaya başlayınca geçer gibi oldu. Bir de inanmıyoruz doktorlara...

Derste bayılan biröğrencim vardı, sana bahsetmiştim. Dün sınıfa girmiştim ki yine bayıldı. Çok moralim bozuldu, çok da üzüldüm. Çaresizlik kötü! Ayıltmak için epey uğraştım. Kendine gelince biraz dışarı çıkarıp gezdirdik, hava alsın istedim. Eve göndermek istedim, gitmek istemiyor.

"Yok hocam, orda daha fena oluyorum ! diyor.

Doktorlar, okuldan ayrılması, onun için ölüm olur, diyorlarmış. Benim için büyük üzüntü kaynağı oluyor, öğrencilerim de tedirgin... Dersi işlemeyi bıraktım, şiir vs. okuttum, ilgilerini tekrar toplayabilmek için.

Mektuba başlamadan sınav sorularını hazırladım. Görüyorsun öğrencilerim senin önüne geçti.
Artık bitireyim, biraz daha devam edersem okula geç kalacağım.

Evet hayatım, sana son olarak seni çok sevdiğimi söyleyeceğim. Senin de dediğin gibi bu sevgi gün geçtikçe büyüyecek, emin olabilirsin. Satırlarında buluşmak üzere hoşçakal canım...


N.......

2 Şubat 2010 Salı

DOKSAN DÖRDÜNCÜ MEKTUP


26 KASIM 1975
Elazığ

Sevgili Askerim,

Günlerdir merakla beklediğim mektubunu nihayet bugün aldım. Postada gecikmiş olacak.
Nasılsın, umarım iyisindir. Buradan ayrıldıktan bir gün sonra yani 18 Kasım'da sana bir mektup yazmıştım, daha önce verdiğin adrese, inşallah eline geçmiştir.

Evet ... Böylece vatan görevimiz başlamış oldu. Hayırlı olsun. Vatanımız, ulusumuz tabii ki her şeyden üstün. Gerekirse seve seve canımızı veririz uğruna. Senin de bu görevini en iyi şekilde yerine getireceğinden eminim. Seni seviyorum, tüm Mehmetçiklerimizi seviyoruz...

Bildiğin gibi ben bütün zamanımı öğrencilerime ayırıyorum. Çok yoruluyorum ama bundan şikayetçi değilim. Seviyorum öğretmenliği. Sevgiyle yapılan işler insana mutluluk da veriyor. Bu konuda ben şanslı sayıyorum kendimi...

Ankara'da N...... ile görüşmene sevindim. Ziyaretçi kabul ediliyor mu Mamak'ta?

Telgrafını aldığım andaki sevincimi görecektin!.. Teşekkür ederim canım. Ankara yakın, mektuplar erken gelir , diye seviniyordum. Bu sefer daha çok gecikti. Neyse bütün bunlar önemli değil. Sen vatanımızı bekle, ben seni sonsuza kadar beklerim.

Elazığ'da havalar soğumaya başladı. Zaman zaman grip yokluyor bizi. Şimdi iyiceyim. Bugün yağmur var Elazığ'da... Radyodan öğrendiğime göre Ankara'da kar yağıyormuş. Soğukla aran nasıl?

Burada her şey bırktığın gibi... Şimdilik satırlarımı sonlarken, her şeyin gönlünce olmasını dilerim... Mektubunu sakın geciktirme ! Evdekilerin selamı var.

N.........

30 Ocak 2010 Cumartesi

DOKSAN ÜÇÜNCÜ MEKTUP


20 KASIM 1975
Ankara


Canım Sevgilim,

Bugün resmiyette askerliğimin 20. günü, fakat gerçekte ise 4. günü...

Saat şu anda 18.40. Gazinoda TV seyrederken seni düşünüyordum.
Bu düşünce o kadar şekillendi ki gayri ihtiyarı oradan kalktım. Ve sana bu satırları yazmaya başladım hayatım.

Sensiz geçen günler bana o kadar uzun geliyor ki... Sanki beraber olduğumuz o günlar en kısa günlerdi. Oysa ikisi de 24 saat. Ama o zaman yanımda sen vardın. Senin yanında olunca zaman kavramı diye bir şey kalmıyor. Bir geliyorum Elazığ'a dertlerim, üzüntülerim artmış olarak dönüyorum. Ne oldu bana , neden böyleyim, bilemiyorum. Halbuki martta nişanlandık. Aradan bir hayli zaman geçti. Bir söz var, bilirsin. "Gözden ırak olan gönülden de olurmuş ." Ama bu söz bize göre değil. Bizimki bunun tam tersi... Değil mi sevgilim? Ayrı kaldıkça birbirimize daha sıkı bağlandık. Birbirimizi daha fazla özledik, dolayısıyla aşkımız daha da kuvvetlendi. Şimdi ise özlemeye devam edeceğiz. Bunu mektuplarımızla kısmen hafifletmeye çalışacağız...

Pazartesi akşamı senden ayrılmak bana o kadar zor geldi ki anlatamam. Bütün düşüncem sendin. O an sanki dünya durdu, her şey silindi, yalnız sen ve ben vardık... O kadar dalmışım ki otobüs geldiğinde, farkında mısın bilmem, babanla vedalaşırken ters bir hareket yaptım. Sonra da çok üzüldüm.

Benim Elazığ'daki düşüncem Ankara'ya indikten sonra kardeşini görüp, 11.30'da bizim Mak. Müh. Odasına gidip oradan sana telefon etmekti. Ama gelişen olaylar bunu engelledi. Senin sesini işitemedim. Halbuki sana neler neler söylemek istiyordum 800 km uzaktan. Bunların en önemlisi seni çok sevdiğimi ve bir ömür boyu sevebileceğimi, sevgimin her geçen gün bir önceki güne göre arttığını ve günler geçip giderken daha da artacağını söyleyemedim. Ankara'da yaşadığım bir olay telefon etmemi engelledi. Bunu şubatta geldiğinde anlatırım sana , şimdi sorma.

Geldiğim gün saat 16.00 olmadan Mamak'taydım. Arkadaşım asteğmeni aradım, bulamadım; bu öğlen o kendisi geldi buldu beni.

Şimdi, şu anda karşına gelsem belki de tanıyamazsın beni. Askerlik çok değiştirdi bizi. Yarın akşam sinema var , ona gideceğiz. Yemekler çok güzel. Gündüzleri eğitim yapıyoruz. Birinci gün eğitim elbiselerini aldık. Dün yani çarşamba günü vaktimiz yürümek ve dönüşle geçti. Bugün ise tüfekleri aldık. Artık tam bir asker sayılabiliriz. Herhalde yemine kadar bu böyle gidecek.

Satırlarıma istemeyerek son verirken en iyi günlerin senin olmasını dilerim sevgilim.

A.........

Not: Özür, dolma kalemin mürekkebi bitti. Ne çok yazım hatası yapıyorum, kimbilir?