En büyük asker bizim asker etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
En büyük asker bizim asker etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Haziran 2010 Salı

YÜZ YİRMİ BİRİNCİ MEKTUP


26 Mayıs 1976
Elazığ

Canım Benim,

17 Mayıs tarihli mektubunu aldım. Ne tesadüf değil mi, aynı gün ben de sana mektup yazmışım. Yalnız postaya atmayı geciktirdim. Biliyorsun postaneye gitmek için şehre inmek gerekiyor, bu da her istediğim an olmuyor, özellikle okul varken. Umarım o mektubu almışsındır.

Nasılsın canım? Ben iyiyim, tek derdim ayrılığımız. O da canımıza tak dedi artık! Bitsin istiyorum, yetmez mi bu çektiklerimiz?

***

Hayatım, akşam başlamıştım yazmaya, bırakmak zorunda kaldım. Şimdi kaldığım yerden devam ediyorum.

Bugün 27 Mayıs, Bayram. Dün akşam üstü gözlerim hep kapıdaydı. Yarım gün tatil olduğu için belki gelirsin diye boş yere bekledim. Bu cumartesi yine bekleyeceğim. Zaten hep beklemekle geçti hayatımız değil mi A.....'im?

Bizim okul resmen kapandı, fakat yarın yeniden başlıyor. Aynı sene içindeki gibi kurslar için gidip geleceğiz. Ben yine öğlenciyim. 13'ten, 18'e kadar okuldayım. Telefon edebilirsin.

Telefon dedim de aklıma geldi. Geçenlerde aramışsın, orada olmadığım için görüşemedik. Biz çıkmışız, sen aramışsın. Sesini duymayı çok istiyorum, hiç olmazsa sesini... Kurslarda ararsan sevinirim canım.

Bak sevgilim, haziran sonunda evlenme düşüncemizi annemlere açtım. Önce kabul etmediler, askerlik bitsin öyle, diyorlar. Hele, geçen gün annem, Mihriye'yi dolmuşta görmüş, konuşmuşlar; ondan sonra "Olmaz!" diye tutturdu. Bin güçlükle, en sonunda kabul ettirdim.

Annem bugün Ankara'ya gidiyor, Güzide Teyzem ameliyat olmuş, onu ziyarete gidiyor. Bu arada Ankara'da ev almak istiyorlar ya, ev bakacak. Ben de, bizim tayin işini sormasını istedim annemden. İyice, kesin olarak anlasın yakın bir yere tayinin olup olamayacağını... Bir hafta kalacak Ankara'da.

Tayin işi olmazsa, Mardin'e eşya götürmeyelim, diyorum hayatım. Zira tatil kısa, iki divan götürürüz oraya, olur biter. Lojman işi olursa, kirası da herhalde ucuz olur. Olmazsa Elazığ'da uygun bir ev buluruz. Eşyalarımızı buraya bırakırız. Benim yaz tatili bitiminde sen tedbili hava alırsın, off ya!

Biliyoruz sevgilim, biraz güç olacak, ama güçlükler de kendi kendine yenilmiyor değil mi? Birlikte, el ele verdikçe güçlükleri yeneceğimize inanıyorum ben. Seni seviyorum bitanem, sen de beni seviyorsun, en büyük güç kaynağımız bu olmalı...

Eşya işini düşündüm canım, şimdi alınmazsa ilerde hiç alamayız. Ne sizinkiler ne de bizimkiler o zaman yardım etmezler. Şimdi yeni evleniyoruz diye bir miktar senin ailen, bir miktar da benim ailem verir, kalanı da biz ikimiz öderiz. Mardin'de fazla masrafımız olmaz. Bu nedenle taksitlerimizi ödeyebiliriz.

Geçenlerde Hayriye ile Faruk bize geldiler. Annemlere getirdiğin çatal bıçak takımını gösterdim, çok beğendiler. Onlar da zaten almak istiyorlarmış, sana yazmamı istediler. Şayet bulabilirsen bir takım da onlara getirebilir misin sevgilim? 250 lira olduğunu söyledim, yanılmadım değil mi?

Haa, bak canım, ben o aynalı dediğin çatal bıçak takımını gördüm. 315 liraymış fiyatı. Pek hoşuma gitmedi, belki senin Mardin'de gördüklerin daha güzeldir. Bu dört delikliler de çok güzel. Olmazsa bizim evimize de aynısından al. Yine de sen bilirsin, iyice bak, hangisi hoşuna giderse ondan alırsın.

Hayriye'ler 20 Haziran'da gideceklerlermiş, Çünkü Faruk temmuzda askere gidecekmiş. Alabilirsen yirmisinden önce ellerinde olması gerekiyor çatal bıçak takımının...

Sabah erken kalktım, sana yazmak amacıyla. Biliyor musun canım, mektup yazabilmek için yalnız olmalıyım. Böylece seninle baş başa kalabiliyorum. Yalnız seni düşünüp yalnız seni yaşıyorum...

İnan bir anım bile geçmiyor seni,evimizi, kuracağımız yuvamızı düşünmeden. Seni çok seviyorum canım. Özledim, en kısa zamanda gel...

Sonlarken selam ve sevgilerimi gönderiyorum sana. Yazı için, özür... Dizimde yazıyorum.
Seni pek çok seviyorum.
Hep seveceğim. Bir ömür boyu...

N......


Bak şimdi aklıma geldi. Sürprizin nedir? Çok merak ediyorum, beni fazla merakta bırakma...

Diğer yandan elimdeki yanığın acısı çoktan geçti. Zaten o bana acı vermedi ki... Yalnız izi duruyor. Geçmesini de istemiyorum. Bana o andaki halimizi hatırlatıyor. Mutluluğumuz geliyor aklıma, içimin sevgiyle dolduğunu hissediyorum. Sonra benim elim yanacağına seninkinin yanmasını istiyorsun, olur mu ya? Sen ben yok artık, biz varız. Senin elin yansaydı benimkinden daha çok acı duyardım emin ol sevgilim...

14 Haziran 2010 Pazartesi

PINAAAR KOR OLMUŞ YAKIYOR




Pınar henüz yirmi üç yaşındaymış. Su gibi bir genç kız. Sevmiş, sevilmiş... Mücadele etmişler Cumhur'la birlikte.

Pınar öğretmen olmuş; olmuş ama, dur demişler! Okuldan diploma almakla artık öğretmen olunmuyor, seni birçok kez daha sınayacağız, KPS'ye gireceksin, dur hele...

Durmuş Pınar, yeniden ders çalışmaya başlamış. Sanki bu şekilde öğretmen yapılanlar eskisinden daha iyiymiş gibi beklemiş. Devlet, bekle, diyorsa bir bildiği vardır, demiş beklemiş...

Oysa kadrolar yandaşlar tarafından gizli gizli dolduruluyormuş. "Sınavla" artık oyalamanın bir yolu mu neymiş?

Cumhur teğmen olmuş.

"Vatanın bağrına düşman dayamış hançerini"
" Bulunur kurtaracak bahtı kara maderini"

diye diye yetiştirilmiş.


Pınar'la Cumhur evlenmişler, muratlarına ermişler. El ele yola çıkmışlar. Biri Türk Ordusunun neferi, diğeri eğitim ordusunun neferi... Hizmet edecekler, vatana borçlarını ödeyecekler, çocuklarını güzel bir dünyada büyütecekler...

Olmadı, bırakmadılar! Pınar'a kıydılar!

Bilemediler. Eşkiya dışarda sandılar, düşman sınır ötesinde bildiler. Oysa eşkiya çoktan düz ovaya inmiş, törenlerle karşılanmış, mahkeme meclisi dağa taşınmış, teröristler yurdun her yerinde cirit atar olmuş, birileriyle açılım masalarına oturmuş.
Türk Ordusu'nun en özel yerlerine girilmiş, komutanları hapislere tıkılmış, yargıçların işinin bitmesini bekler olmuş.Özel yetki verilen mahkeme yargıçlarının işleri kaç yılda biter bilinmez, ama bittiği zaman yargılanmayı bekleyedursunlar denmiş.

Suyun üstünde köprüler kurulmuş, köprülerin altında kalan pınarlar kurumuş, Öğretmen olan, ama atanamayan Pınar evinin balkonunda geleceğe dair güzel hayaller kurarken vurulmuş...

Pınar'ın öyküsü bana çok dokundu. Her şehit cenazesi yüreğimi dağlarken, Pınar, ateş olmuş yüreğime oturmuş, yakıyor, yakıyor, yakıyor...

Pınar'ın öyküsü, burada " eski mektuplar" da anlattığım öykümüze benziyor başlangıç olarak.Ben de onun yaşında gelin olup Mardin'e gittim askerimin peşinden. O, Osmaniye'ye gitmiş...

Ama devamı yok onun öyküsünün! Olamayacak da... Başlar başlamaz bitti, bitirdiler... Kanlıgeçit bölgesinde akıttılar kanını! Pınar, benim yaşadıklarımı yaşayamayacak artık! Teröristler roket atarlarla vurdu Pınarı kırk günlük gelin iken...

Onu bu sayfaya taşıdım, bilinsin istedim, unutulmasın. Yeni Pınarlar, yeni Cumhurlar başlamadan biten masal kahramanları olmasın. Doyasıya yaşasınlar, kendi romanlarını gönüllerince yazsınlar, yazsınlar, yazsınlar...

Vatan evlatlarını kendi hırslarına, kötü emellerine kurban edenler utansınlar!


13 Haziran 2010 Pazar

YÜZ YİRMİNCİ MEKTUP



17 Mayıs 1976
Pazartesi
Saat 20.30
MARDİN

Bitanem,

İşte yine karşı karşıyayız seninle. Ama cismen değil, hayalen. İnan sensiz olmak benim için acıların, ızdırapların en büyüğü...
O kadar ki her an seni düşünüyorum, seni anıyorum, seninle yaşıyorum. Seninle doluyum. Bazen o kadar doluyum ki birisinin bana seslenmesi bile yeterli oluyor.

İşte bugün yine öyle oldu. O kadar dalmışım ki düşüncelerimin doruğunda hayal meyal görünüyorsun. Sonra seçilebilir bir şekilde şekilleniyorsun. Ve gülüyorsun. Bazen bana geldiğini zannediyorum. Bazen beni çağırdığını... Ve ister istemez dalgınlığım o şekilde sürüp gidiyor.

Bugün traş olurken berberin koltuğunda uyumuşum. İşte o kısacık, bir anlık uyumamda dahi rüyamda seni görmem için yeterli. Gene beraber olduğumuz bir andı herhalde. Ne hikmetse bir iki kelime konuşurken uyandım. Baktım berber tuhaf tuhaf bakıyor. Utandım.

Evet hayatım, senden ayrılmak o kadar zor , o kadar zor ki... Sensiz olmak, yukarıda da belirttiğim gibi, çok kötü...

Mardin'e geleli beri aklımda iki şey vardı: Birincisi, gerçekleşti, ama istediğim gibi olmadı. Arzum, okul dağılmış, öğrencilerinle giderken senin karşına çıkmaktı. Kısmet olmadı bu. Şimdi bir ikinci isteğim, sürprizim olacak. Ona hazırlıklı ol. Ama belki de olmaz.

Canım, birtanem, dün akşam saat 21.30'da geldim Mardin'e ve bu akşam da nöbetçiyim. Nöbet tutuyorum, seni düşünerek, seni yaşayarak, seni anarak. Niye sevgilim uzuyor bu birleşememiz? Bu ayrılık benim için artık çekilmez bir hal almaya başladı.

Sana şunu söylemek istiyorum: Evin altındaki yoldan giderken dün gece, son olarak kapının önünde gördüm seni... Bir an, var kuvvetimle sana haykırmak, bağırmak istedim ve el salladım. Ama sonra oldukça utandım babandan biliyor musun? Senin o en son hayalin gözümün önünden gitmiyor. Gitmez ki. Gitmeyecek ki...

Ben bugün dört koldan şehre adam saldım, bize harıl harıl ev arıyorlar şimdi. İkimize...
Bu sıra hayatım bölük komutanlığına bakıyorum, yüzbaşı İtalya'da, üstteğmen on gün izin aldı, eşi hastaymış. Dün senden ayrıldıktan sonra, hemen seni özlemeğe başladım. Seni aramaya başladım. Sen benim her şeyimsin, canımsın. Teneffüs ettiğim havasın. Ve her şeyden önce dert ortağımsın, sevgilimsin. Ve ilerde çocuklarımızın anasısın.

Ahh, sevgilim, inan, hep yanımda olmanı istiyorum, sonsuzluğa dek yanımda olmanı... Sen yanımda olduğun zaman dünyanın en mutlu insanı oluyorum, bitmesin istiyorum beraberliğimiz.
Bazen de kendi kendime birtakım kuruntulara saplanıyorum... Sen yanımda oldukça dünyanın en mutlu insanı oluyorum. O kadar ki mutluluktan ölebilirim. Aşık olmak ne tatlı şey.

İşte, bazen Türkçe'ye de kızmıyor değilim, o kadar az kelime var ki hislerimi ifade edebilmek için kelime bulamıyorum. Ve "Seni seviyorum." sözcüğünün maskesi arkasına sığınıyorum. Evet, seni seviyorum. Ve her gün, her zaman, her an seveceğim. Çünkü biz birbirimiz için yaratılmışız öyle değil mi hayatım?

Öyle tahmin ediyorum ki şu an, elindeki o yanık, hala acıyordur. Öyle mi? Halbuki ben hiç öyle olmasını istemezdim. Keşke senin elin yanacağına, benimki yansaydı...

Hayatım, şimdi bir mektup da eve yazacağım. Senden bahsedeceğim.Benden bahsedeceğim. Bizden bahsedeceğim, ikimizden bahsedeceğim. Ve şu an bir de eve telefon yazdırdım, çıkarsa, annemle konuşacağım. Bizden bahsedeceğim, ikimizden bahsedeceğim...

Neyse sevgilim, seviyorum, seveceğim, seviyorum ve yine bir ömür boyu seni seveceğim.

A........

Not: Seni çok seviyorum. Ölesiye seviyorum...

YÜZ ONDOKUZUNCU MEKTUP



Elazığ
17 Mayıs 1976
Pazartesi
Saat 15.15

Canım Sevdiğim, Biricik Askerim,

Şaşırdın değil mi? Beklemiyordun bunu. Ama sevindin de, gülüyorsun bak! Mutlusun şimdi... Ben de mutluyum, seni sevdiğim için, sevildiğim için... Bilmem bu halimiz ne olacak? Artık seninle konuşmadan, dertleşmeden duramıyorum.

Sabah, daha doğrusu öğlene yakın hazırlandım çarşıya indim, okula gitmeden mektubunu postaya attım. Dün akşam yazmıştım, sabah da tamamladım. Artık seninkini bekleyebilirdim...

Okula gittim, öğrencileri eve göndermişler, ders yok. Biraz oyalandım orada. Zira fena halde yağmur yağıyordu. Islanmamak için yağmurun dinmesini bekledim. ( Aslında bakarsan, ben yağmurdan yaştan değil, aşkından sırılsıklamım ya neyse...) Yağmur dinince eve geldim. Baktım kimse yok. Özellikle seni aradı gözlerim, nafile! Neylersin yoktu çaresi...

Karnım acıkmıştı, biraz bir şeyler atıştırdım. Sonra sıkıntıdan çay kaynattım, içeyim dedim. Güçlükle iki bardak içebildim. Oysa sen buradayken zevkle içiyordum. Olmuyordu, sıkıntım bir türlü geçmedi. Bir oraya, bir buraya dolaştım. Odada oturdum, salona geçtim, sözü uzatmayayım; seninle konuşma ihtiyacının önüne geçemedim.

Zihnimde düşünmeye başladım, hayalimde canlandırdım ve sonunda yazmadan edemeyeceğime karar verdim. Oysa mektubunu bu sabah postaya atmıştım. Bu da sürpriz olur artık...

Biliyor musun sevgilim artık sana sık sık böyle sürprizler yapabilirim. Çünkü artık okul bitti. Boşum, bomboş! Ama sen de yaz, her fırsatta yaz canım. Senden gelen mektuplar bile beni nasıl mutlu ediyor bir bilsen...

Sen gideli şu anda yirmi dört saat ancak oldu. Belki sen ilk mektubunu yazmaya bile fırsat bulamamışsındır. Bense özledim seni, çok özledim. Ölesiye inan...

Şu kağıtlar sana yazarken ne çabuk dolar bilmem ki... Bir bakıyorum sayfanın başındayım, iki dakika sonra sonuna geldiğimi anlıyorum. Hayatım, o lojman işini sakın ihmal etme. Belki ilerde onu da bulmak güçleşir. İyi ki A.....'im haziran sonunda evlenme kararı aldık. Düşündükçe iyice aklıma yatıyor. Boşuboşuna üzülmemizin, ayrılıktan sebep üzülmemizin hiç gereği yok. Artık o zaman ayrılıklara izin vermeyelim olur mu canım?

Bizim kurslar Mayıs'ın yirmi sekizinde başlıyor, iki hafta sürecek. Bir hafta da imtihanlar sürer, haziranın sonunda okul biter. Aslında imtihanlarda rapor da alabilirim. Hayriye, rapor alıp gidecekmiş. Sen de o sıra izin hakkını kullanırsın. Birlikte gezeriz bir süre, sonra da evimize döneriz...

Biliyor musun sevgilim, aslında böyle söyleyip düşünüyorum ya, çok uzakmış gibi geliyor bana. Oysa dediğimiz tarih de evlenirsek, pek bir şey kalmamış sayılır. Çok çok iki ay var. O da geçer, nasıl ki on dört ay geçtiyse, o da geçer değil mi hayatım?

Seni seviyorum A.....'im. Durmadan bunu tekrarlamak istiyorum. Aslında sen bunu biliyorsun, ama söylüyorum yine de. Çok, tahmin edemeyeceğin kadar çok seviyorum seni. Hep özlüyorum... Yanımda ol istiyorum her zaman. Bir ömür boyu birlikte yaşayalım diyorum...

Evet canım, bu mektup da bitiyor. İnşallah seninki çabuk gelir. Yarından itibaren her gün bekleyeceğim.
Evlenme kararımızı Zonguldak'a annenlere yaz emi sevgilim.

Sonlarken özlemle, sevgiyle öperim seni. Hoşçakal hayatım.

N......'in

Not: Fotoğrafın karşımda...

12 Haziran 2010 Cumartesi

YÜZ ON SEKİZİNCİ MEKTUP



16 Mayıs 1976
Elazığ
Pazar, saat 22.30


Canım A.......'im,

Şu sıralar sen Mardin'e ulaşmışsındır herhalde. Yorgun, ayrılığın burukluğu içinde... İnan ben de öyleyim. Gerçi yolculuk yapmadım, ama ayrılık yordu beni. Artık dayanamıyorum...

Hep aynı şey, aynı tablo! Geliyorsun bir iki gün sevinçten, mutluluktan uçuyorum. Sonra yaralı bir kuş gibi aniden düşüyorum, boşlukta hissediyorum kendimi. Ayakta kalabiliyorsam, yaşayabiliyorsam sensiz; sevgimizden aldığım güçle başarıyorum bunu. Benim için çok değerlisin, her şeyden önemlisin. Seni çok seviyorum.

Her an geleceğimizi, kuracağımız yuvamızı hatta çok erken de olsa yavrularımızı, ikimizin çocuklarını düşünüyorum. Küçücük evimizde, sıcacık, mutlu bir hayat düşlüyorum hep. Bundan sonra güçlüklerle birlikte mücadele edeceğiz, sıkıntıların üstesinden geleceğiz değil mi?

Beklemek niye, evlenelim haziranın sonunda; daha sonraki olaylara birlikte, düşünerek karar verelim. Birbirimizi sevdikten, anladıktan sonra her güçlüğün üstesinden geleceğimize inanıyorum canım. Sence de öyle değil mi A.....'im?

Odada yalnızım. Yatacağım diyerek ayrıldım salondan. Evdekiler televizyon izliyorlar. Uyumadan seninle konuşmak, dertleşmek ihtiyacını duydum. Oysa mektubu yarın yazmayı düşünmüştüm, sabahı bekleyemedim hayatım.

"Ayrılık" ne kötü bir sözcük! Hiç sevmiyorum, sözlüklerden çıkarsınlar, hiç olmasın, kimse sevdiğinden ayrılmasın ne olur! Sevdik, sevgimizle birlikte hep yanıbaşımızdaydı, bir an olsun peşimizi bırakmadı. Ayrıldık, kavuştuk; kavuştuk yine ayrıldık! Ama haksızlık da yapmayalım, iyi tarafı da var. Her ayrılıkta sevgimizin güçlendiğine, büyüdüğüne tanık olduk; birbirimize iyice kenetlendik. Bu da bizim geleceğe daha güvenli adımlarla ilerlememize neden olacak.
Her şeyin tahminlerimizden de iyi olacağına, çok mutlu olacağımıza inanıyorum. İçimde seni mutlu etmek için sonsuz bir istek var. Biliyorsun Sevgilim, seven insanlar, birbirini seven insanlar tek taraflı mutlu olamazlar hiçbir zaman. Benim mutluluğum, seninkine bağlı; sen mutlu olursan ben de mutlu olurum. Senin için de böyle değil mi hayatım.

Şöyle bir baktım da sayfalar doluvermiş.

***

Sevgilim, akşam bırakmak zorunda kalmıştım, şimdi tamamlıyorum. Bütün gece, biliyor musun, hep seni gördüm rüyamda? Seni pek çok seviyorum, hep seveceğim, bir ömür boyu...

Mektubunu bekliyorum canım. Sevgiler...

N......

11 Haziran 2010 Cuma

YÜZ ON YEDİNCİ MEKTUP



8 Mayıs 1976
Cumartesi-Elazığ

Canım Sevgilim,

Saat şu anda on ikiye çeyrek var, belki gelirsin diye hep bekledim seni. Ama gelmedin, gelemedin... Birazdan çarşıya ineceğim, mektubu postaya yetiştirmek için acele yazıyorum, hatalarım affola...

Seni ne çok sevdiğimi biliyorsun değil mi A.....'im? Dün telefon haberin geldi, dersten çıktım. Sizin santraldeki askerle görüştük, saat tam 17.oo idi. "On yediye kadar çıkmazsa iptal edin." demişsin, tam on yedide çıkınca konuşturmak istemiş askercik. Siz çıkmışsınız, olmadı, kısmet değilmiş. Ancak ne kadar çok sevindiğimi, konuşamadığımız halde, senden haber aldığım için çok sevindiğimi söyleyebilirim. Ama sesini duymak başka, o başka bir mutluluk biliyorsun.

Fotoğraflar için teşekkür ederim, askerim benim, biricik sevgilim, çok yakışıklı çıkmışsın. Ben de fotoğraf gönderiyorum. Hani beni ablamların okulun çayına götürmüştün ya, o gün çektirmiştim.

Bak canım, 16 Mayıs'ta bekliyorum seni. Hatta her cumartesi, çok özledim... 24 Mayıs, bana 24 asır gibi geliyor, bilmiş ol!

O dediğin kurutma makinasını alabilirsen sevinirim. Olmazsa da o kadar önemli değil...

Sonlamam gerekiyor. Oysa yazmak, hep yazmak istiyorum sana. Her an seninleyim, seni pek çok seviyorum, canımdan çok...

Fırsat bulduğum ilk anda yine yazarım. Sen de yaz. Bana göre senin zamanın daha fazla değil mi?

Hoşçakal hayatım. Bekliyorum...
Selam ve Sevgiler...

N......

2 Mayıs 2010 Pazar

YÜZ ON ALTINCI MEKTUP


2 Mayıs 1976
Mardin


Canım Sevgilim,

Bu mektubum, senin için süpriz olacak. Ben devamlı seninle doluyum, seni düşünüyorum, seni anıyorum ve her zaman kalben seninleyim. Onun için her fırsatta yazmak istiyorum. İster zamanlı, ister zamansız...

İşte o gün, yine böyle bir gündü! Ve sana telefon ettim, halbuki sana söylemek istediğim çok şey vardı, ama telefon çıkınca hepsini heyecandan unuttum!

Senin istediğin o saç kurutma makinasını aradım, ama bulamadım. Yalnız (Tus) marka vardı, 225 TL idi. Hem soğuk kısmı, hem de sıcak kısmı var, iyi bir şeymiş, istersen alayım hayatım.

Bu pazar nöbetçi idim. Şimdi koğuşları dolaştım. Tugaya bağlı birlikler şimdilik benden soruluyor, onları iyice denetledim, sonra da sana yazıyorum hayatım.

Geçenlerde Elazığ'a gelmiştim ya, o tatilde benden başka gidenler de olmuş Diyarbakır'a falan. Hepsinin ismini tesbit etmiş Destek Kıtaları Komutanı ve mahkemeye verecekmiş! Bu suç kısa süreli kaçışa giriyormuş, neyse ki beni tesbit edememiş...

Hayatım saat 21.30'u geçmiş bulunuyor. Dün bütün gün çalıştım. Bugün çok çalıştım, şu an inan çok yorgunum. Bir de top oynadım, voleybol, futbol...

Onun için şimdilik istemeyerek senden ayrılıyorum, fakat seni çok sevdiğimi unutma.
"Aşka düştüm yanıyorum, sevdiğimi arıyorum, seviyorum, seviyorum, seviyorum, onun için yanıyorum. Sevgilim eğer sen olmasaydın, bana bu kadar yakın olmasaydın bu askerlik bana daha zor gelirdi, inan bana. Burada senin aşkın bana kuvvet veriyor, güç veriyor; günler bu yüzden çabuk geçiyor, haftalar bu nedenle çabuk geçiyor. Herhalde sevgilim 24 ve 31 Mayıs'ta Elazığ'a gelebileceğim. Seninle beraber, senin yanıbaşında , başbaşa...

Biliyor musun Sevgilim, seninle olunca her şey güzel, yaşamak güzel! İşte o zaman hayat daha anlamlı oluyor benim için. Seninle olduğum zaman her şey o kadar berrak, o kadar güzel ki... Kötü bir şey düşünmek kabil değil, çünkü tüm düşüncem sen oluyorsun. Ah hayatım, sevmek ne güzel şey öyle değil mi? "Seni uzaktan sevmek aşkların en güzeli" derlerdi şarkıcılar bir zamanlar. Ben de bana zor hem de çok zor olan bunu söylemek istiyorum. Seni uzaktan sevmek aşkların en güzeli...

Bak, Neşe neler diyor eski şarkılarında: " Sevilmeden sevilmez, ulu ağaç eğilmez, aşk Allah yapısıdır, aşka karşı gelinmez. Tabi ki sevgilim, aşka karşı gelinmez!
"Seni andım bu gece kulakların çınlasın." Ahh anmadığım gece var mı ki?

Geçen akşam Asb. gazinosunda eğlence oldu, gittim. Bereket gazinoda içki satışı yasaklandı, çünkü o manzara karşısında içmemek elde değildi. Ve erken terk ettim, milleti kıskanmaya başladım... O mutlu tablo karşısında, o eğlencede! Ahh hayatım çekilmiyor, inan ki sensiz hayatın kahrı...

Bak sana geliyorum, seni görmeye geliyorum... Satırlarımı sonlarken iyi günlerin senin olması dileğiyle öperim...

A.....

6 Nisan 2010 Salı

YÜZ ON İKİNCİ MEKTUP


NİSAN BİR- 1976
MARDİN


Canım Sevgilim,

Mektubunu, senin özleminle yandığım bir akşam, yatağımın üzerine uzanmış bir vaziyette yazıyorum. İnan seni çok özledim. Bu nedenle hemen kağıda kaleme sarıldım.
Mektubun benim için sürpriz oldu, çünkü senden mektup beklemiyordum. Hattızatında senden her an, her zaman mektup bekliyorum da bu sefer çabuk yazacağına ihtimal veremiyordum.

Hayatım ben bu sefer oldukça hamaratım. Geleli sana ikinci mektubumu yazıyorum. Ayrıca eve, H.........'ye ve arkadaşın birine de yazdım. Ve ben de şaşmaya başladım kendi kendime, bu kadar mektup yazdığım için...

Biz nöbet devresine girdik. Ayın on beşine kadar iki tane nöbetim var. Hayatım, mektubunda buraya gelmekten bahsediyorsun, inan buna çok sevinirim. Mardin'e gelmenizde ne sakınca olabilir ki? Hiçbir sakıncası yok, benim için...

Yüzüne karşı söyleyemediğim birtakım şeyler var, onları şimdi söyleyeyim. Hayatım, biz ikimiz birbirimiz için yaratılmışız değil mi? Onun için ben senin Mardin'de günlerinin geçmesini hiç ama hiç istemem. Çünkü tabiatın en fazla nankörlük ettiği bir yer burası. Kaldı ki böyle bir yerde sen benim yüzümden, bir müddet yaşamaya mecbur kalacaksın. İşte bu düşünce benim canımı sıkıyor. Halbuki seninle daha iyi bir yerde, daha güzel bir şekilde beraber olursak mutluluğumuzun daha fazla olacağına inanıyorum.

İşte bu nedenle senin bir kere Mardin'i görmeni çok arzu ediyorum. Yalnız bu gelişini ileri bir tarihe ertelersen iyi olacak. Çünkü önümüzdeki cumartesi ayın onu. Ve ben o gün 24 saat tugayda nöbetçiyim. Ve ondan sonra da 23 Nisan'da, ben oraya senin yanına geleceğim. Tamam mı hayatım. Buraya gelişinizde orduevinde kalışınız söz konusu olamaz hayatım, ancak otelde kalabilirsiniz. Tamam mı, anlaştık mı?

İşte hayatım, günler böyle geçiyor, geçip gidiyor. Ben ise beraber, baş başa olacağımız günlerin hayali içinde burada vatan görevimi tamamlamaya çalışıyorum.

Ve en büyük arzum, isteğim, temennim seninle beraber olmak. Bir an önce beraber olmak. Senden ayrı olmak beni çeşitli problemlerle baş başa bırakıyor. Ve en azından devamlı düşünceli, mahsun, durgun bir insana dönüştürüyor. İşte bunlara sebep hep sensin diyorum.

Kalemim bitti, özür, başkasıyla devam...

Aklıma yine aynı şarkı geliyor bak:

"Seni çılgın gibi sevdim, uğruna ömrümü verdim; şimdi artık sen benimsin, senden asla ayrılamam. Ayrılamam, ayrılamam, ölsem bile , ölsem bile ayrılamam."

Ve evet hayatım, seni çılgın gibi seviyorum. Sen benim aşkımsın, hayatımsın, bir tanemsin ve her şeyden önemlisi sevdiğimsin. Evet sevdiğim, aşkımsın. Unuturum bazen benim ben olduğumu. Bazen her şeyi unuturum. Ama unutmadığım bir tek şey var. O da sensin hayatım. Sen, çünkü benimlesin, yanımdasın. Yürüyorum karşımdasın, oturuyorum yanımdasın. Uyuyorum rüyamdasın, çalışıyorum benimlesin. Ve hep benimlesin hayatım...

Ve bir tanem, satırlarıma burada istemeyerek son verirken evdekilere selam...

Ve mektubunu geciktirme olur mu?


A.........


NOT: Para konusunu yazmışsın, hiç önemi yok param vardı, bugün de maaşları aldık hayatım. Sen böyle şeylere üzülme sakın...

19 Mart 2010 Cuma

YÜZ ÜÇÜNCÜ MEKTUP


6 OCAK 1976

Ankara



Canım Sevgilim,

Hatırladığım kadarıyla bizim bir hoca vardı, Müçteba diye; sana ondan bahsetmiştim, belki hatırlarsın. O şöyle derdi: " Yeni bir gün yeni bir ümit, yeni bir ışık ve hedefe atılmış yeni bir adımdır." Hocamız her yeni güne böyle söyleyerek başlardı. Bize de bunu önerirdi.

Evet sevgilim, yeni bir gün başlıyor şimdi, başladı da diyebiliriz. Bu günler böyle akıp gidecek ve öyle bir gün gelecek ki bizlere Asteğmen diploması verilecek, öğrencilikle ilişkimiz kesilecek. Ve o zaman kendimi daha serbest hissedeceğim. Ve o zaman aramıza zaman, mesafe hiçbir şekilde girmeyecek.. Ve biz bu mesafeleri , bu zamanları ilaç gibi yutacağız. Birlikteliğimiz, ebedi beraberliğimiz bana göre o zamanlar başlamış olacak. Ve ondan sonra sevgilim, bizi hiçbir şekilde , hiç kimse, hiçbir zaman ayıramayacak... Ne dersin hayatım?

İnsanlar, ayrılmayacak dediğimiz insanlar da ayrılır, ama bu ayrılıklar ancak ebedi ayrılıklar olur. Seven insanlar ancak öldüğünde ayrılır. İşte hayatım bu hayatta biz ikimiz ölünceye kadar beraber ve birbirimize destek olarak yaşayacağız, öyle değil mi? Hayatın bütün zorluklarına karşı beraber göğüs gereceğiz. Yerine göre beraber gülüp beraber ağlayacağız...

İşte ben bu düşünce ve duygularla yepyeni güne başlamış bulunuyorum. Ve aklımda sen olarak... Zaten sen hep aklımdasın, çıktığın yok ki... İnan sevgilim seni şu sıralarda çok fazla özledim. Belki de kendimi Elazığ'a gitmeye iyice hazırlayıp da gelemediğim için böyle oldu. Gelemediğim için çok çok üzgünüm. Seni görmekten, şu dört günlük tatili seninle geçirmekten ne kadar mutlu olacağımı, sevineceğimi düşünmüştüm hep. Olmadı. Şu PTT 'ye de hasta olmaya başladım. Valla zaten dersini görüyoruz, telsizle görüşmek geçiyor içimden, ama tabiki yapmayacağım bunu.

Beraber olduğumuz zamanların cansız birer hatırası olan resimleri aldım.Sanki o an kalbim duracaktı. Bir müddet bakamadım. Neden sonra heyecanı bastırdıktan sonra, biraz sakinleştikten sonra bakabildim. Yarım fotoğraf çok güzel çıkmış, ayakta çektirdiğimizde kendimi beğenmedim. Acayip çıkmışım. Annemlere gönderdiğin resimleri de almışlar. Sana şimdi iki resim gönderiyorum. Onları sana daha evvel göndermek isterdim ama sana daha fazla bakmak , doyasıya bakmak istediğimden uzun zamandır tekelime geçirmiştim.Hele seni uyurken görmek beni ne kadar sevindiriyor biliyor musun? O haline bakıp gülüyorum.Artık gülüyordum olacak...

Burada günler iyi geçiyor. Sana sevineceğin bir haber vereyim. Kardeşinle o kadar iyi anlaşıyoruz ki sorma gitsin. Ne zaman onlara gitsem bana oldukça ilgi gösteriyor. Arkadaşları da çok iyi çocuklar.

Yine sayfanın sonuna geldim. Seni çok ama çok seviyorum. Şimdi senin sömestrede buraya geleceğini düşlüyorum. Daha doğrusu o fikre kendimi alıştırmaya çalışıyorum. Yani senin geleceğine. Seni bu durum oldukça güç duruma sokacaktır. Herhalde herhalde havanın bozuk oluşu falan bahane edilecektir. Bilmiyorum ya ama, ben gene de sen gelecekmişsin gibi kendimi o fikre hazırlıyorum.

Satırlarıma istemeyerek burada son verirken yeni yılını tekrar tekrar kutlarım, canım sevgilim.

A..........

24 Şubat 2010 Çarşamba

YÜZÜNCÜ MEKTUP


25 ARALIK 1975

Elazığ



Canım A........'im,

Artık mektupların sırasını da sayısını da iyice karıştırdım. Ne oluyor bu mektuplara, PTT hiç çalışmıyor mu? Biliyorum, bayram, yeni yıl üst üste geldi; işleri bir hayli güç ama bu kadar da olmaz ki... Düşün bir kez, 7 Aralık'ta yazdığın mektubu bayramın son günü aldığım halde, 8 Aralık tarihli mektubunu ancak dün ,yani 24 Aralık'ta alıyorum. Bu kadar gecikme affedilir mi? Üstelik bir mektubun da elime geçmedi, kayıp... 7 Aralık tarihli mektuptan önceki, dışardan attırdığını yazmışsın. Ya unuttular postaya atmayı ya da okul adresine yazdıysan, okulda kayboldu... Bundan sonra ev adresine yaz, olur mu hayatım?

Dün akşam eve geldiğimde mektubunu görünce ne çok sevindiğimi anlatamam. Hele resmini görünce, sevincim daha da arttı. Karşımdaydın sanki, hem de asker halinle; yalnız tüfeğinle asker şapkan eksikti... Tüm Mehmetçiklerimizle gurur duyuyoruz, tabii seninle de...Sayenizde rahat yaşıyoruz ülkemizde.

Bu yazdığım beşinci mektup... Özellikle içinde resim olan mektup inşallah eline geçer. İki kez seni telefonla aradım, 17.00'ye kadar bekledim, çıkmayınca iptal ettirdim. Kalem için özür dilerim. Sevgilim, pencereden postacının geldiğini gördüm, bir dakika...

Evet hayatım, 18 Aralık'ta yazdığın mektubu getirdi şu an. Çok çok sevindim; şikayetlerimi duydular mı acaba? Mektubu okumaya daldım, zaman ilerledi, okula gitmem gerekiyor. Şimdilik hoşça kal...

"Ben seni unutmak için sevmedim." Şarkısı eşliğinde sana yazmaya kaldığım yerden devam ediyorum. Dün mektubunu aldıktan sonra okula gittim. İlk işim telefon yazdırmak oldu. Saat 16.00 sıralarında , ben dersteyken postaneden aramışlar, numaranın devamlı meşgul çıktığını , başka numaranın olup olmadığını sormuşlar. Okuldaki memur olmadığını söyleyerek iptal ettirmiş.Ve bu denemem de böylece başarısız oldu. Çok istediğim halde görüşemedik.

Geçenlerde ders çıkışı nöbetçi öğrenci telefonla arandığımı söyledi, baktım ki memur odasını kilitleyip gitmiş ; kapıyı açtırdım, şehirler arasından , Ankara'dan aranıp aranmadığımı sordum; aramadılar , dedi. Pek inanmadım... Neyse kısmet deyilmiş , diyelim. Oda kilitli olunca cevap vermiyor, demişlerdir sana da. Bundan böyle okulun iki telefonunu da yazdır.2204 ve 3984, birinden biri cevap verir. Müdür Beyin telefonundan görüşmemizde hiç sakınca yok. Hem oda kapalı da olsa, diğerine sonradan bağlatabilirim, anlaştık mı?

Yılbaşında geleceğine kendimi iyice alıştırmıştım, ama sağlık olsun; ne yapalım madem izin vermiyorlar... Ben de seni özledim A.......'im. Zaten bizim kaderimiz bu... Nereye, ne zamana kadar sürecek bu ayrılıklar bilemiyorum. Hep özlem, hep ayrılık... Şubat'ta gelmem şüpheli gibi, bakalım deneyeceğim...

Okulumuzda, senin de yazdığın gibi bazı olaylar oldu. O sırada ben okula gidiyordum. Çocuklar karşılıklı iki gurup olmuşlardı. Birbirlerini taşlamaya başladılar, benim öğrencilerim yanıma gelip "Hocam, biraz çabuk okula girin, size de taş gelebilir!" dediler. Yapmayın , etmeyin dedim ama karşı gurubun duyacak durumları yoktu, kazasız belasız içeri girdim. Daha sonra olaylar biraz daha arttı, bizim müdür dışarı çıktı, öğrencileri yatıştırmaya, onu da taşlamışlar... Vali ve polisler vs. okula geldiler , olay yatıştı.Gazeteler de olayı iyice abartarak yazmışlar. Hepimiz çok üzüldük. Çocuklar büyüklerinden gördüğünü yapıyorlar.Kötü örnek ne yazık ki çok fazla... Bu olaylar daha ne kadar sürecek? Birileri bu olaylardan nemalandığı için mi çözümsüz bırakılıyoruz? Ülkem adına çok endişeliyim. Çocukları kışkırtan birileri var.

Geçen akşam H........ler bize gelmişlerdi. Onların da tayinleri Malatya- Hekimhan'a çıkmış. F..... liseye müdür olarak gidecekmiş. Önce kabul eder gibi oldular, sonradan çok karışık bir yer olduğu için , aynı zamanda mevsimin kış olması nedeniyle vazgeçtiler.

Cumartesi, pazar günleri dışarı çıkabilmeniz iyi, biraz gezersiniz Ankara'yı. N........lara gidiyor musun? Yeni yılda ne yapmayı düşünüyorsun? Sevgilim, evet bir yılı daha geride bırakıyoruz. Bakalım 1976 yılı bize ne getirecek?

Dileyim yeni yılla birlikte tüm dileklerimiz, arzularımız gerçekleşsin... Mutluluk getirsin bu yıl hepimize...

Şimdilik satırlarımı sonlarken her şeyin gönlünce gelişmesini dilerim yürekten. En içten sevgilerimi, selamlarımı iletirim sana. Mektuplarını bekliyorum, ben de daha sık yazacağım hayatım...

N..........

23 Şubat 2010 Salı

DOKSAN DOKUZUNCU MEKTUP


18 ARALIK 1975
Ankara


Canım Sevgilim,


Günün tarihi 18 Aralık 1975, saat 08... Ve şu anda sabah mütalaasındayım. Sana yazmaya başladım ve başlar başlamaz ara vermek zorunda kaldım.


Şimdi saat 14.00 . Sana yazmaya yeniden başladım. Az önce , senin bayramdan önce elime geçeceğini tahmin ettiğin ve benim beş dakika önce elime geçen kartını aldım. Ne kadar sevindiğimi tahmin edemezsin. Halbuki mektup bekliyordum.

Bayram süresince memleketteydim. İnan bu zamana kadar yaşadığım en kötü bayramdı. Sen olmayınca bayramın seyranın hiç tadı olmuyor. Ama sen, evet sen, yanımda olduktan sonra yaşamak anlam kazanıyor.

Evet sevgilim, bayramdan iki gün evvel yani perşembe günü saat 12.00'de serbest bıraktılar bizi. Doğruca N........'ın evine gittim, ama o gitmişti, yoktu. Oradan da Mak. Müh. Odasına gittim, hemen Elazığ'a telefon yazdırdım ve 16.10'a kadar orada telefon bekledim ama bir türlü çıkmadı... Ben de memlekete hareket ettim. Gece yarısına doğru evdeydim.

Gitmeden evvel seninle konuşmak istedim ama olmadı, sesini duymak istedim, seni çok özlediğimi söylemek istedim ve bu arada seni çok sevdiğimi de söyleyecektim , hiç birini yapamadım. Ben de bu düşüncemi cuma günü yaparım diye düşündüm , ama bende kafanın kalmadığını neden sonra fark ettim. Cuma gününün arife olduğunu, saat 12.00'ye geldiğinde iş yerlerinin, resmi dairelerin tatil olduğunu babam eve geldiğinde ancak anlayabildim.

Ve çarşamba günü erkenden Ankara'ya döndüm, seninle konuşabilmek umuduyla ama olmadı. Saat 17.10 'a kadar Mak. Müh. Odasında yine bekledim. Bir telefon çaldı, adımı söylediler, ne kadar heyecanlandığımı tahmin edemezsin... Alo dediğimde karşımda seni bulacağımı tahmin ediyordum! Santral memuresi telefonun cevap vermediğini söyledi... Onunla bir hayli tartıştık, aradığım yerin bir okul olduğunu , mesainin 17.30'da bittiğini hatırlattım kendisine, ama bir faydası olmadı.Bak şimdi gene aklıma bir şey geldi. Siz o gün yoksa yarım gün mü çalışıyorsunuz?

İşte görüyorsun ya bende yeni jeton düşüyor. Biliyor musun sevgilim cumartesi , pazar günleri ben artık Ankara'dayım, bu kez de o günler sen evdesin; hafta içi de benim sana telefon etme olanağım yok. Anlayacağın bir telefonla bile konuşamıyoruz, bu da oldukça canımı sıkıyor. Benim şimdi sabırsızlıkla beklediğim şubat tatili var. Sabırsızlıkla bekliyorum... Yılbaşında bize tatil var ama garnizon dahilinde, Ankara dışına çıkamıyoruz. Onun için sana verdiğim sözü geri almak zorundayım. Hani yılbaşında geleceğimi söylemiştim ya , o sözü. Sevgilim bu sana burada yazdığım altıncı mektup, üç tanesinin cevabını aldım; tabii bu arada resimleri de aldım, ne kadar sevindiğimi anlatamam. İyi ki resim çektirmişiz...

Biliyor musun burada her şey oldukça iyi, bu yüzden kilo almaya başladık.

Sana telefonda söyleyemediklerimi şimdi söylemek istiyorum. Hayatım seni çok çok çok seviyorum. Sensiz geçen bu günler bana acı, keder, ıstıraptan başka bir şey vermiyor. Seni çok özledim. Şimdi devamlı beraber olduğumuz zamanları hayal ediyorum. Düşünüyorum ve bu yüzden ders arasında dalıp gidiyorum, seni çok özledim.

Bakışını, gülüşünü vs... Sensiz yaşayamayacağımı söylesem eminim hemen bana cevabı yapıştırırsın, "Şimdi nasıl yaşıyorsun?" diye... Ama bilir misin bilmem ki... Sen hep benim yanımdasın, içimdesin, ruhumdasın. Velhasıl seninle doluyum sevgilim. Yahu bu Türkçe de amma bir dil! İnsan hislerini bile doğru dürüst dile getiremiyor, acizleşiyor. Ve yarın yazılımız olduğu halde sana yazmaktan yine de kendimi alamadım.

Bayram süresince devamlı Ö.......'le birlikte idim. Şimdi daha da şirinleşmiş , göreceksin. Ben eve gelince hemen yanıma geliyor.

Sevgilim seni şubat tatilinde bekliyorum. Babamı yazmışsın, pek o kadar katı bir tutum içine gireceğini zannetmiyorum. Bayramda ona sigara gönderecektim, kardeşin erken gidince görüşemedik, dolayısıyla gönderemedim.

Hayatım, satırlarıma istemeyerek son verirken tek tesellim senden gelen ve gelecek mektuplar olacaktır. Çünkü bir mektup bile insanı mutlu etmeye yetiyor.

İyi günler temennisiyle satırlarımı sonluyorum.


Not: Okulunda olan hadiseyi okudum, çok çok üzüldüm; yakında ilk okullarda da başlayacak neredeyse. Bana acele yaz , sana bir şey olması beni çok üzer, kendine dikkat et... Ülkeyi bu duruma getirenler ne yapıyor bilmem ki...

Sevgiler, mektubunu belkiyorum...

A.............

7 Şubat 2010 Pazar

DOKSAN ALTINCI MEKTUP


7 ARALIK 1975
Ankara

Canım Sevgilim,

26 Kasım tarihinde yazdığın mektubunu almama rağmen sana ancak şimdi cevap yazıyorum.

Valla ne hikmetse mektuplar çok güç şartlarda elimize geçiyor. Bu benim sana yazmış olduğum dördüncü mektup... Ama senden henüz bir mektup aldım. Öyle anlaşılıyor ki mesafe kısaldıkça mektupların da ele geçme süresi uzuyor. Yani zamanla ters orantılı. Senin 26 tarihli mektubun ayın üçünde elime geçti. Düşünebiliyor musun tam 7 günde ...

Valla şans eseri yaşıyoruz şu dünyada... Bir söz var " Amerikalılar tesadüfen doğar, Türkler ise tesadüfen yaşar..." İşte böyle hayatım, son iki mektubumu eline daha çabuk geçsin diye dışarıdan attırmıştım. Bunu da öyle attıracağım. Ama nedense öyle de geç gidiyor, böyle de...

Hayatım biz ayın on ikisinde , saat 10.30'da yemin edeceğiz. Yeminden sonra 12- 17 tarihleri arasında izinliyiz. Ve yaptığımız araştırmaya, daha doğrusu yaptırdığımız araştırmaya göre 11-12-13 için Ankara'dan Doğu,Güney ve Batı illerimizden belli başlılarına giden bütün arabalar dolu. Yer yok. Herkes açıkta kaldı. Elazığ'a gelmeyi, seni görmeyi ne kadar istediğimi tahmin edemezsin. Seni çok seviyorum.

Burada sanki tüm dertli insanlar bir araya toplanmış. Kimi nişanlı, kimi evli... Bugün ziyaret günü. Ellerin ziyaretçileri yine gelmeye başladı. Dün de gelmişti. Biz gariban takımı, ne ziyaretçi ne de mektup var! İnan sağa sola, on'un üzerinde mektup yazdım, henüz iki tanesine cevap alabildim. Evden de mektup almadım daha. Ama biliyorum ki gelen mektup burada postada bekliyor. Çünkü gelen giden mektuplar okunuyor, bu nedenle de gecikiyor.

Perşembe günü yemin töreni var, herkesin yakınları gelebilir. Davetiye verdiler. Davetiyeyi sana gönderecektim ama koşullar uygun değil, okulun var. Onun için gönderemedim. Hem sen nasılsa şubat tatilinde geleceksin değil mi? Gazeteleri takip ediyorum, herhalde 30 Ocak- 15 Şubat arası tatil...

Sevgilim, geçenlerde burada senden bol bol bahsettik, kulakların çınladı mı? Burada elektronik astsubay okulunda okuyan bir öğrenciyle tanıştım, senin okulundan mezun.Son sınıfta iken öğretmeni olmuşsun. Y.......D....... hatırladın mı? O anlattıkça ben de bol bol güldüm. Bir de çocuk nereden tanıyorsun demez mi?

Arkadaş kendine bilet ayırtırken 4 kişilik yer ayırtmış memlekete. Perşembe günü kardeşine uğrayacağım, el çantası ve pardesü onlarda. Ha senin ilk yazdığın mektup elime geçmedi, sanırım kayboldu. Buranın mevcudu 10-12 bin kişi falan. Bölüğünü belirtmezsen kaybolma olasılığı oldukça fazla. Onun için yeni adrese yaz daha önceki gibi.

Burada iyi bir kamp yapıyoruz. Yemekler çok çok iyi. Beğenmediğin zaman git kebap ye... Ara sıra top oynuyoruz, dün oynadık, farklı yenildik.

Dersler geçtiğimiz pazartesi başladı. Günde 7 saat ders yapıyoruz. Sabah ve akşam 3 saat de mütalaa yapıyoruz. Ediyor 10 saat... Akşam 9.00-9.30 yatış; 6.30 kalkış saatimiz. Salı günü ilk imtihanı olacağız. 60'tan aşağı alırsak kötü... 15 Günde bir 2 saat gece eğitimi var. Burası çok soğuk. Soğuktan dudaklarımız çatladı. Bereket mekanik eğitimimiz bitti.
Şimdi beni bu halimle görmelisin, görmeni çok isterdim. Harici elbiseleri aldık. Yalnız henüz pardesü alamadık. Eğer alamazsak fena ...

Satırlarıma burada son verirken en iyi günlerin senin olmasını dilerim.

Adres
Yaka No.......
Mu. ok.yd. sb. bölüğü
Ankara

Sevgiler......

A....

4 Şubat 2010 Perşembe

DOKSAN BEŞİNCİ MEKTUP


2 ARALIK 1975
Elazığ
Canım A.......'im,

Bize en zor gelen şeylerden biri de sevdiklerimizden ayrılmaktır. Uzakta olan sevdiğimizin özlemiyle günler dayanılmaz oluyor, biliyorum. Yapamayacağız, katlanamayacağız sanıyoruz. Oysa dayanıyor insan! Hem ayrılıktan ayrılığa fark vardır değil mi? Vatan söz konusu olunca bu ayrılık daha katlanılır oldu benim için. Askerlik kutsal bir görev. Aynı zamanda hayatı iyi kötü her yönüyle kabul etmek, ona ayak uydurmak zorundayız değil mi canım?

Mektubunda "Gözden ırak olan,gönülden de ırak olur." sözünü alıp bizim öyle olmadığımızı yazmışsın... Doğru söylemişsin canım. Sana yürekten katılıyorum. Tarihte hiç bir ayrılığın unutturamadığı aşklar vardır.Çok güç koşullarda bile sevmesini bilen insanlar vardır. Bu nedenle bazı sözleri kullanırken çok dikkatli olmalıyız değil mi? Bu sözün geçerli olduğu durumlar da vardır; geçerli olmadığı durumlar da... Bizim için bu sözün geçerliliği olmamalıdır, olamaz canım.

Nişandan sonra uzun süre gelmedin, gelemedin. Önce gerçekten kızmıştım,alınmıştım, anlamak istememiştim belki de anlayamamıştım durumunu. Ama şimdi artık anlıyorum, kızmıyorum. O dönem uyum dönemiydi bizim için. Yaşama ciddi olarak adım attığımız, öğrencilikten iş yaşamına; arkadaşlıktan evliliğin ilk adımına alışmak kolay değil tabii ki... Hiçbir şey birdenbire olmuyor, zaman gerektiriyor. Önemli olan geleceğimiz...

Şu anda güzel bir şarkı var radyoda. Onu dinliyorum, karşıma koyduğum resmine bakıyorum arasıra, bir yandan da mektubunu yazıyorum. Sen gittikten sonra yazdığım üçüncü mektup bu. Diğerlerini almışsındır sanırım.

Pazartesi günü seni yolcu etmek için beklerken ne olup bittiğinin farkında değildim pek. Zaman durmuştu, dünyayla ilgim kesilmişti... Onun için babamla ilgili üzüldüğün olayı hiç fark etmedim. Babam da bir şey söylemedi, sanırım sen büyütüyorsun. Ne olduğunu yazarsan , önemliyse, senin adına babamdan özür dilerim.

Şubat tatilinde Ankara'ya gelmem güç gibi. Geçen akşam " Şubat'ta Ankara'ya gitsek!" diyecek oldum. "Kış günü Ankara'da ne var?" dedi babam. Öyle kesin bir şekilde söyledi ki bir daha zor açarım o konuyu...

Sanırım mektupları alınca ilk işin resimlere bakmak olmuştur. Benim çok hoşuma gitti, iyi ki çektirmişiz. Devamlı bakıyorum. iki tanesini sana göndereceğim.Annenlere de göndereceğim. Geç oldu, artık bitireyim mektubunu. Bu arada senden resim bekliyorum. Asker halini çok merak ediyorum. Gönderirsen sevinirim.


..........


Günaydın diyerek akşam yarım bıraktığım mektubuna devam ediyorum.

Yazılı sınavları yapmaya başladım. Ancak bir kısmını okuyabildim. Bu sıra biraz rahatsızım. Dün doktora gittim. İlaçları kullanmaya başlayınca geçer gibi oldu. Bir de inanmıyoruz doktorlara...

Derste bayılan biröğrencim vardı, sana bahsetmiştim. Dün sınıfa girmiştim ki yine bayıldı. Çok moralim bozuldu, çok da üzüldüm. Çaresizlik kötü! Ayıltmak için epey uğraştım. Kendine gelince biraz dışarı çıkarıp gezdirdik, hava alsın istedim. Eve göndermek istedim, gitmek istemiyor.

"Yok hocam, orda daha fena oluyorum ! diyor.

Doktorlar, okuldan ayrılması, onun için ölüm olur, diyorlarmış. Benim için büyük üzüntü kaynağı oluyor, öğrencilerim de tedirgin... Dersi işlemeyi bıraktım, şiir vs. okuttum, ilgilerini tekrar toplayabilmek için.

Mektuba başlamadan sınav sorularını hazırladım. Görüyorsun öğrencilerim senin önüne geçti.
Artık bitireyim, biraz daha devam edersem okula geç kalacağım.

Evet hayatım, sana son olarak seni çok sevdiğimi söyleyeceğim. Senin de dediğin gibi bu sevgi gün geçtikçe büyüyecek, emin olabilirsin. Satırlarında buluşmak üzere hoşçakal canım...


N.......

2 Şubat 2010 Salı

DOKSAN DÖRDÜNCÜ MEKTUP


26 KASIM 1975
Elazığ

Sevgili Askerim,

Günlerdir merakla beklediğim mektubunu nihayet bugün aldım. Postada gecikmiş olacak.
Nasılsın, umarım iyisindir. Buradan ayrıldıktan bir gün sonra yani 18 Kasım'da sana bir mektup yazmıştım, daha önce verdiğin adrese, inşallah eline geçmiştir.

Evet ... Böylece vatan görevimiz başlamış oldu. Hayırlı olsun. Vatanımız, ulusumuz tabii ki her şeyden üstün. Gerekirse seve seve canımızı veririz uğruna. Senin de bu görevini en iyi şekilde yerine getireceğinden eminim. Seni seviyorum, tüm Mehmetçiklerimizi seviyoruz...

Bildiğin gibi ben bütün zamanımı öğrencilerime ayırıyorum. Çok yoruluyorum ama bundan şikayetçi değilim. Seviyorum öğretmenliği. Sevgiyle yapılan işler insana mutluluk da veriyor. Bu konuda ben şanslı sayıyorum kendimi...

Ankara'da N...... ile görüşmene sevindim. Ziyaretçi kabul ediliyor mu Mamak'ta?

Telgrafını aldığım andaki sevincimi görecektin!.. Teşekkür ederim canım. Ankara yakın, mektuplar erken gelir , diye seviniyordum. Bu sefer daha çok gecikti. Neyse bütün bunlar önemli değil. Sen vatanımızı bekle, ben seni sonsuza kadar beklerim.

Elazığ'da havalar soğumaya başladı. Zaman zaman grip yokluyor bizi. Şimdi iyiceyim. Bugün yağmur var Elazığ'da... Radyodan öğrendiğime göre Ankara'da kar yağıyormuş. Soğukla aran nasıl?

Burada her şey bırktığın gibi... Şimdilik satırlarımı sonlarken, her şeyin gönlünce olmasını dilerim... Mektubunu sakın geciktirme ! Evdekilerin selamı var.

N.........

30 Ocak 2010 Cumartesi

DOKSAN ÜÇÜNCÜ MEKTUP


20 KASIM 1975
Ankara


Canım Sevgilim,

Bugün resmiyette askerliğimin 20. günü, fakat gerçekte ise 4. günü...

Saat şu anda 18.40. Gazinoda TV seyrederken seni düşünüyordum.
Bu düşünce o kadar şekillendi ki gayri ihtiyarı oradan kalktım. Ve sana bu satırları yazmaya başladım hayatım.

Sensiz geçen günler bana o kadar uzun geliyor ki... Sanki beraber olduğumuz o günlar en kısa günlerdi. Oysa ikisi de 24 saat. Ama o zaman yanımda sen vardın. Senin yanında olunca zaman kavramı diye bir şey kalmıyor. Bir geliyorum Elazığ'a dertlerim, üzüntülerim artmış olarak dönüyorum. Ne oldu bana , neden böyleyim, bilemiyorum. Halbuki martta nişanlandık. Aradan bir hayli zaman geçti. Bir söz var, bilirsin. "Gözden ırak olan gönülden de olurmuş ." Ama bu söz bize göre değil. Bizimki bunun tam tersi... Değil mi sevgilim? Ayrı kaldıkça birbirimize daha sıkı bağlandık. Birbirimizi daha fazla özledik, dolayısıyla aşkımız daha da kuvvetlendi. Şimdi ise özlemeye devam edeceğiz. Bunu mektuplarımızla kısmen hafifletmeye çalışacağız...

Pazartesi akşamı senden ayrılmak bana o kadar zor geldi ki anlatamam. Bütün düşüncem sendin. O an sanki dünya durdu, her şey silindi, yalnız sen ve ben vardık... O kadar dalmışım ki otobüs geldiğinde, farkında mısın bilmem, babanla vedalaşırken ters bir hareket yaptım. Sonra da çok üzüldüm.

Benim Elazığ'daki düşüncem Ankara'ya indikten sonra kardeşini görüp, 11.30'da bizim Mak. Müh. Odasına gidip oradan sana telefon etmekti. Ama gelişen olaylar bunu engelledi. Senin sesini işitemedim. Halbuki sana neler neler söylemek istiyordum 800 km uzaktan. Bunların en önemlisi seni çok sevdiğimi ve bir ömür boyu sevebileceğimi, sevgimin her geçen gün bir önceki güne göre arttığını ve günler geçip giderken daha da artacağını söyleyemedim. Ankara'da yaşadığım bir olay telefon etmemi engelledi. Bunu şubatta geldiğinde anlatırım sana , şimdi sorma.

Geldiğim gün saat 16.00 olmadan Mamak'taydım. Arkadaşım asteğmeni aradım, bulamadım; bu öğlen o kendisi geldi buldu beni.

Şimdi, şu anda karşına gelsem belki de tanıyamazsın beni. Askerlik çok değiştirdi bizi. Yarın akşam sinema var , ona gideceğiz. Yemekler çok güzel. Gündüzleri eğitim yapıyoruz. Birinci gün eğitim elbiselerini aldık. Dün yani çarşamba günü vaktimiz yürümek ve dönüşle geçti. Bugün ise tüfekleri aldık. Artık tam bir asker sayılabiliriz. Herhalde yemine kadar bu böyle gidecek.

Satırlarıma istemeyerek son verirken en iyi günlerin senin olmasını dilerim sevgilim.

A.........

Not: Özür, dolma kalemin mürekkebi bitti. Ne çok yazım hatası yapıyorum, kimbilir?

29 Ocak 2010 Cuma

DOKSAN İKİNCİ MEKTUP


18 KASIM 1975
Ankara


Hayatım,

Bugün resmen askerlik vazifemin ilk etebı olan eğitime Mamak Muhabere Okulunda başlamış bulunuyorum.

Dün akşam senden ayrılmak bana çok zor geldi. Ama bu 'vatani görev' her şeyin üstündedir.

Yolculuğum çok iyi geçti, sabah 7.30'da buraya geldim. Ve arkadaşları göremedim. Zira hepsi teslim olmuşlardı. Ben sana adresi vermiştim ama adres değişti, İşte yeni adresim.
........

Sabah gelir gelmez N.......'a uğradım , evde yoktu; 12.00'de tekrar uğradığım zaman görebildim kardeşini. Saat 14.00 'te oradan ayrıldım. Bizim memleketten arkadaşlara rastladım. Onlarla sohbet ettik , saat 16.00 olmadan da Mamak 'a geldim.

Satırlarımı sonlandırırken tüm ailene selamlarımı iletirsen memnun olurum. SEVGİLER...

A.......