asker mektupları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
asker mektupları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Mart 2012 Çarşamba

BİSTRO ALATURKA'DAN MEKTUP



Sevgilim,

"Hatırlar mısın beni? Bir zamanlar ne kadar çok severdim seni." hele,
"Gözlerinin içine başka hayal girmesin" diye nasıl da korkar, verdiğin
"Bir demet yasemeni aşkımın tek hatırası" diye nasıl da saklardım. İsteseydin;
"Bir gül çıkarırdım sana kalbimdeki külden..." Ya şimdi?
"Ayrılmak ne kadar zor, unutulmak ne acı"ymış! Ama inan ki,
"Unutturamaz seni hiçbir şey, unutulsam da ben". Sanki
"Gökyüzünde yalnız gezen yıldızlar" gibiyim.
"Gözümde özleyiş, gönlümde acı " var. Yine de,
"Kimseye etmem şikayet, ağlarım ben halime..."
"Yine bu yıl ada sensiz" di, "İçime hiç sinmedi." Bir ara
"Körfezdeki dalgın suya bak" tım.
"Geçmiş gecelerden biri" duruyor mu diye? Ama,
"Sensiz her gecenin sabahı olmayacak" mış meğer.
"Gözleri aşka gülen " sevgililer el ele
"Yıldızların altında" dolaştılar bütün gece... Onları
"Kıskandım, kıskandım." Artık iyice inandım ki
"Ayrıldı gönül şimdi yine bir tek eşinden..."
"Mihrabım diyerek sana yüz vurdum..."
"Ne olur, anla artık, anla beni..."
"Ağlamakla, inlemekle" geçen bu ömrün,
"Gündüzü seninle, gecesi seninle..." Bana
"Aşka gönül verme!",
"Kadın bir gül, aşk bir mevsim" dediler. Ama,
"Kalbe dolan o ilk bakış, unutulmaz ki!" Hem daha
"Doymadım sana, ağlarım yana yana..."
"Günlerdir içime çöktü ayrılık..."
"Artık senin adını, zehir saçan aşkını, unutmak istiyorum." Unutamazsam,
"Bir ihtimal daha var, o da ölmek mi" bilmiyorum.
"Sensiz yaşamam, bil ki bu söz bence yemindir."
"Fırtınalar koparsa kopsun..."
"Elveda hatıralar, elveda bütün gençliğim."

ELVEDA......



........



Elime ne zaman, nerede, nasıl, neden, kimden geçti, hiçbir fikrim yok. Sadece dolapları yerleştirirken karşıma çıktı. Atmadan paylaşmak istedim. Bir hoşluk olsun. Rahatlamaya gereksinimiz var değil mi? Sevgilerimle...

İlk yayın tarihi:16 Haziran 2009
DİLEK
adlı blogumdan

5 Ekim 2010 Salı

YÜZ YİRMİ SEKİZİNCİ MEKTUP



15 Temmuz 1976
Elazığ


Canım Sevgilim,

Tekrar karşı karşıyayız seninle... Cumartesi günü gelmeni çok istiyorum. Çünkü seninle konuşmak, dertleşmek ihtiyacı ile doluyum. Karşılıklı konuşursak ancak rahatlayacağımı hissediyorum. Fakat gelemeyeceğin ihtimalini düşünerek sana bu mektubu yazıyorum.

Öyle yoruldum ki A...... 'im, inan şu anda başımı güçlükle taşıyorum. Tek başıma kaldıramıyorum bu kadar yükü. Eskiden gözünden bir damla yaş düşmeyen ben şimdi olur olmaz yerde kendimi tutamıyorum.

Aslında bu üzüldüğümden ya da mutsuz olduğumdan değil, aksine mutluyum. Seviyorum, seviliyorum; sevdiğim kişiyle evlenmek için hazırlanıyorum. Bütün bunlar pek çok kişinin arayıp da bulamadığı şeyler. Fakat olaylar, durumlar vs ister istemez moralimi bozuyor. Bu sıra aşırı derecede hassas, duygulu oldum. Ufacık bir olay beni sarsıyor.

Oysa çevremdeki tüm kişiler ikimiz için bütün güçleriyle gayret ediyorlar. Bundan fazlasını beklemek nankörlük olur. Haklarını nasıl ödeyeceğiz? Her iki tarafa karşı eziliyorum. Keşke biraz para biriktirseymişiz. Her şey öyle pahalı ki...

Orduevini gidip sorduk, maalesef tahmin ettiğimiz gibi değil. Dışarıya 2.500 lira imiş; asteğmen olursa 2.000 olur, dediler. Fakat öyle tahmin ediyorum ki sen gelsen, seninle gitsek ya da bir tanıdık bulunsa çok daha ucuza verecekler. Sen bu durumu orada iyice araştır, ona göre bakalım.

Belediye nikah salonu belki ucuz olur, fakat orayı annemler istemiyorlar. Sen de bunu istemiyordun zaten. Aslında oradaki nikahlar benim de hiç hoşuma gitmiyor. Sanki cenaze merasimi gibi oluyor. Oysa o an, bizlerin yaşamında asla unutulmayacak, derin izler bırakacak ender bir an... Bir kez yaşanacak bir olay olduğu için mümkün olduğu kadar mutluluk dolu izler bırakmalı. Bilmem anlatabildim mi? Aslında bunlar pek önemli değil, fakat yine de insanı düşündürüyor işte...

Sevgilim, önceden dilekçe vermek gerekiyormuş orduevine, bir başkasına verilmesin diye. Gününü kararlaştırdıktan sonra bizim bildirmemiz gerekiyormuş.

Dün nikah işlemlerine de başladık. Belediyeye müracaat ettik. Normal olacak. Elden takip edileceği için geç olmaz dediler. Aynı zamanda senin nüfus kaydın köyde olduğu için 15 gün askıya asmaya da gerek yokmuş. Şimdi kardeşin eniştene gönderecek, oradaki işlem biter bitmez bana gönderecekler. Daha sonra da ikimizin muayenesi yapılacakmış. Anlayacağın evraklar tamamlanınca sağlık raporu almamız gerekiyormuş. O zamanki duruma göre gelebilirsen birlikte alırız, gelemezsen kardeşimle giderim. Röntgen çekilecekmiş vs...

Tuttuğumuz ev, henüz boş değil. Oturanlar, ancak ay başında çıkabiliriz, diyorlarmış. Hatta, birkaç gün gecikebilir, demişler! Buna göre ya 8 Ağustos'ta ya da 15 Ağustos Pazar günü düğünümüz olur...

Anneni bırakmak istemedim ama o, bu kadar zaman kalmayayım, dedi ve gitmek istediğini söyledi. Bak canım ev işi biraz zor, belki de 10 Ağustos'a ancak biter. Bizim okul (imtihanlar) eylülde başlıyor. İşte bütün bunlar bozuyor moralimi...

Bu akşam annenle kardeşin gidecekler. Artık evin bitme durumuna göre onlara haber vereceğim. Davetiyeleri de günü belli olunca bastırıp göndereceğiz artık.

Sevgilim, işlerimiz gerçekten zor ve karışık. Fakat ulaşacağımız mutluluk için bütün güçlüklere dayanmalıyız. Birlikte olacağız bir ömür boyu. Bu da her fedakarlığa değer değil mi canım?

Perdelerimiz henüz alınmadı. Ben daha önce yatak odasına almıştım, şimdi beş pencereye perde lazım. Bakalım ne olacak?

Yatak örtüsü işini ne yaptın? Ayrıca A.....'im bizim hiç tabağımız yok. O, alacağını söylediğin takımı aldın mı? Yemek takımını duraleks veya daha önce sözünü ettiğin takımdan alıp getirirsen çok iyi olur. Senin para durumun nasıl? Ayrıca bulabilirsen, daha doğrusu iyi bir şey bulabilirsen makyaj malzemesi getir, annemler sorup duruyorlar. Geline alınması gerekiyormuş.

Canım, izin alabildiğin her an bekliyorum seni. Düğün salonu işini nasıl halledeceğiz? Ev işi, perdeler, davetiyeler... Off bu kadar yükün altından nasıl kalkacağız bilemiyorum. En iyisi zamana bırakalım diyeceğim, ama zaman da kalmadı...

Her iki taraf ; hem senin ailen hem de benim ailem bize kızıp duruyorlar. "Evlenmeye kalktılar hiçbir şeyi düşünmeden!" diyip duruyorlar. Haklılar belki, ne bileyim... Sen yanımda olsan dayanması daha kolay olurdu. Fakat elimizde olan bir şey de yok...

Belki de seni üzdüm bunları yazarak, ama elimde değil, özür dilerim...
......

Sabah yazarken ara vermek zorunda kaldım.

Ha bak şimdi perde almak için çarşıya iniyoruz. Ailelerimiz ortaklaşa alacaklarmış...

Sevgilim acele oldu, merak etme, her şey düzelecek. Seni çok seviyorum.

Mutlaka gelmeye çalış, sık sık mektup yaz.

Öperim canım.

N......

Yazı için özür. Sakın merak etme, gelmeye çalış.

26 Haziran 2010 Cumartesi

YÜZ YİRMİ ÜÇÜNCÜ MEKTUP



7 Haziran 1976
Mardin


Canım Sevgilim,

Sana, senden bir hayli uzaktan ve kendimi sana çok yakın hissederek bu satırlarımı karalıyorum.
Bugün benim için bir başka gün. Fakat günümün iyi başladığını söyleyemem. Bütün gece seninle beraberdim rüyamda, ancak kötü bir rüyaydı, bir rüya bu kadar kötü olabilirdi benim için. Kısa bir an etkisinden kurtulamadım. Taki el çantamı açıp içindeki mektubu buluncaya dek...

Evet sevgilim, benim için sürpriz teşkil etti bu mektubun. Hele başına, gönderen kısmına ........... yazmışsın ya, hiçbir şey beni bu derece mutlu edemezdi inan sevgilim. O an her şeyi unuttum. Rüyayı falan da...

Çünkü düşüncelerimde hep sen vardın sen.
Sanki bütün her şey birbiri üstüne geliyor. Dün Diyarbakır'da Akademiden sınıf arkadaşımı gördüm, çok sevindim.

Evet sevgilim, artık dayanacak halim, takatım kalmadı. İnan, dün seni arabanın yanında görmek beni perişan etti. Neredeyse ağlayacaktım, sana koşacaktım. Seni kollarımın arasına alıp sevdiğimi, çok sevdiğimi, senden bir an olsa bile ayrılmak istemediğimi söyleyecektim. Ama heyhat! Bunların hepsi boğazımda sanki takılı kaldı. Ve sadece seni sevdiğimi kendi kendime mırıldanabildim.

Evet sevgilim, koşmaktan dizlerimde derman kalmadı. Koşuyorum, koşuyorum tam hedefe ulaştığımı zannettiğim bir an, bir bakıyorum, hedef çok uzaklarda...
Artık dayanacak hal kalmadı, mecal de kalmadı. Senin yanından her ayrılışım bana sanki cehennem azabı gibi geliyor. Niye böyle, niye böyle diye bazen kendi kendime isyan edesim gelmiyor değil, ama o zaman da kendimi daha çok harap ettiğimi geç de olsa anlıyorum, ama...

Halbuki sana kavuşmak için, seninle olmak için, daha metanetli, daha sakin ve daha sabırlı olmam gerektiğini biliyorum, ama olmuyor işte...

Dün öğlen yemekte beraberdik. Taa o vakitten bugün öğleye kadar hiçbir şey yemedim, sadece birkaç tane sigara içtim. Yiyemiyorum ki, iştahım yok yok! Ama senin yanında öyle değil işte... Bugün sana telefon etmeyi ne kadar istedim, bilemezsin. Ama bizim hatlar kopmuş, dün akşamki rüzgardan. Belki yarın sesini duyabilirim. Sevgilim sen benim her şeyimsin.

Bugün babamdan mektup geldi. Teferruatlı bilgi istiyor. Herhalde yarın ona da telefon edeceğim. Ve şimdi de mektup yazacağım. Benim aklım fikrim sensin, hep seni düşünüyorum, yuvamızı düşünüyorum. Velhasın o günler çok uzakta değil, ama bana çok uzakta imiş gibi görünüyor. Ama biz ikimiz, sen ve ben olduktan sonra bütün kötülüklerin üstesinden geleceğimize bütün kalbimle, benliğimle inanıyorum. Çünkü seviyorum, seviliyorum.

Sevgilim, yarın derhal senin o dediğin (pamuk-yün) işine bakacağım, soracağım, soruşturacağım.

Ne olurdu sanki sevenler ayrılmasa. Bu, işte bize sevenlere doğanın en büyük oyunu, canım bi tanem. Şimdi odada yalnızım, içimden bağırmak, haykırmak geliyor. Ve en sonunda da yüksek sesle hıçkıra hıçkıra ağlamak... Belki o zaman insan bir parça rahatlayabilir. Biz bu hallere düşecek insan mıydık? Evet sevgilim, bu hallere düşmemeliydik. Ve en azından şimdi beraber olmalıydık. Sen ve ben, biz ikimiz...

****

Evet sevgilim yirmi dört saat aradan sonra yine yazıyorum. Özür dilerim Sevgilim, mektubunu geciktirdim. Bunun sebebi sana birtakım haberler verebilmek içindi...
Bugün anneme telefon ettim. Anneciğimin sesimi duymak beni ne kadar mutlu etti bilemezsin. Tıpkı telefonun öbür ucunda senin sesini işittiğim zaman nasıl oldumsa, annemin sesini işitince öyle oldum hayatım.

Hani aşık ne demiş: "İki tane sevgilim var; biri anam, biri yarim. Ana deyip de geçilmez, o yar anadan seçilmez. İki tane sevdiğim var."

Anneme evlenmek istediğimizi söyledim, çok makul karşıladı. Ve bu durumu senin annenlere yazmalarını; 10-15 Temmuz için karar vermelerini istedim. Evi Elazığ'da tutacağımızı vs söyledim. Babam Ereğli'deymiş. İlk fırsatta herhalde yazarlar. Ve bu azap da biter böylece.

Öyle anlaşılıyor ki hayatım, annemle babamın bu ara başı bir hayli dertte. Çünkü herkese nasip olmaz, iki işi bir arada sürdürüyorlar. Şimdi kardeşim S.......'de evlenmek istiyormuş, onunla meşguller biraz.

Bakalım durum nasıl olacak hayatım? Valla bu iş beni ürkütüyor. Biz ikimiz 15 Temmuz'da evleneceğiz diye kendimizi hazırlıyoruz. Ama ya olmazsa, o zaman işte düşüncelerim noktalanıyor. Düşünemiyorum...

Satırlarımı sonlarken öperim sevgilim.

14 Haziran 2010 Pazartesi

PINAAAR KOR OLMUŞ YAKIYOR




Pınar henüz yirmi üç yaşındaymış. Su gibi bir genç kız. Sevmiş, sevilmiş... Mücadele etmişler Cumhur'la birlikte.

Pınar öğretmen olmuş; olmuş ama, dur demişler! Okuldan diploma almakla artık öğretmen olunmuyor, seni birçok kez daha sınayacağız, KPS'ye gireceksin, dur hele...

Durmuş Pınar, yeniden ders çalışmaya başlamış. Sanki bu şekilde öğretmen yapılanlar eskisinden daha iyiymiş gibi beklemiş. Devlet, bekle, diyorsa bir bildiği vardır, demiş beklemiş...

Oysa kadrolar yandaşlar tarafından gizli gizli dolduruluyormuş. "Sınavla" artık oyalamanın bir yolu mu neymiş?

Cumhur teğmen olmuş.

"Vatanın bağrına düşman dayamış hançerini"
" Bulunur kurtaracak bahtı kara maderini"

diye diye yetiştirilmiş.


Pınar'la Cumhur evlenmişler, muratlarına ermişler. El ele yola çıkmışlar. Biri Türk Ordusunun neferi, diğeri eğitim ordusunun neferi... Hizmet edecekler, vatana borçlarını ödeyecekler, çocuklarını güzel bir dünyada büyütecekler...

Olmadı, bırakmadılar! Pınar'a kıydılar!

Bilemediler. Eşkiya dışarda sandılar, düşman sınır ötesinde bildiler. Oysa eşkiya çoktan düz ovaya inmiş, törenlerle karşılanmış, mahkeme meclisi dağa taşınmış, teröristler yurdun her yerinde cirit atar olmuş, birileriyle açılım masalarına oturmuş.
Türk Ordusu'nun en özel yerlerine girilmiş, komutanları hapislere tıkılmış, yargıçların işinin bitmesini bekler olmuş.Özel yetki verilen mahkeme yargıçlarının işleri kaç yılda biter bilinmez, ama bittiği zaman yargılanmayı bekleyedursunlar denmiş.

Suyun üstünde köprüler kurulmuş, köprülerin altında kalan pınarlar kurumuş, Öğretmen olan, ama atanamayan Pınar evinin balkonunda geleceğe dair güzel hayaller kurarken vurulmuş...

Pınar'ın öyküsü bana çok dokundu. Her şehit cenazesi yüreğimi dağlarken, Pınar, ateş olmuş yüreğime oturmuş, yakıyor, yakıyor, yakıyor...

Pınar'ın öyküsü, burada " eski mektuplar" da anlattığım öykümüze benziyor başlangıç olarak.Ben de onun yaşında gelin olup Mardin'e gittim askerimin peşinden. O, Osmaniye'ye gitmiş...

Ama devamı yok onun öyküsünün! Olamayacak da... Başlar başlamaz bitti, bitirdiler... Kanlıgeçit bölgesinde akıttılar kanını! Pınar, benim yaşadıklarımı yaşayamayacak artık! Teröristler roket atarlarla vurdu Pınarı kırk günlük gelin iken...

Onu bu sayfaya taşıdım, bilinsin istedim, unutulmasın. Yeni Pınarlar, yeni Cumhurlar başlamadan biten masal kahramanları olmasın. Doyasıya yaşasınlar, kendi romanlarını gönüllerince yazsınlar, yazsınlar, yazsınlar...

Vatan evlatlarını kendi hırslarına, kötü emellerine kurban edenler utansınlar!


13 Haziran 2010 Pazar

YÜZ YİRMİNCİ MEKTUP



17 Mayıs 1976
Pazartesi
Saat 20.30
MARDİN

Bitanem,

İşte yine karşı karşıyayız seninle. Ama cismen değil, hayalen. İnan sensiz olmak benim için acıların, ızdırapların en büyüğü...
O kadar ki her an seni düşünüyorum, seni anıyorum, seninle yaşıyorum. Seninle doluyum. Bazen o kadar doluyum ki birisinin bana seslenmesi bile yeterli oluyor.

İşte bugün yine öyle oldu. O kadar dalmışım ki düşüncelerimin doruğunda hayal meyal görünüyorsun. Sonra seçilebilir bir şekilde şekilleniyorsun. Ve gülüyorsun. Bazen bana geldiğini zannediyorum. Bazen beni çağırdığını... Ve ister istemez dalgınlığım o şekilde sürüp gidiyor.

Bugün traş olurken berberin koltuğunda uyumuşum. İşte o kısacık, bir anlık uyumamda dahi rüyamda seni görmem için yeterli. Gene beraber olduğumuz bir andı herhalde. Ne hikmetse bir iki kelime konuşurken uyandım. Baktım berber tuhaf tuhaf bakıyor. Utandım.

Evet hayatım, senden ayrılmak o kadar zor , o kadar zor ki... Sensiz olmak, yukarıda da belirttiğim gibi, çok kötü...

Mardin'e geleli beri aklımda iki şey vardı: Birincisi, gerçekleşti, ama istediğim gibi olmadı. Arzum, okul dağılmış, öğrencilerinle giderken senin karşına çıkmaktı. Kısmet olmadı bu. Şimdi bir ikinci isteğim, sürprizim olacak. Ona hazırlıklı ol. Ama belki de olmaz.

Canım, birtanem, dün akşam saat 21.30'da geldim Mardin'e ve bu akşam da nöbetçiyim. Nöbet tutuyorum, seni düşünerek, seni yaşayarak, seni anarak. Niye sevgilim uzuyor bu birleşememiz? Bu ayrılık benim için artık çekilmez bir hal almaya başladı.

Sana şunu söylemek istiyorum: Evin altındaki yoldan giderken dün gece, son olarak kapının önünde gördüm seni... Bir an, var kuvvetimle sana haykırmak, bağırmak istedim ve el salladım. Ama sonra oldukça utandım babandan biliyor musun? Senin o en son hayalin gözümün önünden gitmiyor. Gitmez ki. Gitmeyecek ki...

Ben bugün dört koldan şehre adam saldım, bize harıl harıl ev arıyorlar şimdi. İkimize...
Bu sıra hayatım bölük komutanlığına bakıyorum, yüzbaşı İtalya'da, üstteğmen on gün izin aldı, eşi hastaymış. Dün senden ayrıldıktan sonra, hemen seni özlemeğe başladım. Seni aramaya başladım. Sen benim her şeyimsin, canımsın. Teneffüs ettiğim havasın. Ve her şeyden önce dert ortağımsın, sevgilimsin. Ve ilerde çocuklarımızın anasısın.

Ahh, sevgilim, inan, hep yanımda olmanı istiyorum, sonsuzluğa dek yanımda olmanı... Sen yanımda olduğun zaman dünyanın en mutlu insanı oluyorum, bitmesin istiyorum beraberliğimiz.
Bazen de kendi kendime birtakım kuruntulara saplanıyorum... Sen yanımda oldukça dünyanın en mutlu insanı oluyorum. O kadar ki mutluluktan ölebilirim. Aşık olmak ne tatlı şey.

İşte, bazen Türkçe'ye de kızmıyor değilim, o kadar az kelime var ki hislerimi ifade edebilmek için kelime bulamıyorum. Ve "Seni seviyorum." sözcüğünün maskesi arkasına sığınıyorum. Evet, seni seviyorum. Ve her gün, her zaman, her an seveceğim. Çünkü biz birbirimiz için yaratılmışız öyle değil mi hayatım?

Öyle tahmin ediyorum ki şu an, elindeki o yanık, hala acıyordur. Öyle mi? Halbuki ben hiç öyle olmasını istemezdim. Keşke senin elin yanacağına, benimki yansaydı...

Hayatım, şimdi bir mektup da eve yazacağım. Senden bahsedeceğim.Benden bahsedeceğim. Bizden bahsedeceğim, ikimizden bahsedeceğim. Ve şu an bir de eve telefon yazdırdım, çıkarsa, annemle konuşacağım. Bizden bahsedeceğim, ikimizden bahsedeceğim...

Neyse sevgilim, seviyorum, seveceğim, seviyorum ve yine bir ömür boyu seni seveceğim.

A........

Not: Seni çok seviyorum. Ölesiye seviyorum...

2 Mayıs 2010 Pazar

YÜZ ON ALTINCI MEKTUP


2 Mayıs 1976
Mardin


Canım Sevgilim,

Bu mektubum, senin için süpriz olacak. Ben devamlı seninle doluyum, seni düşünüyorum, seni anıyorum ve her zaman kalben seninleyim. Onun için her fırsatta yazmak istiyorum. İster zamanlı, ister zamansız...

İşte o gün, yine böyle bir gündü! Ve sana telefon ettim, halbuki sana söylemek istediğim çok şey vardı, ama telefon çıkınca hepsini heyecandan unuttum!

Senin istediğin o saç kurutma makinasını aradım, ama bulamadım. Yalnız (Tus) marka vardı, 225 TL idi. Hem soğuk kısmı, hem de sıcak kısmı var, iyi bir şeymiş, istersen alayım hayatım.

Bu pazar nöbetçi idim. Şimdi koğuşları dolaştım. Tugaya bağlı birlikler şimdilik benden soruluyor, onları iyice denetledim, sonra da sana yazıyorum hayatım.

Geçenlerde Elazığ'a gelmiştim ya, o tatilde benden başka gidenler de olmuş Diyarbakır'a falan. Hepsinin ismini tesbit etmiş Destek Kıtaları Komutanı ve mahkemeye verecekmiş! Bu suç kısa süreli kaçışa giriyormuş, neyse ki beni tesbit edememiş...

Hayatım saat 21.30'u geçmiş bulunuyor. Dün bütün gün çalıştım. Bugün çok çalıştım, şu an inan çok yorgunum. Bir de top oynadım, voleybol, futbol...

Onun için şimdilik istemeyerek senden ayrılıyorum, fakat seni çok sevdiğimi unutma.
"Aşka düştüm yanıyorum, sevdiğimi arıyorum, seviyorum, seviyorum, seviyorum, onun için yanıyorum. Sevgilim eğer sen olmasaydın, bana bu kadar yakın olmasaydın bu askerlik bana daha zor gelirdi, inan bana. Burada senin aşkın bana kuvvet veriyor, güç veriyor; günler bu yüzden çabuk geçiyor, haftalar bu nedenle çabuk geçiyor. Herhalde sevgilim 24 ve 31 Mayıs'ta Elazığ'a gelebileceğim. Seninle beraber, senin yanıbaşında , başbaşa...

Biliyor musun Sevgilim, seninle olunca her şey güzel, yaşamak güzel! İşte o zaman hayat daha anlamlı oluyor benim için. Seninle olduğum zaman her şey o kadar berrak, o kadar güzel ki... Kötü bir şey düşünmek kabil değil, çünkü tüm düşüncem sen oluyorsun. Ah hayatım, sevmek ne güzel şey öyle değil mi? "Seni uzaktan sevmek aşkların en güzeli" derlerdi şarkıcılar bir zamanlar. Ben de bana zor hem de çok zor olan bunu söylemek istiyorum. Seni uzaktan sevmek aşkların en güzeli...

Bak, Neşe neler diyor eski şarkılarında: " Sevilmeden sevilmez, ulu ağaç eğilmez, aşk Allah yapısıdır, aşka karşı gelinmez. Tabi ki sevgilim, aşka karşı gelinmez!
"Seni andım bu gece kulakların çınlasın." Ahh anmadığım gece var mı ki?

Geçen akşam Asb. gazinosunda eğlence oldu, gittim. Bereket gazinoda içki satışı yasaklandı, çünkü o manzara karşısında içmemek elde değildi. Ve erken terk ettim, milleti kıskanmaya başladım... O mutlu tablo karşısında, o eğlencede! Ahh hayatım çekilmiyor, inan ki sensiz hayatın kahrı...

Bak sana geliyorum, seni görmeye geliyorum... Satırlarımı sonlarken iyi günlerin senin olması dileğiyle öperim...

A.....

15 Nisan 2010 Perşembe

YÜZ ON DÖRDÜNCÜ MEKTUP


28 Nisan 1976
Mardin

Birtanem,

Evet Sevgilim, işte şu saatte senden ayrılalı tam bir gün oluyor. Benim, ayrıldığım anda zaten bir hüzün kapladı içimi... Senden ayrı olmak benim için acıların, ızdırapların en büyüğü...

Dün akşam saat 20.00'de Mardin'deydim. İşte o an susuzluğumu, susadığımı, sana susadığımı anladım. Aradan dört ya da beş saat geçmesine rağmen, senin her zaman yanımda, içimde, kalbimde, ruhumda olduğunu anımsadım. Ve hemen susuzluğumu gidermek için daldım meyhaneye...

İnsan biraz çakırkeyf olunca daha güzel, daha olumlu düşünüyor. Biliyor musun içki içerken, içtikten sonra seni düşünmek bana büyük zevk veriyor. Bugün yine bütün gün seninle beraberdim. Halbuki senden dün ayrıldım. Ama bu uzayan yirmi dört saat bana çok uzun bir zaman aralığı gibi geliyor. Ve seni hemen özlemeğe başladım.

Nasıl özlemem! Sen benim canımsın, ciğerimsin, teneffüs ettiğim havasın. Sevgilimsin, aşkımsın, dert ortağımsın... Velhasıl sen benim her şeyimsin. Sensiz geçen günlerim bana zindan oluyor. Aklımda sen, fikrimde sen, düşüncemde sen sen sen sen yine de sen...

Sana hemen yazamam demiştim, gerçekten o an öyle düşünüyordum. Ama, aması var; işte sana yazmadan nasıl dururum?

Dünkü ayrılık anı gözümün önüne gelir gibi oluyor... Vallahi neredeyse, hani utanmasam hüngür hüngür, bağıra bağıra ağlayacağım! Şimdi odam bomboş, ama kendi kendimden utanıyorum. Bak gözlerim yaşardı, tıpkı dünkü gibi... Hani bana, "Ağlıyor musın?" diye sormuştun; ben de "Öyle şey mi olur!" dedimdi sana, ama biraz daha dursa idim herhalde ağlardım!

Her seferinde gidiyorum, sana doyamadan ayrılıyorum... Ama olsun, gene de senin yakınında, yanında olmak benim için mutlulukların en büyüğü oluyor. Bu bizim kaderimiz, alınyazımız sevgilim.

Şu askerlik çok kimseler için ayrılık demektir, keder demektir, üzüntü demektir. Bizim için de aynı şeyler söylenebilir. Ama bunun yanında bir şey daha söylenebilir: Bizi, ikimizi, seni ve beni birbirimize daha çok yaklaştırdı, öyle değil mi?

Sevgilim, seni inan çok seviyorum. Bu sefer senin birtakım kuşkularının olduğunu da bu vesileyle öğrenmiş oldum. Senin de dediğin gibiolayların biraz fazla etkisinde kalmışsın. Bu oldukça normal bir durum, düşünen her insan için... İnsanlar dünyaya yaşamak, mesut olmak, mutlu bir yuva kurmak için gelmişlerdir. Kimisi yuvayı kurar, ama yıkar da... Onun için ben şöyle düşünüyorum:

Benim his hayatımda ve aile hayatımda bizden,ikimizden, sen ve benden başkasının söz hakkı yoktur. Bunu şu şekilde açıklayayım: Hani Birleşmiş Milletlerde beş devletin veto hakkı vardır. Bizim, daha doğrusu ikimizin yaşamında da ikimizden başkasının oy hakkı olamaz. Vız gelir! Eğer benim mutluluğumu, saadetimi bozacak ve bozmaya kalkacak, kim olursa olsun, anam babam da olsa dur derim, demesini bilirim! Ben bu düşüncedeyim...

Hoş sana hak vermiyor değilim bu konuda. Çünkü senin gözünün önünde bir tecrübe var. Onların durumuna ben de çok üzüldüm. Üstelik bir de çocukları var...

Ben hiçbir şey hususunda sabit fikirli değilim. Ama kimseyi de aldatmak, yalan söylemek gibi bir özelliğim yok. Bunu sen de takdir edersin sevgilim. Benim düşüncem, önce iki veya üç sene Zonguldak'ta çalışmak, daha sonra başka yerlere gitmekti, ama bizim Bekir Hoca'nın dediği en doğrusu galiba. Her iki aileden de uzakta olursun, bu sayede, değer verdiğin kimseler, değerlerinden hiçbir şey kaybetmedikleri gibi insanların özlemi, sevgisi çoğalır.

İşte hayatım şimdi senden yine tam 264 km uzaktayım ve seni anıyorum. Anmadığım zaman var mı ki...

Dün akşam 21.45 sularında Orduevine geldim ki sıcak sular akıyor, hemen banyo yapıp yattım. Halbuki buraya gelirken niyetim sana dün akşam yazmaktı. Seni sevdiğimi, seni özlediğimi, ilk fırsatta yine Elazığ'a geleceğimi yazacaktım hemen. Kısmet bu akşammış. Senin bundan önce gönderdiğin mektubu tekrar okudum buna başlamadan.

Bir de bugün H....... ile M........'nın müşterek yazdıkları mektup geldi.

Hayatım, doğum gününü bu sene de unuttuğum için özür dilerim. Valla burada moral bozukluğundan insan bazen yaşadığını bile unutuyor. Herhalde bundan sonra olmaz.

Seni çok seviyorum. Sen benim aşkımsın. Senin yanında olduğum zaman, zamanın nasıl geçtiğini bile anlayamıyorum. Sana doyamıyorum. Halbuki seninle beraber olmak, seni okşamak, sana dokunmak, senin sıcaklığını duymak istiyorum. Kendi kendime "Bitsin artık bu çile!" diyorum. Bitsin, bitsin bitsin! Ahhh, şu tayin işi bir gerçekleşse... İşte o zaman bütün acılarımız diner; sıkıntılarımız biter. Ve hayatımızın bundan sonraki kısmında beraber oluruz. Sen ve ben, biz ikimiz iyi günümüzde iyi; kötü gönümüzde kötü (kötü gün olmayacak) birbirimize destek olarak hayatın, yaşamın bütün zorluklarına beraberce göğüs gereriz...

Ve defterlerimizden acıyı, ayrılığı, hüznü, mutsuzluğu siler mutlu bir şekilde yaşamımızı devam ettiririz. Ahhh, fazla hayalperest olmaya başladım galiba. Ama bunların hayalle ilgisi ne? Bırak kardeşim, yok hiçbir şey istemiyorum şu melanet dünyadan, hiçbir şey istemiyorum! Tek şey hariç! Evet, sadece seni istiyorum seni! Nerdesin? Tabi ki evdesin ve TV karşısındasın... Şu an seni ne kadar özlediğimi bir bilsen... İnan kelime bulmakta güçlük çekiyorum, sana hislerimi açıklarken...

Sevgilim seni seviyorum. Bir kere, on kere, yüz kere, bin kere, on bin kere, yüz bin kere, milyon, milyar kere... Ve evet seni çok seviyorum. Ve herhalde şairlerin adına AŞK dedikleri duygu bu olsa gerek... Sana daha çok şeyler yazmak isterdim ya kağıdı bitiriyorum.

Satırlarımı sonlarken bir şeyi, seni sevdiğimi unutma! Seni çok çok seviyorum...

Seni çok seviyorum.

A........

Not: A......., N...... seviyor...

6 Nisan 2010 Salı

YÜZ ON İKİNCİ MEKTUP


NİSAN BİR- 1976
MARDİN


Canım Sevgilim,

Mektubunu, senin özleminle yandığım bir akşam, yatağımın üzerine uzanmış bir vaziyette yazıyorum. İnan seni çok özledim. Bu nedenle hemen kağıda kaleme sarıldım.
Mektubun benim için sürpriz oldu, çünkü senden mektup beklemiyordum. Hattızatında senden her an, her zaman mektup bekliyorum da bu sefer çabuk yazacağına ihtimal veremiyordum.

Hayatım ben bu sefer oldukça hamaratım. Geleli sana ikinci mektubumu yazıyorum. Ayrıca eve, H.........'ye ve arkadaşın birine de yazdım. Ve ben de şaşmaya başladım kendi kendime, bu kadar mektup yazdığım için...

Biz nöbet devresine girdik. Ayın on beşine kadar iki tane nöbetim var. Hayatım, mektubunda buraya gelmekten bahsediyorsun, inan buna çok sevinirim. Mardin'e gelmenizde ne sakınca olabilir ki? Hiçbir sakıncası yok, benim için...

Yüzüne karşı söyleyemediğim birtakım şeyler var, onları şimdi söyleyeyim. Hayatım, biz ikimiz birbirimiz için yaratılmışız değil mi? Onun için ben senin Mardin'de günlerinin geçmesini hiç ama hiç istemem. Çünkü tabiatın en fazla nankörlük ettiği bir yer burası. Kaldı ki böyle bir yerde sen benim yüzümden, bir müddet yaşamaya mecbur kalacaksın. İşte bu düşünce benim canımı sıkıyor. Halbuki seninle daha iyi bir yerde, daha güzel bir şekilde beraber olursak mutluluğumuzun daha fazla olacağına inanıyorum.

İşte bu nedenle senin bir kere Mardin'i görmeni çok arzu ediyorum. Yalnız bu gelişini ileri bir tarihe ertelersen iyi olacak. Çünkü önümüzdeki cumartesi ayın onu. Ve ben o gün 24 saat tugayda nöbetçiyim. Ve ondan sonra da 23 Nisan'da, ben oraya senin yanına geleceğim. Tamam mı hayatım. Buraya gelişinizde orduevinde kalışınız söz konusu olamaz hayatım, ancak otelde kalabilirsiniz. Tamam mı, anlaştık mı?

İşte hayatım, günler böyle geçiyor, geçip gidiyor. Ben ise beraber, baş başa olacağımız günlerin hayali içinde burada vatan görevimi tamamlamaya çalışıyorum.

Ve en büyük arzum, isteğim, temennim seninle beraber olmak. Bir an önce beraber olmak. Senden ayrı olmak beni çeşitli problemlerle baş başa bırakıyor. Ve en azından devamlı düşünceli, mahsun, durgun bir insana dönüştürüyor. İşte bunlara sebep hep sensin diyorum.

Kalemim bitti, özür, başkasıyla devam...

Aklıma yine aynı şarkı geliyor bak:

"Seni çılgın gibi sevdim, uğruna ömrümü verdim; şimdi artık sen benimsin, senden asla ayrılamam. Ayrılamam, ayrılamam, ölsem bile , ölsem bile ayrılamam."

Ve evet hayatım, seni çılgın gibi seviyorum. Sen benim aşkımsın, hayatımsın, bir tanemsin ve her şeyden önemlisi sevdiğimsin. Evet sevdiğim, aşkımsın. Unuturum bazen benim ben olduğumu. Bazen her şeyi unuturum. Ama unutmadığım bir tek şey var. O da sensin hayatım. Sen, çünkü benimlesin, yanımdasın. Yürüyorum karşımdasın, oturuyorum yanımdasın. Uyuyorum rüyamdasın, çalışıyorum benimlesin. Ve hep benimlesin hayatım...

Ve bir tanem, satırlarıma burada istemeyerek son verirken evdekilere selam...

Ve mektubunu geciktirme olur mu?


A.........


NOT: Para konusunu yazmışsın, hiç önemi yok param vardı, bugün de maaşları aldık hayatım. Sen böyle şeylere üzülme sakın...

5 Nisan 2010 Pazartesi

YÜZ ON BİRİNCİ MEKTUP


30 MART 1976
MARDİN


Hayatım,

Sana bu mektubu martın son günlerine rastlayan bu salı günü, saat 15.00 sularında yazıyorum.
Nasılsın, umarım iyisindir. Ben pek iyi değilim. Pazar günü saat 15.30'da Elazığ'dan hareket ettim. Saat 17.50'de Diyarbakır'da idim. Hemen taksi buldum, yani ben geldim taksi kalktı. Ve saat 8.00'de Orduevinde idim.

Hayatım her şey normal. Yalnız bu gece güzel, fakat üzücü bir rüya gördüm. Güzel yanı ne biliyor musun? Elazığ'dayım ve nikahımız kıyılmış... Üzücü yanı ise anneme, babama haber vermemişim. Tabi bu rüya, onları ne kadar ihmal ettiğimi hatırlattı bana. Ve hemen bundan sonra onlara da mektup yazacağım.

Nasılsın hayatım, inan seni hemen özlemeye başladım. Şöyle ki şimdiden bu hafta sonu gelip gitmeyi düşünmeye başladım Elazığ'a. Fakat gitmemeliyim, biraz daha burada beklemeliyim.

Bugün canım seninle konuşmayı istedi ama konuşamadım. Çünkü bizde şehirler arası telefon için Kurmay Başkanından izin gerekiyor. Ben de artık başka bir zaman alırım izni herhalde. Ama, aması var. Ben tugaydan şehre telefon ediyorum, yarım saatte çıkıyor. Elazığ herhalde 8 saatte çıkar. Neyse bırakalım bunları, sen nasılsın? Hayatım biliyor musun hiç aklımdan çıkmıyorsun.

Aklıma geldi de yine gülmeye başladım. O halin gözümün önünden gitmiyor...

Pazar günü Cip Köyüne giderkenki halin... Baban arabayı bana vermişti kullanmam için. Nasıl koltuklara tutunmuştun öyle? Sanki araba devrilecek, uçacak vs. olacakmış gibi. Gülmemek için kendimi zor tutuyordum vallahi... Neyse hayatım, bu da gelir bu da geçer.

Koskoca tugayda mektup yazacak kağıt bulamadım, nasıl yarım yaprak kağıda yazıyorum. Kimbilir nasıl şaşırırsındır bu mektubu alınca. Şaşırmaz mısın?

Bugün traş oldum, saç traşı. İyiden iyiye kısalttım saçları. Devamlı sabah sporu yapıyoruz; koşuyoruz, idman yapıyoruz. Ve günler geçiyor.

Bir gün daha geçti, yine sensiz...

Hayatım, aklından şunu çıkarma olur mu? Seni çok ama çok seviyorum. Anneme , babama ve M...........''e, H.......'e selam....

A.........

31 Mart 2010 Çarşamba

YÜZ DOKUZUNCU MEKTUP


21 OCAK 1976
Ankara



Hayatım,

Nedense sana yazma ihtiyacını hissettiğim anlar, moralimin bozuk olduğu zamanlara denk geliyor. Senin de moralini bozuyorum, sana dertlerimi dökerek!

Ne yazık ki yine moralim bozuk. Bu başımı ağrıtmaya da başladı. Şimdi korkunç başım ağrıyor.
İki gündür nezleyim, buna grip desek daha doğru olur, çünkü öksürüyorum da. Burun deliklerim şu an yanıyor. Silmekten burnumun ucu kızardı. Ne dertli adammışım değil mi hayatım, hiç bitmiyor öyle mi?

Valla haberleri dinledim de moralim bozuldu, belki sen de dinlemişsindir. Ankara'da hava sıcaklığı ilk kez - 21 dereceye düşmüş. Demek ki biz pabucu kolay bırakacak cinsten değiliz ki ancak -21 dereceye düşünce hastalanıyoruz.

İşte böyle hayatım benim cephede durum. Günler geçiyor. Ayın 13'ünde dersler kesiliyor, şurada günleri sayıyoruz. Tam 17 gün kaldı. Ve Şubat 27 olduğunda buradan ayrılıp kıtalara gideceğiz. Ve yaşantımızın bir kısmı herhalde oralarda devam edecek. Buradaki talebeliğimiz de son bulacak. Devamlı imtihan oluyoruz. Haftada en az iki imtihan. Şimdiye kadar pek hasar yok. Aldığımız not, altmışın altında olmayacak, olursa ikmale kalıyoruz. Şimdiye kadar yetmişin altında ve doksanın üstünde not almadık. Durumu idare edip gidiyoruz. Tek düşüncemiz ne biliyor musun hayatın? Milletin ( yani arkadaşların) kurra ; benim de sensin...

Evet hayatım seni düşünmek o kadar tatlı oluyor ki bütün dertlerimi unutturuyor. Adeta dünyayla alakam kesiliyor. Hani tecrit edilmiş insanlar vardır. Dış dünyayla alakaları kesilmiştir. Aynı öyleyim. En ufak bir olaydan kendime pay çıkarıyorum. Geleceğimizi, beraber olacağımız günleri düşünüyorum. Bazen öyle oluyor ki hoca ders anlatıyor, ben de öyle bakıyorum; dalıp gidiyorum, seni düşünürken... Hoca anlatıyor ve soru sorduğunda aynen çuvallıyorum. Bu sefer çuvallamamak için dikkatimi hocaya vermeye çalışıyorum, ama becerdiğimi zannetmiyorum. Bazen ders çalışıyorum, aynı satırı on kez okumama rağmen yine anlamıyorum. Çünkü sen beni rahat bırakmıyorsun ki, devamlı rahatsız ediyorsun. Keşke bu ayın sonunda gelsen! Senin için bir değişiklik, benim için de büyük bir sevinç kaynağı olurdu...

Geldim geleli eve bir tek mektup yazdım. Ağabeyime hiç yazmadım. Ne o? Bakıyorum kızıyor gibisin, kızma hayatım. Aklıma geldi de yazayım .

Seni düşünerek uyumak çok tatlı biliyor musun? Uyandığımda yatak düzeltmesi çok zor geliyordu, ona da alıştım şimdi.

Bak hayatım, şimdi aklıma gelen bir mesele var. Yarın hemen tatbik edeceğim. Ve planım gerçekleşirse cuma günü beni karşında bulabilirsin hayatım. Çünkü biz 12.20'de çıkıyoruz, 14.00'te derse giriyoruz. Postaneye gidip telefon yazdıracağım, bakalım çıkacak mı? Eh denemekte fayda var. Şimdiye kadar niye aklıma gelmedi yahu?

İşte hayatım böyle, günler aylar geçip gidiyor ve biz de öğrenimimize devam ediyoruz. Tabii sen de öğretmen olarak devam ediyorsun.

Neyse satırlarıma son verirken iyi günler temenni eder, öperim...

A.........

27 Mart 2010 Cumartesi

YÜZ SEKİZİNCİ MEKTUP


19 OCAK 1976
Ankara, 20.05

Sevgilim,

Hayatım satırlarıma özür dileyerek başlamak istiyorum. Çünkü şu anda moralim o kadar bozuk ki sorma, ters bir şey yazarsam kusura bakma. Eğer bu mektubu şimdi yazmazsam ancak beş gün sonra yazabilirdim. Senin, mektup beklediğini düşünerek hemen yazıyorum.

Mektubunu aldım. Sen de pazar günü yazdığımı almışsındır herhalde. Burada günlerim bazen neşeli bazen de çok kötü geçiyor. Kötü geçmesinin nedeni benim dışımdaki hadiselerden, bazen değişen günlük olaylar bile insanı çileden çıkarıyor. Şimdi sınıfta korkunç bir gürültü var...

Mektubunu öğlen yemeğinden sonra aldım. Bir çırpıda okudum. Sevgilim garajda arabadan indim ve karşımda E......'ı buldum. Uzun süredir görüşmemiştik, garaj pastanesinde oturup sohbet ettik. Bu arada R.........'ya telefon etti, bir saat sonra o da geldi. Hep birlikte bizim lokale gittik. Orada 12.30 a kadar oturduk, sonra ben yanlarından ayrıldım. Durumlarının duyulmasını istemedikleri için sana yazmak istemedim.

F........'nin kızı olduğunu geçen cumartesi Etimesgut'taki arkadaşlardan öğrendim. Biz Elazığ'dan mezun arkadaşlar her cumartesi, pazar beraberiz. Ve içimizde yalnız H.......... yok. Çünkü üç hafta göz hapsi almış benim gibi. Yılbaşı memlekete kaçmaktan! Ondan önce de pek görüşemiyorduk zaten. Bu sıra ona çok kızıyorum, hayatım bu konuda bana bir şey sorma, durumlarına üzülüyorum, moralim bozuk zaten...

Arkadaşının evlenmeye gittiğini söylüyorsun. Bak tam vermiş kararını, cesurane bir karar doğrusu. Geçen mektubumda bu hususta biraz yazmıştım hayatım. Bu ayrılık insanı öldürüyor. Vallahi dayanılacak gibi değil! Şu sıra hasta olacak gibi hissediyorum, burun deliklerim yanıyor, herhalde nezle başlangıcı...

Her cumartesi ve pazar günleri kardeşin N..........'ın yanına gidiyorum. Bana ve arkadaşıma karşı o kadar candan davranıyor ki inan eziliyorum. Kendi kendime onlara gitmeme kararı alıyorum, bu sefer de daha değişik yorumlanacağından korkuyorum. İnan sevgilim ne diyeceğimi bilemiyorum. Çünkü cumartesi rahatsız ediyorum, pazar rahatsız ediyorum, bakalım ne kadar daha sürecek? Herhalde bu hafta teyzenlere yemeğe gideceğiz birlikte.

Elazığ'da bakıyorum acayip olaylar oluyor. İnsanlar o kadar hayvanlaştı ki bir ölüye bile saygıdan acizler. Valla sevgilim yazacak o kadar çok şey var ki... Ama düşüncelerimi yazacak kelime bulmakta zorluk çekiyorum.

Seni çok özledim, tek düşüncem sensin. Evvelden uzun ayrılıklar çabuk biterdi veya bize öyle gelirdi. Şimdi ise kısa ayrılıklar bile çekilmez oluyor. Film şeridi gibi beraber olduğumuz günler aklıma geliyor.

İşte o zaman çıldırmamak için kendimi zorluyorum. Daha doğrusu kendimi değişik şeyler düşünmeye zorluyorum. Fakat başardığımı söyleyemem. Bazen isyan ediyorum. Evvelden öyle değildi, o zaman isyan edesim geliyordu, şimdi resmen isyan ediyorum!

Arkadaş bu olmaz yahu! Adalet bunun neresinde? Böyle adalet olmaz. İnsan sevdiklerinden ayrı olduktan sonra yaşamak da anlamını yitiriyor. Günler anlamsız ve sıkıcı geliyor. Bu moral bozukluğu içinde insan hem karamsar hem de kırıcı oluyor. Sonra vatan borcu, namus borcu olduğu aklıma geliyor. Kutsal görevimizi yerine getirmenin huzuruyla rahatlıyorum.

Bak aklıma bir şarkı geldi, onu yazıyorum:

"Seni çılgın gibi sevdim, uğruna ömrümü verdim.
Şimdi artık sen benimsin, senden asla ayrılamam .
Ayrılamam, ayrılamam, ölsem bile, ölsem bile ayrılamam..."

Hayatım, satırlarıma son verirken en iyi günlerin senin olmasını temenni ediyorum. Ve seni, Ankara'da, gelemeyeceğini bildiğim halde,, bekliyorum. Bekleyeceğim, beklemeye devam edeceğim...

Senin sevgilin A.....

24 Mart 2010 Çarşamba

YÜZ ALTINCI MEKTUP


10 OCAK 1976
Ankara

" Düştüm mapus damlarına öğüt veren çok olur,
Toplasam o öğütleri burdan köye yol olur . "



Yol olur mu , olmaz mı orasını bilmem ama yüzbaşı İsmet, İç Hizmet dersinde : "Suç varsa, ceza da vardır." dedi. Ve baştaki, yani askerliğe başladığımız ilk günkü gecikmeyi , şimdi "göz hapsi" cezası olarak dünden beri çekiyorum. Yani cumartesi, pazar dışarıya çıkamıyorum...

Evet sevgilim, sana bu satırları pazar günü, hem de göz hapsi altında yazıyorum.

Sevgilim, sanırım Hürriyet Gazetesi okuyorsundur. O zaman bugünkü pazar ilavesini alıp ikinci sayfayı doldurmuşsundur. Ben doldurdum, çok enteresan bir sonuç çıktı ortaya. Tam istediğim gibi bir sonuç.

Sevgilim, seni çok özledim. Her saat seni düşünüyorum. Arkadaşların çekip gitmeleri insana bir başka hüzün veriyor. Hele bunun yanında bir de sensizlik insanı perişan ediyor. Öyle ümit ediyorum ki daha önceki mektuplarımı şimdi almışsındır. Boşuna mı demişler:

"Yeter artık sensizliğe, nerden düştüm gurbete; muhtacım bir teselliye, hasret kaldım sevgine."

Evet hayatım, evet sevgilim bu şekilde günlerimiz geçip gidiyor. Düşünüyorum da geçenin, bizim günlerimiz değil de zamanımızın bir bölümünü alıp götürdüğü. Yani zaman faktörü aleyhimize çalışıyor gibime geliyor. Ne dersin bu duruma?

Gel en iyisi seninle bu senenin , 1976 senesinin, ortasına yaklaştığımız zaman evlenelim. Ne dersin? Mesela nisan sonları, mayıs ayında falan... Eğer şimdi sana martta evlenelim desem, bu biraz fazla iyimserlik olur kanısındayım. Valla benim görüşüme göre bu meseleyi kendi aramızda halledelim. Yani ailelerimize bırakmayalım. Benim görüşüm bu yönde, sen ne düşünüyorsun? Şöyle ki benim ailem, mesela babam, "Temmuzda evlenirsiniz." diyor. Anneme gelince o iki ihtimalli konuşuyor. Belki temmuz, belki askerlik bitimi , diyor. Belki senin ailen başka türlü düşünüyordur. Bunu bilemem.

Ben eğer marttaki kurralarda iyi bir yere düşersem, örneğin: Ankara, Antalya vs. , o zaman nisan veya mayısta evlenelim, derim. Yok eğer daha olumsuz bir yere düşersem o zaman temmuzda olsun, diyorum. Nedir bu ayrılıklar, insanı canından bezdiriyor. Hem biz ikimiz (sen-ben) beraber olduktan sonra her işin üstesinden geliriz, değil mi? Kaldı ki ben Asteğmen olduktan sonra alacağım para, sivilken aldığımla aynı. Yani 3.000 TL civarında.

Ben bekar olarak yaşantıma devam edecek olursam, emin ol sevgilim biz evlenmeyi rüyamızda bile göremeyiz. Çünkü ev tutacaksın, kira vereceksin. Yemeği lokantada yiyeceksin; belirli bir çevren, arkadaş gurubun olacak... Velhasıl sevgilim, düzensiz bir yaşantım olacak. Mesala bu hafta dışarıya çıkmadım, biraz da sevinçliyim. Dün ve bugün çıksaydım, masrafım 200 TL olacaktı. Çünkü diğer haftalar böyle oluyor. Hiç harcamayayım desem 150 lira yine de masrafım oluyor. Düşün sevgilim, bu paranın sınırlı ve az olduğu zamanki durumumuzu. Ya bir de paralı olduğumuz durumumuzu düşün.

Evet sevgilim benim cephemde durum böyle. Hem artık bitsin bu çile... Ben en kısa zamanda, para almaya başladığımız zamanda evlenelim, diyorum. Hem bu kadar büyütmemize gerek yok evliliği öyle mi? Adam bakıyorum da 15 günlük evli. Tutmuş askere gelmiş. Adam evli, eşi İstanbul'da çalışıyor. O da asker. Daha neler neler...

Ben bu durumları gördükten sonra vallahi hayret ettim adamlara. Dediğim gibi, bakıyorsun adam öğrenci iken evlenmiş. İşte sevgilim geleceğimizi kendi açımdan böyle değerlendiriyorum. İnsanların bir takım hedefleri vardır. Kimi kısa yoldan zengin olmak ister. Kimi araba ister, kimi bir an evvel hayata atılmak ister... Ben ise sadece seni istiyorum...

Benim hedefim de seninle mutlu bir yuva kurmak. Ve yaşantımın bundan sonraki bölümünü bu şekilde birbirimize destek olarak devam ettirmek. Tabiki sevgilim, mutlu bir yuvaya giden yol, nikah dairesinden geçer, dememe herhalde gerek yok. İnsanlar çeşitli şekilde mutlu olabilirler, olmazlar diye bir şey yok! Ama ben evlenerek mutlu olalım istiyorum.
Yazdığım tarihlere itiraz edeceğini sanmıyorum. Bana kalsa hemen şimdi evlenelim, derim.

Bir insanın yaşaması için hava, ekmek, su ne kadar önemliyse sen de benim için o kadar önemlisin. Sensiz bir yaşamı aklıma bile getirmiyorum. Sen benim canımsın, aşkımsın, sevgilimsin, düşlediğim insansın. Velhasıl her şeyimsin...

Daha yazmak istiyorum ama bir an önce eline geçmesini de istiyorum. Şimdi arkadaşa verip postaya dışarıdan attıracağım. Sonlarken seni seviyorum, çok seviyorum...


A...........

21 Mart 2010 Pazar

YÜZ DÖRDÜNCÜ MEKTUP



6 OCAK 1976

Ankara, saat 19.00



Canım sevgilim,

Ve evet yeni bir umutla başladığımız bugün de birkaç saat sonra sona erecek. Ben sana bu yeni senenin altıncı gününün akşamı yine yazıyorum.İki gün içinde sana yazdığım üçüncü mektup oluyor sevgilim.

Benim gibi boş zamanı fazla ya da yapacak işi olmayan insan ancak mektup yazar öyle mi hayatım?
Yılbaşı akşamı yazdığın mektubu aldım. Ne kadar sevindim bilemezsin!.. İnan benim için sürpriz oldu. Ben gelmeyeceğini bildiğim halde yine de mektup beklemekten ve gelen mektupları karıştırmaktan kendimi alamıyorum. Ama bu mektubu arkadaş getirdi.

O anda gazinoda tavla oynuyordum. Tam da oyunun yarısında idik. O oyunu kaybettim. Niye biliyor musun? Oyunu yarım bırakamazdım, çabuk bitmesi için de yenildim. Çünkü senden haber vardı, mektup vardı...

İki sefer okudum. Az evvel de üçüncü kez okudum. İnan sevgilim bu günler geçmek bilmiyor. Artık bu ayrılığa daha fazla dayanamayız. Düşün bir kere senin mektubun geldi; normal olarak sevinmem gerekir öyle değil mi? Ama sevinemiyorum nedense! Sen orda ben burda oldukça herhalde yüzümüz gülmeyecek.

"Gülmedi şu bahtımız, gülmedi gitti..." öyle mi hayatım? Nedense ben iyice karamsar oldum bu sıralar. Düşündükçe insanın çıldırası geliyor, her şeye küsüyor, ama bütün bunların yanında seni düşündüğüm zaman ise yüzümün güldüğü, kalbimin kan ağladığını hisseder gibi oluyorum. Ama seni düşünmek, seni sevmek , senin tarafından sevildiğimi bilmek var ya işte o apayrı bir duygu, biliyor musun? O zaman daha duygulu , daha düşünceli ve hayatı daha başka açıdan gören bir insan oluyorum.

Ve bazen kendi kendime kızdığım zamanlar olmuyor değil. Bu da bir kaç gündür oldu. Senin o satırları yazdığın gün ben büyük bir bocalama içindeydim. Uçakla gitme işi suya düşmüştü hava koşulları nedeniyle. Akşam otobüsle gideyim mi gitmeyeyim mi diye düşünüp durdum. Ama artık hislerle hareket edecek yaşta değiliz değil mi sevgilim? Mantıkla hareket ettim ve komutanlığın emrine uydum.

Kış koşulları nedeniyle Doğu'ya izin verilmemişti. İzin kağıtlarımızı gittiğimiz ilin Merkez Komutanlığına ya da Askerlik Şubesine kaydettirmek zorundayız. O nedenle gelemedim, seni göremedim sevgilim.Ama kalbim her zaman seninle beraber. İnsan karamsar olunca saçma şeyler düşünür, bazen o kadar duygulu olur ki en ufak bir durum karşısında soğukkanlılığını kaybedebilir .

İşte sen benim her zaman yanımda olduğun için saçma düşünemiyorum, soğukkanlılığımı kaybetmiyorum. Çünkü sen beni daima iyi şeyler düşünmeye zorluyorsun.

Hani ilkokulda çocuklar şiir ezberler, şiir okur Atatürk için; o şiirin bir yerinde , aklımda kaldığı kadarıyla, "Bir soruyu bildiğimde Atatürk güldü öğretmenim, bilemediğimde bulutlanır gözleri, anlarım Atatürk üzüldü öğretmenim."diye sözler vardı. İşte ben de attığım her adımı seni düşünerek atıyorum. Sen benliğime o kadar işlemişsin ki seni düşünmeden, anmadan, hatırlamadan edemiyorum.

Önceleri çabucak geçen günler şimdi geçmek bilmiyor.Bazen hiç olmazsa sesini işiteyim diyorum, PTT'ye kızmakla kalıyorum. Sensiz geçen günler bana hicran veriyor hayatım.Bu ayrılığı artık aramızdan atalım. Bazen çok çekilmez oluyor.

Evet sevgilim yine kağıdın sonu gelmiş. Cumartesi pazar günleri izinliyiz, pazar günleri vaktimin çoğunu mühendisler odasında geçiriyorum. O günlerde sen okulda olmuyorsun ki telefonla konuşalım. Seni cumartesi, pazar günü arayabileceğim bir telefon numarası yazabilirsen belki konuşabiliriz. Beni gündüz ararsan derste olurum. Akşam 5,5 'tan sonra arasan bölükte olurum 9,5'a kadar. Telefon numarası (............) .

Sonlarken iyi günlerin, en iyi günlerin senin olmasını dilerim.

A..........

Not: Mektubunu yazmayı bitirdim, senin mektubunu okuyacağım yeniden...

3 Mart 2010 Çarşamba

YÜZ İKİNCİ MEKTUP


5 OCAK 1976
Ankara


Canım Sevgilim,

Sana uzun bir süredir mektup yazamadım; yeni yılını kutlamak için kart bile atmadım. Bunun nedenini daha ileriki satırlarımda açıklayacağım. Şimdi sana söylemek istediğim bir iki şey var.
Sana yazmadığım süre içinde hiç mi hiç aklımdan çıkmadın. Nereye gitsem yanımda sen vardın, hayalin vardı. İnan sevgilim seni çok ama çok seviyorum. Bu ayrılık bitsin artık! Artık tahammül edemeyeceğim... O kadar zor, o kadar zor ki senden ayrı olmak...

Yeni yılını en içten dileklerimle kutlarım. Ve bundan sonraki yılbaşlarını beraber geçirmemiz en büyük temennim.

Sevgilim, her ne kadar sana Elazığ'a gelemeyeceğim diye yazdıysam da yıl başında izin vereceklerine bütün kalbimle inanıyordum. Nitekim de verdiler. O zaman sanki bütün dünyalar benim oldu! İzin kağıtlarını doldurduk ve gideceğim adresi de Elazığ olarak belirttim. 27 Aralık tarihinde ben dahil 6 arkadaşı Bl. Komutanı odasına çağırdı. Ve bize okul komutanlığının bir emrini tebliğ etti. Emir şöyle: "Doğuya gideceklere sıla izni yok." Elazığ, Diyarbakır, Gaziantep,Urfa, Kars'a... Okuldan kimseyi göndermediler . Gidebileceğiniz başka adres varsa orayı bildirin, dediler. Mecburen memleketin adresini verdim.

Yılbaşını Ankara'da kardeşinin evinde geçirdim, birazcık eğlenmeye çalıştık. Sen yanımda olmayınca geçen günlerin hiç mi hiç tadı yok.Tatil de olsa insana iç açıcı gelmiyor. Perşembe günü saat 14.00 te yola çıktım, akşam 9.30'da memlekete vardım. Cuma günü senin sesini işitmek istedim, telefon yazdırdım; dört saat bekledikten sonra Elazığ hatlarının bozuk olduğunu söyledi memur. Canım sıkıldı, kavga etmemek için kendimi zor tuttum. Madem öyle bir durum var, daha evvel niye haber vermiyorsun be adam!

İşte böyle hayatım, sanki herkes, her şey sözbirliği etmişçesine sana gelmemi, seninle konuşmamı engelliyor. İnan sevgilim, bu hayat bana göre bu şekilde çekilmez oldu. Bilmem bu önümüzdeki günler nasıl geçecek.Her geçen gün seni daha fazla özlüyorum.

Evet sevgilim işte böyle, dün saat 13.30'da geldim Ankara'ya ve biraz dolaştıktan sonra kardeşinin evine gittim, orada elbiseleri değiştiriyorum. Resmi elbiseyle gezmeyi sevmiyorum, bu nedenle çarşı iznini devamlı sivil geçiriyorum.

Evet sevgilim, artık şubat sonuna kadar izin yok(sıla izni). Ancak şubat sonunda, martın başında Elazığ'da olabilirim. Yine de belli olmaz. Seni şubat tatilinde Ankara'ya bekliyorum , geleceksin değil mi? Hem senin için de biraz değişiklik olur. Ne dersin? Bugün ayın beşi, bu önümüzdeki 25 günü sabırsızlıkla bekliyorum... Yılbaşı tatilinde birtakım riskleri de göze almıştım. Ve çarşamba günü 13.45 Malatya uçağına bilet alacaktık. Kalkacağı şüpheli, dediler. Nitekim o gün ve ertesi gün Ankara'da yoğun sis vardı, uçak kalkmadı.

Satırlarıma burada son verirken en iyi günlerin senin olmasını dilerim canım sevgilim.

A.........

Not: Bak hayatım izin kağıdına, Blk. Komutanı imzaladı; Okul ve Tabur Komutanı imzalamadı. Seni çok seviyorum.

24 Şubat 2010 Çarşamba

YÜZÜNCÜ MEKTUP


25 ARALIK 1975

Elazığ



Canım A........'im,

Artık mektupların sırasını da sayısını da iyice karıştırdım. Ne oluyor bu mektuplara, PTT hiç çalışmıyor mu? Biliyorum, bayram, yeni yıl üst üste geldi; işleri bir hayli güç ama bu kadar da olmaz ki... Düşün bir kez, 7 Aralık'ta yazdığın mektubu bayramın son günü aldığım halde, 8 Aralık tarihli mektubunu ancak dün ,yani 24 Aralık'ta alıyorum. Bu kadar gecikme affedilir mi? Üstelik bir mektubun da elime geçmedi, kayıp... 7 Aralık tarihli mektuptan önceki, dışardan attırdığını yazmışsın. Ya unuttular postaya atmayı ya da okul adresine yazdıysan, okulda kayboldu... Bundan sonra ev adresine yaz, olur mu hayatım?

Dün akşam eve geldiğimde mektubunu görünce ne çok sevindiğimi anlatamam. Hele resmini görünce, sevincim daha da arttı. Karşımdaydın sanki, hem de asker halinle; yalnız tüfeğinle asker şapkan eksikti... Tüm Mehmetçiklerimizle gurur duyuyoruz, tabii seninle de...Sayenizde rahat yaşıyoruz ülkemizde.

Bu yazdığım beşinci mektup... Özellikle içinde resim olan mektup inşallah eline geçer. İki kez seni telefonla aradım, 17.00'ye kadar bekledim, çıkmayınca iptal ettirdim. Kalem için özür dilerim. Sevgilim, pencereden postacının geldiğini gördüm, bir dakika...

Evet hayatım, 18 Aralık'ta yazdığın mektubu getirdi şu an. Çok çok sevindim; şikayetlerimi duydular mı acaba? Mektubu okumaya daldım, zaman ilerledi, okula gitmem gerekiyor. Şimdilik hoşça kal...

"Ben seni unutmak için sevmedim." Şarkısı eşliğinde sana yazmaya kaldığım yerden devam ediyorum. Dün mektubunu aldıktan sonra okula gittim. İlk işim telefon yazdırmak oldu. Saat 16.00 sıralarında , ben dersteyken postaneden aramışlar, numaranın devamlı meşgul çıktığını , başka numaranın olup olmadığını sormuşlar. Okuldaki memur olmadığını söyleyerek iptal ettirmiş.Ve bu denemem de böylece başarısız oldu. Çok istediğim halde görüşemedik.

Geçenlerde ders çıkışı nöbetçi öğrenci telefonla arandığımı söyledi, baktım ki memur odasını kilitleyip gitmiş ; kapıyı açtırdım, şehirler arasından , Ankara'dan aranıp aranmadığımı sordum; aramadılar , dedi. Pek inanmadım... Neyse kısmet deyilmiş , diyelim. Oda kilitli olunca cevap vermiyor, demişlerdir sana da. Bundan böyle okulun iki telefonunu da yazdır.2204 ve 3984, birinden biri cevap verir. Müdür Beyin telefonundan görüşmemizde hiç sakınca yok. Hem oda kapalı da olsa, diğerine sonradan bağlatabilirim, anlaştık mı?

Yılbaşında geleceğine kendimi iyice alıştırmıştım, ama sağlık olsun; ne yapalım madem izin vermiyorlar... Ben de seni özledim A.......'im. Zaten bizim kaderimiz bu... Nereye, ne zamana kadar sürecek bu ayrılıklar bilemiyorum. Hep özlem, hep ayrılık... Şubat'ta gelmem şüpheli gibi, bakalım deneyeceğim...

Okulumuzda, senin de yazdığın gibi bazı olaylar oldu. O sırada ben okula gidiyordum. Çocuklar karşılıklı iki gurup olmuşlardı. Birbirlerini taşlamaya başladılar, benim öğrencilerim yanıma gelip "Hocam, biraz çabuk okula girin, size de taş gelebilir!" dediler. Yapmayın , etmeyin dedim ama karşı gurubun duyacak durumları yoktu, kazasız belasız içeri girdim. Daha sonra olaylar biraz daha arttı, bizim müdür dışarı çıktı, öğrencileri yatıştırmaya, onu da taşlamışlar... Vali ve polisler vs. okula geldiler , olay yatıştı.Gazeteler de olayı iyice abartarak yazmışlar. Hepimiz çok üzüldük. Çocuklar büyüklerinden gördüğünü yapıyorlar.Kötü örnek ne yazık ki çok fazla... Bu olaylar daha ne kadar sürecek? Birileri bu olaylardan nemalandığı için mi çözümsüz bırakılıyoruz? Ülkem adına çok endişeliyim. Çocukları kışkırtan birileri var.

Geçen akşam H........ler bize gelmişlerdi. Onların da tayinleri Malatya- Hekimhan'a çıkmış. F..... liseye müdür olarak gidecekmiş. Önce kabul eder gibi oldular, sonradan çok karışık bir yer olduğu için , aynı zamanda mevsimin kış olması nedeniyle vazgeçtiler.

Cumartesi, pazar günleri dışarı çıkabilmeniz iyi, biraz gezersiniz Ankara'yı. N........lara gidiyor musun? Yeni yılda ne yapmayı düşünüyorsun? Sevgilim, evet bir yılı daha geride bırakıyoruz. Bakalım 1976 yılı bize ne getirecek?

Dileyim yeni yılla birlikte tüm dileklerimiz, arzularımız gerçekleşsin... Mutluluk getirsin bu yıl hepimize...

Şimdilik satırlarımı sonlarken her şeyin gönlünce gelişmesini dilerim yürekten. En içten sevgilerimi, selamlarımı iletirim sana. Mektuplarını bekliyorum, ben de daha sık yazacağım hayatım...

N..........

13 Şubat 2010 Cumartesi

DOKSAN YEDİNCİ MEKTUP


8 ARALIK 1975
Ankara


Ne bakıyorsun öyle tuhaf tuhaf! Şaşıdın mı? İşte karşındayım... Evet asker elbiseleri içindeki ben, sana geldim...

Bu mektubu da ev adresine postalıyorum.Çünkü bakarsın gecikir.
Bayramda postacılar mesai yapar.Mektubu o zaman sana getirirler.

Ben bu bayramı, senden ayrı olduğum için, neşeli geçireceğimi zannetmiyorum. Ancak önceki bayramı düşünüp avunacağım. Bak görüyor musun artık her gün yazmaya başladım. Bu sana yazdığım beşinci mektup. Sanki askerliği ben değil, sen yapıyorsun...

Büyüklerimiz sürekli şöyle derler : "Askerin tek tesellisi mektuptur." Tabii bunu gelen mektuplar için söylemişlerdir.

Evet hayatım, işte böyle, resim göndermek amacıyla yazdım mektubu. Seni çok çok ama çok seviyorum. Satırlarıma istemeyerek son veriyorum. Herkese selam ve sevgiler...

A........

4 Şubat 2010 Perşembe

DOKSAN BEŞİNCİ MEKTUP


2 ARALIK 1975
Elazığ
Canım A.......'im,

Bize en zor gelen şeylerden biri de sevdiklerimizden ayrılmaktır. Uzakta olan sevdiğimizin özlemiyle günler dayanılmaz oluyor, biliyorum. Yapamayacağız, katlanamayacağız sanıyoruz. Oysa dayanıyor insan! Hem ayrılıktan ayrılığa fark vardır değil mi? Vatan söz konusu olunca bu ayrılık daha katlanılır oldu benim için. Askerlik kutsal bir görev. Aynı zamanda hayatı iyi kötü her yönüyle kabul etmek, ona ayak uydurmak zorundayız değil mi canım?

Mektubunda "Gözden ırak olan,gönülden de ırak olur." sözünü alıp bizim öyle olmadığımızı yazmışsın... Doğru söylemişsin canım. Sana yürekten katılıyorum. Tarihte hiç bir ayrılığın unutturamadığı aşklar vardır.Çok güç koşullarda bile sevmesini bilen insanlar vardır. Bu nedenle bazı sözleri kullanırken çok dikkatli olmalıyız değil mi? Bu sözün geçerli olduğu durumlar da vardır; geçerli olmadığı durumlar da... Bizim için bu sözün geçerliliği olmamalıdır, olamaz canım.

Nişandan sonra uzun süre gelmedin, gelemedin. Önce gerçekten kızmıştım,alınmıştım, anlamak istememiştim belki de anlayamamıştım durumunu. Ama şimdi artık anlıyorum, kızmıyorum. O dönem uyum dönemiydi bizim için. Yaşama ciddi olarak adım attığımız, öğrencilikten iş yaşamına; arkadaşlıktan evliliğin ilk adımına alışmak kolay değil tabii ki... Hiçbir şey birdenbire olmuyor, zaman gerektiriyor. Önemli olan geleceğimiz...

Şu anda güzel bir şarkı var radyoda. Onu dinliyorum, karşıma koyduğum resmine bakıyorum arasıra, bir yandan da mektubunu yazıyorum. Sen gittikten sonra yazdığım üçüncü mektup bu. Diğerlerini almışsındır sanırım.

Pazartesi günü seni yolcu etmek için beklerken ne olup bittiğinin farkında değildim pek. Zaman durmuştu, dünyayla ilgim kesilmişti... Onun için babamla ilgili üzüldüğün olayı hiç fark etmedim. Babam da bir şey söylemedi, sanırım sen büyütüyorsun. Ne olduğunu yazarsan , önemliyse, senin adına babamdan özür dilerim.

Şubat tatilinde Ankara'ya gelmem güç gibi. Geçen akşam " Şubat'ta Ankara'ya gitsek!" diyecek oldum. "Kış günü Ankara'da ne var?" dedi babam. Öyle kesin bir şekilde söyledi ki bir daha zor açarım o konuyu...

Sanırım mektupları alınca ilk işin resimlere bakmak olmuştur. Benim çok hoşuma gitti, iyi ki çektirmişiz. Devamlı bakıyorum. iki tanesini sana göndereceğim.Annenlere de göndereceğim. Geç oldu, artık bitireyim mektubunu. Bu arada senden resim bekliyorum. Asker halini çok merak ediyorum. Gönderirsen sevinirim.


..........


Günaydın diyerek akşam yarım bıraktığım mektubuna devam ediyorum.

Yazılı sınavları yapmaya başladım. Ancak bir kısmını okuyabildim. Bu sıra biraz rahatsızım. Dün doktora gittim. İlaçları kullanmaya başlayınca geçer gibi oldu. Bir de inanmıyoruz doktorlara...

Derste bayılan biröğrencim vardı, sana bahsetmiştim. Dün sınıfa girmiştim ki yine bayıldı. Çok moralim bozuldu, çok da üzüldüm. Çaresizlik kötü! Ayıltmak için epey uğraştım. Kendine gelince biraz dışarı çıkarıp gezdirdik, hava alsın istedim. Eve göndermek istedim, gitmek istemiyor.

"Yok hocam, orda daha fena oluyorum ! diyor.

Doktorlar, okuldan ayrılması, onun için ölüm olur, diyorlarmış. Benim için büyük üzüntü kaynağı oluyor, öğrencilerim de tedirgin... Dersi işlemeyi bıraktım, şiir vs. okuttum, ilgilerini tekrar toplayabilmek için.

Mektuba başlamadan sınav sorularını hazırladım. Görüyorsun öğrencilerim senin önüne geçti.
Artık bitireyim, biraz daha devam edersem okula geç kalacağım.

Evet hayatım, sana son olarak seni çok sevdiğimi söyleyeceğim. Senin de dediğin gibi bu sevgi gün geçtikçe büyüyecek, emin olabilirsin. Satırlarında buluşmak üzere hoşçakal canım...


N.......