özlem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
özlem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Nisan 2013 Pazartesi

RÜYA GİBİ GELDİ GİTTİ















Hepsi hepsi on beş gün, ama her saniyesi dolu dolu geçti. Birlikte küçük bir Türkiye turu bile yaptık. Gezdik, dolaştık, sevdiklerimizle kucaklaştık. Kısa kaldığımız yerlerde telaştan fotoğraf çekmeyi akıl edemedik, onları da yüreğimize yazdık...
Özlenen yemekler yapıldı, birlikte yemenin keyfi çıkarıldı. En çok da peynir çeşitleri masaları süsledi. 
Yapılan böreklerin, tatlıların, keklerin, pizzaların tarifi istendi. En iyisi bloga yaz, biz gerektikçe oradan alırız, dendi... Sırayla yazarım, buradan paylaşırım onayı alındı.
Ve dünya tatlısı yolcu edildi... 
Güle güle git, güle güle...

Gideli on beş gün oldu, ben ancak kendime gelebildim. İyi mi? 

17 Temmuz 2012 Salı

GECİKEN BİR YAZI


 Sevgili Günlük,



Uzun zaman oldu sana yazmayalı; oysa anlatacak ne çok şey birikti biliyor musun? Özge'm 5 Mayıs-1Haziran tarihleri arasında Türkiye'deydi. Bir ay boyunca Türkiye'yi turladık. Zaten dost canlısı,insan delisi bir çocuktu yurt dışında olmak bu özelliğini iyice körüklemiş; herkesi, her yeri  görmek, özlem gidermek isteyince düştük yollara... 


İyi ki de öyle yapmışız, babaannesiyle son görüşmesi oldu. Birlikte fotoğraf çektirdiler, geriye anılar kaldı...




Alanya'ya dedesini , teyzesini görmeye gittik, bir hafta kaldık. Dedesi küçük bir operasyon geçirmişti, şimdi çok şükür iyi...Unutulmaz güzellikte anlar yaşadık, anılar biriktirdik. Bol bol denize girdik, doyulmaz sohbetler ettik...
Alanya'da Hilal teyzesiyle...Ankara'daki teyzesine gidemedi, dayısını İstanbul'da ziyaret etti...

Peynir vazgeçilmezleri arasındaydı.Her çeşidini tattırmaya çalıştık.











Zonguldak'a geldik, dost ve akrabaları ziyaret ettik.

 

İstanbul... Her gittiğimiz yerden İstanbul'a döndük. İstanbul onun için aynı zamanda arkadaşlar demekti, buluştuklarıyla özlem giderdi, sevindi; buluşamadıkları için hüzünlendi... 


Ve Uşak'a gitti. Eşinin annesini, babasını; anneannesini, dedesini ve akrabalarını ziyaret etti, gönüllerini kazandı, sevgiyle yoğruldu...

Anneler Günü'nü Belgrad Ormanı'nda hep birlikte geçirdik. Gözümüz yeşile doydu... Ela Yağmur teyzesinin elini hiç bırakmadı...


 
 
 


25 Haziran, Özge'min doğum günüydü, yazamadım, yazacak durumda değildim, ancak fırsat bulabildim. Ela Yağmur, gıyabında onun için mum üfledi, pastasını kesti. 


 http://a3.sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-snc6/602569_10150905173304013_515095850_n.jpg

Teyzeme gidelim, diye tutturdu...  Ereğli'den birlikte aldığımız Osmanlı çileğini Ela çok sevdi, suluyor ve meyvesini kendi elleriyle koparıyor... 
Kadıköy'de simitle çay keyfi yaptık karşılıklı... 

 
 


Ve onu yolcu ettik. Özlem yeniden başladı...

 
Kızım diye demiyorum, bir gerçeği ifade etmek için söylüyorum Sevgili Günlüğüm inan; O, neye elini atsa güzelleştiriyor, yüreğinin sıcaklığı her yere herkese bulaşıyor. Onunla onun gibi bakıyor, onun gibi düşünüyor, onun gibi duyuyor, onun gibi görüyorsunuz...

 İyi ki doğdun kuzum, iyi ki seni doğurmuşum...
Evlilik yıldönümünüz kutlu olsun. Bir ömür boyu, birlikte hep böyle gülümseyin...

Sizleri çooookkk seviyoruz, biliyorsunuz değil mi?

12 Mayıs 2012 Cumartesi

ANNEM

1932-2003
Daima Kalbimizde Yaşayacaksın...

Canım Annem Seni Her Geçen Gün Daha Çok Özlüyorum...
Annem Olduğun İçin, Hayatıma Kattıkların İçin Minnettarım sana...
Seni Çok Seviyorum...
 Annem...
Huzur İçinde Uyu... 

13 Nisan 2012 Cuma

ELA'DAN GELEN İLK MEKTUP

 Ela Yağmur bize mektup yazmış, ondan aldığımız ilk mektup bu.  Sevindik. Dünyamız güzelleşti. Umutlarımız yeşerdi...

"Bu umut özgür olmanın kapısı;
 Mutlu günlere insanca aralık.

Bu sevinç mutlu günlerin ışığı;
Vurur üstümüze usulca ürkek..." (O.Rifat)





"Mektup alır, efkarlanırım;
Rakı içer, efkarlanırım;
Yola çıkar, efkarlanırım.
Ne olacak bunun sonu, bilmem."

Demiş ya Orhan Veli, benimkisi de o hesap.
Tatlı bir efkar bu, hızır gibi yetişen...

 Hastanede kayınvalideme refakatçı olduğum için Elacığımın gönderdiği mektup geri gitmiş. Hemen kargoya gittik, dağıtıcıların henüz gelmediklerini söylediler. Bekledik, bekledik, bekledik... Ve sonunda muradımıza erdik. Dağıtıcının elinden kapıp telaş içinde açtık mektuplarımızı. 

Sevgili Ela Yağmur'umuza ve ona yardımcı olan babasına çok teşekkür ederiz. Hepinizi çok seviyoruz...


2 Nisan 2012 Pazartesi

ELA YAĞMUR ŞİMDİ OKULLU OLDU


Bugün içim içime sığmıyor, elim ayağım tutmuyor. Özel mi özel bir gün...

Ela Yağmur okula başladı. Bugün ilk gün, aklım onda, kim bilir neler anlatacak? Gerçi iki saat kalacak şimdilik, ama okulu seveceğinden eminim. Bir kez birlikte gitmiştik okulu görmek için, hemen çocukların arasına karışıvermişti...

Doğduğu gün gözlerimin önünde. Minik, minicikti, ne çabuk büyüdü de anaokuluna başlıyor şimdi...

Orhan Veli:
"Mektup alır, efkarlanırım;
Rakı içer, efkarlanırım;
Yola çıkar, efkarlanırım.
Ne olacak bunun sonu, bilmem.
"Kazım'ım" türküsünü söylerler,
Üsküdar'da;
Efkarlanırım."

diyor ya, ben de her şeyden çok etkileniyorum bu sıralar. Sanırım özledim ya ondandır. Yağmur Ela'm benim... Onu düşündükçe:

"Sıcacık bir yağmur siner
kara gecenin içine.
toprak somun gibi kabarır.
Tak tak vurulur kapıma,
kişner kapımda kır atım,
dünyam gümüşler kuşanır."
(A.Kadir'den)

25 Mart 2012 Pazar

İNSAN İNSANA KAVUŞUR BİR GÜN


"BİR UÇAK DURUR GÖKYÜZÜNDE,
UÇUP DA GİTMEMEK ACI!"

Nicedir ay-gün sayıyorum...
Temmuz, ağustos, eylül, ekim, kasım, aralık, ocak, şubat, mart geçti.
Nisan var sırada, bir ay, otuz gün! Kavuşma yaklaşınca zaman daha mı ağır akıyor ne...

Kaç kez gitmeye niyetlendik, gidemedik. Ha deyince gidilecek gibi değil ki...

Bir uçak durur gökyüzünde,
Uçup da gitmemek acı!"

demiş Cahit Külebi, beni mi anlatmış?

Çayır kokusu türküler gibi,
Türküleri işitmek acı!

Özlem zor be günlük, küçük kızımı özlüyorum, kokusunu özlüyorum, sıcaklığını özlüyorum, yaşama sevincini özlüyorum, gülüşünü, konuşmasını, yürüyüşünü, duruşunu, sevecenliğini, dik duruşunu,kararlılığını, sevgisinin sıcaklığını, dostluğunu, her şeyini, her şeyini özlüyorum...

Mayısı bekliyorum, mayısa odaklanıyorum. Ne pişirsemin planlarını yapıyorum. Peynirin her çeşidini almalı diyorum, ille de peynir...

Geçen gün kamerada konuşurken tatlı tatlı sitem etti. Sesi hala kulaklarımda, gitmiyor... "Anne bu da yapılır mı?"
Ah! ben ne yaptım, insan düşünmez mi? Düşünemedim işte...
DİLEK blogumda PEYNİR Mİ TAŞ MI?" diye bir yazı yazdım, yetmezmiş gibi iki de peynir görseli ekledim! Görmüş peynirleri, canı çekmiş canımın iyi mi? "Burada da var peynir, ama Türkiye'dekiler başka, en çok peyniri özledim." demez mi? Hep sevdi peynirin iyisini. Çocukken ünlü "PEZ" isteyişi vardı. Peynir-Ekmek-Zeytin uyumayı geciktirmek için bulduğu bir yöntem.

"Hadi uyu artık!"
"Çişim geldi!"
"Peki..."
"İyi geceler, şimdi uyku zamanııı..."
"Acıktım!"
"Sabaha az kaldı..."
"Çok açım, PEZZZZ!"
Kalkar, uzun uzun peynir-ekmek- zeytin yer; yeniden yatar; öpülür koklanır, iyi geceler dilenir.
"Susadımmm!"

Seni çok seviyorum, mayıs tez gelsin, günler çabucak geçsin. Salonda koltukta uyuklamalarını, kaldırıp yerine götürme çabalarımın sonuçsuz kalışını özledim.Koltuk da, açık kollarım da seni kucaklamak için sabırsızlanıyor.

Babanı hiç sorma, sen gideli sulu göz oldu; onu teselli etmekle uğraşıyorum kendiminkini saklayarak...

Bir uçak durur gökyüzünde,
Uçup da gitmemek acı!

Mutlu olduğunuzu biliyoruz ya, aslında önemli olan bu, sen bana bakma emi...

Ayrılık dediğin bir göz yoksulluğu
Veee insan insana kavuşur bir gün...

28 Şubat 2012 Salı

HADİ KUCAKLA


"Ayakta kalabilmek için günde dört kez kucaklanmaya ihtiyacımız var. Başarılar elde edebilmek için günde sekiz kere kucaklanmaya ihtiyacımız var. Büyümek içinse günde on iki kez kucaklanmaya ihtiyacımız var."
Virginia Satir

16 Şubat 2012 Perşembe

AYRILIKLAR DA SEVDAYA DAHİL



Sabah babamın telaşlı sesiyle uyandım. Telefon dedi, koştum salona uykulu uykulu...

"Uyuyor musun?" eşimin capcanlı sesi... "Saat kaç?" "Dokuz buçuk..." Babamın endişeli bakışları arasında, " Bir şey mi oldu?" diyen benim uykulu, uyuşuk sesim. "Bugün ne?" "Aaaa evet ya!"

Çalışanlar için oldukça uygun bir saat dokuz buçuk, emekliler için değişik şeyler söylenebilir bu saat için. Burada yeni huy edindim. Çok erken uyanıyorum, biraz kitap okuyorum, bakıyorum babam uyuyor, ben de tekrar yatıyorum. Ve bu uyku beni dinlendirmiyor sersemletiyor.

Neyse 14 Şubat'a böyle uyandım. Şair ne demiş: "Ayrılıklar da sevdaya dahil." Attila İlhan mıydı bunu söyleyen? Evet evet oydu. Bir başkası: "Ayrılık yaman kelime..." Bir de "Ölüm Allah'ın emri ayrılık olmasaydı." Ve, "Ölüm ile ayrılığı tartmışlar yirmi dirhem fazla gelmiş ayrılık..." bunlar benim sevdiklerim.

Aslında ayrılıkla ilgili pek çok kişi pek çok yakınma cümleleri kurmuş, demek ki zor bir durum. Geçici ayrılıklar olsun diyelim biz yine de...

Biliyor musunuz "sevmek" belalı bir iş, çok zorluyor insanı. Sevmeyenler daha mı rahat yaşıyor nedir? "Sevgililer Günü" demişler adına ya bu sevgili sadece "yar" mı ola ki? "Yar yar seni kara saplı bir bıçak gibi bağrıma sapladılar!" demiş ya Bedri Rahmi, doğru vallahi... Saplandı mı çıkaramıyorsun, çıkarabilene de aşk olsun.

Bu sevgi işi zor be dostlar, yüreğin elden gidiyor, bu yetmezmiş gibi bedenin de oradan oraya savrulup duruyor. Bir yanın kanatlanıp uçarken, diğer yanın alev olup yakıyor.

Hafta sonu yolculuk var, seviniyorum. Eşimi özledim, hem de çok, ne yalan söyleyim... Evimi özledim; hayatımı özledim... Amaaa bir de işin aması var işte! Babamı kandıramadım. Alanya'da biraz daha kalayım, sonra gelirim dedi de başka bir şey demedi. Şimdi onu bırakıp gitmek zorundayım. Kanadımın biri kırık anlayacağınız. Durumu iyi, kendine bakabilir, yalnızlıktan şikayet etmiyor, gazetesini okuyor, haberleri kaçırmıyor, sıkı bir dizi takipçisi, sanatçıların hem gerçek adlarını hem de dizideki adlarını biliyor, hatta daha önce oynadıkları dizilerdeki adlarını bile söylüyor da şaşırıp kalıyorum. "Ama ne bileyim içim içime sığmazken içim içimi kemiriyor.

Küçük kızımı sorarsanız burnumun direği sızlıyor. Özledim, öyle böyle değil, çok özledim... Yakın bir yer değil ki koşup gidesin, uçakla on beş saat, yine de bir yolunu bulmalı, dur bakalım. Neyse ki canım canıyla birlikte, sevdiği yanında, anne yüreği işte ne bileyim. Veb kamerada görmeye devam şimdilik.

Eloş var, annesi babası...

Yakınma yazısı mı oldu ne? Oysa "Sevgililer Günü" ne dairdi yazdıklarım.

Neyse ne demişti ozan?

"Ayrılıklar da sevdaya dahil; çünkü ayrılanar hala sevgili."

Geçici ayrılıklarınız olsun efendim. Sevgiyle kalın...

10 Aralık 2010 Cuma

EVLİLİKTE İLK YILLAR

GÜNLÜK

2 Ağustos 1978
Zonguldak


Yıllar ne de çabuk geçiyor...

Yarın evleneli iki yıl olacak. Gerçi bunun altı, yedi ayı askerlik nedeniyle ayrı ayrı geçti. Gerçek anlamda evliliğimiz buraya gelince başladı. Anlayacağın sevgili günlüğüm , biz evliliğe üç kişi olarak başladık. Yani anne baba olduk birden. Biz üç çocuk birlikte böyümeye çalışıyoruz...

Kolay mıydı bu yıllar ? Hayır kolay değildi kuşkusuz. Her şey yeni, herkes yeniydi benim için. Eşim için de askerden geliş , yeni bir işe başlayış, eş ve çocukla birlikte bu yeni hayata uyum sağlayış kolay olur mu ? Ama sanırım benim durumum biraz daha zordu ona göre. Benim ondan ve kızımdan başka hiç kimsem yoktu burada... Yalnızdım, kimseyi tanımıyordum. Şimdi bu satırları yazarken daha iyi anlıyorum yalnızlık duygumu.

Sevgili günlüğüm , sanırım buraya geleli iki ay olmuştu. Bebeğimi uyuttuktan sonra balkonda oturduğumu hatırlıyorum. Evimiz beşinci kattaydı ve ben gözümü yoldan ayırmadan öylece bakıp dua ediyordum. Niçin biliyor musun ? Nereden bilebilirsin ki... Bu duyguyu yaşamayan bilemez ki... Evet, ben yoldan bir tanıdığımın geçmesi için dua ediyordum. O geçecek ve ben beşinci kat balkonumdan onun geçişini görecektim. Hem de böyle bir şansımın olmadığını bile bile... Yaz tatiliydi ve ben bebeğimle baş başaydım. Yalnızlık zor be günlük...

Sonra okula başlayış, yeni bir çevre, yeni arkadaşlar...



Ve kızım şu anda yanımda değil... Nasıl özledim anlatamam. Burnumun direği sızlıyor onu düşünürken.. Yarın ona kavuşmak için yola çıkacağız. Ailemi de çok özledim, ama yavrum başka, o başka, onun sevgisi hiçbir şeyle ölçülmüyor. Kıyas kabul etmiyor. Bir ayı geçti neredeyse... Sınavlar sırası anneannesi aldı ,götürdü yavrumu. A......'in işleri nedeniyle uzadıkça uzadı kavuşmamız. Sağlık olsun diyeyim, sağ olsun da uzakta olsun diyeyim yine de.
" Ayrılık dediğin bir göz yoksulluğu, ve insan insana kavuşur bir gün..."

Aslında bugün gidecektik, olmadı. Yarına kaldı. Saatler geçmek bilmiyor. Hastayım, sıkılıyorum, başım çatlayacak gibi ağrıyor. Dayanacak gücüm kalmadı. Yavrumu bağrıma basmak istiyorum artık...

Okullar tatil oldu, sınavlar bitti; tam gidecekken A..... 'e görev çıktı. Amasra'ya gittik. On beş gün Amasra'da, Çakraz'da bir anlamda tatil yaptık. Çok da güzeldi. Doğanın oldukça cömert davrandığı yerler.

Denizi harikaydı. Bol bol yüzdük. Bu konuda iyi bir öğrenci olduğumu söylüyor eşim. Çünkü onun çabalarıyla kısa sürede yüzmeyi öğrendim. Haksızlık yapmadan belirtmek zorundayım. O da çok iyi bir yüzme öğretmeniydi.

Beni mutlu etmek için elinden geleni yapıyordu eşim, ama ben yavrum da yavrum diyip işin keyfini çıkaramıyordum. O da özlüyordu, biliyordum... Ve biz ilk kez baş başa tatil yapıyorduk. Yalnız ikimiz. Çoğu kişinin arayıp da bulamayacağı bir şeydi. Ama biz üç kişi başlamıştık evliliğe ve ben kızımı çok özlüyordum.

Gezerken , dolaşırken, dans ederken, yemek yerken o hep aramızda, dilimizde, yüreğimizdeydi. Onsuz yaptığımız hiçbir şey içimize sinmiyor anlayacağın sevgili dostum.
Her an onunla doluyum, canım benim, her şeyim... Kimse , hiçkimse yavrusundan, sevdiklerinden ayrı kalmasın. Ayrılanlar tez zamanda kavuşsun...

Şimdi bırakıyorum yazmayı.

Yarın mutluluğa yolculuk var...