bebeğim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bebeğim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Aralık 2012 Cuma

ELA'MIZ DÖRT YAŞINDA

Gerçek doğum günü 31 Aralık,ilk kez bu yıl Ela'nın doğum gününü erken erken Zonguldak'ta kutladık.Daha öncekileri İstanbul'da gerçek zamanında kutluyorduk.  Babamın da aramızda olması mutluluğumuza mutluluk kattı... İyi ki doğdun tatlım, iyi ki...
Ailemizin en büyüğü ile en küçüğü....
Canlarım benim...
Bu da biz Ela'mızla...

Kızım ve babası

Ela ve babası...


Ela, babam ve ben...

Babam, damadı,damadının damadı...


En çok eğlenen ben miyim ne? Duvardaki fotoğraftan bize eşlik eden Ela'nın teyzesi ve eniştesi halime mi gülüyorlar? Şaka bir yana keşke onlar da burada olsaydı; özlem zor be blog...

Ela ve annesi...

Falcı Ela, falcı küçük dede...

Fıstık Ela...


Saksı çiçeğimizi süsledik, erken doğum gününü kutladık, sonra da Demir Park AVM'ye gittik.





İyi ki doğdun Ela'm, seni çok seviyoruz... "Ağlamayı unutarak yaşamak Yer altında yer üstünde Sevgi sevinç tarlasında/ Aşk ve dostluk denizinde/ Çocuklar gibi mağrur/ Dertlerden uzak,/ Başlamakta şimdi huzur/ Kardeşliğe, muhabbete/ Hürriyete inanarak." (Cahit Irgat-Rüzğarlarım Konuşuyor)

19 Nisan 2012 Perşembe

ELA'YA GÖNDERDİĞİMİZ İLK KİLİTLİ HATIRA DEFTERİNE YAZDIKLARIM




Sevgili Ela Yağmur, 
Canım, Tatlım, Balım, Kaymağım, Lokumum,
Her şeyim,
Her şeyim,

Daha dün gibi hatırladığım o gün, o tarih, 31 Aralık 2008...
Lapa lapa kar yağan bir kış gecesi, dünyamızı ısıtışın...

Sen sabah geldin dünyamıza. Hastaneye gidişimiz, annenin doğum odasına alınışı, bize uzun mu uzun gelen o yarım saatlik bekleyiş...

Vee ilk çığlığın, ilk seslenişin... 
Senden önce sesinle tanışmamız... 

Sen geldin, dünyamız daha bir güzelleşti biliyor musun? Hepimizi değiştirdin, büyüttün, mutlandırdın. 

Beni anneanne yapan sensin. Bunun nasıl güzel bir duygu olduğunu ancak yaşayanlar bilir sevgili Ela'm. Çok teşekkür ederim bir tanem sana... 

Zaman geçiyor ve sen hızla büyüyorsun bak. Minicik bir bebekken şimdi anaokuluna gidiyorsun. Sonra ilk, orta, lise, üniversite ve hayat okuluna gideceksin. Eşini bulacaksın, yuvanı kuracaksın...


Yolun hep açık, hep aydınlık olsun tatlım. Sağlıklı, mutlu, başarılı ol...

İnsanları sev... Sevgi insanı çoğaltır, güzelleştirir, mutluluğun kapılarını aralar; içeri girmek için fırsatları iyi değerlendir...
İyi insan, iyi vatandaş olmaya çalış canım.
Arkadaşlarını, dostlarını seçerken titiz ol, acele etme, kendine zaman tanı. Kötülerden uzak dur; dostlarının değerini bil...

Oku, öğren, uygula; sor, soruştur, araştır,sorgulayıcı ol. 
İyide, güzelde, doğruda senin de payın olsun, katkın olsun...


Yakında bir bayramınız var. Büyük önder Atatürk'ten armağan size... 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramınız, şimdiden kutlu olsun, hep var olsun...

Mektubunu aldık Sevgili Ela, dedene ve bana ayrı ayrı yazdığın o güzel, o ilk mektubunu...
Mutluluğumuzu anlatmaya sözcükler yetmez. Sevincimizi görmeliydin. Hele dedenin zarfı açarkenki halini görmeliydin...

Biz de seni seviyoruz Ela Yağmur, biz de seni çok seviyoruz... Hepimiz seni çok seviyoruz, bunu biliyorsun.

Başta annen-baban,
Dedelerin,
Ninelerin,
Teyzen-enişten,
Amcan-yengen
Ve başkaları...

İyi ki varsın,
İyi ki bizim canımızsın...

Çok güzel duygular,çok büyük mutluluklar yaşattın bize. Dilerim sen çok daha fazlasını yaşarsın, sevgiyle torunlarının başını okşarsın...



"Gönlünü her zaman umuda yasla
Bilme hiç kederi, tanışma yasla,
Bir kara sevdanın kalbimden asla
Silinmeyen izi iyi ki doğdun."





ELA SENİ ÇOK SEVİYORUZ...


13 Nisan 2012 Cuma

ELA'DAN GELEN İLK MEKTUP

 Ela Yağmur bize mektup yazmış, ondan aldığımız ilk mektup bu.  Sevindik. Dünyamız güzelleşti. Umutlarımız yeşerdi...

"Bu umut özgür olmanın kapısı;
 Mutlu günlere insanca aralık.

Bu sevinç mutlu günlerin ışığı;
Vurur üstümüze usulca ürkek..." (O.Rifat)





"Mektup alır, efkarlanırım;
Rakı içer, efkarlanırım;
Yola çıkar, efkarlanırım.
Ne olacak bunun sonu, bilmem."

Demiş ya Orhan Veli, benimkisi de o hesap.
Tatlı bir efkar bu, hızır gibi yetişen...

 Hastanede kayınvalideme refakatçı olduğum için Elacığımın gönderdiği mektup geri gitmiş. Hemen kargoya gittik, dağıtıcıların henüz gelmediklerini söylediler. Bekledik, bekledik, bekledik... Ve sonunda muradımıza erdik. Dağıtıcının elinden kapıp telaş içinde açtık mektuplarımızı. 

Sevgili Ela Yağmur'umuza ve ona yardımcı olan babasına çok teşekkür ederiz. Hepinizi çok seviyoruz...


11 Nisan 2012 Çarşamba

MUTLULUK BAZEN BÖYLE BİR ŞEY İŞTE

Çok yorgun bir anında, gecenin bir vaktinde kendine dair yansımaların satırlarda hayat bulmasını görmek, az şey mi?

Okudum, bir daha okudum ve kayıt altına almaya karar verdim. Benim kızım beni böyle anlatmış. Okudum, hafifledim, ruhum dinlendi. Mutluluk, evet böyle küçük ayrıntılarda gizli. Farkına varanlara ne mutlu...

Canlarım, iyi ki varsınız, iyi ki canımdan bir parçasınız. Ve iyi ki kendinizsiniz, iyi ki böylesiniz...
Özgür Anne yazmış, o bir zamanlar benim bebeğimdi biliyor musunuz? İşte o güzel yazılar: 


ÇOCUKLUĞUMDAN BİRKAÇ ANI

HAYATIN PRATİĞİ

26 Ocak 2011 Çarşamba

KARDEŞ Mİ?


GÜNLÜK

Yıl 1980/ 5 Eylül
Zonguldak

Yıllar nasıl da arkasına bakmadan geçip gidiyor. Biz farkına bile varamıyoruz. Günler, aylar, mevsimler...
Yaza doyamadan yine hazan mevsimi geldi bak. Apansız havalar soğumaya başladı, doğa canlılığını yavaş yavaş tüketiyor gözümüzün önünde. Yeşil yerini sarıya bırakıyor usul usul... Birkaç gündür yağan yağmur nihayet dindi bugün. Fakat güneşi henüz göremedik. Havadan mıdır nedir herkeste bir sıkıntı, tedirginlik, memnuniyetsizlik var, açıkça gözlemlenen...

Yavrum şu anda etrafımda dolanıp duruyor. O da sıkıntılı bu sıralar. Eve tıkılıp kaldık, havalar düzelse geçecek sanki. Her gün: "Anneciğim, okulum ne zaman açılacak? Hadi açılsın!" anlaşılan arkadaşlar, öğretmen özlenmiş, bu iyi bir şey aslında değil mi günlükçüğüm?

Evet, bir yazı daha geride bıraktık. İstediğim gibi yararlanamadım bu tatilden. Oysa pek çok planım vardı tatile değgin. Çalışacaktım, bir şeyler yazacaktım; olmadı. Çocukla biraz zor, her an onunla ilgilenmemi istiyor. Şu anda boyama kitabıyla boya kalemlerini getirdi, 'Hadi boyayalım, anneciğim sen bana yardım et..." diyor. Çaresiz biraz yardım edeceğim. Boya zamanı, biraz ara...

***

Şimdi diğer odaya gitti, kimbilir ne getirecek. Üç yaşı bitti mayısta. En önemli isteği okulunun açılması, çabucak büyümesi ve ilk okula başlaması... Siyah önlük, beyaz yakaları görünce bu isteği iyice artıyor. Bir de kardeş istiyor, bunu sürekli yineliyor. Kardeşi olmasını ben de çok istiyorum, ama henüz erken, biraz daha büyüsün hele... Hem kim bakacak, nasıl olacak? İkinci çocuk biraz daha rahatlayalım öyle olsun değil mi? İkisi de ezilmesin istiyorum. Çalışan anne olmak zor, gerçi bu yıl biraz rahatladık, ama yine de ikinci için erken...

Tatilde Karasu'ya gittik. Karasu, Adapazarı'nda... EKİ'nin kamp yeri var, 10 gün kaldık.Denizden bol bol yararlandık, yemekleri de çok güzeldi doğrusu. İyi bir tatil oldu, dinlendik, üçümüz birarada bol bol eğlendik.

Haberleri hiç sorma günlük. Çorum'da, Fatsa'da olaylar çığrından çıkmış durumdaydı biz tatildeyken. Birileri durmadan ölüm yağdırıyor...DİSK Başkanı Kemal Türker öldürüldü. Eski başbakanlardan Nihat Erim öldürüldü. Asala, elçilerimizi öldürüyor.Nereye varacak bu işin sonu bilemiyorum. Okullar da karışık...

Kitaplarını kucaklamış geldi, bakalım hangisini seçecek okumam için.
Hoşçakal günlük. Şimdilik ben kaçtım.

27 Aralık 2010 Pazartesi

YENİ YIL YAKLAŞIRKEN



GÜNLÜK
28 Kasım 1979
Zonguldak

Dün annemler telefon etmişlerdi, komşudan görüştük. Hatlar oldukça bozuktu, anlaşmamız çok güç oldu.
Anladığım kadarıyla kız kardeşim mezun olmuş, artık inşaat mühendisi o... Çok sevindim.
Ayrıca erkek kardeşimin de okulu bitmiş, yakında evlenecekmiş. Avukatlık mı yapsam, hakim mi olsam diye düşünüyormuş bu sıralar. Karar aşamasında anladığım kadarıyla.

Ev tutmuşlar, babam eşya için para göndermiş. Düğünü ocak ayında yapmayı planlıyorlarmış. Karda kışta zor olacak, ama hayırlısı olsun, dilerim çok mutlu olurlar...Hepsini çok seviyorum, özledim yine...

Bu sıra ne çok şey oluyor ülkemizde. Her gün birileri öldürülüyor, kahveler taranıyor neyi paylaşamıyorlar anlamıyorum ki? Abdi İpekçi'nin katili askeri cezaevinden kaçıyor! Bu nasıl iştir böyle?

Azınlık hükümeti var Demirel'in. MHP,MSP dışardan destekliyor güya... Bunların yapacağı işten ne hayır gelecekse artık! Erbakan ve arkadaşları 10 Kasım'da Anıtkabir'e bile gitmediler.

Geçenlerde bir akşam annemlere telefon gelmiş. Telefondaki ses, "Şehir sularına zehir katılmış, sakın içmeyin!" diyip kapatmış. Çok endişelenmişler, sonradan yalan olduğu anlaşılmış, ama herkes tedirginmiş.
Yatakları yere serip uyuyorlarmış çoğu kişi. Evler taranırsa diye... Nereye sürükleniyoruz anlamadım. Pek çok yerde sıkıyönetim var bir de...

Aslında her şey geçici; iyi ya da kötü her yaşam ölümle bitiyor; ama öldürülmeyi hiç kimse hak etmiyor. Kim dur diyecek bu kıyımlara?

Yeni yıl yaklaşıyor. Sanırım C...... larda toplanacağız yılbaşında... Çocuklar arkadaşlarıyla birlikte olunca çok seviniyorlar. Anaokulunda da yeni yıl eğlencesi yapılacak. Telaştayız anlayacağın. Heyecan şimdiden başladı bile...

Yavrum hayatından çok memnun. Öyle güzel büyüyor ki... Canım benim, seni çok seviyoruz...

16 Aralık 2010 Perşembe

12 EYLÜL'E BİR KALA

GÜNLÜK

10 Kasım 1979
Zonguldak

Atatürk'ü yitireli bugün 41 yıl olmuş...

Onun istediği "Çağdaş Uygarlık Düzeyi" ne yazık ki erişemedik. Üzülerek yazıyorum, bu gidiş sürerse ulaşacağımız da yok.
Anarşi, anarşi, anarşi...
Her gün canlara kıyılıyor. Analara kıyılıyor. Evlat acısı yürekleri dağlıyor.
Kardeş kardeşi vuruyor. Sevgisiz yürekler birbirini tüketiyor.


Atatürk " Yurtta barış dünyada barış" dememiş miydi?
Biz yurdumuzda, atalarımızın kanları, canları pahasına kazandıkları bu güzel vatanımızda birbirimize kıyıyoruz. Yaşamı cehenneme çeviriyoruz. Kim dur diyecek, nereye varacak bu yuvarlanış?

Şu anda televizyonda Sadullah Arısoy Atatürk'ü anlatıyor. O anlatmakla biter mi ? Az zamanda, o kadar büyük işler başarmış ki... Okudukça, öğrendikçe büyüyor, iyice büyüyor gözümde. On Kasımlarda Atatürk'ü anmak yetmez, bence anlamaya da çalışmalıyız.

Aramızdan ayrılalı 41 yıl geçmiş. Biz ne yaptık ? Onun yaptıklarını geliştirebildik mi ulus olarak ? Yeni bir şey ekledik mi yaptıklarına?

Atatürk içte ve dışta düşmanlarla savaşırken bile, toplumu eğitecek öğretmenlerle toplantı yapmıştır. Eğitimin önemini kavramak, kavratmaya çalışmak, onun büyüklüğünü anlamamıza yetmez mi ?
Eğitim birliği demiş. Ulus olmanın olmazsa olmazlarından. Laiklik demiş. Tüm inançlara eşit mesafede durun demiş. Yaşamsal değil mi bu bizim için?

Ya biz ne yaptık ? Kişisel çıkarlarımız için hepsini bir kenara koyduk. Ülke çocuklarını birbirine düşman olacak şekilde yetiştirmeye koyulduk. Binlerce İmam Hatip Okulu açtık. Gizli açık kuran kurslarına göz yumduk. Oy için, çıkarlarımız için evlatlarımızı birbirine kırdırıyoruz. Olacağı buydu...Neden şaşırıyoruz ki ?
Artık Atatürk'e sevgi göstermek yetmiyor, öz eleştiri yapabilmeliyiz. Ona layık olmak için çok çalışmalıyız. Onun çizdiği aydınlık yoldan ilerlemeliyiz. Yurtta ve dünyada barışa katkı sağlamalıyız. Gerçek Atatürkçü olmalıyız.

Gerçek Atatürkçüler; insan hak ve özgürlüklerine değer verir.Irkçılık ve faşizim gibi denenmiş, birçok ulusu felaketlere sürüklemiş ideolojileri benimsemez. Milliyetçidir, bu milliyetçilik ülkemizin sınırları içinde yaşayan Türk halkının; ırk,din ve mezhep farkı gözetilmeden, topyekün, yükselmesini amaçlayan bir milliyetçiliktir. Sosyal adaletten yanadır ve en önemlisi bağımsızlıktan yanadır.
Atatürk devrimlerini daima ileriye, aydınlığa, uygarlığa ve refaha taşımak için çalışan insanlardır Gerçek Atatürkçüler.

***
Dün gece kızımı yıkadım. O uyuduktan sonra biraz kitap okuyup yatarım diye düşündüm, ama başladığım kitabı bir türlü elimden bırakamadım. Çok geç yatınca sabah da geç uyandım. Oysa bugün 10 Kasım'dı ve ben "Atatürk'ü Anma" programına katılacaktım. Hemen aceleyle hazırlandım, tam çıkacakken kızım uyandı. Başladı arkamdan ağlamaya... Neyse son anda törene yetiştim.

Kızımı evde bırakıp gitmek her seferinde öyle güç geliyor ki bana...


13 Aralık 2010 Pazartesi

ZOR YILLAR



"herkesin yaşama türküsü başka
lâkin sevgi bir kardeşlik, bir
tut elinden çocukları gibi, zor değil
bütün insanları sevgide
birleştir."
Gülten Akın

29 Haziran 1979
Cuma-Zonguldak

Yavrumu gündüz uykusuna ancak yatırabildim. Uyandığı zaman çocuk bahçesine gideceğiz. Canım kızım gün geçtikçe tatlılaşıyor. İki gündür tatilin tadını çıkarıyoruz birlikte.

Oldukça yoğun bir çalışmadan sonra birdenbire tatile girmek onu şaşırttı. Az da olsa bende de bir bocalama var. Ama çok da mutluyum. Kızımla birlikte olduğum için, onunla rahat rahat ilgileneceğim için...

Son sınav görevim 21 Haziran'daydı. Birkaç gün sınav kağıtlarının değerlendirilmesiyle geçti. Oldukça yordu bizi. Annem, işim uzayınca cumartesi günü için ayırttığı bileti, çarşamba gününe ertelemek zorunda kaldı. İki ay oldu buraya geleli. Torununa bakmak için geldi. Babamlar da anlayış gösterdiler. Nasıl öderiz haklarını?Onları çok seviyorum...

Yeni bakıcı bulamadığımız için kızımızı şubat tatilinde Elazığ'a , anneannesine götürmüştük. Özlemimiz katlanılmaz olunca canım annem alıp getirdi yanımıza. İki aydır bizimle....

Annemi çarşamba günü yolcu ettik. Dün ve bugün yavrumla evdeyiz. Tatilin keyfini çıkaracağız.
Dün bakkala ve dondurmacıya gittik kızımla. Bugün çocuk bahçesine gideceğiz.

***
Bugün Türkiye Mimar Mühendis Odaları Birliğinin hükümete yönelik yarım günlük uyarı boykotu var. Daha önce de üç günlük boykot yapmışlardı. Ancak o sadece burayla ilgiliydi. Yerel kapsamda olduğu için fazla ses getirmemişti. Şimdi Türkiye genelinde bir direniş var. Geniş kapsamlı yani. Haklılar bence. Çalışanlar emeklerinin karşılığını almalı.

Türkiye her geçen gün daha kötüye gidiyor. Rüşvet, karaborsa, haksız kazanç, keyfi iş ve en kötüsü cinayetler... Gencecik fidanlara kıyılıyor her gün. Kirli eller ölüm saçıyor etrafımıza... Korkuyorum, çok korkuyorum, içim acıyor, yüreğim burkuluyor. Öfkem kabarıyor...
Adamı olan arabasını dağdan aşırıyor, diğerleri düz ovada şaşırıyor. Düzelmeli, bu böyle devam edemez. Etmemeli...

Köşe başlarında birileri pusuya yatmış. Ölüm püskürtmekte. Çocukların bir kısmı katil damgası yerken diğerleri ecelsiz ölmekte. Kimler tezgahlıyor ? Geçip karşıdan gülerek izleyenler mi var ? Nereye sürükleniyoruz. Yeter... Yeter artık!

***
İçimde büyük bir yazma isteği var. Öyle anlar geliyor ki dayanılmaz oluyor. Sanki bir güç beni itiyor. Fakat günlük işler, okul, ev ve özellikle yavrum çok fazla zamanımı alıyor. Çoğu kez bastırmak, susturmak zorunda kalıyorum içimdeki o sesi. Oysa en büyük isteğim iyi bir yazar olmak. Güç, çok güç bir iş biliyorum. Öyle ha diyince yazar olunmaz. İki satır yazana da yazar denilmez. Ama istiyorum, çok istiyorum hem de...
İnanıyorum ki insan gerçekten isteyince yapamayacağı, başaramayacağı iş yoktur. Bir gün belki, evet belki bir gün bu isteğime de ulaşırım, kim bilir ? Zaman en iyi ilaçtır. Bekleyip göreceğiz..

***
Havalar iyice ısındı. Sıcak, zaman zaman bunaltıcı olmaya başladı. Denize de gidemiyoruz. Belki bu hafta sonu bir yerlere gideriz de deniz mevsimini açarız. Yüzmeyi seviyorum.

Yavrum iyi uyudu. Ben de biraz kitap okuyacağım. Uyanıkken çekiştirip duruyor kitapları. Tatlı cadı hep onunla ilgilenmemi istiyor.

Tatilde arkadaşlarla geziye gitmeyi planlıyoruz, bakalım gerçekleşebilecek mi ?
Sonra da Elazığ'a ailemin yanına, bahçeli evimize gideceğiz. Yine özlem başladı. Hepsini çok özledim.

Şimdilik hoşçakal sevgili günlüğüm. Görüşmek üzere...




EK: Tarihten bir kesit:

"Maraş Katliamı iki solcunun öldürülmesiyle başladı. Katliam 23 ve 24 Aralık 1978'de gerçekleştirildi. Katliamın hazırlık süreci 8 ay öncesine kadar gitmektedir.

MHP Genel Başkanı Alparslan Türkeş'in çeşitli dönemlerdeki konuşmaları ve MHP'nin Maraş'taki etkinlikleri katliama örnek delillerdir. Katliamdan bir hafta önce, Alevilerin ve solcuların çoğunluk olarak yaşadıkları semt ve mahallelerde görevli olduklarını ifade eden bazı kişilerin "tuhaf" bir nüfus sayımı yaptıklarını söyleyerek evleri dolaşarak, evlerde kaç kişinin yaşadığı gibi sorular sorarak ve evlere yeni numaralar vereceklerini söyleyerek kapıları kırmızı boya ile işaretlemişlerdir. Bazı belgelerde ise PTT görevlileri olduklarını söyleyen kişiler, mektupların kaybolmasını engellemek için bir çalışma yaptıklarını söylemek suretiyle kapılara boyayla işaretler koymuşlardır. Bu işaretlemelerin amacı, Alevi ve Solcu evlerini belirlemek ve kendi yandaşlarına zarar vermemektir."

****

Ülkücü Gençlik Derneği tarafından getirilen "Güneş Ne zaman Doğacak" adlı film 16 Aralık 1978'de Çiçek Sineması'nda gösterime sokulur. 19 Aralık Günü 20.00 seansının sonuna doğru tesiri az bir patlayıcının patlamasıyla bir tahrik başlar. Salonda film sırasında sık sık "Müslüman Türkiye" "Milliyetçi Türkiye"Koministler Moskova'ya, "Başbuğ Türkeş" gibi sloganlar atılır. Filmi izleyenler arasında bulunan bir grup Ülkü Ocağı mensubu, "Bunu solcular attı" yollu söylemleriyle diğer izleyicileri de tahrik etmek suretiyle PTT ve CHP binalarına slaganlar atarak yönelmiş ve saldırılarda bulunmuşlardır.

Polisin olaya el koyarak, olayın ülkücüler tarafından gerçekleştirildiğini ispatlaması sonucu bazı kişiler gözaltına alınır. Patlamanın arkasındaki kişinin Ökkeş Kenger olduğu anlaşılır.

20 Aralık'ta akşam saatlerinde "Alevi ve Solcuların çoğunlukla gittiği Yeni Mahalle'de bulunan Akın Kıraathanesi'ne patlayıcı madde atılır ve iki kişi yaralanır. Sonraki akşam bir başka patlamada sağ görüşlü Güngör Gençay adlı birisinin evine atılır. Aynı akşam (21 Aralık 1978) Maraş Meslek Lisesi öğretmenlerinden Hacı Çolak ve Mustafa Yüzbaşıoğlu okuldan evlerine giderken silahlı saldırıya uğrarlar. Solcu olarak bilinen öğretmenlerden Hacı Çolak olay yerinde yaşamını yitirirken Mustafa Yüzbaşıoğlu'da hastaneye götürülmesine rağmen kurtarılamaz. "solcu" öğretmenlerin cenazeleri önce Maraş Lisesi önünde, ardından da beşbin kişinin katıldığı kortej halinde Ulu Cami'ye doğru yola çıkar. Bu arada faşist ve sağcı gruplar cenaze törenine saldırmak için geceden çevre il, ilçe ve köylerden adam getirmek için "Koministler, Aleviler Cuma namazında camileri bombalayacaklar, Müslüman kardeşlerimizi katledecekler. Bunun hazırlığını yapıyorlar. Müslüman kardeşlerimizi katliamdan korumak için toplanalım yollu çağrı propagandalarda bulunurlar. Öte yandan Maraş Müftüsü de resmi araçlarla kenti dolaşarak Sünni halkı kışkırtmıştır.

Devlet Hastanesi Başhekimi'nin, Cumhuriyet Savcısı'nın zorlamasına rağmen cenazeleri Cuma namazının bitimine denk getirmesi, işlemleri geciktirmesi başka bir soru işaretidir.

Cenaze kortejinin camiye doğru giderken polis ve askerler pankartlara kadar her şeyi toplarlar. Cenazeler camiye yaklaştığında toplanan saldırganlar "Komünistler Moskova'ya, Katil İktidar" sloganlarıyla saldırıya geçerler. Üzerlerinde bulunan taş, sopa, kiremit parçaları ve patlayıcı maddelerle korteje saldırmalarının ardından polisin grupların arasından çekilmesi ve jandarmanın yetersiz olmasıyla cenaze korteji dağılır ve cenazeler sahipsiz kalır. Cenazeler askerler tarafından Devlet Hastanesi morguna kaldırılır.

Gruplar halinde kent içine yayılarak Alevilerin yoğun olarak bulunduğu mahallelere saldıran faşistler önlerine çıkanları dövmeye, ev ve işyerlerini tahrip etmeye başlamışlardır. DİSK, TÖB-DER, Pol-DER, CHP, TİKP, Tekstil Sendikası ve Sağlık Müdürlüğü binaları yıkılıp yakılır, av tüfeği satan dükkanları talan ederek silahları alırlar. Sokak aralarındaki çatışmalarda üç saldırgan hayatını kaybeder. Geç saatlere kadar süren çatışmalar, askerler tarafından denetim altına alınır. Bu arada 100'e yakın işyeri tahrip edilir.

****

23 Aralık günü yapılması planlanan saldırıda halkın da yer alması için camilerde ve belediye hoparlöründen, "Dünkü olaylarda komünist ve Aleviler tarafından şehit edilen üç din kardeşimizin cenazesi kalkacaktır. Bütün din kardeşlerimiz buna katılsınlar, son görevlerini yapsınlar" yönlü çağrılar ve duyurular yapılmaya başlanır.

Alevilerin yaşadığı mahallelerde otomatik silahlarla saldırılar başlarken, bir yandan da işaretlenen evlere benzinli gazlı, yanıcı maddeler atılmaya başlanır. Ardından evlere girilerek kadın, çocuk demeden linç, tecavüz ve işkenceler başlar.

Polisin ve askerlerin bir haftadır başlayan ve son günlerde yoğunlaşan hazırlıklara yeterince önlem almamaları veya genel geçer önlemler alarak hareket etmesi saldırganların kentte istedikleri gibi hareket ederek Maraş'ı ele geçirmelerine neden olur.

Katliamı gerçekleştirenler, kadınlara tecavüz ederler, hamile kadınların karınlarını deşerler, kundaktaki çocukları bağazlarlar, kurşun sıktılar, öldürdükleri kadınlara tecavüz ederler, kadınların memelerini keserler. Çocukları gözlerinden şişlerler, insanları baltalarla saldırıp öldürürler.

Saldırganların "Aleviler, diğer mahallelerde Müslüman kardeşlerimizi,kadınlarımızı katlediyorlar, Camileri ateşe veriyorlar" biçimindeki propagandaları yüzünden daha önce tarafsız kalan birçok Sünni kökenli vatandaşlarımız da olaylara katılmaya başlamışlardır. Bu saldırılarda İsadivanlı ve Durak Mahallelerinde bulunan cami imamları da propaganda ve saldırılarda yer alırlar. Mahalle muhtarı olaylara katılmayanları zorlayarak silah, patlayıcı ve yanıcı maddeler toplar. Belediye araçları saldırı sırasında mühimmat ve silahlar taşır mahallelere. Saldırganlar işaretli evlerin yanında YSE binası, Sağlık Ocağı, çarşı Karakolu ve Sağlık Müdürlüğünü, işgal edip yakarlar.

Bir çok mahallede, sokakta, evde, polisler hiçbir şeye karışmazken, askerler son anda saldırıya uğrayanları kurtarmaya çalışırlar.

Askerlerin ellerinden sığınanları alıp kurşuna dizen saldırganlar, Sağlık Ocağından, Devlet hastanesine getirilenleri kurşuna dizmeye, öldürmeye başlarlar.

22 Aralık'ta faşistler tarafından başlatılan katliam beş gün sürmüştür. Devletin tüm kurumları, yetkilileri ve güvenlik güçleri durumu kontrol edememişlerdir.

BASINDAN

Hürriyet (26.12.1978):

"Girilen evlerden ve enkaz altından cesetler çıkarılıyor. Cesetlerin kokmaması için çevre illerden buz istendi. Cuma gününden bu yana örgütlenmiş saldırgan toplulukların yarattığı dehşet ve terör...Ölü sayısı 98, yakılan-yıkılan enkaz altında cesetler bulunduğu, askeri birlikler, girilmeyen Yörükselim Mahallesine giderek kontrol altına aldı. Çamlık tarafında bir topluluk askerlerin üstüne ateş açtı.

Mağaralı Mahallesinde kokmaya başlayan 16 ceset bulundu. Otopsilerin Belediye Mezbahasında yapıldığı öğrenildi. 2500 kişilik seyyar mutfak Ankara'dan getirildi.

Saldırganlara dinamit lokumu ve silah dağıtıldı. Adını açıklamayı sakıncalı bulan bir yetkili, Maraş Müftüsünün resmi araçlarla kenti dolaştığını ve halkı kışkırtıcı konuşmalar yaptığını, olayların bundan sonra başladığını öne sürdü."

CUMHURİYET (25.12.1978):

"24.12.1978 sabahı saat 10.15 sıralarında sağcı gruplar, sokağa çıkma yasağına karşın kentin sokaklarında birikmişler; bin kişilik bir grup Vilayete yürümeye başlamışlardır. Topluluğun dağılmasını isteyen jandarmalara saldırınca aralarında çatışma çıkmış, jandarmalar havaya ateş etmek zorunda kalmışlardır. Ve beş bin mermi yakılmıştır. Sağcıların ellerinde Amerikan yapımı M.1. piyade tüfeklerinin bulunduğu, Vilayete yakın bazı binaları ateşe vermişlerdir.

Yakınlarını kayıp eden çok sayıda yurttaş, vilayet önüne gelerek"Biz bu şehirden gitmek istiyoruz. Bize yardım edin, asker değil, şehri terk için araç istiyoruz" diye bağırıyorlardı.

YSE Bölge Müdürlüğünün binası, sağcı saldırganlarca işgal edilmiştir. Orada silah dağıtıldığını, Yörükselim, Yeni Mahalle ve Sakarya Mahallesinde iki günden beri mahsur kalan kişileri kurtarmaya giden polislerin üzerine uzun menzilli silahlarla ateş açılmıştır.

Yapılan saldırılardan sonra acilen evlerde kadın ve çocukların kurşuna dizildiği, boğazlarının kesildiği, daha sonra ölülere gaz dökülerek evlerinin ateşe verildiği bildirilmiştir"

ŞURADAN aldım.

EK 2: Bugünkü CUMHURİYET'ten(20 Aralık 2010)
MARAŞ'TA ANMA ETKİNLİĞİNE TEPKİ

EK 3: 24 Aralık KAHRAMANMARAŞ
Jivago blog

EK 4: Mataş Katliamı Başka Bir Ülkede Yaşanmadı
Sedat Ergin
Hürriyet Gazetesi

8 Aralık 2010 Çarşamba

BEBEĞİMİ BÜYÜTÜRKEN


GÜNLÜK

21 Şubat 1978
Zonguldak

Gülüyorum şimdi 29 Aralık'ta yazdıklarıma...

İnsanın duyguları nasıl da değişken. Çok karamsarmışım o an neden bilmem. İnanın neye kırıldığımı bile hatırlamıyorum. Sadece şu anda çok pek çok mutlu olduğumu duyuyorum. Seviyorum, seviliyorum...

Karşımda biricik kızım , canım D.... 'im oynuyor. Bir yanında bebeği, telefonu ; diğer yanında başka oyuncakları... Bu oyuncaklara küçük radyomuz da dahil. Hatta en önemli oyuncağı bu radyo. Onsuz yapamıyor. Kadın şarkıcıları daha çok seviyor.

Şimdi de defteri çekiştirmeye başladı. Hep onunla ilgilenmemi istiyor tatlım. Bir saat sonra babamız da gelir. Mutluyuz.

Bugün kızım oturağa çişini yapmaya başladı. Elazığ'dayken tutunca yapıyordu; fakat yolculukta unuttu. Neyse ki şimdi yeniden başladı. Altını ıslatmayı bıraksa işi de azalacak. Seve seve yapıyorum; ama yavrum için de çok iyi olur. Artık rahatsız olmaya başladı.

Bu şubat tatilinde Elazığ'a bir kaçamak yaptık. A..... bizi Ankara'ya götürdü, dönüşte de Ankara'dan aldı. Uçakla gittiğimiz için fazla yorulmadık. Ailemi görmek bana çok iyi geldi, çok özlemişim onları. Moralim oldukça düzeldi. Keşke bütün sevdiklerimizle birarada olsak... Buraya geleli yedi ay olmuş. Ayrılık zor, üzücü.

Kucağımda oturacakmış küçük hanım... Defter de oldukça ilgisini çekiyor. Elinde kırmızı kalem, uzatıp duruyor. Bıraksam o devam edecek sanki yazmaya... Dokuz ayı bitti on dokuzunda. Yakında yürümeye başlayacak gibi...

Elazığ'dan döneli bugün beş gün oluyor. Geldikten sonra hiç boş kalmadım.Daha yapacağım pek çok iş var ama iki gündür sular akmıyor. Mola verdim onun için.

Ankara'da kardeşimi , teyzemleri, kuzenlerimi de ziyaret ettik.

Kar yağıyor, hava iyice soğudu...

Ülkenin durumu karışık. Olaylar, olaylar, olaylar... Gün geçmiyor ki kötü bir haber duymayalım. Kar topu gibi yuvarlanarak büyüyor. Acılara yeni acılar ekleniyor. Yetkililer sağır, yetkililer dilsiz... Aynı dili konuşmuyorlar sanki. Bir kör dövüşü sürüyor. İnsanlar ölüyor, analar ağlıyor. Duyan yok, gören yok, bilen yok, dur diyen hiç yok ! Sadece okullarda şubat tatilini anarşi nedeniyle on beş gün daha uzattılar. İkinci dönem altı Mart'ta başlayacak. Benim için iyi oldu bu, kızımla daha çok zaman geçirebileceğim. Ne yazık ki ülkemiz için aynı şeyi söyleyemiyorum şu an...

Kızıma H...... bakıyor ben okula gidince. Eşimin teyzesinin kızı. Yanımızda kalması iyi oldu. Şimdi ailesinin yanında, beş Mart'ta gelecek.

Kızımın uyku saati geldi. Yazmayı bırakıyorum artık. Bakalım bir daha ne zaman buluşacağız seninle sevgili günlüğüm... Şimdilik hoşçakal.

5 Aralık 2010 Pazar

ANNEYİM BEN ARTIK

GÜNLÜK:

3 Haziran 1977
Elazığ


19 Mayıs 1977... Evet, 19 Mayıs diyince hemen herkesin aklına Atatürk'le Gençlik ve Spor Bayramımız gelir değil mi ? Oysa bundan böyle bizim aklımıza D.......'imiz de gelecek...

Bugün yavrumuz on altı, on yedi günlük... Öyle tatlı, öyle şeker ki burada anlatılması olanaksız... Ben bugüne değin böylesi bir mutluluk yaşamadım, hiç bu denli içim sevgiyle dolup taşmadı.

Annelik ne güzel bir şeymiş meğer. Anlamak için yaşamak gerekiyormuş.
Dünya bir yana o bir yana... Ondan güzel, ondan önemli ne olabilir ki...

Yakında çok yakında , on - on beş gün sonra Elazığ'dan ayrılacağız.
Yeni bir yaşantı bizi bekliyor...