anarşi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
anarşi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Ocak 2011 Çarşamba

KARDEŞ Mİ?


GÜNLÜK

Yıl 1980/ 5 Eylül
Zonguldak

Yıllar nasıl da arkasına bakmadan geçip gidiyor. Biz farkına bile varamıyoruz. Günler, aylar, mevsimler...
Yaza doyamadan yine hazan mevsimi geldi bak. Apansız havalar soğumaya başladı, doğa canlılığını yavaş yavaş tüketiyor gözümüzün önünde. Yeşil yerini sarıya bırakıyor usul usul... Birkaç gündür yağan yağmur nihayet dindi bugün. Fakat güneşi henüz göremedik. Havadan mıdır nedir herkeste bir sıkıntı, tedirginlik, memnuniyetsizlik var, açıkça gözlemlenen...

Yavrum şu anda etrafımda dolanıp duruyor. O da sıkıntılı bu sıralar. Eve tıkılıp kaldık, havalar düzelse geçecek sanki. Her gün: "Anneciğim, okulum ne zaman açılacak? Hadi açılsın!" anlaşılan arkadaşlar, öğretmen özlenmiş, bu iyi bir şey aslında değil mi günlükçüğüm?

Evet, bir yazı daha geride bıraktık. İstediğim gibi yararlanamadım bu tatilden. Oysa pek çok planım vardı tatile değgin. Çalışacaktım, bir şeyler yazacaktım; olmadı. Çocukla biraz zor, her an onunla ilgilenmemi istiyor. Şu anda boyama kitabıyla boya kalemlerini getirdi, 'Hadi boyayalım, anneciğim sen bana yardım et..." diyor. Çaresiz biraz yardım edeceğim. Boya zamanı, biraz ara...

***

Şimdi diğer odaya gitti, kimbilir ne getirecek. Üç yaşı bitti mayısta. En önemli isteği okulunun açılması, çabucak büyümesi ve ilk okula başlaması... Siyah önlük, beyaz yakaları görünce bu isteği iyice artıyor. Bir de kardeş istiyor, bunu sürekli yineliyor. Kardeşi olmasını ben de çok istiyorum, ama henüz erken, biraz daha büyüsün hele... Hem kim bakacak, nasıl olacak? İkinci çocuk biraz daha rahatlayalım öyle olsun değil mi? İkisi de ezilmesin istiyorum. Çalışan anne olmak zor, gerçi bu yıl biraz rahatladık, ama yine de ikinci için erken...

Tatilde Karasu'ya gittik. Karasu, Adapazarı'nda... EKİ'nin kamp yeri var, 10 gün kaldık.Denizden bol bol yararlandık, yemekleri de çok güzeldi doğrusu. İyi bir tatil oldu, dinlendik, üçümüz birarada bol bol eğlendik.

Haberleri hiç sorma günlük. Çorum'da, Fatsa'da olaylar çığrından çıkmış durumdaydı biz tatildeyken. Birileri durmadan ölüm yağdırıyor...DİSK Başkanı Kemal Türker öldürüldü. Eski başbakanlardan Nihat Erim öldürüldü. Asala, elçilerimizi öldürüyor.Nereye varacak bu işin sonu bilemiyorum. Okullar da karışık...

Kitaplarını kucaklamış geldi, bakalım hangisini seçecek okumam için.
Hoşçakal günlük. Şimdilik ben kaçtım.

28 Aralık 2010 Salı

ÇAY

GÜNLÜK
23 Haziran 1980
Zonguldak

Biraz önce defterim geçti elime, en son kasım 79'da yazmışım. Sıkılınca deftere sarılmışım anlaşılan. Mutluluklar pek yazılmıyor, yaşanıyor galiba. Dert söyletiyor insanı demek ki...

Yazmadığım zamanlarda ne güzel şeyler yaşadık, hiçbirini yazmamışım, bak sen şu işe!

24 Ocak'ta erkek kardeşim evlendi. Ankara buz gibiydi, ama herkes çok mutluydu... Bunu bile atlamışım.

Yeni yıla eğlenerek girdik, çocuklar gönüllerince oynadılar. Yok, buna dair tek satır yazmamışım nedense...
Anaokulundaki partiden, günlerce çocuklar için hazırladığımız hediye paketlerinden, parti için yaptığımız karton şapka maceramızdan ve birbirinden güzel günlerden...

Koşuşturup duruyorum. Kendi okulum, öğrencilerim, yazılılarım, kitaplarım, kızımın anaokulu... Zaman altın değerinde... O kaçıyor, ben kovalıyorum. Sevgisiz yapamazdım. Sevgiyle yapılan işler daha kolay mı geliyor ne?

Biraz sonra kızımın okuluna gideceğim, kısa kesmem lazım. Dünkü çayın değerlendirmesini yapacağız. Çok güzel bir çay düzenledik anaokulu için. Orman işletmesinin salonunda hem çocuklar hem de biz eğlendik. Haa, bu arada okul-aile birliğindeyim ben. Çocukları mutlu etmek için elimizden geleni yapıyoruz. Geçenlerde A.... de anaokulunun bahçesine bir kamyon kum döktürttü. Kumda oynamayı çok seviyor çocuklar...

Ülkedeki olayları hiç sorma sevgili günlük. Onlar bir felaket. Yüreğimiz ağzımızda izliyoruz. Neyse şimdi gitmem lazım, geç kalmayayım...

16 Aralık 2010 Perşembe

12 EYLÜL'E BİR KALA

GÜNLÜK

10 Kasım 1979
Zonguldak

Atatürk'ü yitireli bugün 41 yıl olmuş...

Onun istediği "Çağdaş Uygarlık Düzeyi" ne yazık ki erişemedik. Üzülerek yazıyorum, bu gidiş sürerse ulaşacağımız da yok.
Anarşi, anarşi, anarşi...
Her gün canlara kıyılıyor. Analara kıyılıyor. Evlat acısı yürekleri dağlıyor.
Kardeş kardeşi vuruyor. Sevgisiz yürekler birbirini tüketiyor.


Atatürk " Yurtta barış dünyada barış" dememiş miydi?
Biz yurdumuzda, atalarımızın kanları, canları pahasına kazandıkları bu güzel vatanımızda birbirimize kıyıyoruz. Yaşamı cehenneme çeviriyoruz. Kim dur diyecek, nereye varacak bu yuvarlanış?

Şu anda televizyonda Sadullah Arısoy Atatürk'ü anlatıyor. O anlatmakla biter mi ? Az zamanda, o kadar büyük işler başarmış ki... Okudukça, öğrendikçe büyüyor, iyice büyüyor gözümde. On Kasımlarda Atatürk'ü anmak yetmez, bence anlamaya da çalışmalıyız.

Aramızdan ayrılalı 41 yıl geçmiş. Biz ne yaptık ? Onun yaptıklarını geliştirebildik mi ulus olarak ? Yeni bir şey ekledik mi yaptıklarına?

Atatürk içte ve dışta düşmanlarla savaşırken bile, toplumu eğitecek öğretmenlerle toplantı yapmıştır. Eğitimin önemini kavramak, kavratmaya çalışmak, onun büyüklüğünü anlamamıza yetmez mi ?
Eğitim birliği demiş. Ulus olmanın olmazsa olmazlarından. Laiklik demiş. Tüm inançlara eşit mesafede durun demiş. Yaşamsal değil mi bu bizim için?

Ya biz ne yaptık ? Kişisel çıkarlarımız için hepsini bir kenara koyduk. Ülke çocuklarını birbirine düşman olacak şekilde yetiştirmeye koyulduk. Binlerce İmam Hatip Okulu açtık. Gizli açık kuran kurslarına göz yumduk. Oy için, çıkarlarımız için evlatlarımızı birbirine kırdırıyoruz. Olacağı buydu...Neden şaşırıyoruz ki ?
Artık Atatürk'e sevgi göstermek yetmiyor, öz eleştiri yapabilmeliyiz. Ona layık olmak için çok çalışmalıyız. Onun çizdiği aydınlık yoldan ilerlemeliyiz. Yurtta ve dünyada barışa katkı sağlamalıyız. Gerçek Atatürkçü olmalıyız.

Gerçek Atatürkçüler; insan hak ve özgürlüklerine değer verir.Irkçılık ve faşizim gibi denenmiş, birçok ulusu felaketlere sürüklemiş ideolojileri benimsemez. Milliyetçidir, bu milliyetçilik ülkemizin sınırları içinde yaşayan Türk halkının; ırk,din ve mezhep farkı gözetilmeden, topyekün, yükselmesini amaçlayan bir milliyetçiliktir. Sosyal adaletten yanadır ve en önemlisi bağımsızlıktan yanadır.
Atatürk devrimlerini daima ileriye, aydınlığa, uygarlığa ve refaha taşımak için çalışan insanlardır Gerçek Atatürkçüler.

***
Dün gece kızımı yıkadım. O uyuduktan sonra biraz kitap okuyup yatarım diye düşündüm, ama başladığım kitabı bir türlü elimden bırakamadım. Çok geç yatınca sabah da geç uyandım. Oysa bugün 10 Kasım'dı ve ben "Atatürk'ü Anma" programına katılacaktım. Hemen aceleyle hazırlandım, tam çıkacakken kızım uyandı. Başladı arkamdan ağlamaya... Neyse son anda törene yetiştim.

Kızımı evde bırakıp gitmek her seferinde öyle güç geliyor ki bana...


8 Aralık 2010 Çarşamba

BEBEĞİMİ BÜYÜTÜRKEN


GÜNLÜK

21 Şubat 1978
Zonguldak

Gülüyorum şimdi 29 Aralık'ta yazdıklarıma...

İnsanın duyguları nasıl da değişken. Çok karamsarmışım o an neden bilmem. İnanın neye kırıldığımı bile hatırlamıyorum. Sadece şu anda çok pek çok mutlu olduğumu duyuyorum. Seviyorum, seviliyorum...

Karşımda biricik kızım , canım D.... 'im oynuyor. Bir yanında bebeği, telefonu ; diğer yanında başka oyuncakları... Bu oyuncaklara küçük radyomuz da dahil. Hatta en önemli oyuncağı bu radyo. Onsuz yapamıyor. Kadın şarkıcıları daha çok seviyor.

Şimdi de defteri çekiştirmeye başladı. Hep onunla ilgilenmemi istiyor tatlım. Bir saat sonra babamız da gelir. Mutluyuz.

Bugün kızım oturağa çişini yapmaya başladı. Elazığ'dayken tutunca yapıyordu; fakat yolculukta unuttu. Neyse ki şimdi yeniden başladı. Altını ıslatmayı bıraksa işi de azalacak. Seve seve yapıyorum; ama yavrum için de çok iyi olur. Artık rahatsız olmaya başladı.

Bu şubat tatilinde Elazığ'a bir kaçamak yaptık. A..... bizi Ankara'ya götürdü, dönüşte de Ankara'dan aldı. Uçakla gittiğimiz için fazla yorulmadık. Ailemi görmek bana çok iyi geldi, çok özlemişim onları. Moralim oldukça düzeldi. Keşke bütün sevdiklerimizle birarada olsak... Buraya geleli yedi ay olmuş. Ayrılık zor, üzücü.

Kucağımda oturacakmış küçük hanım... Defter de oldukça ilgisini çekiyor. Elinde kırmızı kalem, uzatıp duruyor. Bıraksam o devam edecek sanki yazmaya... Dokuz ayı bitti on dokuzunda. Yakında yürümeye başlayacak gibi...

Elazığ'dan döneli bugün beş gün oluyor. Geldikten sonra hiç boş kalmadım.Daha yapacağım pek çok iş var ama iki gündür sular akmıyor. Mola verdim onun için.

Ankara'da kardeşimi , teyzemleri, kuzenlerimi de ziyaret ettik.

Kar yağıyor, hava iyice soğudu...

Ülkenin durumu karışık. Olaylar, olaylar, olaylar... Gün geçmiyor ki kötü bir haber duymayalım. Kar topu gibi yuvarlanarak büyüyor. Acılara yeni acılar ekleniyor. Yetkililer sağır, yetkililer dilsiz... Aynı dili konuşmuyorlar sanki. Bir kör dövüşü sürüyor. İnsanlar ölüyor, analar ağlıyor. Duyan yok, gören yok, bilen yok, dur diyen hiç yok ! Sadece okullarda şubat tatilini anarşi nedeniyle on beş gün daha uzattılar. İkinci dönem altı Mart'ta başlayacak. Benim için iyi oldu bu, kızımla daha çok zaman geçirebileceğim. Ne yazık ki ülkemiz için aynı şeyi söyleyemiyorum şu an...

Kızıma H...... bakıyor ben okula gidince. Eşimin teyzesinin kızı. Yanımızda kalması iyi oldu. Şimdi ailesinin yanında, beş Mart'ta gelecek.

Kızımın uyku saati geldi. Yazmayı bırakıyorum artık. Bakalım bir daha ne zaman buluşacağız seninle sevgili günlüğüm... Şimdilik hoşçakal.