Anaokulu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Anaokulu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Nisan 2012 Pazartesi

ELA YAĞMUR ŞİMDİ OKULLU OLDU


Bugün içim içime sığmıyor, elim ayağım tutmuyor. Özel mi özel bir gün...

Ela Yağmur okula başladı. Bugün ilk gün, aklım onda, kim bilir neler anlatacak? Gerçi iki saat kalacak şimdilik, ama okulu seveceğinden eminim. Bir kez birlikte gitmiştik okulu görmek için, hemen çocukların arasına karışıvermişti...

Doğduğu gün gözlerimin önünde. Minik, minicikti, ne çabuk büyüdü de anaokuluna başlıyor şimdi...

Orhan Veli:
"Mektup alır, efkarlanırım;
Rakı içer, efkarlanırım;
Yola çıkar, efkarlanırım.
Ne olacak bunun sonu, bilmem.
"Kazım'ım" türküsünü söylerler,
Üsküdar'da;
Efkarlanırım."

diyor ya, ben de her şeyden çok etkileniyorum bu sıralar. Sanırım özledim ya ondandır. Yağmur Ela'm benim... Onu düşündükçe:

"Sıcacık bir yağmur siner
kara gecenin içine.
toprak somun gibi kabarır.
Tak tak vurulur kapıma,
kişner kapımda kır atım,
dünyam gümüşler kuşanır."
(A.Kadir'den)

26 Ocak 2011 Çarşamba

KARDEŞ Mİ?


GÜNLÜK

Yıl 1980/ 5 Eylül
Zonguldak

Yıllar nasıl da arkasına bakmadan geçip gidiyor. Biz farkına bile varamıyoruz. Günler, aylar, mevsimler...
Yaza doyamadan yine hazan mevsimi geldi bak. Apansız havalar soğumaya başladı, doğa canlılığını yavaş yavaş tüketiyor gözümüzün önünde. Yeşil yerini sarıya bırakıyor usul usul... Birkaç gündür yağan yağmur nihayet dindi bugün. Fakat güneşi henüz göremedik. Havadan mıdır nedir herkeste bir sıkıntı, tedirginlik, memnuniyetsizlik var, açıkça gözlemlenen...

Yavrum şu anda etrafımda dolanıp duruyor. O da sıkıntılı bu sıralar. Eve tıkılıp kaldık, havalar düzelse geçecek sanki. Her gün: "Anneciğim, okulum ne zaman açılacak? Hadi açılsın!" anlaşılan arkadaşlar, öğretmen özlenmiş, bu iyi bir şey aslında değil mi günlükçüğüm?

Evet, bir yazı daha geride bıraktık. İstediğim gibi yararlanamadım bu tatilden. Oysa pek çok planım vardı tatile değgin. Çalışacaktım, bir şeyler yazacaktım; olmadı. Çocukla biraz zor, her an onunla ilgilenmemi istiyor. Şu anda boyama kitabıyla boya kalemlerini getirdi, 'Hadi boyayalım, anneciğim sen bana yardım et..." diyor. Çaresiz biraz yardım edeceğim. Boya zamanı, biraz ara...

***

Şimdi diğer odaya gitti, kimbilir ne getirecek. Üç yaşı bitti mayısta. En önemli isteği okulunun açılması, çabucak büyümesi ve ilk okula başlaması... Siyah önlük, beyaz yakaları görünce bu isteği iyice artıyor. Bir de kardeş istiyor, bunu sürekli yineliyor. Kardeşi olmasını ben de çok istiyorum, ama henüz erken, biraz daha büyüsün hele... Hem kim bakacak, nasıl olacak? İkinci çocuk biraz daha rahatlayalım öyle olsun değil mi? İkisi de ezilmesin istiyorum. Çalışan anne olmak zor, gerçi bu yıl biraz rahatladık, ama yine de ikinci için erken...

Tatilde Karasu'ya gittik. Karasu, Adapazarı'nda... EKİ'nin kamp yeri var, 10 gün kaldık.Denizden bol bol yararlandık, yemekleri de çok güzeldi doğrusu. İyi bir tatil oldu, dinlendik, üçümüz birarada bol bol eğlendik.

Haberleri hiç sorma günlük. Çorum'da, Fatsa'da olaylar çığrından çıkmış durumdaydı biz tatildeyken. Birileri durmadan ölüm yağdırıyor...DİSK Başkanı Kemal Türker öldürüldü. Eski başbakanlardan Nihat Erim öldürüldü. Asala, elçilerimizi öldürüyor.Nereye varacak bu işin sonu bilemiyorum. Okullar da karışık...

Kitaplarını kucaklamış geldi, bakalım hangisini seçecek okumam için.
Hoşçakal günlük. Şimdilik ben kaçtım.

28 Aralık 2010 Salı

ÇAY

GÜNLÜK
23 Haziran 1980
Zonguldak

Biraz önce defterim geçti elime, en son kasım 79'da yazmışım. Sıkılınca deftere sarılmışım anlaşılan. Mutluluklar pek yazılmıyor, yaşanıyor galiba. Dert söyletiyor insanı demek ki...

Yazmadığım zamanlarda ne güzel şeyler yaşadık, hiçbirini yazmamışım, bak sen şu işe!

24 Ocak'ta erkek kardeşim evlendi. Ankara buz gibiydi, ama herkes çok mutluydu... Bunu bile atlamışım.

Yeni yıla eğlenerek girdik, çocuklar gönüllerince oynadılar. Yok, buna dair tek satır yazmamışım nedense...
Anaokulundaki partiden, günlerce çocuklar için hazırladığımız hediye paketlerinden, parti için yaptığımız karton şapka maceramızdan ve birbirinden güzel günlerden...

Koşuşturup duruyorum. Kendi okulum, öğrencilerim, yazılılarım, kitaplarım, kızımın anaokulu... Zaman altın değerinde... O kaçıyor, ben kovalıyorum. Sevgisiz yapamazdım. Sevgiyle yapılan işler daha kolay mı geliyor ne?

Biraz sonra kızımın okuluna gideceğim, kısa kesmem lazım. Dünkü çayın değerlendirmesini yapacağız. Çok güzel bir çay düzenledik anaokulu için. Orman işletmesinin salonunda hem çocuklar hem de biz eğlendik. Haa, bu arada okul-aile birliğindeyim ben. Çocukları mutlu etmek için elimizden geleni yapıyoruz. Geçenlerde A.... de anaokulunun bahçesine bir kamyon kum döktürttü. Kumda oynamayı çok seviyor çocuklar...

Ülkedeki olayları hiç sorma sevgili günlük. Onlar bir felaket. Yüreğimiz ağzımızda izliyoruz. Neyse şimdi gitmem lazım, geç kalmayayım...

25 Aralık 2010 Cumartesi

HİÇ


GÜNLÜK

23 Kasım 1979
Zonguldak

Yıllar insanları nasıl da değiştiriyor... Düşünüyorum da ben böyle miydim eskiden. Huysuz, sinirli biri oldum çıktım son zamanlarda. İyice içime kapandım. Yavrum için üzülüyorum en çok da...

Kızım değişti; o mutlu, neşeli kızım gitti; yerine sinirli bir küçük yavru geldi.Onu mutsuz görmek beni kahrediyor. Kızım için her şeyi yaparım. Biliyor, hissediyor dargınlığı.

Artık okulu da sevmiyor. Gerçi öğretmeninin değişmesinin de rolü oldu bunda, biliyorum. Bırakmak istemiyor bizleri. Dün babasını bırakmak istememiş, epeyce ağlamış arkasından. Bugün de aynı şeyi bana yapınca akşama kadar okulda bekledim onu. Öğleden sonra dersim yoktu iyi ki.

Yeni öğretmen kendisine alışsınlar diye dans ettirmiş minikleri, bizimki düşmesin mi? Ben müdüre hanımın odasında otururken getirdi öğretmeni, gözünün kenarı mosmor olmuştu. Canım yavrum, ne çok üzüldüğümü bir bilsen...Öğretmenleri de çok üzüldü. Hemen ekmek içi çiğneyip koydum moraran yere...
Öğretmeni öyle çok üzüldü ki onu teselli etmek zorunda kaldım. Kızım, öğretmeninin verdiği cincini(ciklet) de kabul etmeyince kadıncağızın morali iyice bozuldu. Ben öğretmeni rahatlatmaya çalıştım, belki biraz daha dikkatli olabilirdi o; ama asıl suçlu biziz, onu en çok biz üzdük. Yani kızımızın annesi, babası suçlu...

Bu arada yavrum parmağını da emmeğe başladı. Sanırım bu da sıkıntısının dışa yansıması...

Ben de gerek ruhen gerekse bedenen hastayım, çok hastayım. Çaresizim...Üşütmüşüm, müthiş öksürüyorum, boğazım parçalanıyor sanki. Yoruldum, üşüttüm her neyse, bu pek önemli değil. Beni asıl rahatsız eden ruhsal sorunlarımız. En çok da bunların yavrumun üzerindeki olumsuz etkileri...


Bir yığın yazılı kağıdım var okumam gereken. Bu kafayla okumak istemiyorum. İşim de hiç bitmiyor...

Acaba yarın misafirler gelir mi ki? Sıra bizde... Gelirlerse temizlik yapmam gerekiyor, bir şeyler hazırlamalıyım. Ne yapsam? Hiç halim yok oysaki...

A...... , konuşmaktan, tartışmaktan ısrarla kaçıyor, çekiniyor. Üç kez denedim konuşmayı, ama başarısız oldum her seferinde. "Ne yapmak istiyorsun?" diyorum; " Hiç!" diyor.

Şu anda geldi A...... , yazmayı bırakıyorum...

21 Aralık 2010 Salı

SEN AĞLAMA

GÜNLÜK

Kasım 1979
Zonguldak

Saat 24.00'e geliyor ve ben defterimle baş başayım. Yazıyorum...

Yalnızım, hem de çok yalnız. Üzgünüm... Ailemi düşünüyorum, çok özlüyorum onları. Merak ediyorum, yine üzülüyorum... Yaşam güzelliğini yitiriyor.

Neyse ki yavrum var. Onsuz ne yapardım ben? Yaşamamın gayesi o... Mutlu olması için her şeyi yaparım.

Kimbilir birgün bu yazdıklarımı anlamsız bulurum, fakat yazmadan da duramıyorum. Bir anlamda boşalıyorum. Anlatma, konuşma ihtiyacımı gideriyorum.
İnsanın bir dostunun olmayışı ne kötü! Kendinle konuşuyormuş gibi her derdini, her şeyini rahatça anlatabileceğin bir dost... Ah! ne iyi gelirdi böyle biri olsaydı. Ama yok işte... Bu ortamda zor, çok zor böyle birini bulmak. İnsanlar gün geçtikçe birbirlerine olan güvenlerini yitiriyor.

Dün sabah okula giderken yine arkamdan ağladı kızım. Bu beni çok üzüyor. Bir süre kendime gelemiyorum, ama başka çare de yok.

Genelde ben gitmiyorum, ama bugün okul çıkışı pazara uğradım. Her şey ateşpahası... İki çanta 500 liraya doldu. Oysa öyle pek fazla bir şey almadım. 25-30 Liradan başlıyor fiyatlar. Kızıma bir kilo muz aldım, 120 lira...
Yavrum büyük bir iştahla muzları yiyince yorgunluğum azaldı. Sonra hep birlikte yemek yedik.
A..... derneğe gitti. Bu dernek çalışmaları canımı çok sıkıyor. Geçenlerde uyarı eylemi yaptılar, başkan olunca sorumluluğu artıyor tamam, kabul de benim burada başka kimsem yok ki...

Evi temizledim. Kızıma Anaokulu için vesikalık fotoğraf çektirmiştik, ama yanmıştı ; yeniden çektirmemiz gerekiyordu. Birlikte gidip kızımın ilk vesikalık fotoğrafını çektirdik. Daha sonra bakkala gittik; ekmek, gazete,balon aldık. Posta kutusundan geç kalan bayram tebriklerini aldık. Kartpostallar bayram yoğunluğunda hep gecikiyor böyle... Merdivenlerden çıkarken A..... de geldi.

Sanırım o da çok üzülüyor. Ancak çaba da harcamıyor. Gerçi benim de düzeleceğim yok, en azından bu sıralar. Mutsuzum, çaresizim. Ne yapacağımı da bilemiyorum. Rüzgara kapılmış yaprak gibiyim. En iyisi zamana bırakmak...

Şu denizdeki kazada ölenlere de çok üzüldüm. Haydarbaşa önlerinde Romen tankerle Yunan şilebi çarpışmış, pek çok denizci yanarak ölmüş. Artık acı haber duymak istemiyorum sevgili günlük...

Şimdilik bu kadar. Sonra devam ederim, uyuyacağım...

20 Aralık 2010 Pazartesi

ANAOKULUNA BAŞLADIK


GÜNLÜK

ZONGULDAK-1979

Neden bilmem hiç bu denli kırgınlık olmamıştı aramızda. En kötü tarafı da hiç tartışmıyoruz aramızda. Oysa tartışabilsek gerçekleri daha iyi farkedebiliriz gibi geliyor bana. Ama A..... hiç yanaşmıyor buna.

Barışırken bile doğru dürüst değerlendirme yapmıyor, konuşmadan barışma yoluna gidiyor. Bu yüzden de içimin ezikliği bir süre daha devam ediyor. Hiç olmazsa barışırken bir iki gönül alıcı söz söylemesi gerekmez mi?

Ailesinden gelen bir bencilliği mi var, üzerinden atmaya çalışsa da başaramadığı? Ailede bencillik olur mu? Böyle bir aile tam anlamıyla huzur bulur mu? En azından bir taraf sürekli fedakarlık yapmak zorunda kalır ve ezilir. Bir zaman sonra tepki kaçınılmaz olur.

Bilmem nereye varacak sonumuz...

Kızımı bir haftadır Anaokuluna götürüyorum. Oldukça memnun görünüyor. Yalnız yarım gün olduğu için, sabahları karşı komşumuz bakıyor kızıma. Nasıl öderiz haklarını bilmem ki? Şurada iki adımlık yerde babannesi oturuyor. Bir gün olsun "Çocuğu ne yapıyorsunuz?" diye sormazken, iki yıllık komşumuz, kendi torunuymuş gibi sevgiyle bakıyor.

Bütün bunları gören, bilen A..... de hala beni annesigile götürmeye çalışıyor! Bir gün de onlara "Siz haksızsınız?" dese ya! İşleri düşünce tek tek iş yerine, yanına gidiyorlar. Hangisi onun bir sorunuyla ilgileniyor? Bir gün olsun "Bu da bizim torunumuz" diyorlar mı? Analık babalık bu mu? Öyle tuhaf bir dünya ki...

Acaba diyorum, Zonguldak'a hiç gelmese miydik? O zaman daha mı mutlu olurduk? Bilinmez ki... Ama yine de ailesi olumsuz yönde çok etkiledi bizi. Çoğu onlar yüzünden kırıldık birbirimize...