çocuk büyütmek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çocuk büyütmek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Ocak 2013 Salı

KADINLAR KÖLENİZ DEĞİLDİR



Daha önce "Kürtaj cinayettir." demişti de kadınlar sokağa dökülmüştü."Buna ancak biz karar vermeliyiz.", "Bedenim benimdir." diye haykırmışlardı. Kadıköy'de yapılan eyleme ben de katılmıştım.Çeşitli pankartlar açmıştı kadınlar, bir tanesi de hani birilerini çok utandıran "Vajina Bekçisi" söylemiydi; utanılası onca şey varken bundan utanmak da komik olmuştu ya neyse...

Şimdi de  "En az 3 çocukla beraber güçlü aileler… En az 3 çocuk.
Aileleri güçlü kılmanın yolu buradan geçiyor. Güçlü millet istiyorsak bunun olması lazım.
Bir tane çocuk iflas, iki çocuk iflas, üç çocuk ancak yerinde saymak.
Gelecekte yaşlı nüfus demek.
Bizim genç ve dinamik nüfusa ihtiyacımız var. O da buradan geçiyor." Başbakan bunları söylüyor...


Bir çocuk iflas
İki çocuk iflas
Üç çocuk yerinde saymak,

 bir çocuksever olarak devamını da ben söyleyeyim:

Dört çocuk eh işte!
Beş çocuk olur!
Altı çocuk iyi olur!
Yedi çocuk çok daha iyi olur!
Sekiz çocuk pek ala olur!
Dokuz çocuk harika...

Hadi başlayın çalışmaya! En kolay iş çocuk yapmak, öyle eğitim de gerektirmiyor, hatta eğitimsizler çok daha başarılı, doğur doğurabildiğin kadar n'olacak ki... 

Yalnız küçük bir sorun var: 


Yoksulluk sınırı:3171
Açlık sınırı: 974


Asgari ücret: 734

Haaaa, bir de insanca yaşanacak bir düzen...


Ayşe Arman yazmış bugünkü Hürriyet gazetesinde, okumadıysanız bir bakın isterseniz. NARKOZ VERMEDEN KÜRTAJ YAPTILAR

28 Şubat 2012 Salı

HADİ KUCAKLA


"Ayakta kalabilmek için günde dört kez kucaklanmaya ihtiyacımız var. Başarılar elde edebilmek için günde sekiz kere kucaklanmaya ihtiyacımız var. Büyümek içinse günde on iki kez kucaklanmaya ihtiyacımız var."
Virginia Satir

29 Aralık 2011 Perşembe

TİTRERİİM



"Dal bir gün dedi ki tomurcuğuna:

-Tenimde bir yara işler gibisin.
Titrerim rüzgarlar zarar vermesin."

Ahmet Kutsi Tecer

Sevgili Günlüğüm, "Sehven" sözcüğünü ne çok duyduk şu son yıllarda...

Sehven insanlar ölüyor, sehven acılar çekiliyor, sehven sorular şifreleniyor, sehven telefonlar dinleniyor, sehven tutklanan insanlar oluyor, sehven tutuklanan insanlarımızın telefonlarına suç unsurları olabilecek kayıtlar düşülüyor, sehveh...

Yetmedi mi bu çılgınlık? Tir tir titriyoruz ulusça... Birileri bizimle dalga mı geçiyor?
Kim kime dum duma bir ülke mi olduk sonunda. Sınırlarımız yol geçen hanı mı? İstihbarat suçsuz insanları dinlemekten başka ne yapıyor?
Otuz beş insan yanlışlıkla nasıl öldürülür?
Ölenlere rahmet, yakınlarına sabır diliyorum.

Bölünerek mi mutlu olacak bu ulus?

22 Aralık 2011 Perşembe

HAYIR DEMEDEN ÖNCE



ANNEDEN OĞLUNA
Bak oğlum sana ne diyeceğim:

Hayat bana kristal basamaklar sunmadı
Hatta yürüdüğüm yollar çivilerle doluydu
Ve tehlikeli sarkık dikiklerle
Ve kırık paramparça tahtalarla
Yerler halı kaplı da değildi
Çıplaktı
Ama biri sürekli tırmanıyordu
O da bendim
Varışlar gidişler
Köşeleri dönmeler
Bazen karanlık bölmeler
Işıksız hepten

İşte oğlum bu yüzden asla geri dönme yolundan

Bastığın yerlere de güvenme
Ne yumuşaklık bulmak kolay ne de dinginlik
Sakın düşme
Bana bak, ben hala ilerliyorum yolumda
Hala tırmanıyorum
Ve yaşam bana hala kristal basamaklar sunmuyor.

Langston Hughus

Sevgili Günlük,

Çocuklarımıza "hayır" demeden önce durup iyice düşünmemiz gerekiyor galiba. "Hayır"larımız çocuklarımızın geleceğine set çekmemeli.

Endişeleniyoruz onlar adına, evet ama, bu onların yapmak istediği her şeye düşünmeden karşı çıkmamıza neden olmamalı. Hedeflerine ulaşmaya çalışırken yollarına çıkacak sorunları dile getirmeliyiz. Vazgeçmiyorsa, kararlıysa elimizden gelen desteği vermeliyiz. Anneden Oğluna adlı şiir çok şey anlatmıyor mu?

Başarılar emeksiz gelmiyor...

15 Aralık 2011 Perşembe

SİZİN ÇOCUĞUNUZ NE İLE YAŞIYOR?


Sevgili Okuyucu,

Bazı şeyler bilinse de tekrar tekrar hatırlanmasında yarar var. Hele de çocuklar söz konusu olunca...
Ana-babalık zor iş. Durup düşünmek, derin derin düşünmek zorundayız. Sizin Çocuğunuz Ne İle Yaşıyor? sorusunun yanıtını bulmalıyız. Bunun ertelenmeye tahammülü yok çünkü. Zararın neresinden dönülse kardır.
Çocuklar Yaşadıklarını Öğrenirler, Dorothy L. Nolte'nin güzel bir şiiri, çok şey anlatıyor doğrusu.
Buyrun okuyun efendim, belki
aradığınız yanıtı bulursunuz :



Eğer çocuklar eleştiri ile yaşarlarsa,
eleştirmeyi öğrenirler.

Eğer çocuklar düşmanlık ile yaşarlarsa,
kavga etmeyi öğrenirler.

Eğer çocuklar korku ile yaşarlarsa ,
endişelenmeyi öğrenirler.

Eğer çocuklar acınma duygusu ile yaşarlarsa,
kendilerine acımayı öğrenirler.

Eğer çocuklar alay ile yaşarlarsa,
çekingen olmayı öğrenirler.

Eğer çocuklar kıskançlıkla yaşarlarsa,
hasetin ne olduğunu öğrenirler.

Eğer çocuklar utanç ile yaşarlarsa,
kendilerini suçlu hissetmeyi öğrenirler.

Eğer çocuklar hoşgörü ile yaşarlarsa,
sabırlı olmayı öğrenirler.

Eğer çocuklar güdülenme ile yaşarlarsa,
kendilerine güvenmeyi öğrenirler.

Eğer çocuklar övgü ile yaşarlarsa,
takdir etmeyi öğrenirler.

Eğer çocuklar beğeni ile yaşarlarsa,
kendilerini sevmeyi öğrenirler.

Eğer çocuklar kabul edilme ile yaşarlarsa,
sevginin ne olduğunu öğrenirler.

Eğer çocuklar onay ile yaşarlarsa,
hayatta hedefleri olmasının iyi olduğunu öğrenirler.

Eğer çocuklar dürüstlük ve eşitlik yaşarlarsa
cömert olmayı öğrenirler.

Eğer çocuklar güvenlik duygusu ile yaşarlarsa,
kendilerine ve etraflarındakilere güvenmeyi öğrenirler.

Eğer çocuklar dostluk ile yaşarlarsa,
dünyanın barış içinde yaşanması gereken bir yer olduğunu öğrenirler.

Eğer çocuklar sükunetle yaşarlarsa,
huzur içinde yaşamayı öğrenirler.

SİZİN ÇOCUĞUNUZ NE İLE YAŞIYOR?

25 Aralık 2010 Cumartesi

HİÇ


GÜNLÜK

23 Kasım 1979
Zonguldak

Yıllar insanları nasıl da değiştiriyor... Düşünüyorum da ben böyle miydim eskiden. Huysuz, sinirli biri oldum çıktım son zamanlarda. İyice içime kapandım. Yavrum için üzülüyorum en çok da...

Kızım değişti; o mutlu, neşeli kızım gitti; yerine sinirli bir küçük yavru geldi.Onu mutsuz görmek beni kahrediyor. Kızım için her şeyi yaparım. Biliyor, hissediyor dargınlığı.

Artık okulu da sevmiyor. Gerçi öğretmeninin değişmesinin de rolü oldu bunda, biliyorum. Bırakmak istemiyor bizleri. Dün babasını bırakmak istememiş, epeyce ağlamış arkasından. Bugün de aynı şeyi bana yapınca akşama kadar okulda bekledim onu. Öğleden sonra dersim yoktu iyi ki.

Yeni öğretmen kendisine alışsınlar diye dans ettirmiş minikleri, bizimki düşmesin mi? Ben müdüre hanımın odasında otururken getirdi öğretmeni, gözünün kenarı mosmor olmuştu. Canım yavrum, ne çok üzüldüğümü bir bilsen...Öğretmenleri de çok üzüldü. Hemen ekmek içi çiğneyip koydum moraran yere...
Öğretmeni öyle çok üzüldü ki onu teselli etmek zorunda kaldım. Kızım, öğretmeninin verdiği cincini(ciklet) de kabul etmeyince kadıncağızın morali iyice bozuldu. Ben öğretmeni rahatlatmaya çalıştım, belki biraz daha dikkatli olabilirdi o; ama asıl suçlu biziz, onu en çok biz üzdük. Yani kızımızın annesi, babası suçlu...

Bu arada yavrum parmağını da emmeğe başladı. Sanırım bu da sıkıntısının dışa yansıması...

Ben de gerek ruhen gerekse bedenen hastayım, çok hastayım. Çaresizim...Üşütmüşüm, müthiş öksürüyorum, boğazım parçalanıyor sanki. Yoruldum, üşüttüm her neyse, bu pek önemli değil. Beni asıl rahatsız eden ruhsal sorunlarımız. En çok da bunların yavrumun üzerindeki olumsuz etkileri...


Bir yığın yazılı kağıdım var okumam gereken. Bu kafayla okumak istemiyorum. İşim de hiç bitmiyor...

Acaba yarın misafirler gelir mi ki? Sıra bizde... Gelirlerse temizlik yapmam gerekiyor, bir şeyler hazırlamalıyım. Ne yapsam? Hiç halim yok oysaki...

A...... , konuşmaktan, tartışmaktan ısrarla kaçıyor, çekiniyor. Üç kez denedim konuşmayı, ama başarısız oldum her seferinde. "Ne yapmak istiyorsun?" diyorum; " Hiç!" diyor.

Şu anda geldi A...... , yazmayı bırakıyorum...

6 Aralık 2010 Pazartesi

YENİ BİR YAŞAMA MERHABA


GÜNLÜK

7 Eylül 1977
Zonguldak


Buraya geleli neredeyse üç ay olacak. Günler geçiveriyor hemen...

Yeni yepyeni bir yaşantımız var şimdi. Anne- baba ve çocuk, üç kişilik küçük bir aile... Kızımız, yavrumuz şu anda üç buçuk aylık bir bebek... Öyle tatlı, öyle güzel ki satırlarda anlatmak olanaksız.
Mutlu, huzurlu, sakin bir yaşantımız var. Eşim de ben de yavrumuzu çoook seviyoruz.

Şimdi tek amacımız onu yetiştirmek. Mutlu, sağlıklı, başarılı olabilmesi için elimizden gelen her şeyi yapmak...

Şu anda uyandı. Yatağını yanıma çektim, üstünü de açtım... Hem bana bakıyor gülümseyerek, hem de oynuyor ayağıyla eliyle... Arada da beni kucağına al, der gibi bana nağme yapıyor.

Mavi tulumunu giydirdim. Saçına da kırmızı kurdele taktım. ( Nişan yüzüklerimizin kurdelesinden kestim, inşallah kızımıza uğur getirir. ) Üç buçuk aylık olmasına karşın saçları epey uzun. Çok da sağlıklı, sürekli hareket halinde... Bu sıra oturmayı da öğrendi, yatırınca başlıyor ağlamaya. Yastıkları destek yaparak oturtuyorum, keyfi yerine geliyor. Tatlı tatlı gülücükler gönderiyor bizlere... Fakat henüz çok ufak olduğu için bunu sık sık yapamıyorum, biraz kızıyor ama çaresiz bekleyeceğiz büyümesini...

Küçük Hanım banyo yapmayı da çok seviyor. Suyun içinde ellerini şap şap vurup suları sıçratmak onun için yeni keşfedilmiş keyifli bir oyun oldu. Ağlamadığı için onu yıkamakta fazla güçlük çekmiyorum artık. Her sabah düzenli olarak banyosunu alıyor hanımefendi. Gülüyor annesine, tatlı tatlı gülüyor şimdi... Yarabbim ne tatlı şeymiş annelik. Onsuz ne yapardım burada ben ! Bu arada bende yeni bir alışkanlık gelişti, sürekli maşallah sözcüğünü kullanıyorum. Çevredekilerin uyarılarını dikkate almaz göründüğüm halde farkına varmadan maşallah diyiveriyorum sık sık... Nazar da neymiş , derken şimdi yavruma, ya değerse, diye endişe etmenin çelişkisini yaşıyorum...

25 Haziran'da Elazığ'dan Malatya'ya hareket ettik. Oraya kadar babam arabasıyla getirdi bizi. Anneannesi, teyzeleri de geldiler. Ayrılış çok zor oldu. Özellikle bir de D.......'den ayrılmak onlara çok güç geldi. Malatya'dan uçakla Ankara'ya geldik. Yavruma da bilet kestiler. Yirmi iki liraya... Hayatta hiçbir bilet o kadar sevilmemiştir.
Hostes ablaları kızımızı çok sevdiler. Pilot kabinine de götürdüler.

Şu anda başladı ağlamaya, daha doğrusu ağlamaya niyetlendi; seni yazıyorum, diyince sustu, anlamış gibi gülmeye başladı ...

Ankara'da kardeşime uğradık. Arkadaşları da kardeşim de çok sevdiler yavrumuzu. Kardeşime "Dayııııı! " diye takıldı arkadaşları. Ve 26 Haziran'da sabaha karşı sekiz saatlik otobüs yolculuğundan sonra geldik buraya.

On beş, yirmi gün sonra teyzeleri geldi, ayrılığa daha fazla dayanamamışlar.
Yeğen çok seviliyor diyorlar durmadan. Onlara iyice alıştık bir ay süresince. Gidişleri çok zor geldi bize. Ha onlar gitmeden dayısı da geldi kızımın, hasretine dayanamamış o da.. Bir hafta kaldı, sonra hep birlikte gittiler.
Onlar gideli bir ay olmadı ama bize çok daha uzun geliyor. Şimdi yeni yeni alışmaya çalışıyoruz.

Eş durumundan tayinimi yaptırdık buraya. Bakalım lisede ne yapacağız ? 19 Eylül'de Öğretmenler Kurulu var. 20 Eylül'de de sınavlar başlıyor. Ekim'de okullar açılacak. O zaman işimiz biraz zor olacak. Yavrumu yarım günlüğüne babaannesine bırakacağız. Yabancı birisindense onun bakması büyük bir avantaj bizim için. Hiç olmazsa candan bakar kendi torununa. Yabancılar öyle mi ya ?
Neyse ki yarım gün. Ev, okul, kızım biraz zor olacak ama onun da üstesinden geliriz. Az sıkıntılar atlatmadık ki biz...

A....... gelir birazdan. Kızımla hazırlanıp gidelim diyoruz. Nereye mi ? Fotoğrafçıya... Öyle yakıştı ki kurdelesi bu anını kaçırmak istemiyorum.

Her şeye karşın çok mutluyuz burada. Küçük ama mutlu bir aileyiz...