Zonguldak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Zonguldak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Nisan 2012 Cumartesi

ZONGULDAK'TA 23 NİSAN ULUSAL EGEMENLİK ve ÇOCUK BAYRAMI ERTELENDİ

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı  kutlamaları Zonguldak'ta mayıs ayına ertelendi. Gerekçe Çaycuma'da yaşanan köprü felaketi...

Bugün çocuklar son provalarını yaptıktan sonra karar açıklandı iyi mi?

Çocuklar, ocak ayından beri ,  Fener sahasında çalışmalar yapıyordu. Cıvıl cıvıl çocuk sesleriyle uyanıyorduk. Öğretmenlerin sesi eve kadar geliyordu. "Biliyorum çocuklar çok yoruldunuz, biz de öyle; ama çok güzel olacak..." diyordu mikrofondaki öğretmen. 

Kıyafetler alınmış, çalışmalar tamamlanmış, son prova yapılmış vee en güzel bayramları iptal edilmiş. Ne hakla?

Köprü yıkılalı 10 gün olmuş, şimdi mi aklınız başınıza geldi? Bayramı ertelemeye bahane olarak mı kullanıyorsunuz nedir? Her şey, herkes normal yaşamını sürdürürken sadece çocuklara yas tutturmanın mantığı ne? İşçiler pisi pisine öldüğü için Erzurum'a taziye ziyaretlerine giden İçişleri Bakanı vatandaşı davul çaldırıp oynatırken, kendisi de tempo tutup yerinde bir oyana bir buyana sallanıp eşlik ederken yas tutmak akıllarının ucundan geçmiyor ama...

Aslında niyet başka, hepten kaldıracaklar, ama şimdilik tepkileri göze alamıyorlar. Köprü bahane olarak kullanılıyor, en kolay yol seçiliyor.

Televizyonlarda yas yok, TRT de bile... Vur patlasın, çal oynasın devam ediyor. Van depreminde de aynısı yaşanmadı mı? 29 Ekim Cumhuriyet Bayramımızın kutlanmasına izin vermediler, aynı günün akşamı düğüne gittiler.

Ne yaparlarsa yapsınlar, başaramayacaklar. Atatürk temelleri sağlam atmış, yıkılmıyor; yıkılmayacak. Üç yaşındaki Ela bile şiir okumaya başladı:

"Atatürk yoktu, düşman çoktu
Atatürk geldi, düşmanı kovdu,
Bugünü bize armağan etti..." diyor. 

Bugün Türkiye'nin her köşesinde çocuklar Atatürk diyor. Gençler Atatürk'ün Hitabesini okuyor. Birinci görev olarak Türk Bağımsızlığını, Türkiye Cumhuriyetini sonsuza kadar koruma ve kollamayı benimsiyorlar. Gaflet ve dalalet içindekilerin çabalarını boşa çıkarmak için tetikte, uyanık bekliyorlar. Aydınlıkların karanlıkları boğacağı günleri sabırla bekliyorlar.

Atatürk "Geldikleri gibi giderler." demişti. Geldikleri gibi gittiler...

Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız kutlu olsun. Coşkuyla kutlayacağımız günler de gelecek inanıyorum...

30 Aralık 2010 Perşembe

CUMHURBAŞKANI SEÇEMEDİK


GÜNLÜK

26 Haziran 1980
Zonguldak

Zonguldak'a geleli bugün üç yıl olmuş. 26 Haziran 1977'de gelmişiz.Yıllar geçiveriyor işte...

İyice alıştık buraya. Özellikle manzarasına doyum olmuyor. Gidersek, bir gün gidersek sanırım en çok bunu arayacağım.

Şu anda balkonda oturuyorum. Önümde defterim, yazıyorum. Bir yandan da bu nefis manzarayı seyrediyorum. Karşımda liman tüm ayrıntılarıyla duruyor. Deniz hafif dalgalı. Hava, olabildiğince sıcak, tam deniz havası...
Yeşille mavinin iç içe olduğu bir şehir burası. Ve tepeler... Tümüyle tepelerden oluşuyor. Yollar bu tepelerden inen merdivenler, merdivenler yol olmuş Zonguldak'ta. Karaelmas diyarında yaşamak hem güç hem de çok zevkli...

Denizde iki gemi var, kapkara... Ya kömür, ya demir, ya da kum taşıyordur. Yolcu gemileri genellikle akşam saatlerinde geliyor.Işıl ışıl yanıyor gemiler, seyretmeyi seviyorum. Bir de güneşin batışı var ki görmek lazım, anlatılmaz güzellikte...

Aşağıda yoldan arabalar geçip gidiyor. Site minibüsleri çoğunlukta... Dolmuş ücretleri iyice arttı, on beş lira, az değil bence. Artık zamların, zulumlerin ardı arkası kesilmiyor...

Biz insanlar, doğanın bahşettiği tüm güzellikleri bozmak için birbirimizle yarışıyoruz. Sanki dünya dar geliyor insanlarımıza. Gözlerini kırpmadan öldürüyorlar, hiç acımadan insanlara kıyıyorlar...

Artık geçinemez duruma geldik neredeyse, üstelik iki kişi çalışıyoruz. Ya tek maaşla geçinmeye çalışanlar, birkaç çocuk okutanlar... Allah kolaylık versin, ne diyeyim.

Ülkemizin durumu çok kötü. Aylardır bir cumhurbaşkanı seçemedik. Hükümet çaresiz. Komşu devletler karışık...

Geçenlerde Irak sınırımızdaki köylülerimiz, sınırın ötesinde ot topladıkları için, Iraklı askerler tarafından kurşuna dizildi. Sessizce bekledik...

Biraz önce yavrum uyandı. Şimdi kalemi tutuyor, birlikte yazıyoruz bu satırları. Öyle tatlı bir kızım var ki anlatamam. Çok mutluyuz, çok... Yavrum, A....'im ve ben... Bir de kardeşim H....'im, altı aydır yanımızda. Gezmeye geldi, kızımıza bakmaya geldi ve gidemedi. İyi ki bizimle, onu çok seviyorum. O, benim en küçük kardeşim.

Zonguldak'ın havasını alan, suyunu içen burayı bırakamaz diyordu Zonguldaklılar, doğruymuş. Burada işe başladı bile... O, artık mühendis hanım oldu. Haa birkaç ay da ücretli öğretmenlik yaptı bizim okulda. "Ahlak" dersi öğretmenliği yaptı, boş geçiyormuş, müdür rica etti. Kot pantollu Ahlak öğretmenini önce yadırgadı çocuklar, ama sonrasında çok sevdiler...

Saat 18.00 olmuş. Biraz sonra işten gelirler. Tüm ailemi çok seviyorum, mutlu olmalarını diliyorum yürekten.

Bugün okula gittim. Sabah gözcülük görevim vardı sınavda. Öğleden sonra da kızımla uyuduk. Ben uyandım, kızım uyumaya devam etti de bu satırları yazabildim.
Sıkıldı , bak elindeki oyuncağı balkondan aşağıya attı şimdi. Sızlanıp duruyor, gidip alalım, biraz da dışarda oynarız.
Şimdilik bırakıyorum...

6 Aralık 2010 Pazartesi

YENİ BİR YAŞAMA MERHABA


GÜNLÜK

7 Eylül 1977
Zonguldak


Buraya geleli neredeyse üç ay olacak. Günler geçiveriyor hemen...

Yeni yepyeni bir yaşantımız var şimdi. Anne- baba ve çocuk, üç kişilik küçük bir aile... Kızımız, yavrumuz şu anda üç buçuk aylık bir bebek... Öyle tatlı, öyle güzel ki satırlarda anlatmak olanaksız.
Mutlu, huzurlu, sakin bir yaşantımız var. Eşim de ben de yavrumuzu çoook seviyoruz.

Şimdi tek amacımız onu yetiştirmek. Mutlu, sağlıklı, başarılı olabilmesi için elimizden gelen her şeyi yapmak...

Şu anda uyandı. Yatağını yanıma çektim, üstünü de açtım... Hem bana bakıyor gülümseyerek, hem de oynuyor ayağıyla eliyle... Arada da beni kucağına al, der gibi bana nağme yapıyor.

Mavi tulumunu giydirdim. Saçına da kırmızı kurdele taktım. ( Nişan yüzüklerimizin kurdelesinden kestim, inşallah kızımıza uğur getirir. ) Üç buçuk aylık olmasına karşın saçları epey uzun. Çok da sağlıklı, sürekli hareket halinde... Bu sıra oturmayı da öğrendi, yatırınca başlıyor ağlamaya. Yastıkları destek yaparak oturtuyorum, keyfi yerine geliyor. Tatlı tatlı gülücükler gönderiyor bizlere... Fakat henüz çok ufak olduğu için bunu sık sık yapamıyorum, biraz kızıyor ama çaresiz bekleyeceğiz büyümesini...

Küçük Hanım banyo yapmayı da çok seviyor. Suyun içinde ellerini şap şap vurup suları sıçratmak onun için yeni keşfedilmiş keyifli bir oyun oldu. Ağlamadığı için onu yıkamakta fazla güçlük çekmiyorum artık. Her sabah düzenli olarak banyosunu alıyor hanımefendi. Gülüyor annesine, tatlı tatlı gülüyor şimdi... Yarabbim ne tatlı şeymiş annelik. Onsuz ne yapardım burada ben ! Bu arada bende yeni bir alışkanlık gelişti, sürekli maşallah sözcüğünü kullanıyorum. Çevredekilerin uyarılarını dikkate almaz göründüğüm halde farkına varmadan maşallah diyiveriyorum sık sık... Nazar da neymiş , derken şimdi yavruma, ya değerse, diye endişe etmenin çelişkisini yaşıyorum...

25 Haziran'da Elazığ'dan Malatya'ya hareket ettik. Oraya kadar babam arabasıyla getirdi bizi. Anneannesi, teyzeleri de geldiler. Ayrılış çok zor oldu. Özellikle bir de D.......'den ayrılmak onlara çok güç geldi. Malatya'dan uçakla Ankara'ya geldik. Yavruma da bilet kestiler. Yirmi iki liraya... Hayatta hiçbir bilet o kadar sevilmemiştir.
Hostes ablaları kızımızı çok sevdiler. Pilot kabinine de götürdüler.

Şu anda başladı ağlamaya, daha doğrusu ağlamaya niyetlendi; seni yazıyorum, diyince sustu, anlamış gibi gülmeye başladı ...

Ankara'da kardeşime uğradık. Arkadaşları da kardeşim de çok sevdiler yavrumuzu. Kardeşime "Dayııııı! " diye takıldı arkadaşları. Ve 26 Haziran'da sabaha karşı sekiz saatlik otobüs yolculuğundan sonra geldik buraya.

On beş, yirmi gün sonra teyzeleri geldi, ayrılığa daha fazla dayanamamışlar.
Yeğen çok seviliyor diyorlar durmadan. Onlara iyice alıştık bir ay süresince. Gidişleri çok zor geldi bize. Ha onlar gitmeden dayısı da geldi kızımın, hasretine dayanamamış o da.. Bir hafta kaldı, sonra hep birlikte gittiler.
Onlar gideli bir ay olmadı ama bize çok daha uzun geliyor. Şimdi yeni yeni alışmaya çalışıyoruz.

Eş durumundan tayinimi yaptırdık buraya. Bakalım lisede ne yapacağız ? 19 Eylül'de Öğretmenler Kurulu var. 20 Eylül'de de sınavlar başlıyor. Ekim'de okullar açılacak. O zaman işimiz biraz zor olacak. Yavrumu yarım günlüğüne babaannesine bırakacağız. Yabancı birisindense onun bakması büyük bir avantaj bizim için. Hiç olmazsa candan bakar kendi torununa. Yabancılar öyle mi ya ?
Neyse ki yarım gün. Ev, okul, kızım biraz zor olacak ama onun da üstesinden geliriz. Az sıkıntılar atlatmadık ki biz...

A....... gelir birazdan. Kızımla hazırlanıp gidelim diyoruz. Nereye mi ? Fotoğrafçıya... Öyle yakıştı ki kurdelesi bu anını kaçırmak istemiyorum.

Her şeye karşın çok mutluyuz burada. Küçük ama mutlu bir aileyiz...

23 Ocak 2010 Cumartesi

SEKSENİNCİ MEKTUP


24 AĞUSTOS 1975
ZONGULDAK

Sevgilim,

Evde kimsenin olmadığı bir pazar günü , her şeyden önce, bu satırlarımı böyle bir kağıda yazdığım için özür dileyerek, başlamak istiyorum. Bu sıra bir uyuşukluk, bir tembellik var bende. Gidip bakkaldan kağıt almak zor geldi...

Sana göre kısa, bana göre uzun bir süreden sonra yine karşı karşıyayız. Haftanın en güzel şarkılarını dinleyerek yazıyorum mektubunu... Bundan bir şarkı sonrasını senin için; 3 şarkı sonrasını da kendim için tuttum. Ne çıkarsa şansımıza...

Evet sevgilim, gelelim senin mektubuna... Birtakım şeyleri çok güzel dile getirmişsin. Ben de bütün girişimlerimin başarısız kaldığını nasıl yazsam diye düşünüyordum...

Benim tecil için önümdeki yollar yarı yarıya kapanmıştı. Ve arkadaşlar arasında evli bekar ayırdetmeksizin yaptığım nabız yoklamaları , bir an önce askere gitmem ve evliliği askere gittikten sonra düşünmem doğrultusundaydı. Bu psikolojik baskı altında onlar ve sen gibi düşünmeye başladım. Öyle tahmin ediyorum ki bu kasım ayında askere alınmam oldukça kuvvetli... Askere gitmeyi ben de çok istiyorum. Çünkü bir an evvel gidip gelmek en doğrusu olacak.

Bak, dinle şarkını...

" Ağlarım, inlerim bitmez kederim. Ben böyle hayata hayat mı derim. Gündüzüm ayrı dert , gecem bir başka... Ne kadar mutluydum , düşmeden aşka..."

diyip devam ediyor, dinliyorsun değil mi?

Dün saat 16.00'da bizim komşunun oğlunun nikahı oldu. Görecektin tantanayı... Millet sırasını savıyor. Sanki ne olurdu şu askerlik 4 ay olsaydı...

İşte bu nedenle çok kızıyorum ECEVİT'e! Hekese bu hakkı tanımadığı ve eşitlik ilkesine ve Anayasaya aykırı hareket ettiği için... Bu yüzden çok çok çok çoookkk kızıyorum DEMİREL'e bu hak bize de tanınmıştı , senatoda bu hakkımızı elimizden aldığı için...

Ve işte benim şarkımı dinleyelim gel, beraberce...

"Bu gece son gecemiz, acı günler yakında. Bir ömür böyle geçti, olamadık farkında. At kadehi elinden bin parçaya bölünsün . Dökülsün meyler yere hatıralar sürülsün.Dolu dolu içerdik kadehlerle aşkı biz. Güneş bize doğardı, ne mutluyduk ikimiz..."

Şarkılar devam etsin, biz de yazmaya devam edeyim...

Şu resimlere bir daha bakmak geldi içimden. Bakıyorum hepiniz gülüyorsunuz ; sen, ablan, annen ve arkadaşın... Güzel bir tablo, demek ki o zaman oldukça iyiymişsiniz. İkinci resme bakıyorum, sen uyuyorsun, arkadaşın uyumuyor. Bu resimleri bu mektupta göndermiyorum. Ancak bundan sonraki mektupta gönderirim.

İşte sevgilim askerlik sorunu böyle, ben oluruna bıraktım. Bu durumda kasımda askerim % 70 ihtimal... 4Aay okul devresini bitirdikten sonra kurra çekeceğiz. Ve bu kurrayı Elazığ'a çekiyor muyum ! Bak o zaman tantanayı...Ne sarar bu işler o zaman değil mi? Neyse öğrencilik devresini Ankara'da geçireceğiz. Nasıl olsa kardeşin orada, evlerini de biliyorum. Ha aklıma geldi, mektubunda N.......'ın imtihan dönüşü buraya geleceğini yazmışsın. Gelirse çok iyi olur, onun için de bir değişiklik olur. Gelir bir müddet kalır. Çok memnun oluruz.

Bizimkileri soruyorsun. Annem iyi ama , yengem 1,5 aydır burada yok, bütün işler ona kaldı senin anlayacağın. Babam ara sıra Ereğli'ye , Amasra'ya gidiyor, bugün burada idi. Abim beni bugün Amasra'da bekliyordu, ona da yalancı çıktık. Senelik izninde... Şöyle 12 günden beri o da Amasra'da. S......... şimdi denize gitti, genelde çalışıp duruyor. Bana: "Çabuk evlen de sıra bana gelsin!" diye söylenip duruyor. R....... ise şu anda staj yapıyor. O da iki ay sonra çalışmaya başlayacak. S....... çok yaramazlık yapıyor. Şimdi yine geldi, harçlığını aldı gitti. Yengem ise 1,5 aydır burada yok. Amasra'da tatil yapıyor. Ö....... de onunla beraber... Sana geçen sefer yazmıştım. Amasra'ya gittiğimde beni hiç tanımadı. İşte bizim aile bu durumda.

Boş zamanlarımı , bilhassa akşamları bazen çok erken yatarak, bazen de kitap okuyarak geçiriyorum. Bazen sabahları da okuyorum. Yalnız roman değil okuduklarım. Bilmediklerimizi öğreniyoruz. Yahut da okuyarak büyüklerimizin bize yanlış öğrettiklerini düzeltiyoruz. Ve Milliyetçi Cephe'nin kollarını buraya da uzatmasını görüp üzülüyoruz.

Birçok arkadaşımızı görevden aldılar. Elbistan'a sürdüler, ya da kızağa aldılar... 22 Müdür, müdür yardımcısı, başmühendis şu anda görevinden alındı. Söylentiye göre 50 tanesinin daha görevden alınması bekleniyor. Çalışma hayatında huzur kalmadı. Siyaset memuriyet hayatına da girdi. İşte bu nedenle herkes huzursuz. Şu ana kadar bizim müdürlüğe bir zarar gelmedi, ama öyle tahmin ediyorum ki şu ikinci 50 kişilik listede belki piyango bizim müdürlüğe de vurabilir.

Demek ki sen Türkiye turunda gidebileceğimiz yerleri şimdiden ayarlamışsın. Her gittiğimiz yerde o havaliyi bilen birisinin olması iyi olur. Evlilik hazırlıklarına da başlamışsın, bu çok iyi bir haber..

Sevgilim ben bayramda Elazığ'a gelmeyi düşünüyorum, ne dersin? Ekimin dördünde gelsem, ayın onunda veya on birinde dönerim. Valla bu bizimki de acayip bir durum zaten. Buralarda nişanlı çiftleri gördükçe zaten moralim bozuluyor, kızıyorum. Ve sonra kendi kendime , kimseye kızmaya hakkım olmadığını, söylüyorum. Ve yaşantım kızgınlık vs. içinde monoton bir şekilde akıp gidiyor...

Elazığ'da yağışlardan şikayet ediyorsun. Burada da öyle... Perşembe, cuma yağmur yağdı. Cumartesi açıktı, bugün de açık... Ağustos ayında cumartesi, pazar günleri devamlı yağmur yağdı. Deniz mevsimi hemen hemen kapandı sayılır.

Satırlarımı sonlarken tüm ailene ; annene, babana, ablana, N.....'a, H......'e ve sana benim ve bizim ailenin selamı var.


A..........

Not: Mektuba çabuk cevap verirsin umarım...