23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlamaları Zonguldak'ta mayıs ayına ertelendi. Gerekçe Çaycuma'da yaşanan köprü felaketi...
Bugün çocuklar son provalarını yaptıktan sonra karar açıklandı iyi mi?
Çocuklar, ocak ayından beri , Fener sahasında çalışmalar yapıyordu. Cıvıl cıvıl çocuk sesleriyle uyanıyorduk. Öğretmenlerin sesi eve kadar geliyordu. "Biliyorum çocuklar çok yoruldunuz, biz de öyle; ama çok güzel olacak..." diyordu mikrofondaki öğretmen.
Kıyafetler alınmış, çalışmalar tamamlanmış, son prova yapılmış vee en güzel bayramları iptal edilmiş. Ne hakla?
Köprü yıkılalı 10 gün olmuş, şimdi mi aklınız başınıza geldi? Bayramı ertelemeye bahane olarak mı kullanıyorsunuz nedir? Her şey, herkes normal yaşamını sürdürürken sadece çocuklara yas tutturmanın mantığı ne? İşçiler pisi pisine öldüğü için Erzurum'a taziye ziyaretlerine giden İçişleri Bakanı vatandaşı davul çaldırıp oynatırken, kendisi de tempo tutup yerinde bir oyana bir buyana sallanıp eşlik ederken yas tutmak akıllarının ucundan geçmiyor ama...
Aslında niyet başka, hepten kaldıracaklar, ama şimdilik tepkileri göze alamıyorlar. Köprü bahane olarak kullanılıyor, en kolay yol seçiliyor.
Televizyonlarda yas yok, TRT de bile... Vur patlasın, çal oynasın devam ediyor. Van depreminde de aynısı yaşanmadı mı? 29 Ekim Cumhuriyet Bayramımızın kutlanmasına izin vermediler, aynı günün akşamı düğüne gittiler.
Ne yaparlarsa yapsınlar, başaramayacaklar. Atatürk temelleri sağlam atmış, yıkılmıyor; yıkılmayacak. Üç yaşındaki Ela bile şiir okumaya başladı:
"Atatürk yoktu, düşman çoktu
Atatürk geldi, düşmanı kovdu,
Bugünü bize armağan etti..." diyor.
Bugün Türkiye'nin her köşesinde çocuklar Atatürk diyor. Gençler Atatürk'ün Hitabesini okuyor. Birinci görev olarak Türk Bağımsızlığını, Türkiye Cumhuriyetini sonsuza kadar koruma ve kollamayı benimsiyorlar. Gaflet ve dalalet içindekilerin çabalarını boşa çıkarmak için tetikte, uyanık bekliyorlar. Aydınlıkların karanlıkları boğacağı günleri sabırla bekliyorlar.
Atatürk "Geldikleri gibi giderler." demişti. Geldikleri gibi gittiler...
Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız kutlu olsun. Coşkuyla kutlayacağımız günler de gelecek inanıyorum...
Bayram etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bayram etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
21 Nisan 2012 Cumartesi
23 Aralık 2010 Perşembe
KÖMÜR BAYRAMI
Evime, yuvama bakıyorum, düşünüyorum...Dilimde olmasa da aklımda hep o şarkı dolanıyor bugünlerde:
"Neyleyim köşkü, neyleyim sarayı..."
N'oldu bana, neden bu kadar huzursuzum, sıkıldım mı, yoruldum mu?
Biraz kitap okuyup uyumaya çalışayım en iyisi... Çünkü saat bire geliyor. Gece kızım uyanıyor, uykum bölünüyor. Ama şu anda hiç uykum yok. Oysa akşam erkenden vardı; neredeyse gözlerim kapanıyordu. Hastayım da üstelik... Düşünüyorum, hep düşünüyorum.
Bu sıra sigarayı da çok içmeye başladım. Hiç hoşuma gitmiyor, yine de içiyorum. Azaltmalıyım...
8 Kasım'da Kömür Bayramı kutlandı Zonguldak'ta. Uzun Mehmet Kömür Bayramı...
Uzun Mehmet 8 Kasım 1929'da kömürü bulmuş. Bunun öyküsü de şöyleymiş:
Uzun Mehmet yedi yıl Bahriyede askerlik yapmış. O zamanlar kömür dışardan alınıyormuş ve çok pahalıymış. Bu nedenle komutanları askerlere kömür örneklerini göstermiş ve memleketlerine gidince kömür aramalarını söylemiş. Askerliği biten Uzun Mehmet Ereğli'ye bağlı Neyren köyüne dönmüş. 8 Kasım 1829'da köyünde dolaşırken komutanının askerdeyken gösterdiği taşlara benzer taşları görmüş, toplamış ve yakınlardaki değirmenin ocağına götürüp atmış kimseye belli etmeden. Taşların yandığını görünce bunların kömür olduğunu anlamış. Kış koşullarında götürememiş, ancak bahar olunca taşlardan bir kısmını yanına alarak İstanbul'a gitmiş. Padişah II.Mahmut kendisine 5000 kuruş vermiş, ömür boyu 600 kuruş da maaş bağlamış. Ardından birkaç kişiyi Ereğli'ye göndermiş, bu işi araştırmaları için.
Bunu öğrenen Ereğli Beyi Hacı İsmail Ağa, kendisine haber vermeden padişaha haber verdiği için öfkelenmiş, kaldığı handa Uzun Mehmet'i boğdurarak öldürtmüş.
Kömürün yeri bulunamamış, on yıl sonra 1838'de Padişah Abdülmecit bu kez kömür aramaları için adamlarını Ereğli'ye göndermiş. Kömür bulunmuş, 1848 yılında da işletilmeye başlanmış. 1940 Yılına kadar yabancılar tarafından işletilmiş kömür ocakları. 1932 Yılında kurulan Halk Evleri'nin önderliğinde o yıl ilk kez 8 Kasım Kömür bayramı olarak kutlanmış. 1936'Yılındaki kutlamaya Başbakan İsmet İnönü ve Celal Bayar da katılmış.
Sonradan kömüre "Karaelmas" adı verilmiş. Uzun Mehmet anısına Uzun Mehmet Anıtı yapılmış.

İşte 8 Kasım'da yapılan bayramın öyküsü böyleymiş. Bir yerlerde okumuştum, bunu...
Nereden aklıma geldi şimdi, sırası mı?
Öff insanların içini kömürleştirdikten sonra bayram yapmak ne ilginç değil mi?
21 Şubat 2010 Pazar
DOKSAN SEKİZİNCİ MEKTUP

16 Aralık 1975
Elazığ
Elazığ
Canım A........'im,
Bayramda günler genellikle iyi geçti. Yalnız son gün kar yağmaya başladı. Şu anda ince ince serpiyor. Bu da nedense bana hüzün veriyor. Düşünüyorum da geçen bayram bununla kıyaslanamayacak kadar güzeldi...
Sevgilim, mektupların gecikmesi seni olduğu kadar beni de kederlendiriyor. Bununla dördüncü mektubumu yazıyorum sana. Ayrıca bayram için kart da atmıştım. İnşallah eline geçer.
Bundan önceki mektubun arasına çektirdiğimiz resimlerden ikisini koymuştum. Kaybolursa üzüleceğim. Bu , 7 Aralık tarihli mektubunun cevabı. Dün ancak elime geçti. Yazdığın üç mektubu aldım, biri henüz gelmedi. Okul adresine gönderdiysen belki oraya gelmiştir. Yarın bakarım, yoksa kaybolmuştur.
Annenler nasıllar, seni görünce sevinmişlerdir. Bayram tebriğinin içine 4 resim koyup onlara göndermiştim. Belki şu anda birlikte bakıyorsunuzdur... Bizler iyiyiz, yalnız babam biraz rahatsız, üşütmüş. Hastalık sırayla yokladı hepimizi.
Biliyor musun A........'im, bu ayrılıklar bizi oldukça üzüyor, özlemimiz büyüdükçe büyüyor. Bununla orantılı olarak sevgimiz de, birbirimize olan bağlılığımız da artıyor değil mi?
Bu tatilde memlekete gitmen iyi oldu. Sevinmişlerdir. Buraya gelmeni ben de çok isterdim. Aslında bana kalsa hep burada , yanımda ol, diyeceğim(imkan yok, şimdilik) . Ancak oraya gittiğin için sitem edeceğimi sanma. Tabii gideceksin, görevin bu herşeyden önce...
Yalnız bizim de birbirimize karşı sorumluluklarımız var. Karşılıklı anlayış içinde bunları yerine getirebilmemiz önemli. Sevgiyle birlikte bunları da yerine getirebilirsek fazla bir problemimiz olmaz. Sorunlarımız olsa da çözmekte zorluk çekmeyiz, birbirimize destek olarak. Bu arada ailelerimizi de ihmal edemeyiz...
..............
Uzun bir süre ara vermek zorunda kaldım. Son günü de olsa bayramın, misafir eksik olmadı.
N....... da burada, yarın akşam trenle dönecek. Askerde ziyaretine geleceğini söyledi. Valizini, paltonu alabildin mi? Sanırım askerliğin güç günleri geçti. Dışarı çıkmaya başlayınca daha kolay gelir. Ne dersin? Ankara'da olsaydık sık sık ziyaretine gelirdik. Şubat tatilinde gelmeyi çok istiyorum, ama biraz şüpheli, yine de zaman gösterecek.
Sınav sonuçların nasıl? Gece eğitimi zor olmuyor mu?
Resim çektirdiğinde gönder, bekliyorum... Çok merak ediyorum.
Vakit ilerledi. Satırlarıma son vereyim artık.Geçmiş bayramını en içten duygularla kutlarım. Selam ve sevgiler..
N...........
NOT:Mektubunu bekliyorum.
25 Ocak 2010 Pazartesi
SEKSEN DÖRDÜNCÜ MEKTUP

21 EYLÜL 1975
ZONGULDAK
ZONGULDAK
Canım Sevgilim,
Hatırladığıma göre son mektubumu da böyle bir pazar günü yazmışım. Günler ne çabuk geçip gidiyor. İşte şöyle böyle 1,5 ay sonra Vatani Görevi yapmak üzere buradan ayrılacağım.
Dün, yine Elazığ'dan mezun ve aynı zamanda 4 ay askerliğini yapan bir arkadaşı gördüm.İzine gelmiş, birlikte zaman geçirdik .
İşte böyle, demek H.... İnşaat Mühendisi olacak, buna çok sevindim.
H........'in bu işi başaracağına inanıyorum. Benim yerime tebrik ediver.
Yalnız başarılı olması için şimdiye kadarki çalıştıklarının iki misli ve daha randımanlı çalışması gerekecek.
Sevgilim , bu bayram oradayım. Onun için tatlıları vs. hazırla... Nişanlandıktan sonra ilk defa uzun bir müddet beraber olacağımız için şimdiden heyecanlanıyorum. Tabii içimde tarifi imkansız bir sıkıntı da var. Valla aklı başında bir insan olduğumu sanırdım. Bu gidişle liselileri bile geride bırakacağız herhalde...
Vallahi aklıma geçen seneki, ramazan geldiğinde devamlı, o meşhur günü hatırlıyorum! Eğer birisi gelip bu şekilde anlatsa hemen , saçmalıyorsun, derim. Meğer ben neler de yapar mışım! Pardon, herhalde biraz fazla kasıldık...
Evet sevgilim, bırakalım bunları. Hatırlıyor musun bilmem... Hani bir zamanlar , benim için nişan problem değil, ondan sonrası benim için problemin büyüğü, demiştim . Sen ise , hele bir nişanlanalım , bunu ondan sonra düşünürüz, demiştin. Şimdi görüyorsun , nasıl problemler yaşıyoruz.
Ecevit'e bu yüzden kızıyorum, herkesi 4 ay asker yaptı, bize 18 ay... O yüzden kendisini bu sabah 8'de karşılamaya gitmedim! Ama yine de sandık başına gidip oyumu onun lehine kullanacağım.
Sevgilim, biliyorsun bizdeki atamaları. Şimdi ikinci 26 kişilik liste geldi, yayınlanacak. Ve nişanlın da Afşin- Elbistan'a , sürgün gidecek(ŞAKA) .
Yalnız sürülenler devamlı oraya gönderiliyor da...
Sahi, mektubun arasından bir TEST çıktı. Nedir o test, kaç tanesine EVET cevabını verdin?
Mektubunun bir yerinde "Zaman zaman canım sıkılınca yaşamaktan bıktım diye düşünüyordum ! " diye yazmışsın. Vallahi tebrikler, insan hiç bu yaşta yaşamaktan bıkar mı? Halbuki ben de bıkmadım ama , arada sırada şöyle bir 5 veya 10 dakika canım ölmek istiyor...
Pes doğrusu, 90 yaşına giren bir adam , keşke biraz daha yaşasam , diyor. Eğer bu yaşadığımız hayat, ne olursa olsun, yine de yaşamaya değer. Bunu böyle kabul etmek gerekir. Daha önümüzde koskocaman güzel bir ömür var.
Desene ablan yakına geldi. Annene geçmiş olsun dileklerimi iletirsen sevinirim. Diş gerçekten hassas bir konu. Ve bizim memlekette halkın % 85'inin bu derdi olduğunu söylüyordu, bir yetkili.
Şimdilik satırlarıma istemeyerek burada son verirken tüm mutlulukların ve en iyi günlerin senin ve ailenin olması en büyük dileğimdir. Bizim ailenin sizin aileye selamını iletirsen sevinirim.
A.........
Not: Mektubunu çabuk yaz, ben burdan ayrılmadan beni bulsun...
...................
Sana şimdi olan bir şeyi nakledeyim. Zarfı kapattım. Mektubun üzerini yazıyordum.Gönderen hanesini yazdım. Radyo başladı bizim şarkıyı söylemeye....
RÜYALAR GERÇEK OLSA
SENİ HER GÜN GÖRÜRDÜM...
Zarfı yırtıp sana bunu yazmak içimden geldi. Fakat evde başka zarf olmadığı için vazgeçtim. Ama nafile! Bu sefer de adresini yanlış yazdım. Sonra da gidip yeni zarf aldım...SENİ HER GÜN GÖRÜRDÜM...
İşte böyle... Sevgiler....
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
