Çok yorgun bir anında, gecenin bir vaktinde kendine dair yansımaların satırlarda hayat bulmasını görmek, az şey mi?
Okudum, bir daha okudum ve kayıt altına almaya karar verdim. Benim kızım beni böyle anlatmış. Okudum, hafifledim, ruhum dinlendi. Mutluluk, evet böyle küçük ayrıntılarda gizli. Farkına varanlara ne mutlu...
Canlarım, iyi ki varsınız, iyi ki canımdan bir parçasınız. Ve iyi ki kendinizsiniz, iyi ki böylesiniz...
Özgür Anne yazmış, o bir zamanlar benim bebeğimdi biliyor musunuz? İşte o güzel yazılar:
ÇOCUKLUĞUMDAN BİRKAÇ ANI
HAYATIN PRATİĞİ
mutluluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mutluluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
11 Nisan 2012 Çarşamba
10 Aralık 2010 Cuma
EVLİLİKTE İLK YILLAR
GÜNLÜK2 Ağustos 1978
Zonguldak
Yıllar ne de çabuk geçiyor...
Yarın evleneli iki yıl olacak. Gerçi bunun altı, yedi ayı askerlik nedeniyle ayrı ayrı geçti. Gerçek anlamda evliliğimiz buraya gelince başladı. Anlayacağın sevgili günlüğüm , biz evliliğe üç kişi olarak başladık. Yani anne baba olduk birden. Biz üç çocuk birlikte böyümeye çalışıyoruz...
Kolay mıydı bu yıllar ? Hayır kolay değildi kuşkusuz. Her şey yeni, herkes yeniydi benim için. Eşim için de askerden geliş , yeni bir işe başlayış, eş ve çocukla birlikte bu yeni hayata uyum sağlayış kolay olur mu ? Ama sanırım benim durumum biraz daha zordu ona göre. Benim ondan ve kızımdan başka hiç kimsem yoktu burada... Yalnızdım, kimseyi tanımıyordum. Şimdi bu satırları yazarken daha iyi anlıyorum yalnızlık duygumu.
Sevgili günlüğüm , sanırım buraya geleli iki ay olmuştu. Bebeğimi uyuttuktan sonra balkonda oturduğumu hatırlıyorum. Evimiz beşinci kattaydı ve ben gözümü yoldan ayırmadan öylece bakıp dua ediyordum. Niçin biliyor musun ? Nereden bilebilirsin ki... Bu duyguyu yaşamayan bilemez ki... Evet, ben yoldan bir tanıdığımın geçmesi için dua ediyordum. O geçecek ve ben beşinci kat balkonumdan onun geçişini görecektim. Hem de böyle bir şansımın olmadığını bile bile... Yaz tatiliydi ve ben bebeğimle baş başaydım. Yalnızlık zor be günlük...
Sonra okula başlayış, yeni bir çevre, yeni arkadaşlar...


Ve kızım şu anda yanımda değil... Nasıl özledim anlatamam. Burnumun direği sızlıyor onu düşünürken.. Yarın ona kavuşmak için yola çıkacağız. Ailemi de çok özledim, ama yavrum başka, o başka, onun sevgisi hiçbir şeyle ölçülmüyor. Kıyas kabul etmiyor. Bir ayı geçti neredeyse... Sınavlar sırası anneannesi aldı ,götürdü yavrumu. A......'in işleri nedeniyle uzadıkça uzadı kavuşmamız. Sağlık olsun diyeyim, sağ olsun da uzakta olsun diyeyim yine de.
" Ayrılık dediğin bir göz yoksulluğu, ve insan insana kavuşur bir gün..."
Aslında bugün gidecektik, olmadı. Yarına kaldı. Saatler geçmek bilmiyor. Hastayım, sıkılıyorum, başım çatlayacak gibi ağrıyor. Dayanacak gücüm kalmadı. Yavrumu bağrıma basmak istiyorum artık...
Okullar tatil oldu, sınavlar bitti; tam gidecekken A..... 'e görev çıktı. Amasra'ya gittik. On beş gün Amasra'da, Çakraz'da bir anlamda tatil yaptık. Çok da güzeldi. Doğanın oldukça cömert davrandığı yerler.
Denizi harikaydı. Bol bol yüzdük. Bu konuda iyi bir öğrenci olduğumu söylüyor eşim. Çünkü onun çabalarıyla kısa sürede yüzmeyi öğrendim. Haksızlık yapmadan belirtmek zorundayım. O da çok iyi bir yüzme öğretmeniydi.
Beni mutlu etmek için elinden geleni yapıyordu eşim, ama ben yavrum da yavrum diyip işin keyfini çıkaramıyordum. O da özlüyordu, biliyordum... Ve biz ilk kez baş başa tatil yapıyorduk. Yalnız ikimiz. Çoğu kişinin arayıp da bulamayacağı bir şeydi. Ama biz üç kişi başlamıştık evliliğe ve ben kızımı çok özlüyordum.
Gezerken , dolaşırken, dans ederken, yemek yerken o hep aramızda, dilimizde, yüreğimizdeydi. Onsuz yaptığımız hiçbir şey içimize sinmiyor anlayacağın sevgili dostum.Her an onunla doluyum, canım benim, her şeyim... Kimse , hiçkimse yavrusundan, sevdiklerinden ayrı kalmasın. Ayrılanlar tez zamanda kavuşsun...
Şimdi bırakıyorum yazmayı.
Yarın mutluluğa yolculuk var...
27 Ocak 2010 Çarşamba
SEKSEN SEKİZİNCİ MEKTUP
23 EKİM 1975
Elazığ
Elazığ
Hayatım,
İki mektubunu da aldığım halde cevabını bir türlü yazamadım. Seni merakta bıraktığım için üzgünüm. Ama her an aklımdasın, çok istediğim halde üç gündür yazamadım. İlk mektubunu pazartesi günü aldım. Öğleden sonraları yazarım diye düşünüyordum ama hep misafir geldi. İkinci mektubunu da dün aldım. Bunu birincinin cevabı olarak yazıyorum. Birkaç gün sonra yine yazarım.
Artık mektupların gecikmesine benim de tahammülüm yok. Sıraya bakmadan sık sık yazalım, olur mu canım. Ancak böyle özlemimiz biraz olsun azalır. Sahi senin iş yerinin telefon numarası kaç? Arada sesini de duymak istiyorum. Bizim okulun numarası 3984 , 2204(müd.)...
Sabah 8'den 13'e kadar okuldayım. Askere gitmeden görüşebilirsek ben de çok sevinirim.
Hastalığın iyileşmiş, memnun oldum. Biliyor musun bugün öğleden sonra da ben doktora gittim. Grip dedi, üşütmüşsün dedi. Birtakım ilaçlar verdi. Akşam başladım kullanmaya.
Ne yapsın doktor, o beden hastalıklarıyla ilgileniyor. Ruhumuzun, kalbimizin derdini nereden bilsin? Onu ancak biz biliriz değil mi? Bu sefer ayrılık hiç çekilmiyor. Bilmem bu aylar nasıl geçecek? Gideli 15 gün oldu, hala yokluğuna alışamadım. Hep yanımda olmanı istiyorum.
Marta kadar umarım işlerimiz düzelir. Keşke Elazığ'a olsa... Olmazsa tayin yaptırmak zorunda kalacağım. Şairin biri:
" Suretim gerçi güler amma, kalp gözüm kan ağlar." diyor.
Biliyor musun ben o kadarına da razıyım, ama onu bile beceremiyorum. Kalbim hep ağlıyor. Üstelik yüzüm de eskisi gibi gülmüyor. Hep bir gün ansızın çıkıp gelmeni düşlüyorum...
Günlerim okulda geçiyor. Son sınıflardan memnunum. Yalnız bir sınıf beni biraz üzüyor. Birkaç tane büyücek öğrenci var, okumaya pek niyetli değiller galiba. İlk derslerde dersi kaynatmaya çalıştılar. Ama ben de ağırlığımı koydum. Şimdi dersi dinlemeye çalışıyorlar. Bu en tembel sınıfım...
Faruk'un soyadı Y...... . İyi düşünmüşsün, teşekkür etmen memnun eder onları.
Geçen gün F........'nin annesini yolda gördüm. Sordu, ben de gider gitmez H.......'ye telefon ettiğini söyledim...
Vakit oldukça ilerledi. Evdekilerin uyumasını bekledim yazmak için. Sabah 7.30'da evden çıkmak zorundayım.
İkinci mektubunu aldığım gün, yani dün, Güzide teyzemden de mektup geldi anneme...
Bugün Ankara'dan, kardeşimden telgraf aldık. İki dersten geçmiş, üçüncünün sonucunu bekliyormuş. Birkaç güne kadar buraya gelecekmiş. Merak ettim, Ankara'daki karşılaşmanızdan bahsetmemişsin. Durum ne haldeydi, yazarsan sevinirim.
Demek abimiz Bursa'da çalışacak. Geçici bir görevle mi gitti? Yengen desene yine yalnız kaldı...
Arkadaşım 26 Ekim'de nişanlanacakmış... Ben de yanında olmayı çok isterdim , ama koşullar...
Kömür bol olunca tabi sobaları kurarsınız. Biz parasını yatırdık, sıraya girdik , odun ancak bu akşam geldi; kömür sıramız henüz gelmedi. Burada odun- kömür bulmakta sıkıntılar yaşanıyor... Mektupla biraz gönderiver, olmaz mı?
A..........ciğim, şimdi mektubuna ara vereceğim. Yarın sonucu bağlar öyle gönderirim. Saat 24.00 oldu. İyi geceler canım. Bu kafayla uyuyabilirsem çok iyi. Uykusuzluk büyük dert oldu bana. Şimdilik hoşça kal canım. Son olarak aklıma şu anda gelen bir sözle bitireyim bari...
"Kaf dağının ardında bile olsan yaşaman, yaşamam için sebeptir." Aynı şey senin için de geçerli değil mi sevgilim?
.................
Şu anda okulun kantinindeyiz.Israrımız üzerine , müzik öğretmeni arkadaş( yeni geldi) , bir şarkıya başladı. İnan ağlamak üzereyim:
"Bu gece son gecemiz, acı günler yakında..." diyor;
"At kadehi elinden bin parçaya bölünsün..." diyor. Ama ben onu değiştiriyorum. "Mutlu günler yakında..." değil mi canım ? Mutlu çok mutlu günlerimiz olacak gelecekte. İnanıyorum buna...
Şimdi de "Sen benim gönlümde açan son gülsün..." diye bir şarkıya başladı...
Birazdan okuldan çıkacağım, giderken postaya atarım, mektubunu. İlk fırsatta yine yazacağım. Sonsuz sevgiler, selamlar... Evdekilere de...
N..........
Etiketler:
aşk mektupları,
at kadehi elinden,
mutluluk,
özlem
13 Ocak 2010 Çarşamba
ALTMIŞ BEŞİNCİ MEKTUP

24 MART 1975
Zonguldak
Zonguldak
Canım, Biricik Sevgilim,
Satırlarıma tüm iyi, mutlu , neşeli, elemsiz günlerin senin olması dileğiyle başlıyorum. Nasılsın ? Umarım şimdi daha iyisindir.
Biliyor musun şimdi TV'de konuşmacı ne diyor? " Birbirimizi tüm içtenliğimizle sevelim, sevilelim..."
Cumartesi akşamı bir arkadaşımın düğünü vardı; gitmeyi düşünmüyordum. Dedim ki: "Arkadaş ben gelemeyeceğim." Bana cevabı ne oldu, biliyor musun? "Sen hiç merak etme, ben şimdi Elazığ'a haber gönderirim; yenge de akşam gelir, sen de gelirsin..." Ve ben de gittim, güzel bir düğün oldu; ama sen olmadıktan sonra her şey bana yavan geliyor, tatsız geliyor.
Biliyor musun kendi kendime ne kadar kızıyorum! Senin cuma akşamı nişanın olsun, cumartesi akşamı da oradan ayrıl; olacak iş mi bu!.. Ama oldu işte... İzni ancak o kadar alabildim! Üzgünüm!
Resimleri aldım, teşekkür ederim. Ben onları oldukça evvel bekliyordum...
Cumartesi eve gelişim öğleden sonra oldu. Evde misafirler vardı. Resimlerin geldiğini söylediler. Ne kadar sevindiğimi tahmin edemezsin! Ama o zaman resimlere bakmam mümkün olmadı, onlar bakıyorlardı! Seni görmem için, ancak misafirlerin gitmesini bekledim. Bana o sürenin ne kadar geldiğini herhalde tahmin edersin!
Sevgilim eğer insanlar istedikleri şeylere hemen sahip olsalardı şimdi dünyanın hali bambaşka olurdu. İşte bizimki de böyle... Eğer insan hayattan ne beklediğini bilirse yaşam o zaman daha düzgün, daha çekilir olur. Monotonluğunu da kaybeder. Biz şimdi birinci etabı başarılı bir şekilde atlatmış durumdayız. Yani şimdiye kadar girdiğimiz sınavlardan en önemlisini ikimiz de başarmış durumdayız. Sıra şimdi bundan sonraki sınavlarda...
Biliyor musun 3Mart 1975 Pazartesi gününü tekrar yaşıyorum:
Sabah çalışma salonundayım... Saat 14.00' teki imtihan için hazırlanıyorum... Saat 9.00'da ANONS var, anlaşılmıyor!.. Arkadaşlar benimle dalga geçiyorlar... Sana diyorlar, gidiyorum; gelen giden yok!..
Saat 12.00 yemek yiyorum... Bir ANONS , yine anlaşılmıyor... Aldırış etmiyorum gibi davranmak istiyorum, ama yerimde de duramıyorum. Kalkıyorum... Kapıya yürüyorum... Ne göreyim!..
Babam karşımda değil mi!.. Annem de arabada...
Ben onları Aker Otele gönderiyorum diye, Erden Palasa göndermişim meğer... Durum düzeltiliyor... Ben de sınava girdikten sonra yanlarına gidiyorum...
Ve sana telefon etmek aklıma geliyor... Ve o akşam saat 20.00'da sizin bahçenin demir kapısının önüne taksiyi çekiyorum... Anneni- babamı gönderiyorum sizin eve... Tabi o arada sizin perde hafif aralanıyor...
Annem ve babam sizin kapıdan içeri girinceye kadar orada kalakalıyorum...
Salı günü akşamı yine sizin kapının önüne çekiyorum arabayı... Bu sefer eve ben de geliyorum...
Çarşamba akşamı söz şerbeti ve ben 10.30 'dan sonra doğru içmeye...
Perşembe günü öyle...
Cuma günü ise bütün günün nasıl geçtiğini pek anlayamadım zaten... Saat 12.00 ve 16.00 bekleme devresi... 17.00 ile 01.00 arası ise tantana devresi... O GÜNLER belki de hayatımın en mutluanlarıydı (şimdiye kadar yaşanmış)...
Ama üzüldüğüm bir nokta var. O akşam yani nişan akşamı senin baban ile benim babamı sinemaya göndermeliydik! Neyse...
Biliyor musun sevgilim, benim işler pek ümit ettiğim gibi yürümedi. Şu anda aynı işte çalışmaya devam ediyorum. Bugünlerde belki kadroya geçebilirim. Kadroya geçmesem de maddi açıdan hiç bir şey farketmez. 90 Saat mesai ve 10 yevmiye prim ile mühendis olarak alacağım maaşa yakın para alabileceğimi zannediyorum. Neyse bunlar ikinci planda kalan işler.
Sevgilim ben Elazığ'a şimdilik gelemiyorum... İzin meselesi... Ancak Nisan'ın beşinden sonra gelebileceğimi sanıyorum. Gelince hiç olmazsa bir hafta kalmak istiyorum orada.
Benim askerlik meselesi oldukça çıkmazda... Şimdilik herhangi bir durum yok. Normal olarak 1975 Kasım'ında gitmem lazım. Ben üç ay sonra askere gitmek istiyorum. Bizi alacaklarını (temmuzda) zannetmiyorum. Ama gitmek için mücadele edeceğim. Eğer temmuzda askere gidebilirsem, 1975 senesi sonunda önümüzde bir engel kalmaz. Ve evlenebiliriz... Ne dersin? Tabi bütün bunlar birer ihtimal... Biliyor musun, H........'ye geçen tlf. ettim, davetiyesi buraya da geldi...
Sevgilim, şöyle bütün resimleri tek tek inceledim. O akşam bayağı neşeli imişiz.Resimlerde hep gülerken çıkmışız... Bunun bir sebebi olsa gerek!
Şimdi o günler geride kaldı. Ama insan resimlere baktığında, o anın mutluluğunu duyabiliyor. Bütün bunlar rüya gibi geliyor, ama rüya değil, gerçeğin ta kendisi...
Tabii sizin okuldakiler bu duruma oldukça şaşırmışlardır. Her şeyin böyle ani olması çok iyi oldu. Bizim arkadaşlar da çok şaşırdılar...
Satırlarımı sonlarken tüm aileMin iyi günler geçirmesini dilerim.Tabii bizim aile fertlerinin sana ve ailene selamlarını unutmayalım.
A........
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
