evlilik hayalleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
evlilik hayalleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Eylül 2010 Perşembe

YÜZ YİRMİ BEŞİNCİ MEKTUP



12 Haziran 1976
Elazığ
saat:21.00


Canım Sevgilim,

Mektubunu bir iki saat önce aldım. Telefonda söylemiştim, bugün Gölcük'e(Hazar gölü) gideceğimizi... İnan sırf mektubunun gelme ihtimali olduğu için az daha gitmekten vazgeçecektim. Fakat daha önceden gideceğime dair söz vermiştim, gitmezsem ayıp olur diye gittim. Ama aklım evdeydi, senden gelecek mektuptaydı, anlayacağın tümüyle sendeydi...

Nerede olursan ol seninleyim ben artık.

Saat 19.oo'da döndük, ilk işim evi aramak oldu. Masanın üstünde zarfı görünce nasıl sevindim tahmin edersin.

Ara vermek zorundayım, tekrar buluşmak üzere hoşçakal canım...

.........

Hemen yazarım düşüncesiyle bırakmıştım, fakat ancak sabah elime alabildim kalemi. Şu anda herkes uyuyor...

Ahh A.....'im bir bilsen şu anda bütün vücudum kırılıyor. Kollarım, omuzlarım, ayaklarım ağrıyor feci halde. Hareketsizliğe iyice alışmıştım, gölde birazcık hareket beni iyice yordu, hamlamışım demek ki... İnan yürümekte güçlük çekiyorum. Bir de yüzümü görsen herhalde gülmekten ölürsün.

Kıpkırmızı havuç gibi bir burun, tunç gibi iki yanak; saçların altındaki kısımlar ise bembeyaz... Bol bol top oynadık güneşin altında!

Canım sevgilim, mektubun beni çok sevindirdi, yalnız üzüldüm de biraz. İnan hayatım senin rüyada bile olsa, üzülmene dayanamıyorum. Neden benimle ilgili böyle kötü rüyalar görüyorsun? Daha önce de görmüştün aynı türde bir rüya... Zihnini meşgul eden bir şey mi var? Her ne olursa olsun anlat bana.

Sana şunu kesinlikle söyleyebilirim: Gerek bu güne kadar, gerekse bundan sonra seni üzecek, utandıracak hiçbir davranışım olmadı, olmayacak da... Bunu biliyorsun sanırım. Bana güveniyorsun, güvenmelisin. Tıpkı benim sana güvendiğim gibi. Şayet sana güvenmeseydim seni bu denli çok sevmezdim, sevemezdim...

Bitanem, ben fena bir hareketimin olmadığını söyledim biraz önce; ancak belki de elimde olmadan, farkına varmadan seni üzdüm, düşündürdüm. Böyle bir şey varsa yaz, bir daha yapmam. Bilerek asla olmaz, belki bilmeden yapmışımdır. Bizim birbirimizden saklı gizli bir şeyimiz olamaz, olmamalı. Çünkü bir yuva kuracağız birlikte.

Bu yuvanın bir ömür boyu devam etmesi için temellerinin sağlam atılması gerekir. Bu temel atmada en önemli madde ise karşılıklı sevgidir, güvendir, anlayıştır. Biz birbirimizi seviyoruz, hem de çok... Güveniyoruz, anlıyoruz, anlamaya çalışıyoruz değil mi?

Evlenmek için sabırsızlanıyoruz, beraberliğimizin bir an önce başlaması için çabalıyoruz, sabırsızlıkla hemen olsun istiyoruz. Birlikte olmayı candan istiyoruz. Yuvamızın mutlu, huzurlu olmaması için hiçbir neden yok. Geleceğe güvenle, sevgiyle bakabiliyorum, her şeyin iyi olacağına tüm kalbimle inanıyorum. Çünkü ÇOK SEVİYORUM A.....'İMİ ...

Canım, koşmaktan dizlerinde derman kalmadığını yazmışsın. Tevfik Fikret'in bir şiiri var, orada:

".......
O senindir, mükedder olma sakın.
Koşan elbet varır, düşen kalkar;
Kara taştan su damla damla akar;
Birikir, sonra bir gümüş göl olur;
Arayan hakkı en sonunda bulur."

Evet sevgilim, şairin de dediği gibi koşan, ulaşmak istediği hedefe elbette varır. Mutlaka varacaktır, çünkü canıgönülden ulaşmayı dilemektir. Arayan kişi doğruluğu, mutluluğu, hakkı en sonunda bulur.

Biz de birlikte koşuyoruz, hedefimiz birlikte yaşamak... Yaklaştık canım, biraz daha dayan; şurada ne kaldı? Yeter ki koşmaktan vazgeçmeyelim. Zira vazgeçtiğimiz anda, yılgınlık gösterdiğimiz anda her şeyi kaybederiz; mücadele edersek kazanırız. Tabi bu arada birtakım güçlükler olacak. Onlara da, ulaşacağımız mutluluk için, dayanacağız, katlanacağız. Değmez mi sevgilim, bütün güçlüklere göğüs germeye değmez mi canım?

Düşün, hep beraber, birarada olacağız. Birlikte gülüp, birlikte üzüleceğiz. Ayrılık olmayacak düşüncelerimizde. Kalplerimiz, düşüncelerimiz hep aynı olacak. Seveceğiz, ölesiye seveceğiz birbirimizi. Hiç bıkmayacağız değil mi hayatım?

Yarın telefon yazdırmayı düşünüyorum, fakat radyoda Diyarbakır-Mardin hatlarının bozuk olduğunu söylediler,belki de çıkmaz; ama olsun deneyeceğim...

Cuma günü sesini telefonda duyduğum an, az daha kalbim duracaktı. Çağırdılar, inan öğrencilerim çok olaganüstü bir şey olduğunu hissettiler. Bir anda yüzüm değişti, hemen koştum. Senin sesini duymak, senin haberini almak, telefonun diğer ucunda senin olduğunu hissetmek mutlulukların en büyüğü benim için. Seni seviyorum, çok çok seviyorum. Sen benim her şeyimsin. Sen bensiz, ben sensiz olamayız artık...

Biliyor musun askerim, canım, düşündükçe temmuzda evlenme işi iyice makul geliyor bana. Çünkü bizim okul tatil. Yaz olduğu için birarada olmamıza hiçbir engel yok. Üç ayı böylece geçiririz. Sanıyorum üç ay sonra senin Mardin'de altı ayın dolmuş olur. Böylece yaptırabilirsek tayinini yaptırırız, olmazsa raporla vs geçiştiririz. Birlikte olduktan sonra her güçlüğü yeneriz.

Baksana A.....'im , şu anda aklıma geldi. Ben de bu gece bir rüya gördüm, yalnız benimki güzel bir rüyaydı:

Seninleydik. Birlikte Samsun'a gitmiştik. El ele, kol kola geziyorduk daha önce
gezdiğimiz yerlerde. Tabi o zamanki gibi resmi resmi değil, o zaman arkadaştık, şimdi nişanlı... Arada fark var. Sen balayına Samsun'a gidelim diyordun, ben de İstanbul'a gitmeyi teklif ediyordum. Vallahi hatırlayınca gülesim geldi. Herhalde akşam yatarken mektubunu okudum, onun etkisinden olacak...

Sahi bir rüya daha gördüm. Güya babam koltukta oturuyor, sehpada da sigarası duruyor. İçinden iki tane sigara alıyorum, bakıyorum uzun maltepe...

Canım istersen rüyamı da tabir edeyim:

Rüyada sigara almak, içmek yola gitmektir. Vallahi bizim iş olacak, öyle sanıyorum. Çünkü babamın sigarasından iki tane aldım. İkimiz birlikte hem de uzun bir yola gideceğiz. Babam izin verecek...

Bakıyorum gülüyorsun.

Gül, gözlerinle gül,
Dudaklarınla gül,
Nerenle gülersen gül,
İçten olsun yeter ki...
Sen güldükçe gül pembe yağacak ağaçlarıma.
Sen güldükçe güleceğim ben de...

"Tanrım bu hasret bir bitse..." diye bir şarkı çalıyor radyoda. Çok hoşuma gitti. İlk fırsatta plağını almaya karar verdim. Sanki bizim duygularımızı tümüyle dile getiriyor Erol Evgin.

Sevgilim, geçen hafta bu zaman kahvaltı yapıyorduk. Meğer bir hafta olmuş, oysa bana bir sene olmuş gibi geliyor.

Pazar bu gün... Hep seni düşünerek geçireceğim. Bu sayfanın da sonuna geldim, artık bitireyim. Bitirirken de her şeyin istediğimiz gibi olmasını dilerim. Öpüyorum seni...

Annem henüz gelmedi.

Not: Fotoğraf için teşekkürler. Çok hoşuma gitti. Dediğin gibi yaptım, babama göstermedim. Sevgiler

15 Haziran 2010 Salı

YÜZ YİRMİ BİRİNCİ MEKTUP


26 Mayıs 1976
Elazığ

Canım Benim,

17 Mayıs tarihli mektubunu aldım. Ne tesadüf değil mi, aynı gün ben de sana mektup yazmışım. Yalnız postaya atmayı geciktirdim. Biliyorsun postaneye gitmek için şehre inmek gerekiyor, bu da her istediğim an olmuyor, özellikle okul varken. Umarım o mektubu almışsındır.

Nasılsın canım? Ben iyiyim, tek derdim ayrılığımız. O da canımıza tak dedi artık! Bitsin istiyorum, yetmez mi bu çektiklerimiz?

***

Hayatım, akşam başlamıştım yazmaya, bırakmak zorunda kaldım. Şimdi kaldığım yerden devam ediyorum.

Bugün 27 Mayıs, Bayram. Dün akşam üstü gözlerim hep kapıdaydı. Yarım gün tatil olduğu için belki gelirsin diye boş yere bekledim. Bu cumartesi yine bekleyeceğim. Zaten hep beklemekle geçti hayatımız değil mi A.....'im?

Bizim okul resmen kapandı, fakat yarın yeniden başlıyor. Aynı sene içindeki gibi kurslar için gidip geleceğiz. Ben yine öğlenciyim. 13'ten, 18'e kadar okuldayım. Telefon edebilirsin.

Telefon dedim de aklıma geldi. Geçenlerde aramışsın, orada olmadığım için görüşemedik. Biz çıkmışız, sen aramışsın. Sesini duymayı çok istiyorum, hiç olmazsa sesini... Kurslarda ararsan sevinirim canım.

Bak sevgilim, haziran sonunda evlenme düşüncemizi annemlere açtım. Önce kabul etmediler, askerlik bitsin öyle, diyorlar. Hele, geçen gün annem, Mihriye'yi dolmuşta görmüş, konuşmuşlar; ondan sonra "Olmaz!" diye tutturdu. Bin güçlükle, en sonunda kabul ettirdim.

Annem bugün Ankara'ya gidiyor, Güzide Teyzem ameliyat olmuş, onu ziyarete gidiyor. Bu arada Ankara'da ev almak istiyorlar ya, ev bakacak. Ben de, bizim tayin işini sormasını istedim annemden. İyice, kesin olarak anlasın yakın bir yere tayinin olup olamayacağını... Bir hafta kalacak Ankara'da.

Tayin işi olmazsa, Mardin'e eşya götürmeyelim, diyorum hayatım. Zira tatil kısa, iki divan götürürüz oraya, olur biter. Lojman işi olursa, kirası da herhalde ucuz olur. Olmazsa Elazığ'da uygun bir ev buluruz. Eşyalarımızı buraya bırakırız. Benim yaz tatili bitiminde sen tedbili hava alırsın, off ya!

Biliyoruz sevgilim, biraz güç olacak, ama güçlükler de kendi kendine yenilmiyor değil mi? Birlikte, el ele verdikçe güçlükleri yeneceğimize inanıyorum ben. Seni seviyorum bitanem, sen de beni seviyorsun, en büyük güç kaynağımız bu olmalı...

Eşya işini düşündüm canım, şimdi alınmazsa ilerde hiç alamayız. Ne sizinkiler ne de bizimkiler o zaman yardım etmezler. Şimdi yeni evleniyoruz diye bir miktar senin ailen, bir miktar da benim ailem verir, kalanı da biz ikimiz öderiz. Mardin'de fazla masrafımız olmaz. Bu nedenle taksitlerimizi ödeyebiliriz.

Geçenlerde Hayriye ile Faruk bize geldiler. Annemlere getirdiğin çatal bıçak takımını gösterdim, çok beğendiler. Onlar da zaten almak istiyorlarmış, sana yazmamı istediler. Şayet bulabilirsen bir takım da onlara getirebilir misin sevgilim? 250 lira olduğunu söyledim, yanılmadım değil mi?

Haa, bak canım, ben o aynalı dediğin çatal bıçak takımını gördüm. 315 liraymış fiyatı. Pek hoşuma gitmedi, belki senin Mardin'de gördüklerin daha güzeldir. Bu dört delikliler de çok güzel. Olmazsa bizim evimize de aynısından al. Yine de sen bilirsin, iyice bak, hangisi hoşuna giderse ondan alırsın.

Hayriye'ler 20 Haziran'da gideceklerlermiş, Çünkü Faruk temmuzda askere gidecekmiş. Alabilirsen yirmisinden önce ellerinde olması gerekiyor çatal bıçak takımının...

Sabah erken kalktım, sana yazmak amacıyla. Biliyor musun canım, mektup yazabilmek için yalnız olmalıyım. Böylece seninle baş başa kalabiliyorum. Yalnız seni düşünüp yalnız seni yaşıyorum...

İnan bir anım bile geçmiyor seni,evimizi, kuracağımız yuvamızı düşünmeden. Seni çok seviyorum canım. Özledim, en kısa zamanda gel...

Sonlarken selam ve sevgilerimi gönderiyorum sana. Yazı için, özür... Dizimde yazıyorum.
Seni pek çok seviyorum.
Hep seveceğim. Bir ömür boyu...

N......


Bak şimdi aklıma geldi. Sürprizin nedir? Çok merak ediyorum, beni fazla merakta bırakma...

Diğer yandan elimdeki yanığın acısı çoktan geçti. Zaten o bana acı vermedi ki... Yalnız izi duruyor. Geçmesini de istemiyorum. Bana o andaki halimizi hatırlatıyor. Mutluluğumuz geliyor aklıma, içimin sevgiyle dolduğunu hissediyorum. Sonra benim elim yanacağına seninkinin yanmasını istiyorsun, olur mu ya? Sen ben yok artık, biz varız. Senin elin yansaydı benimkinden daha çok acı duyardım emin ol sevgilim...

13 Haziran 2010 Pazar

YÜZ YİRMİNCİ MEKTUP



17 Mayıs 1976
Pazartesi
Saat 20.30
MARDİN

Bitanem,

İşte yine karşı karşıyayız seninle. Ama cismen değil, hayalen. İnan sensiz olmak benim için acıların, ızdırapların en büyüğü...
O kadar ki her an seni düşünüyorum, seni anıyorum, seninle yaşıyorum. Seninle doluyum. Bazen o kadar doluyum ki birisinin bana seslenmesi bile yeterli oluyor.

İşte bugün yine öyle oldu. O kadar dalmışım ki düşüncelerimin doruğunda hayal meyal görünüyorsun. Sonra seçilebilir bir şekilde şekilleniyorsun. Ve gülüyorsun. Bazen bana geldiğini zannediyorum. Bazen beni çağırdığını... Ve ister istemez dalgınlığım o şekilde sürüp gidiyor.

Bugün traş olurken berberin koltuğunda uyumuşum. İşte o kısacık, bir anlık uyumamda dahi rüyamda seni görmem için yeterli. Gene beraber olduğumuz bir andı herhalde. Ne hikmetse bir iki kelime konuşurken uyandım. Baktım berber tuhaf tuhaf bakıyor. Utandım.

Evet hayatım, senden ayrılmak o kadar zor , o kadar zor ki... Sensiz olmak, yukarıda da belirttiğim gibi, çok kötü...

Mardin'e geleli beri aklımda iki şey vardı: Birincisi, gerçekleşti, ama istediğim gibi olmadı. Arzum, okul dağılmış, öğrencilerinle giderken senin karşına çıkmaktı. Kısmet olmadı bu. Şimdi bir ikinci isteğim, sürprizim olacak. Ona hazırlıklı ol. Ama belki de olmaz.

Canım, birtanem, dün akşam saat 21.30'da geldim Mardin'e ve bu akşam da nöbetçiyim. Nöbet tutuyorum, seni düşünerek, seni yaşayarak, seni anarak. Niye sevgilim uzuyor bu birleşememiz? Bu ayrılık benim için artık çekilmez bir hal almaya başladı.

Sana şunu söylemek istiyorum: Evin altındaki yoldan giderken dün gece, son olarak kapının önünde gördüm seni... Bir an, var kuvvetimle sana haykırmak, bağırmak istedim ve el salladım. Ama sonra oldukça utandım babandan biliyor musun? Senin o en son hayalin gözümün önünden gitmiyor. Gitmez ki. Gitmeyecek ki...

Ben bugün dört koldan şehre adam saldım, bize harıl harıl ev arıyorlar şimdi. İkimize...
Bu sıra hayatım bölük komutanlığına bakıyorum, yüzbaşı İtalya'da, üstteğmen on gün izin aldı, eşi hastaymış. Dün senden ayrıldıktan sonra, hemen seni özlemeğe başladım. Seni aramaya başladım. Sen benim her şeyimsin, canımsın. Teneffüs ettiğim havasın. Ve her şeyden önce dert ortağımsın, sevgilimsin. Ve ilerde çocuklarımızın anasısın.

Ahh, sevgilim, inan, hep yanımda olmanı istiyorum, sonsuzluğa dek yanımda olmanı... Sen yanımda olduğun zaman dünyanın en mutlu insanı oluyorum, bitmesin istiyorum beraberliğimiz.
Bazen de kendi kendime birtakım kuruntulara saplanıyorum... Sen yanımda oldukça dünyanın en mutlu insanı oluyorum. O kadar ki mutluluktan ölebilirim. Aşık olmak ne tatlı şey.

İşte, bazen Türkçe'ye de kızmıyor değilim, o kadar az kelime var ki hislerimi ifade edebilmek için kelime bulamıyorum. Ve "Seni seviyorum." sözcüğünün maskesi arkasına sığınıyorum. Evet, seni seviyorum. Ve her gün, her zaman, her an seveceğim. Çünkü biz birbirimiz için yaratılmışız öyle değil mi hayatım?

Öyle tahmin ediyorum ki şu an, elindeki o yanık, hala acıyordur. Öyle mi? Halbuki ben hiç öyle olmasını istemezdim. Keşke senin elin yanacağına, benimki yansaydı...

Hayatım, şimdi bir mektup da eve yazacağım. Senden bahsedeceğim.Benden bahsedeceğim. Bizden bahsedeceğim, ikimizden bahsedeceğim. Ve şu an bir de eve telefon yazdırdım, çıkarsa, annemle konuşacağım. Bizden bahsedeceğim, ikimizden bahsedeceğim...

Neyse sevgilim, seviyorum, seveceğim, seviyorum ve yine bir ömür boyu seni seveceğim.

A........

Not: Seni çok seviyorum. Ölesiye seviyorum...

YÜZ ONDOKUZUNCU MEKTUP



Elazığ
17 Mayıs 1976
Pazartesi
Saat 15.15

Canım Sevdiğim, Biricik Askerim,

Şaşırdın değil mi? Beklemiyordun bunu. Ama sevindin de, gülüyorsun bak! Mutlusun şimdi... Ben de mutluyum, seni sevdiğim için, sevildiğim için... Bilmem bu halimiz ne olacak? Artık seninle konuşmadan, dertleşmeden duramıyorum.

Sabah, daha doğrusu öğlene yakın hazırlandım çarşıya indim, okula gitmeden mektubunu postaya attım. Dün akşam yazmıştım, sabah da tamamladım. Artık seninkini bekleyebilirdim...

Okula gittim, öğrencileri eve göndermişler, ders yok. Biraz oyalandım orada. Zira fena halde yağmur yağıyordu. Islanmamak için yağmurun dinmesini bekledim. ( Aslında bakarsan, ben yağmurdan yaştan değil, aşkından sırılsıklamım ya neyse...) Yağmur dinince eve geldim. Baktım kimse yok. Özellikle seni aradı gözlerim, nafile! Neylersin yoktu çaresi...

Karnım acıkmıştı, biraz bir şeyler atıştırdım. Sonra sıkıntıdan çay kaynattım, içeyim dedim. Güçlükle iki bardak içebildim. Oysa sen buradayken zevkle içiyordum. Olmuyordu, sıkıntım bir türlü geçmedi. Bir oraya, bir buraya dolaştım. Odada oturdum, salona geçtim, sözü uzatmayayım; seninle konuşma ihtiyacının önüne geçemedim.

Zihnimde düşünmeye başladım, hayalimde canlandırdım ve sonunda yazmadan edemeyeceğime karar verdim. Oysa mektubunu bu sabah postaya atmıştım. Bu da sürpriz olur artık...

Biliyor musun sevgilim artık sana sık sık böyle sürprizler yapabilirim. Çünkü artık okul bitti. Boşum, bomboş! Ama sen de yaz, her fırsatta yaz canım. Senden gelen mektuplar bile beni nasıl mutlu ediyor bir bilsen...

Sen gideli şu anda yirmi dört saat ancak oldu. Belki sen ilk mektubunu yazmaya bile fırsat bulamamışsındır. Bense özledim seni, çok özledim. Ölesiye inan...

Şu kağıtlar sana yazarken ne çabuk dolar bilmem ki... Bir bakıyorum sayfanın başındayım, iki dakika sonra sonuna geldiğimi anlıyorum. Hayatım, o lojman işini sakın ihmal etme. Belki ilerde onu da bulmak güçleşir. İyi ki A.....'im haziran sonunda evlenme kararı aldık. Düşündükçe iyice aklıma yatıyor. Boşuboşuna üzülmemizin, ayrılıktan sebep üzülmemizin hiç gereği yok. Artık o zaman ayrılıklara izin vermeyelim olur mu canım?

Bizim kurslar Mayıs'ın yirmi sekizinde başlıyor, iki hafta sürecek. Bir hafta da imtihanlar sürer, haziranın sonunda okul biter. Aslında imtihanlarda rapor da alabilirim. Hayriye, rapor alıp gidecekmiş. Sen de o sıra izin hakkını kullanırsın. Birlikte gezeriz bir süre, sonra da evimize döneriz...

Biliyor musun sevgilim, aslında böyle söyleyip düşünüyorum ya, çok uzakmış gibi geliyor bana. Oysa dediğimiz tarih de evlenirsek, pek bir şey kalmamış sayılır. Çok çok iki ay var. O da geçer, nasıl ki on dört ay geçtiyse, o da geçer değil mi hayatım?

Seni seviyorum A.....'im. Durmadan bunu tekrarlamak istiyorum. Aslında sen bunu biliyorsun, ama söylüyorum yine de. Çok, tahmin edemeyeceğin kadar çok seviyorum seni. Hep özlüyorum... Yanımda ol istiyorum her zaman. Bir ömür boyu birlikte yaşayalım diyorum...

Evet canım, bu mektup da bitiyor. İnşallah seninki çabuk gelir. Yarından itibaren her gün bekleyeceğim.
Evlenme kararımızı Zonguldak'a annenlere yaz emi sevgilim.

Sonlarken özlemle, sevgiyle öperim seni. Hoşçakal hayatım.

N......'in

Not: Fotoğrafın karşımda...