hasta etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hasta etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Mart 2010 Çarşamba

YÜZ DOKUZUNCU MEKTUP


21 OCAK 1976
Ankara



Hayatım,

Nedense sana yazma ihtiyacını hissettiğim anlar, moralimin bozuk olduğu zamanlara denk geliyor. Senin de moralini bozuyorum, sana dertlerimi dökerek!

Ne yazık ki yine moralim bozuk. Bu başımı ağrıtmaya da başladı. Şimdi korkunç başım ağrıyor.
İki gündür nezleyim, buna grip desek daha doğru olur, çünkü öksürüyorum da. Burun deliklerim şu an yanıyor. Silmekten burnumun ucu kızardı. Ne dertli adammışım değil mi hayatım, hiç bitmiyor öyle mi?

Valla haberleri dinledim de moralim bozuldu, belki sen de dinlemişsindir. Ankara'da hava sıcaklığı ilk kez - 21 dereceye düşmüş. Demek ki biz pabucu kolay bırakacak cinsten değiliz ki ancak -21 dereceye düşünce hastalanıyoruz.

İşte böyle hayatım benim cephede durum. Günler geçiyor. Ayın 13'ünde dersler kesiliyor, şurada günleri sayıyoruz. Tam 17 gün kaldı. Ve Şubat 27 olduğunda buradan ayrılıp kıtalara gideceğiz. Ve yaşantımızın bir kısmı herhalde oralarda devam edecek. Buradaki talebeliğimiz de son bulacak. Devamlı imtihan oluyoruz. Haftada en az iki imtihan. Şimdiye kadar pek hasar yok. Aldığımız not, altmışın altında olmayacak, olursa ikmale kalıyoruz. Şimdiye kadar yetmişin altında ve doksanın üstünde not almadık. Durumu idare edip gidiyoruz. Tek düşüncemiz ne biliyor musun hayatın? Milletin ( yani arkadaşların) kurra ; benim de sensin...

Evet hayatım seni düşünmek o kadar tatlı oluyor ki bütün dertlerimi unutturuyor. Adeta dünyayla alakam kesiliyor. Hani tecrit edilmiş insanlar vardır. Dış dünyayla alakaları kesilmiştir. Aynı öyleyim. En ufak bir olaydan kendime pay çıkarıyorum. Geleceğimizi, beraber olacağımız günleri düşünüyorum. Bazen öyle oluyor ki hoca ders anlatıyor, ben de öyle bakıyorum; dalıp gidiyorum, seni düşünürken... Hoca anlatıyor ve soru sorduğunda aynen çuvallıyorum. Bu sefer çuvallamamak için dikkatimi hocaya vermeye çalışıyorum, ama becerdiğimi zannetmiyorum. Bazen ders çalışıyorum, aynı satırı on kez okumama rağmen yine anlamıyorum. Çünkü sen beni rahat bırakmıyorsun ki, devamlı rahatsız ediyorsun. Keşke bu ayın sonunda gelsen! Senin için bir değişiklik, benim için de büyük bir sevinç kaynağı olurdu...

Geldim geleli eve bir tek mektup yazdım. Ağabeyime hiç yazmadım. Ne o? Bakıyorum kızıyor gibisin, kızma hayatım. Aklıma geldi de yazayım .

Seni düşünerek uyumak çok tatlı biliyor musun? Uyandığımda yatak düzeltmesi çok zor geliyordu, ona da alıştım şimdi.

Bak hayatım, şimdi aklıma gelen bir mesele var. Yarın hemen tatbik edeceğim. Ve planım gerçekleşirse cuma günü beni karşında bulabilirsin hayatım. Çünkü biz 12.20'de çıkıyoruz, 14.00'te derse giriyoruz. Postaneye gidip telefon yazdıracağım, bakalım çıkacak mı? Eh denemekte fayda var. Şimdiye kadar niye aklıma gelmedi yahu?

İşte hayatım böyle, günler aylar geçip gidiyor ve biz de öğrenimimize devam ediyoruz. Tabii sen de öğretmen olarak devam ediyorsun.

Neyse satırlarıma son verirken iyi günler temenni eder, öperim...

A.........

27 Ocak 2010 Çarşamba

SEKSEN YEDİNCİ MEKTUP


18 EKİM 1975
ZONGULDAK
Cumartesi




Canım Sevgilim,

Senden ayrılalı, hemen hemen bu satırları yazmaya başladığım şu anda , bir haftaya yaklaşıyor. Ama sensiz geçen bu hafta, bana sanki bir asır gibi gelmeye başladı. Bu ayrılık bana iyice zor gelmeye başladı. Ve önümüzdeki zamanda, bile bile, yine uzun bir süre ayrı kalacağımızı düşünmek beni rahatsız ediyor. Ama başka çaresi de yok görünüyor! Katlanmaya çalışacağız.

Şimdi yanımda bir misafirim var. Onunla beraber yazıyoruz bu mektubu. Az önce birlikte nişan resimlerine de baktık onunla. Kim biliyor musun ? Ö....., şimdi de sürünmeye başladı. Evin her tarafını geziyor...

Evet sevgilim, pazar akşamı geldim, pazartesi günü işe gittim. Bir türlü vakit geçmek bilmedi. Velhasıl hafta sonunu getirdim, ama gel bana sor! Aklım fikrim hep seninle meşgul. Hep seni düşünüyorum, beraberliğimizi düşünüyorum ... İleride kuracağımız yuvamızı düşünüyorum.

Yuvamızda tatlı günlerimiz olacak, çocuklarımız olacak... Kızımızın sana benzemesini isterim. Bir ömür boyu birlikte günlerimiz neşe içinde geçmeli. İşte böyle hayatım. Bu ayrılıklar bizi yine üzecek, fakat bizi birbirimize daha fazla yaklaştıracak. Bölünmez bir bütün yapacak.

Ve nihayet bu ayrılıkların sonunda hedefe varacağız. Mutluluğa giden yol , bütün yokuşları aşılmış, engebeler geçilmiş ve önümüzde dümdüz bir şerit halinde uzanacak. Ve biz mutluluğu , bir şaraba yahut rakıya benzetirsek , kadehleri bir dikişte değil, yavaş yavaş , sindire sindire içecek ve mutluluğu o şekilde tadacağız sevgilim.

Evet sevgilim, bu sana hafta içinde yazdığım ikinci mektubum. Hayatım birbirimize özlemimizi ancak bu şekilde giderebileceğiz. Onun için geciktirme vs. olmasın. İkimiz de mektuplarımıza hemen cevap yazalım. Dolayısıyla her hafta senin ve benim mektuplarımız aynı anda elimize geçsin.

Mektubunu, beklediğim mektubunu dün akşam aldım. Okuya okuya eskittim, inanır mısın ? Sana geçen mektubumda hasta olduğumu yazmıştım. Şimdi oldukça iyiyim. Ama yine de tedaviye devam ediyorum. Doktor birtakım ilaçlar yazdı, ama bir şey bildiği yok. Çok cahilmiş doktor! Halbuki benim hastalığımın bir tek ilacı var, o da sensin hayatım...

..........


Beni yakından tanıyanlar bende bir değişiklik olduğunu söylüyorlar .

Evet sevgilim , evet ben çok değiştim... Bambaşka bir insan oldum. Hani bazen şarkılarda, türkülerde anlamlı sözler vardır. Bir tanesi:

"Yaşamanın gayesini seni sevince anladım." der.

İşte ben de yaşamanın gayesini seni sevince anladım diyorum. İnan otobüs kalkarken bana pek zor gelmedi ayrılık... Ne bileyim gittiğime pek inanmıyordum çünkü. Ama o garajdan dışarı çıkınca bir hüzün çöktü içime... Hani birisi bir şey dese ağlayacaktım. Öyle camın kenarında dalmışım.

Neyse hayatım, şu mektubunu bir daha okuyayım da , yazmaya ondan sonra devam ederim.

Evet sevgilim , bu ayın sonunda Ankara'dayım. İmtihan için. O yazdıkların aynen benim aklımdan geçiyor. Ben bu sefer Gülhane Hastanesine gidip teyzen ve eniştenle tanışacağım. Şu askerlik Elazığ'a çıksa ne güzel olurdu...

"Bir gece ansızın gelebilirim. Beni bekliyorsan uyumamışsan, sevinçten kapında ölebilirim."

Yani hazırlıklı ol. Her an beni karşında görebilirsin. Bu duruma kendini alıştır. Tamam mı tatlım. Gerçi ilk gelişim biraz geç oldu. Epeyce eziyet çektik. Ve kendi kendime hala kızıyorum. Bundan sonra böyle olmaz, olmayacak. O sıra işe yeni başlamıştım. Hakkım olmadığı halde çok izin kullanmıştım.

Sevgilim senden bir ricam var. Gerçi sen bunu ikimiz adına yapmışsındır, ama bir de ben teşekkür etmek isterim, dostluklarına... Faruk'un soyadını bana yaz.

Satırlarıma istemeyerek son verirken annemin babamın ve diğer aile bireylerinin sana ve ailene çok çok selamları var. Abim çarşamba günü Bursa'ya iş için görevli gitti. Eğer arkadaşının nişan yerini bilse idik onu ikimizin temsilcisi olarak nişana gönderirdik. Hayatım, en iyi günler senin olsun.

A..........

Not: Kardeşin okula başlamıştır. Onu benim yerime tebrik ediver. Başarılar dile, oldu mu canım? Tabii sana da yeni öğretim yılında başarılar dilerim.( Yazdıkça mürekkebin rengi değişmiş.)