mutlu evlilik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mutlu evlilik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Aralık 2010 Cuma

ACABA ŞU ANDA NE DÜŞÜNÜYOR?


GÜNLÜK

17 Kasım 1979
Zonguldak

Gece yarısını çoktan geçti. Hiç uykum yok. Bir iki kez yattım, uyumaya çalıştım, ama olanaksız, başaramadım.
İçimde bir şeyler var, anlayamıyorum. Fakat bir tehlike seziyorum, çıkaramıyorum. Yalnız bildiğim bir şey varsa yuvamız tehlikede. Neden?

Bu soruyu birçok kez sordum kendi kendime, hiçbir yanıt alamadım...

Yavrum şu anda mışıl mışıl uyuyor. Dışardan köpek havlamaları geliyor. A.... de içerde yatıyor. Bense durmadan düşünüyorum.

Gece lambasının loş ışığında yazıyorum bu satırları...

Bugün oldukça yoğun bir gün geçirdim. İşlerle dopdolu bir gün... Çamaşır yıkadım, temizlik yaptım, kızımı yıkadım, ben de banyo yaptım. Yıkandıktan sonra sıkıntılarımdan kurtulmuş gibi hissettim, ama yanıldığımı biraz zaman geçince anladım.

Bu akşam misafirliğe gidilecekti, yine canım istemedi. Kendimi her şeyden soyutladım sanki... Oysa her hafta birimizde toplandığımız bu gezmeleri seviyordum. Çocuklar birlikte oynuyorlardı en güzel yanı da...

Öyle kırıldım ki ona...

Yorgunum, kalem de aksilik çıkarıyor. Belli ki mutsuzluktan söz eden yazıya alet olmak istemiyor. Mutsuz olmayı kim ister ki? İnsanlar hep mutlu olmayı isteseler de heyhat! İşler her zaman iyi gitmiyor işte...

Acaba A..... şu anda ne düşünüyor? Uyuyor mu ki? Uyumuyorsa sanırım çok bozulmuştur. Ama elimde değildi başka türlü davranmak, kaç gündür ben de kendi kendime üzülüp duruyorum zaten... Barışıp barışmayacağımı bilemiyorum. Henüz tam bir değerlendirme yapamadım. Duygularımı tahlil etmeye çalışıyorum. Fakat şuna kesinlikle kararlıyım. Onunla barışacak olsam bu kesinlikle yatakta olmayacak. Konuşmak, tartışmak gerekir sorunları. Evlilik sadece karı koca olmak değildir. Hayat arkadaşlığıdır da aynı zamanda. Yaşamın her alanında, iyi-kötü günlerde, acıları sevinçleri paylaşmak, sorunları birlikte çözmek demektir. Ben böyle olsun istiyorum.

Sonra birisini alabildiğine kullanmak hiç değildir. Sabahtan akşama kadar koşturmak için mi evlendim ben? Okulda koştur, eve gelir gelmez başla, geç saatlerde yatana kadar koştur! Kadınlar da insan... En basit işleri bile benden bekliyor. Örneğin: Pazara mı gidecek, torbaları benden istiyor. İkimiz de dışarda çalışıyoruz. Eve gelince o gazetesini alsın okusun, ben yemeği hazırlayayım, ortalığı toplayayım, çocukla ilgileneyim, bir dakika bile dinlenmeyeyim... Ohh, ne tatlı hayat! Buna karşın en ufak bir isteğim reddedilsin...

Köle miyim ben? O daha güçlü kuvvetli. Bir işin ucundan da o tutsa ne olur?
Neyse... Sırası değil şimdi. Uyumaya çalışmalıyım...

3 Aralık 2010 Cuma

ADAYIM


12 Kasım 1976
Elazığ

Günlükten:

Biraz önce evimize, yuvamıza geldim. Evimize diyorum, çünkü artık A......'imle benim de bir evimiz var. Neredeyse evleneli dört ay olacak.

3 Ağustos 1976 tarihinde evlendik. Bütün sıkıntılarımıza, bitmek bilmez ayrılıklarımıza rağmen hep mutlu olduk. Bu mutluluğumuzun bir ömür boyu devam edeceğine inanıyorum.

Defteri, bu defteri tutalı, baktım da, neler neler olmamış ki... Oysa üç yıl olmuş sadece...

Önce okul bitmiş, öğretmenlik başlamış. Sonra nişan, düğün ve evlilik... Şimdi mi?
Adayım, tabi anneliğe... D.....'imizi bekliyoruz büyük bir sabırsızlıkla. Şimdiden onu çok, pek çok seviyoruz.

Canım kocacığım şu anda askerliğini yapıyor. Aylardır asker yolu bekliyorum sabırla. Tükenir elbet, bu da tükenir. Dört buçuk ay kaldı. Bugünlerde bekliyorum, çok özledim yine...
Bu kez Ankara'ya gitti görevli olarak, bir hafta oldu, belki yarın gelir.

İnsanın sevmesi, sevilmesi çok güzel. Mutluluk bu olsa gerek... Tüm insanların mutlu olmasını diliyorum yürekten...

1 Aralık 2010 Çarşamba

MARDİN GÜNLERİMİZ

"Öyle yakındı ki
Dayanamıyordum ey
Ölsemdi

Sevgiyi özetliyordu yaşarken
Onu kapsamak üzre
Ölsemdi"
(F.H.D)

Mardin günleri güzeldi...
(Ağustos 1976)

Zamanım ordu evinde geçiyordu çoğu kez. Sabahları eşim bölüğünün başına gidiyordu. Ben biraz daha uyuyordum. Uyanınca, telefonla, kahvaltımı kaldığımız odaya istiyordum. Güzel bir kahvaltıydı. Yalnız domates bir dilim geliyordu, ben daha çok olsun istiyordum. Domates en önemli yiyecek olmuştu kahvaltımda, nedense?

Bol bol kitap okuyordum...

Öğlen yemeği için aşağıdaki yemek salonuna iniyordum. Yemeğim biter bitmez, asker garson hemen kahvemi getiriyordu. Komutanım sizi arıyor diyordu, biraz sonra. Çiçeği burnunda eşimle telefonda konuşuyorduk. Sonra kuaförde saçıma fön çektiriyordum. Öğleden sonra subay hanımları ordu evine geliyordu o zamanlar. Konken oynuyorlardı birlikte.

Ben oyun bilmediğim için onları izlemekle yetiniyordum. Sonra sonra, hadi sen de oyna, dediler. Anlamadan seyretmek sıkıcı da geldiğinden, peki, dedim, ama değil oyunu, kartları bile tanımıyordum. Sora sora oynuyorum. Yanımdakine gösteriyorum kağıtları, bunlar bunlar yan yana gelecek diyor, çabalıyorum, olmuyor. Her seferinde kaybedenlerin arasındayım.Arada bir kez tesadüfen yenersem kızıp söylenenler oluyor. "Sora sora yendi, ama!" Sora sora yenilmek hiç sorun olmadı oysa ki...
Oyun öyle böyle değil, eğlencesine oynanmıyor, ciddi ciddi paralar konuyor ortaya! Hırslanıyorum içten içe...

Yeni evlenmişiz, eşyaların borcunu ödüyoruz. Aldığımız paranın büyük kısmı taksitlere gidiyor. Uyurken gözümü kapatıyorum "jokerler" uçuşuyor beynimde! Baktım olacak gibi değil, başladık çalışmaya. Kocam, hocalık yaptı bana. Tek tek kağıtları tanıttı. Bu papaz, bu vale... diye diye..

Yaz tatilindeyiz, günler uzun, hava sıcak mı sıcak, işim yok gücüm yok, Mardin'de tanıdığım da yok... Laf aramızda, konkeni sevdim mi ne? Her gün oynuyoruz. Çoğu kez yeniliyorum yine, ama arada yenmeye de başladım. Sinirleniyorlar, bir şey diyemiyorlardı artık.

Ordu evinde bazı geceler eğlence düzenleniyordu, onlara katılıyorduk. Önce paşayla eşi, sonra bizler dansa kalkıyorduk. Emir komuta zinciri hissediliyordu. Ama biz çok eğleniyorduk...

En çok hafta sonlarını seviyordum. Eşim sivil elbiselerini giyiyordu, birlikte geziyorduk.

Mardin çarşısı çok ilginçti benim için. Kaçak olan ne varsa orada açık açık tezgahlarda satılıyordu. Satmak serbest, almak serbest; ancak Mardin'den başka bir yere götürmeye kalkarsanız yakalanma riski var. Ve siz kaçakçı olarak yargılanabilirdiniz. Anımsayanlar vardır belki, Lale Oraloğlu bu nedenle yargılanmıştı o zamanlar...Yurda kaçak sokulan her şey bugün serbest. Bu durum iyi mi oldu? Tartışılır. Ama keşke yine yasak olsaydı da ülkemizdeki üreticiler kazansaydı. Yanlış olan Mardin'de kaçak malların satılmasıydı. Bu ne perhis, bu ne lahana dedikleri cinsten dorumdu anlayacağız.

Bir hafta sonu da Çaça barajına gitmeye karar verdik. Mardin ağustos sıcağında cayır cayır yanıyordu. Eşimin yüzbaşı rütbesindeki bir arkadaşının arabasıyla yola çıktık. Birkaç aylık bebekleri vardı onların. Bayanlar arkada, baylar önde yola çıktık. Anımsadığım dar ve bozuk yollardan yavaş yavaş gidiyorduk. Güneş tepemizdeydi. Çocuğa güneş gelmesin diye arka yan pencereye çarşaf asılmıştı. Çocuk etkilenmesin diye hiçbir camı açmıyorlardı ve arabanın kliması da yoktu. Çok kızmıştım, annenin ruh halini hiç hesaba katamamıştım, şimdi anlayabiliyorum endişelerini. Ancak yine de yanlış yapmışız. Bebek kimbilir nasıl bunalmıştır o sıcakta. Ama ben bebeği değil, kendimi düşünmüştüm bencil bencil... Cahillik mi desem?

Mardin günlerim tek düze, ama çok güzel izler bıraktı bende. Ve tatil bitti, dönüş yolculuğu başladı. Eşimin bir arkadaşının arabasıyla Diyarbakır'a, oradan da otobüsle Elazığ'a gidecektik. Diyarbakır yolunda, arabada midem bulandı, arabadan inmek zorunda kaldım. Deneyimli arkadaş: "Yoksa?" sorusunu sormasaydı hamile olabileceğim aklıma bile gelmeyecekti...

9 Ocak 2010 Cumartesi

ALTMIŞ BİRİNCİ MEKTUP


11 Ocak 1975
Zonguldak





Canım Sevgilim,


Yeni senenin bu yeni mektubuna başlarken her şeyin senin arzuladığın yönde gelişmesini temenni ederim.

Sana daha önce yazmak istedim, ama bir türlü yazamadım. Şu son zamanlarda işlerim birazcık yoğun. Staj defteri yazıyordum bir haftadır. Stajım dün bitti; ben çalışmaya devam ediyorum. İşim oldukça iyi , maddi tarafı da fena değil... Ama gene de insan diploma olsa daha iyi olurdu, diye düşünüyor. Neyse o da yakın bir tarihte olur kanısındayım.


Dün burada kimler vardı biliyor musun? H......., annesi, babası, kardeşi alışverişe gelmişler. Saat dörde kadar onlarla beraberdim. 13 Ocak evlenme tarihi, elde olmayan nedenlerle biracık uzuyacakmış.


Dün akşam eve geldiğimde çok sevdiğim bir arkadaşımdan düğün davetiyesi aldım. Beni ayın 19'undaki düğününe davet ediyor. Tanırsın belki kızı, İnşaat bölümünden bu sene mezun olan Hidayet var ya, işte onlar... Bu ayın 19'unda Afyon' da evleniyorlar.


Valla bilmiyorum ama, biz ne zaman dostlara böyle davetiyeler göndereceğiz? Biz de herhalde yakın bir gelecekte göndeririz, ne dersin? Sana bu ay Şubat'ta davetiye gelebilir!
H.......... ,nikahı Elazığ'da yapacak. Bu sıra F.........'nin annesi vs. gelecekmiş, meseleleri konuşmaya.


Sevgilim hangi okuldasın? Öğrencilerle aran nasıl, iyi mi? Onlar senin gibi güzel bir hocaları olduğu için şanslılar. Onların yerinde olmak isteyip de olamayanlar da var...

Havalar nasıl? Sanırım şu sıralar kar vardır. Çünkü her akşam hava durumunu izliyorum. Şimdi burası çok iyi. Kuru soğuk var, ama güneşli.


Biliyor musun bazen eğlence programlarında Elazığ oyunlarını seyrediyoruz. "Çayda Çıra" çıkınca bayağı heyecanlanıyorum. Evdekiler de benimle dalga geçiyor. Yani televizyonun en beğenilen oyunu...


Sen bu mektubu eline aldığın zaman belki bizim okulda boykot kalkmış olacak. Fakat boykotta geçen süre ne olur onu bilemem. Normal koşullarda Şubat Bir 'de imtihanların başlaması gerekiyor. İleri bir tarihe atarlarsa kötü olur. Çünkü kamu kurumlarında Mart ayına kadar eleman alımı durduruldu. Ben Elazığ'a geldiğimde bir müddet orada kalmayı kafama koydum...


Bu sıralar sanırım sen de sıkışık durumdasındır. Çünkü okullar bu ayın 15'inde yarı yıl tatiline girecek. Yazılılar, ortalamalar insanın oldukça vaktini alır, yorulmasına neden olur... Ama senin yardımcın var, biraz yorulunca kardeşin H........'e havale edersin. Onun dersleri nasıl?Okulu bitiriyor mu?


Şu sıralar bizim iş yerinde keyfimiz yerinde. Bir arkadaş şubatta evlenecek, onunla vaktimizi geçiriyoruz.
İşimiz iyi... 8-12 , 13.30-17.00 saatleri arası bizim mesai saatlerimiz.

17'den sonra her akşam evdeyim. Küçük yeğenle vakit geçiriyorum. Çok şirin ve de yaramaz. Ablasının ondan geri kalır tarafı yok. Amcalarına benzemişler. Gezmek için okula gidiyor. Ders yaptığı yok.


Sevgilim madem ki birbirimizi tamamlayan bir bütünüz, o halde aramızda gizli bir şey olmaması gerekir değil mi? Bazı meselelerde erkeğe sorumluluk birazcık daha fazla yüklenir. Erkek o sorumluluktan kaçtığı an her şey bitmiş demektir. Sorunlar genellikle karşılıklı konuşularak halledilir. Fakat ben şimdiye kadar bunu başaramadım. Yani annemi, babamı oraya, Elazığ'a getiremedim!

Şimdi ben Elazığ'a geldiğimde çok anormal havalar ve anormal bir durum olmazsa , arkadaşların bir kısmı da oradayken nişanı yapalım diyorum. Ne dersin? Yani anamı bu sefer Elazığ'a getireceğim. Bu işin senin tatilinde olması çok iyi olurdu ama olmadı işte...

Zaten arkadaşlığımız başladığından beri aksilikler bir türlü yakamızı bırakmadı değil mi? Bir sen geldin Elazığ'a, iki gün sonra ben gittim; ben geldim, sen gittin... Ama bunların hepsine boşverelim. Çünkü önümüzde koskoca bir ömür var. Gene benim için , oldukça iyimser , tabirini kullanacaksın. İyimser olmak zorundayız.


Biliyor musun sevgilim, bu sıra dalgınlığım üzerimde. Sebebi de sensin! Bir kere olsun aklımdan çıkmıyorsun. Aydın Tansel boşuna dememiş:

"Aklımda sen, ruhumda sen sen sen yine sen...." diye.

Evvelden yani seni tanımadan önce her şeye boşverirdim. Ama şimdi öyle mi? Sanki seninle beraber dünyam değişti.

İşte, böyle sevgilim. Bugün pazar, şimdi Zonguldak radyosunun türküler programını dinliyorum. Şimdi Neşet Ertaş ne diyor biliyor musun?

"Dereler çağlar oldu, gözlerim ağlar oldu...

Gelmedin yıllar oldu...."

Bugün pazar olduğu halde dışarı çıkmadım. Şimdi Hürriyet Gazetesine göz gezdirirken bir anket dikkatimi çekti. Anketin ismi "Evliliği Biliyor musunuz ? " Anketi belki sen de cevaplandırmışsındır... Ben cevaplandırdım; 10 sorudan 7 tanesi onların istediği gibi oldu. 7 Puanın karşılığı " MUTLU BİR EVLİLİK SİZİ BEKLİYOR..." oldu. Sen nasıl cevaplandırdın?

Sevgilim bugünlerde Elazığ'da olmayı çok isterdim doğrusu. Çünkü biliyorsun okul boykotta ; dolayısıyla seni her gün görme olanağı bulurdum. Ancak şimdi de iş nedeniyle gelemiyorum.

Valla belediye otobüsü ile gitmediğine sevindim. Çünkü dağılma saatlerinde çok kalabalık oluyordur. Ama H......... , herhalde 12.50 arabasıyla talim ediyordur yine eve.

Az önce Taner Şener neler söylüyordu bilsen...

" Yalnız benim için bak yeşil yeşil...."

Çok hoşuma gitti.
Bugün öğleden sonra Telespor programı var, sırf eğlence, 2'den 7'ye kadar...

N.......... , okulun siyasi yapısı hakkında mektubunda bir şeylerden bahsetmişsin. Bana kalırsa şimdi olduğun yerde kal. Müdürü de madem ki hocan iyi anlaşırsınız. Hiç değilse aranızda bir mesafe olur.
Senin öğrencilerinle aranda olduğu gibi...

M.........'nin müdürü yanılmıyorsam Ülkücü Öğretmenler Derneği başkanıdır. Oraya gitmen bence iyi olmaz. Rahat çalışamazsın onlarla... Siyasi olaylarda tarafsız kalmak da çok zor. İnsan tarafsız olabilir mi ? Neyse bu meseleler şu andaki Türkiye'mizde günlük olaylar haline geldi.

Burada da fakülte açılıyor. Bakalım ne olacak ? Valla insan günlük yaşantısında öyle olaylarla karşılaşıyor ki isyan etmemek için zor tutuyor kendini. Bu mesleği seçtik ama herhalde çevremizle pek geçinemeyeceğiz. Çünkü öyle mühendisler var ki.... Mühendis olmuş da bir şey olmuş sanki! İşçileri çok hakir görüyorlar. Bugün işçiler emeğiyle geçinen insanlar...

Sanırım kaliteli filmlere gidiyorsundur. Ben pek fazla gitmiyorum. Bayramın birinci günü iş yerinden bayramlaşmadan dönerken Yılmaz Güney'in ARKADAŞ filmine gittim. Ve ertesi gün aynı filme bir daha gittim. Keşke Elazığ'a gelse de sen de görsen... Çok güzel birfilm!

Kardeşin N......... ne yapıyor? Hukuk fakültesi ne alemde? Ankara'da olaylar çok fazla! Sizler de sanırım devamlı kaygılanıyorsunuzdur, en küçük bir olayda! Her yer çok karışık... Bakalım bizim boykot ne olacak?

Şu anda radyonun sesine bizim miniğin sesi de karışmaya başladı. Mektup yazmaya saat 10' da başlamıştım, şimdi 13.00 olmuş hala yazıyorum.

Evdekiler nasıl? Herkes evdedir şu anda. Baban ne yapıyor, emekli oldu mu?

Dün akşam TV'de bir skeç vardı. Suna Pekuysal başroldeydi. Sanki benim durumumu anlatıyordu. Yaşlı karı koca var, bunların da bir tek kız çocukları... Delikanlının biri benim gibi tek başına bu ailenin kızını istemeye ( kendine eş olarak ) geliyor. Kızın ana babası önce çocuğu bir güzel dövüyor, sonra da kızlarını ona veriyor. Çok eğlenceliydi...

Çok uzun yazmışım, artık bitireyim... Bu yeni yılda sana ve ailene sağlık , mutluluk diliyorum. Anamın da sana selamı var. Mektubunu en kısa zamanda bekliyorum.

A..........