18 Temmuz 2012 Çarşamba

AÇIK MEKTUP

"Ben bir Güneydoğu gazisi eşiyim. Kahramanım, Balyoz davasından tutuklu.
Yıllarca eşimin evimize tek parça dönmesi için, dünyaya getirdiğim iki çocuğumun babasız kalmaması için dua ettim. Eşim, altı ayda bir hafta gibi sürelerle evine gelebildi. Çocuklarımı yalnız büyüttüm. Sizler ve çocuklarınız rahat uyuyun diye biz hasretlik çektik, hep sabrettik. Yine de mutluyduk.
Sonra tutuklandı eşim. Yaklaşık iki senedir, yine ayrıyız.
Önce Saygıdeğer şehit ailelerine sözüm: Şehitlik mertebesine erişmiş sevdikleriniz için üzülmeyin! Ne mutlu onlara ki casus, darbeci, vatan haini damgası yemeden şehitlik mertebesine ulaştılar. Onlara minettarız, bizim için canlarını feda ettiler.
Gelelim Hasdala, Silivriye... Orada kimler yok ki! Kardaka bayrak diken SAT komandosu, gurur duyduğumuz bir kahraman Fatih Çınar, eşini tutuklanmadan dört ay önce kaybetmişti. Sonra kendi hapse girdi, iki yetimine fedakâr annesi bakıyor
Efsane Engin Alan Paşa, tutukluluk sürecinde çok sevdiği damadı Yılmazı son kez göremeden kaybetti. Aynı süreçte annesini babasını kaybedenler, tutuklanmayı gururuna yediremeyip intihar eden onurlu deniz subayımız Ali Tatar...
***
Bu acılar ne için çekiliyor, bir türlü anlayamıyorum. Artık dua bile edemiyorum, çok üzgünüm, her şeye olan inancımı kaybettim. Kırgınım. Benim eşim bu halk için ölümü göze aldı, yaralandı, yetmedi.
Sayın Genelkurmay Başkanımız, sözüm sizedir. Bizimle birlikte şehitlere ağladınız. Acaba hapse atılıp kimsenin arkasında durmadığı subaylarınız için de ağladınız mı?
Tutukluluk sürecinde arkadaşlarımız ve ailelerimizden çok destek gördük. Küçük bir azınlık da arayıp sormadı. Onların bazıları, önümüz açıldı diye sevinenler. Bazıları da korkanlar. İşte meydan. Buyursunlar, artık onlara kaldı.
Ey halkım!
Sürekli askerler tutuklanıyor. Neler olup bittiğini hiç merak ettiniz mi? Sizin için ölümü göze alan insanlar, gönlünüzde taht kuramamış mıydı, Fenerbahçe kadar?
Sayın basın mensupları; TVde açık oturumlara katılıp yargısız infaz yapan herkes! Dava yargı aşamasında. Unutmayın ki bu seminerde sanki siz de varmış gibi emin konuşup yargıyı etkilemek, kendini savunamayan insanlara suç atmak çok kolay.
Ey yargısız infaz yapan vicdansızlar! Katiller serbest kaldı işte, şimdi mutlu musunuz? Oysa benim eşim hep hayat kurtardı ve hapiste.
***
Sayın komutanlarımız Hilmi Özkök, Yaşar Büyükanıt, Aytaç Yalman! Sizlere iyi tatiller diliyorum. Katiller salındı, kahramanlar tutuklu. Nasılsınız, içiniz rahat mı? Sahilde eşinizle birlikte yemektesinizdir umarım, bizler de hapishane yollarındayız...
Daha ne kadar eziyet çekersek insafa geleceksiniz?
Sayın Büyükanıt Paşamız, Gaziler Gününde benden özür dilemiştiniz, eşim yaralandığında Silahlı Kuvvetler bizimle hiç ilgilenmedi diye...
O zaman terörün acemisiydik, demiştiniz. Ben de özrünüzü kabul etmiştim, ama artık etmeyeceğim... Sayın Hilmi Özkök, ailenizle esenlikler dilerim, her gece size hayır duaları ettiğimizi unutmayınız!
Sayın Aytaç Paşa; Malatyada eşimle beraber çalışmıştınız. Hatırlamadınız mı, yoksa bir geçmiş olsun demekten mi korktunuz?
Sevgili Türk kadınları, sizler doğumda bile yanınızda bulunamayan bir kahramanın eşi oldunuz mu? Çocuklarınızı yalnız büyüttünüz mü?
Bütün özel günlerde ayrı kaldınız mı hayat arkadaşınızdan? Aylarca haber alamadan, bir evin hem erkeği, hem kadını oldunuz mu?
***
Ezbere bilmeme rağmen davaya ilişkin hiçbir şey anlatmıyorum. Mahkemelere gelin, davayı izleyin ve kendiniz karar verin.
Ve kardeşimden öte gördüğüm Sevgili Menekşenin şahsında, bizleri bu zor günlerimizde arayıp sormayan tüm silah arkadaşlarımız ve eşleri!
Sizlere söyleyecek söz bulamıyorum, sadece soruyorum: İçiniz rahat mı?
Abdullah Öcalanın yatlarda gezdiği söyleniyor. Bir vatan haini yatlarda gezdiriliyor ve benim eşim, bir vatan haini olmakla suçlanıyorsa, Öcalan ile aynı statüde ise artık eşim; ona da aynı ayrıcalıkları tanırlar mı acaba?
Ordusuz kalan milletlerin halini hepimiz biliriz.
Kalan sağlar bizimdir, demeyin. Sağlarda da şevk ve heyecan kaldığını düşünmüyorum. Saygılarımla...
NEFİSE ASLAN"

Cumhuriyet Gazetesinde Mine G. Kırıkkanat bugünkü yazısında (18 Temmuz 2012) paylaşmış. Ben de tarihe not düşmek adına burada yorumsuz paylaşıyorum.
En büyük yargıç tarihtir; gerçekler er geç gün ışığına çıkacak, ancak çekilen acılar ne olacak? Bilemiyorum...  

17 Temmuz 2012 Salı

GECİKEN BİR YAZI


 Sevgili Günlük,



Uzun zaman oldu sana yazmayalı; oysa anlatacak ne çok şey birikti biliyor musun? Özge'm 5 Mayıs-1Haziran tarihleri arasında Türkiye'deydi. Bir ay boyunca Türkiye'yi turladık. Zaten dost canlısı,insan delisi bir çocuktu yurt dışında olmak bu özelliğini iyice körüklemiş; herkesi, her yeri  görmek, özlem gidermek isteyince düştük yollara... 


İyi ki de öyle yapmışız, babaannesiyle son görüşmesi oldu. Birlikte fotoğraf çektirdiler, geriye anılar kaldı...




Alanya'ya dedesini , teyzesini görmeye gittik, bir hafta kaldık. Dedesi küçük bir operasyon geçirmişti, şimdi çok şükür iyi...Unutulmaz güzellikte anlar yaşadık, anılar biriktirdik. Bol bol denize girdik, doyulmaz sohbetler ettik...
Alanya'da Hilal teyzesiyle...Ankara'daki teyzesine gidemedi, dayısını İstanbul'da ziyaret etti...

Peynir vazgeçilmezleri arasındaydı.Her çeşidini tattırmaya çalıştık.











Zonguldak'a geldik, dost ve akrabaları ziyaret ettik.

 

İstanbul... Her gittiğimiz yerden İstanbul'a döndük. İstanbul onun için aynı zamanda arkadaşlar demekti, buluştuklarıyla özlem giderdi, sevindi; buluşamadıkları için hüzünlendi... 


Ve Uşak'a gitti. Eşinin annesini, babasını; anneannesini, dedesini ve akrabalarını ziyaret etti, gönüllerini kazandı, sevgiyle yoğruldu...

Anneler Günü'nü Belgrad Ormanı'nda hep birlikte geçirdik. Gözümüz yeşile doydu... Ela Yağmur teyzesinin elini hiç bırakmadı...


 
 
 


25 Haziran, Özge'min doğum günüydü, yazamadım, yazacak durumda değildim, ancak fırsat bulabildim. Ela Yağmur, gıyabında onun için mum üfledi, pastasını kesti. 


 http://a3.sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-snc6/602569_10150905173304013_515095850_n.jpg

Teyzeme gidelim, diye tutturdu...  Ereğli'den birlikte aldığımız Osmanlı çileğini Ela çok sevdi, suluyor ve meyvesini kendi elleriyle koparıyor... 
Kadıköy'de simitle çay keyfi yaptık karşılıklı... 

 
 


Ve onu yolcu ettik. Özlem yeniden başladı...

 
Kızım diye demiyorum, bir gerçeği ifade etmek için söylüyorum Sevgili Günlüğüm inan; O, neye elini atsa güzelleştiriyor, yüreğinin sıcaklığı her yere herkese bulaşıyor. Onunla onun gibi bakıyor, onun gibi düşünüyor, onun gibi duyuyor, onun gibi görüyorsunuz...

 İyi ki doğdun kuzum, iyi ki seni doğurmuşum...
Evlilik yıldönümünüz kutlu olsun. Bir ömür boyu, birlikte hep böyle gülümseyin...

Sizleri çooookkk seviyoruz, biliyorsunuz değil mi?