28 Aralık 2012 Cuma

ELA'MIZ DÖRT YAŞINDA

Gerçek doğum günü 31 Aralık,ilk kez bu yıl Ela'nın doğum gününü erken erken Zonguldak'ta kutladık.Daha öncekileri İstanbul'da gerçek zamanında kutluyorduk.  Babamın da aramızda olması mutluluğumuza mutluluk kattı... İyi ki doğdun tatlım, iyi ki...
Ailemizin en büyüğü ile en küçüğü....
Canlarım benim...
Bu da biz Ela'mızla...

Kızım ve babası

Ela ve babası...


Ela, babam ve ben...

Babam, damadı,damadının damadı...


En çok eğlenen ben miyim ne? Duvardaki fotoğraftan bize eşlik eden Ela'nın teyzesi ve eniştesi halime mi gülüyorlar? Şaka bir yana keşke onlar da burada olsaydı; özlem zor be blog...

Ela ve annesi...

Falcı Ela, falcı küçük dede...

Fıstık Ela...


Saksı çiçeğimizi süsledik, erken doğum gününü kutladık, sonra da Demir Park AVM'ye gittik.





İyi ki doğdun Ela'm, seni çok seviyoruz... "Ağlamayı unutarak yaşamak Yer altında yer üstünde Sevgi sevinç tarlasında/ Aşk ve dostluk denizinde/ Çocuklar gibi mağrur/ Dertlerden uzak,/ Başlamakta şimdi huzur/ Kardeşliğe, muhabbete/ Hürriyete inanarak." (Cahit Irgat-Rüzğarlarım Konuşuyor)

2 Aralık 2012 Pazar

BABALAR VE KIZLARI (İMZA KIZIN)

Canım babacığım, bugünlerde ilginç bir kıtap çıktı biliyor musun? Pek çok babaya kızları mektup yazdı ve onlar bir kitapta toplandı. Kitapçıları dolaştım henüz buraya gelmemiş, bazılarının haberi bile yok, duyurmuş oldum en azından. İnternetten alışverişi bilmiyorum ya da ne bileyim sıcak bakmadığım için çağdışı kaldım bu konuda, ama kitabı bir şekilde alacağım. Aldığım zaman bazı mektupları sana da okurum, istediklerini de sen okursun. Okumayı sevdiğini biliyorum ben. Günlük gazete okumayı senden öğrendim Hergün evimize gazete getirdiğin için çok teşekkür ederim. Bugün de aynı alışkanlığın devam ediyor. Seninle birlikteyken gazeteleri kağıt hışırtılarını da duyarak okuyorum hala...
İşte o kitap babacığım. En kısa zamanda alıp okuyacağım.

 Ben geç duydum, bu sıralar her şeye geç kalıyorum zaten. Hiçbir şeye yetişemiyorum. Koşturuyorum, ama ne kadarı başarılı oluyor bilmiyorum. Bazen iyilik yapayım derken yanlış yapıyorum, ya da ne bileyim yanlış anlaşılıyorum. Üzüyorum, üzdüğüm için çok çok üzülüyorum. Üzüldüğümü de kimselere söylemiyorum, söyleyemiyorum... Kimseler üzülmesin diye içimin derinliklerine gömüyorum... Yeni değil bu huyum aslında, ben hep böyleydim biliyor musun? Biliyorsun, biliyorsun... Beni hep sevdin, hep onayladın, hep anladın. Bu da benim en büyük huzurum, mutluluğum oldu. 

Seni çok seviyorum, iyi ki benim babamsın... Yarın geleceksin, kavuşacağız yeniden. Şimdi sevdiğin yemekleri geçiriyorum aklımdan, önce hangisini pişirsem derdindeyim. Seni rahat ettirmek için ne mümkünse onu yapacağız damadınla. Biliyorsun o da seni gerçekten çok seviyor. İyi ki, iyi ki...  Damadın olmasaydı da seni severdi biliyor musun? Bu senin başarın babacığım. Torunların da öyle...

Bu arada sana kızdığım anılarım da var. Hatırlar mısın bilmem. Orta okul, lise yıllarımda da geç saatlerde yatmayı severdim. Elimdeki kitap bitmeden uykum gelmezdi, dolayısıyla odamın ışığı geç saatlere kadar açık olurdu. Sen uyanır uyanır, "Hadi kızım yat artık!" uyarısında bulunurdun. Sonunda ben ışığı kapatır, perdeyi açardım. Elektrik direğinin ışığında kitabımı bitirirdim. Bazen gözyaşlarımın bugusunda yazıları göremezdim. Yok yok bu yaşlar roman kahramanlarının acılarıyla ilgiliydi, seninle değil...

Şimdi yine geç yatıyorum, gece okumayı-yazmayı seviyorum. Yine seni çok seviyorum, seviyorum, seviyorum...

Bu fotoğrafı Ankara'da senin 83. doğum gününde çektirmiştik.

 7O'li yıllarda yeni eteğime bakıp "Kızım boyu çok kısa değil mi?" uyarını hatırladım şimdi de. "Ama baba, arkadaşlarımın giydiklerini görmedin sen, benimki çok uzun kalıyor onlarınkinin yanında..." Yanıtım karşısında susmuş, bir şey söylememiştin. Bak şimdi zaman değişti. Artık bazı babalar ve özellikle de devlet baba(!) çok sert;  beş yaşında ilk okula başlattıkları çocukların kolsuz giyinmelerini yasaklıyor. Tek dert kılık kıyafetmiş gibi geldikleri günden beri kadınların ve kız çocuklarının giyim kuşamıyla uğraştılar. On yıl boyunca hep bu konuşuldu, hep bu tartışıldı. Hala ,akıllarınca,hepimizin başını örtmeye , çabalıyorlar. Bu arada devletin başına örülen çorapları gözden kaçırıyorlar, ya da öyle olduğunu sanıyorlar...

Akıl dağıtılırken neredeydiler bilen yok. 
 Kolsuz kıyafetime bakınca nerelere daldım yine, boşver sen bunları... 

Seksen üç yaşında da olsan sen benim için hala gençsin, hala çok güçlüsün, hala sığınacağım limansın canım babacığım.   

Kızın   

29 Ekim 2012 Pazartesi

EN BÜYÜK BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN / HEPİMİZ ATATÜRK'ÜZ

Bugün Cumhuriyetimizin kuruluşunun 89. yılı... En Büyük Bayramımız...  Ve halkın, bayramını kutlaması engelleniyor. Önce biber gazı, ardından tazyikli su sıkıyor polis, Türk Bayrağıyla Anıtkabir'e yürümek isteyen yurttaşların üzerine. Olaylar devam ediyor. Ankara'ya il dışından gelmek isteyenlerin otobüsleri engelleniyor. Tarihe not düşmek istedim.

14 Ekim 2012 Pazar

MEKTUP

MEKTUP
Ali Sirmen Yazmış.
Cumhuriyet Gazetesi

"Mektuplardan birini okurken birden kafama dank etti: Mektup tarih olmuştu artık.
Artık telgraf da çıktı hayatımızdan. Şimdi telefonla haberleşiyoruz..."

9 Ağustos 2012 Perşembe

UMUT

"-Umut belki de gelecek sayfadadır, kapatma kitabı!

-Kitabın bütün sayfalarını çevirdim ama, ona rastlamadım. 

- Belki de kitaptır umut!"
Edmand Jabes 
......... 


"Zamana zaman tanıyın, her şeyi çözümlesin." 

Jose Saramago


"Demin bir çayır kuşu havalandı 
Kimse dikkat etmedi ama ben gördüm" 
Necati Cumalı

18 Temmuz 2012 Çarşamba

AÇIK MEKTUP

"Ben bir Güneydoğu gazisi eşiyim. Kahramanım, Balyoz davasından tutuklu.
Yıllarca eşimin evimize tek parça dönmesi için, dünyaya getirdiğim iki çocuğumun babasız kalmaması için dua ettim. Eşim, altı ayda bir hafta gibi sürelerle evine gelebildi. Çocuklarımı yalnız büyüttüm. Sizler ve çocuklarınız rahat uyuyun diye biz hasretlik çektik, hep sabrettik. Yine de mutluyduk.
Sonra tutuklandı eşim. Yaklaşık iki senedir, yine ayrıyız.
Önce Saygıdeğer şehit ailelerine sözüm: Şehitlik mertebesine erişmiş sevdikleriniz için üzülmeyin! Ne mutlu onlara ki casus, darbeci, vatan haini damgası yemeden şehitlik mertebesine ulaştılar. Onlara minettarız, bizim için canlarını feda ettiler.
Gelelim Hasdala, Silivriye... Orada kimler yok ki! Kardaka bayrak diken SAT komandosu, gurur duyduğumuz bir kahraman Fatih Çınar, eşini tutuklanmadan dört ay önce kaybetmişti. Sonra kendi hapse girdi, iki yetimine fedakâr annesi bakıyor
Efsane Engin Alan Paşa, tutukluluk sürecinde çok sevdiği damadı Yılmazı son kez göremeden kaybetti. Aynı süreçte annesini babasını kaybedenler, tutuklanmayı gururuna yediremeyip intihar eden onurlu deniz subayımız Ali Tatar...
***
Bu acılar ne için çekiliyor, bir türlü anlayamıyorum. Artık dua bile edemiyorum, çok üzgünüm, her şeye olan inancımı kaybettim. Kırgınım. Benim eşim bu halk için ölümü göze aldı, yaralandı, yetmedi.
Sayın Genelkurmay Başkanımız, sözüm sizedir. Bizimle birlikte şehitlere ağladınız. Acaba hapse atılıp kimsenin arkasında durmadığı subaylarınız için de ağladınız mı?
Tutukluluk sürecinde arkadaşlarımız ve ailelerimizden çok destek gördük. Küçük bir azınlık da arayıp sormadı. Onların bazıları, önümüz açıldı diye sevinenler. Bazıları da korkanlar. İşte meydan. Buyursunlar, artık onlara kaldı.
Ey halkım!
Sürekli askerler tutuklanıyor. Neler olup bittiğini hiç merak ettiniz mi? Sizin için ölümü göze alan insanlar, gönlünüzde taht kuramamış mıydı, Fenerbahçe kadar?
Sayın basın mensupları; TVde açık oturumlara katılıp yargısız infaz yapan herkes! Dava yargı aşamasında. Unutmayın ki bu seminerde sanki siz de varmış gibi emin konuşup yargıyı etkilemek, kendini savunamayan insanlara suç atmak çok kolay.
Ey yargısız infaz yapan vicdansızlar! Katiller serbest kaldı işte, şimdi mutlu musunuz? Oysa benim eşim hep hayat kurtardı ve hapiste.
***
Sayın komutanlarımız Hilmi Özkök, Yaşar Büyükanıt, Aytaç Yalman! Sizlere iyi tatiller diliyorum. Katiller salındı, kahramanlar tutuklu. Nasılsınız, içiniz rahat mı? Sahilde eşinizle birlikte yemektesinizdir umarım, bizler de hapishane yollarındayız...
Daha ne kadar eziyet çekersek insafa geleceksiniz?
Sayın Büyükanıt Paşamız, Gaziler Gününde benden özür dilemiştiniz, eşim yaralandığında Silahlı Kuvvetler bizimle hiç ilgilenmedi diye...
O zaman terörün acemisiydik, demiştiniz. Ben de özrünüzü kabul etmiştim, ama artık etmeyeceğim... Sayın Hilmi Özkök, ailenizle esenlikler dilerim, her gece size hayır duaları ettiğimizi unutmayınız!
Sayın Aytaç Paşa; Malatyada eşimle beraber çalışmıştınız. Hatırlamadınız mı, yoksa bir geçmiş olsun demekten mi korktunuz?
Sevgili Türk kadınları, sizler doğumda bile yanınızda bulunamayan bir kahramanın eşi oldunuz mu? Çocuklarınızı yalnız büyüttünüz mü?
Bütün özel günlerde ayrı kaldınız mı hayat arkadaşınızdan? Aylarca haber alamadan, bir evin hem erkeği, hem kadını oldunuz mu?
***
Ezbere bilmeme rağmen davaya ilişkin hiçbir şey anlatmıyorum. Mahkemelere gelin, davayı izleyin ve kendiniz karar verin.
Ve kardeşimden öte gördüğüm Sevgili Menekşenin şahsında, bizleri bu zor günlerimizde arayıp sormayan tüm silah arkadaşlarımız ve eşleri!
Sizlere söyleyecek söz bulamıyorum, sadece soruyorum: İçiniz rahat mı?
Abdullah Öcalanın yatlarda gezdiği söyleniyor. Bir vatan haini yatlarda gezdiriliyor ve benim eşim, bir vatan haini olmakla suçlanıyorsa, Öcalan ile aynı statüde ise artık eşim; ona da aynı ayrıcalıkları tanırlar mı acaba?
Ordusuz kalan milletlerin halini hepimiz biliriz.
Kalan sağlar bizimdir, demeyin. Sağlarda da şevk ve heyecan kaldığını düşünmüyorum. Saygılarımla...
NEFİSE ASLAN"

Cumhuriyet Gazetesinde Mine G. Kırıkkanat bugünkü yazısında (18 Temmuz 2012) paylaşmış. Ben de tarihe not düşmek adına burada yorumsuz paylaşıyorum.
En büyük yargıç tarihtir; gerçekler er geç gün ışığına çıkacak, ancak çekilen acılar ne olacak? Bilemiyorum...  

17 Temmuz 2012 Salı

GECİKEN BİR YAZI


 Sevgili Günlük,



Uzun zaman oldu sana yazmayalı; oysa anlatacak ne çok şey birikti biliyor musun? Özge'm 5 Mayıs-1Haziran tarihleri arasında Türkiye'deydi. Bir ay boyunca Türkiye'yi turladık. Zaten dost canlısı,insan delisi bir çocuktu yurt dışında olmak bu özelliğini iyice körüklemiş; herkesi, her yeri  görmek, özlem gidermek isteyince düştük yollara... 


İyi ki de öyle yapmışız, babaannesiyle son görüşmesi oldu. Birlikte fotoğraf çektirdiler, geriye anılar kaldı...




Alanya'ya dedesini , teyzesini görmeye gittik, bir hafta kaldık. Dedesi küçük bir operasyon geçirmişti, şimdi çok şükür iyi...Unutulmaz güzellikte anlar yaşadık, anılar biriktirdik. Bol bol denize girdik, doyulmaz sohbetler ettik...
Alanya'da Hilal teyzesiyle...Ankara'daki teyzesine gidemedi, dayısını İstanbul'da ziyaret etti...

Peynir vazgeçilmezleri arasındaydı.Her çeşidini tattırmaya çalıştık.











Zonguldak'a geldik, dost ve akrabaları ziyaret ettik.

 

İstanbul... Her gittiğimiz yerden İstanbul'a döndük. İstanbul onun için aynı zamanda arkadaşlar demekti, buluştuklarıyla özlem giderdi, sevindi; buluşamadıkları için hüzünlendi... 


Ve Uşak'a gitti. Eşinin annesini, babasını; anneannesini, dedesini ve akrabalarını ziyaret etti, gönüllerini kazandı, sevgiyle yoğruldu...

Anneler Günü'nü Belgrad Ormanı'nda hep birlikte geçirdik. Gözümüz yeşile doydu... Ela Yağmur teyzesinin elini hiç bırakmadı...


 
 
 


25 Haziran, Özge'min doğum günüydü, yazamadım, yazacak durumda değildim, ancak fırsat bulabildim. Ela Yağmur, gıyabında onun için mum üfledi, pastasını kesti. 


 http://a3.sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-snc6/602569_10150905173304013_515095850_n.jpg

Teyzeme gidelim, diye tutturdu...  Ereğli'den birlikte aldığımız Osmanlı çileğini Ela çok sevdi, suluyor ve meyvesini kendi elleriyle koparıyor... 
Kadıköy'de simitle çay keyfi yaptık karşılıklı... 

 
 


Ve onu yolcu ettik. Özlem yeniden başladı...

 
Kızım diye demiyorum, bir gerçeği ifade etmek için söylüyorum Sevgili Günlüğüm inan; O, neye elini atsa güzelleştiriyor, yüreğinin sıcaklığı her yere herkese bulaşıyor. Onunla onun gibi bakıyor, onun gibi düşünüyor, onun gibi duyuyor, onun gibi görüyorsunuz...

 İyi ki doğdun kuzum, iyi ki seni doğurmuşum...
Evlilik yıldönümünüz kutlu olsun. Bir ömür boyu, birlikte hep böyle gülümseyin...

Sizleri çooookkk seviyoruz, biliyorsunuz değil mi?

12 Mayıs 2012 Cumartesi

ANNEM

1932-2003
Daima Kalbimizde Yaşayacaksın...

Canım Annem Seni Her Geçen Gün Daha Çok Özlüyorum...
Annem Olduğun İçin, Hayatıma Kattıkların İçin Minnettarım sana...
Seni Çok Seviyorum...
 Annem...
Huzur İçinde Uyu... 

1 Mayıs 2012 Salı

MUTLULUĞUN SIRRI

Mutluluğun sırrını mı arıyorsunuz?
 Başkaları da vardır, ama bu da güzel değil mi?

Ela Yağmur,
Anneanesi ve Babaannesiyle birlikte... 

Sevgi var ya o yüce duygu, daha önce hiç tanışmayan insanları ortak noktada böyle birleştiriyor. Dünyayı sevgi kurtaracak buna inanıyorum. Kinden, kavgadan uzak; hakça paylaşarak...


"Ağlamayı unutarak yaşamak
Yer altında, yer üstünde
Sevgi sevinç tarlasında
Aşk ve dostluk denizinde
Çocuklar gibi mağrur
Dertlerden uzak.
İnsan insan paylaşalım
Yaşamayı, komşuluğu, dostluğu
Bağdaş kurup yan yana
Bir sahandan yiyelim
Dünyamızın sofrasında." 

1 Mayıs Emekçinin bayramı bugün. Cahit Irgat'ın dizeleriyle seslenmek istedim.  
"Bir sahanda yiyelim, dünyamızın sofrasında.".
 "Kardeşliğe, muhabbete, hürriyete".
  Bayramınız kutlu olsun...

21 Nisan 2012 Cumartesi

ZONGULDAK'TA 23 NİSAN ULUSAL EGEMENLİK ve ÇOCUK BAYRAMI ERTELENDİ

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı  kutlamaları Zonguldak'ta mayıs ayına ertelendi. Gerekçe Çaycuma'da yaşanan köprü felaketi...

Bugün çocuklar son provalarını yaptıktan sonra karar açıklandı iyi mi?

Çocuklar, ocak ayından beri ,  Fener sahasında çalışmalar yapıyordu. Cıvıl cıvıl çocuk sesleriyle uyanıyorduk. Öğretmenlerin sesi eve kadar geliyordu. "Biliyorum çocuklar çok yoruldunuz, biz de öyle; ama çok güzel olacak..." diyordu mikrofondaki öğretmen. 

Kıyafetler alınmış, çalışmalar tamamlanmış, son prova yapılmış vee en güzel bayramları iptal edilmiş. Ne hakla?

Köprü yıkılalı 10 gün olmuş, şimdi mi aklınız başınıza geldi? Bayramı ertelemeye bahane olarak mı kullanıyorsunuz nedir? Her şey, herkes normal yaşamını sürdürürken sadece çocuklara yas tutturmanın mantığı ne? İşçiler pisi pisine öldüğü için Erzurum'a taziye ziyaretlerine giden İçişleri Bakanı vatandaşı davul çaldırıp oynatırken, kendisi de tempo tutup yerinde bir oyana bir buyana sallanıp eşlik ederken yas tutmak akıllarının ucundan geçmiyor ama...

Aslında niyet başka, hepten kaldıracaklar, ama şimdilik tepkileri göze alamıyorlar. Köprü bahane olarak kullanılıyor, en kolay yol seçiliyor.

Televizyonlarda yas yok, TRT de bile... Vur patlasın, çal oynasın devam ediyor. Van depreminde de aynısı yaşanmadı mı? 29 Ekim Cumhuriyet Bayramımızın kutlanmasına izin vermediler, aynı günün akşamı düğüne gittiler.

Ne yaparlarsa yapsınlar, başaramayacaklar. Atatürk temelleri sağlam atmış, yıkılmıyor; yıkılmayacak. Üç yaşındaki Ela bile şiir okumaya başladı:

"Atatürk yoktu, düşman çoktu
Atatürk geldi, düşmanı kovdu,
Bugünü bize armağan etti..." diyor. 

Bugün Türkiye'nin her köşesinde çocuklar Atatürk diyor. Gençler Atatürk'ün Hitabesini okuyor. Birinci görev olarak Türk Bağımsızlığını, Türkiye Cumhuriyetini sonsuza kadar koruma ve kollamayı benimsiyorlar. Gaflet ve dalalet içindekilerin çabalarını boşa çıkarmak için tetikte, uyanık bekliyorlar. Aydınlıkların karanlıkları boğacağı günleri sabırla bekliyorlar.

Atatürk "Geldikleri gibi giderler." demişti. Geldikleri gibi gittiler...

Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız kutlu olsun. Coşkuyla kutlayacağımız günler de gelecek inanıyorum...

19 Nisan 2012 Perşembe

ELA'YA GÖNDERDİĞİMİZ İLK KİLİTLİ HATIRA DEFTERİNE YAZDIKLARIM




Sevgili Ela Yağmur, 
Canım, Tatlım, Balım, Kaymağım, Lokumum,
Her şeyim,
Her şeyim,

Daha dün gibi hatırladığım o gün, o tarih, 31 Aralık 2008...
Lapa lapa kar yağan bir kış gecesi, dünyamızı ısıtışın...

Sen sabah geldin dünyamıza. Hastaneye gidişimiz, annenin doğum odasına alınışı, bize uzun mu uzun gelen o yarım saatlik bekleyiş...

Vee ilk çığlığın, ilk seslenişin... 
Senden önce sesinle tanışmamız... 

Sen geldin, dünyamız daha bir güzelleşti biliyor musun? Hepimizi değiştirdin, büyüttün, mutlandırdın. 

Beni anneanne yapan sensin. Bunun nasıl güzel bir duygu olduğunu ancak yaşayanlar bilir sevgili Ela'm. Çok teşekkür ederim bir tanem sana... 

Zaman geçiyor ve sen hızla büyüyorsun bak. Minicik bir bebekken şimdi anaokuluna gidiyorsun. Sonra ilk, orta, lise, üniversite ve hayat okuluna gideceksin. Eşini bulacaksın, yuvanı kuracaksın...


Yolun hep açık, hep aydınlık olsun tatlım. Sağlıklı, mutlu, başarılı ol...

İnsanları sev... Sevgi insanı çoğaltır, güzelleştirir, mutluluğun kapılarını aralar; içeri girmek için fırsatları iyi değerlendir...
İyi insan, iyi vatandaş olmaya çalış canım.
Arkadaşlarını, dostlarını seçerken titiz ol, acele etme, kendine zaman tanı. Kötülerden uzak dur; dostlarının değerini bil...

Oku, öğren, uygula; sor, soruştur, araştır,sorgulayıcı ol. 
İyide, güzelde, doğruda senin de payın olsun, katkın olsun...


Yakında bir bayramınız var. Büyük önder Atatürk'ten armağan size... 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramınız, şimdiden kutlu olsun, hep var olsun...

Mektubunu aldık Sevgili Ela, dedene ve bana ayrı ayrı yazdığın o güzel, o ilk mektubunu...
Mutluluğumuzu anlatmaya sözcükler yetmez. Sevincimizi görmeliydin. Hele dedenin zarfı açarkenki halini görmeliydin...

Biz de seni seviyoruz Ela Yağmur, biz de seni çok seviyoruz... Hepimiz seni çok seviyoruz, bunu biliyorsun.

Başta annen-baban,
Dedelerin,
Ninelerin,
Teyzen-enişten,
Amcan-yengen
Ve başkaları...

İyi ki varsın,
İyi ki bizim canımızsın...

Çok güzel duygular,çok büyük mutluluklar yaşattın bize. Dilerim sen çok daha fazlasını yaşarsın, sevgiyle torunlarının başını okşarsın...



"Gönlünü her zaman umuda yasla
Bilme hiç kederi, tanışma yasla,
Bir kara sevdanın kalbimden asla
Silinmeyen izi iyi ki doğdun."





ELA SENİ ÇOK SEVİYORUZ...