29 Aralık 2011 Perşembe

TİTRERİİM



"Dal bir gün dedi ki tomurcuğuna:

-Tenimde bir yara işler gibisin.
Titrerim rüzgarlar zarar vermesin."

Ahmet Kutsi Tecer

Sevgili Günlüğüm, "Sehven" sözcüğünü ne çok duyduk şu son yıllarda...

Sehven insanlar ölüyor, sehven acılar çekiliyor, sehven sorular şifreleniyor, sehven telefonlar dinleniyor, sehven tutklanan insanlar oluyor, sehven tutuklanan insanlarımızın telefonlarına suç unsurları olabilecek kayıtlar düşülüyor, sehveh...

Yetmedi mi bu çılgınlık? Tir tir titriyoruz ulusça... Birileri bizimle dalga mı geçiyor?
Kim kime dum duma bir ülke mi olduk sonunda. Sınırlarımız yol geçen hanı mı? İstihbarat suçsuz insanları dinlemekten başka ne yapıyor?
Otuz beş insan yanlışlıkla nasıl öldürülür?
Ölenlere rahmet, yakınlarına sabır diliyorum.

Bölünerek mi mutlu olacak bu ulus?

28 Aralık 2011 Çarşamba

YENİ YILI KUCAKLAMAK


2011 yılına veda etme zamanımız geldi...

Gitmeden önce
ona çok teşekkür etmek istiyorum. Bu yıl mutluluktan uçtuğum, ayaklarımın yerden kesildiği nice güzellikleri yaşattı bana.

En önemlisi küçük kızımın yeni yaşamına sevdiğiyle birlikte yürümeye başladığı bir yıl olması...
Nişan:

Gerçek nikah:
Şakacıktan nikah ve düğün:

Dedeleri oynadı:

Hepimiz oynadık:



Bu arada dört yıl önceki büyük kızımızın düğününü de hatırladık:

Ela Yağmur'u kucakladılar :
Elalı günlerimiz başladı. Artık Ela bazen bayram oldu, bazen tatil oldu, en çok da yeni yıl oldu bizim için. Üç yıl önce 31 Aralık 2008'de geldi baş köşeye kuruldu. Şimdi ne ki güzel, ne ki iyi, ne ki doğru yaşamımızdaki her mutlulukta bir parça Ela var...




Kuzumuz üç yaşını bitiriyor. İyi ki doğdun Ela Yağmur...

Biz Yeni Yılı yani Ela'yı kucaklamaya gidiyoruz İstanbul'a. Sadece Ela'yı değil uzaktaki yakındaki tüm sevdiklerimizi yüreğimizle kucaklayacağız. Küçük kızımız ve damadımızı da içimizde götürüyoruz; çoook uzaklarda da olsalar yüreğimizin en güzel yerindeler, bizimleler, bizdeler...
Siz de sevdiklerinizi kucaklayın.

2012 Herkesin sevgiyle kucaklaştığı bir yıl olsun...

26 Aralık 2011 Pazartesi

CEHENNEMİN TÜMÜNÜ ALMAK İSTİYORUM


Sevgili Günlük

Yeni bir yıla girmeğe hazırlandığımız şu günlerde gülmeye, en çok da düşünmeye gereksinim duyuyoruz biliyor musun?
Bugün okuduğum bir fıkrayı kaydetmek istiyorum:

Temel, Vatikan'da gezerken upuzun bir kuyruk görmüş.
Ne kuyruğu bu, diye sorduğunda :
Vatikan kilisesi tarafından cennetin parça parça satıldığını; bin dolar verenin cennetten bir parça alabileceğini söylemişler.

Temek kuyruğu takip edip kilisenin önüne ulaşmış ve:
"Ben cehennemin tümünü almak istiyorum." demiş.
"Olmaz!" demişler. "Burada cehennem satışı yok; cennetten bir parça almak istiyorsan sıraya gir!" diye de eklemişler.
Temel cehennemi almakta ısrar etmiş. Kapıda temeli ikna edemeyen görevliler, durumu Papa'ya anlatmışlar.
Papa gülerek:
"Gidin sorun bakalım, cehennemin tümüne kaç dolar veriyormuş bu akılsız adam?
Sorarlar, Temel:
"On bin dolar veririm." demiş.

Bunun üzerine Papa Temel'i yanına getirtmiş ve hazırlattığı belgeyi Temel'e vermiş. On bin doları aldıktan sonra Temel'i gülerek uğurlamışlar.
Dışarı çıkan Temel, cennetten bir parça satın almak için sırada bekleyen binlerce kişiye elindeki belgeyi gösterip:

"Eyyyy uşaklar! Cehennemin tümünü ben satın aldım, artık cennet için uğraşmanıza gerek yok; dağılabilirsiniz." demiş.

Sonra ne mi olmuş?

Cennet satışları bir anda durmuş. Şimdi Papa ve ekibi on bin dolara sattıkları cehennemi Temel'den geri almak için pazarlık yapmaya başlamış. Bir rivayete göre pazarlıklar hala sürüyormuş...

Bu fıkra bana değerli oyuncumuz Şener Şen'in oynadığı Züğürt Ağa filmini anımsattı. Senarist bu fıkrayı bilseydi durum değişir miydi?

Kimsenin kimseyi aldatmadığı güzel bir yıl olsun 2012...

24 Aralık 2011 Cumartesi

ÖLÜM NE ZAMAN GÜZEL?


Sevgili Günlük

Yeni bir yıla girmeye çok az bir zaman kaldı. Yeni yıldan beklentiler, dilekler, kehanetler yine gündemde.

Ama bir gerçek içimizi acıtmaya devam ediyor. Çılgın insanlar savaşa doymuyor, hadi desen üçüncü dünya savaşını çıkaracaklar. Çocuklar ölüyor, insanlar acı çekiyor kimin umurunda?

Petrolle insan kanı becayiş ediliyor...

"Karanlıkta üç çocuk
Yalnızlığa boğulmuş anaları,
Babaları savaşta unutulmuş.
Doymuş açlığa, çıplaklığa
Aydınlıkta üç çocuk
Biri güler, biri ağlar, biri donuk...

Ölüm arkada kalan olmazsa güzel
Ölüm vakitli gelirse o zaman güzel..."

Yekta Güngör Özden

22 Aralık 2011 Perşembe

HAYIR DEMEDEN ÖNCE



ANNEDEN OĞLUNA
Bak oğlum sana ne diyeceğim:

Hayat bana kristal basamaklar sunmadı
Hatta yürüdüğüm yollar çivilerle doluydu
Ve tehlikeli sarkık dikiklerle
Ve kırık paramparça tahtalarla
Yerler halı kaplı da değildi
Çıplaktı
Ama biri sürekli tırmanıyordu
O da bendim
Varışlar gidişler
Köşeleri dönmeler
Bazen karanlık bölmeler
Işıksız hepten

İşte oğlum bu yüzden asla geri dönme yolundan

Bastığın yerlere de güvenme
Ne yumuşaklık bulmak kolay ne de dinginlik
Sakın düşme
Bana bak, ben hala ilerliyorum yolumda
Hala tırmanıyorum
Ve yaşam bana hala kristal basamaklar sunmuyor.

Langston Hughus

Sevgili Günlük,

Çocuklarımıza "hayır" demeden önce durup iyice düşünmemiz gerekiyor galiba. "Hayır"larımız çocuklarımızın geleceğine set çekmemeli.

Endişeleniyoruz onlar adına, evet ama, bu onların yapmak istediği her şeye düşünmeden karşı çıkmamıza neden olmamalı. Hedeflerine ulaşmaya çalışırken yollarına çıkacak sorunları dile getirmeliyiz. Vazgeçmiyorsa, kararlıysa elimizden gelen desteği vermeliyiz. Anneden Oğluna adlı şiir çok şey anlatmıyor mu?

Başarılar emeksiz gelmiyor...

21 Aralık 2011 Çarşamba

KEDİYE YASTIK


Kitaplıklarımızın zaman zaman da
kafaya tokmak,
kediye yastık,
çingeneye bohça
işlevi görmesi pek fena olmaz doğrusu.
Georges Perec

Günlerden Çarşamba, aylardan Aralık, yıllardan 2011...
Kitaplığım yine karışmış...
İlk okuduğum kitabı anımsamaya çalışıyorum.
Teksas Tommiksler vardı önce erkek kardeşimin aldığı, resimli fotoromanlar ablamdan... Bunlardan önce miydi sonra mıydı bilemedim. Bildiğim ilk ciddi roman Genç Kızlardı elime aldığım. İlkokul beşinci sınıfındaydım. Anladım mı? Sanmıyorum, ama büyülendiğimi hatırlıyorum. Olay yatılı bir kız lisesinde geçiyordu galiba. Öğretmenine aşık genç kızlar...

Orta okulda Çalıkuşu Reşat Nuri'den... Dönem ödevi olarak hazırlamıştım. Kerime Nadirler, Muazzez Tahsinler, Kemalettin Tuğcular bir solukta okunup biterdi o yıllarda.

Lisede Germinal, Ana, İnce Memed, Kuyucaklı Yusuf, ve diğerleri... Yaz tatillerimiz kitapsız nasıl geçerdi onlar olmasa? Değiş tokuşlarla ne çok kitap okumuştuk.

Sevgili Günlük bak nereden nereye geldim. Kitaplığı düzeltmem gerekiyor. Bu sıra iyice karıştırdım yine.
Gidip de gelmeyen kitaplarım nerede acaba?

Kal sağlıcakla...

20 Aralık 2011 Salı

DEDEMİN İNSANLARI




Sevgili Günlüğüm, dün güzel bir gündü benim için. Dedemin İnsanları filminin de katkısı oldu buna.
Film sinemada izlenmeli bence. İnsanı bulunduğu ortamdan bambaşka diyarlara götürüyor, başka insanlarla buluşturuyor. Oyuncular çok başarılıydı. Filmi beğenerek izledim. Hatta son sahnelerde gözlerimin yaşardığını hissettim.

Daha sık gitmeliyim sinemaya.

15 Aralık 2011 Perşembe

SİZİN ÇOCUĞUNUZ NE İLE YAŞIYOR?


Sevgili Okuyucu,

Bazı şeyler bilinse de tekrar tekrar hatırlanmasında yarar var. Hele de çocuklar söz konusu olunca...
Ana-babalık zor iş. Durup düşünmek, derin derin düşünmek zorundayız. Sizin Çocuğunuz Ne İle Yaşıyor? sorusunun yanıtını bulmalıyız. Bunun ertelenmeye tahammülü yok çünkü. Zararın neresinden dönülse kardır.
Çocuklar Yaşadıklarını Öğrenirler, Dorothy L. Nolte'nin güzel bir şiiri, çok şey anlatıyor doğrusu.
Buyrun okuyun efendim, belki
aradığınız yanıtı bulursunuz :



Eğer çocuklar eleştiri ile yaşarlarsa,
eleştirmeyi öğrenirler.

Eğer çocuklar düşmanlık ile yaşarlarsa,
kavga etmeyi öğrenirler.

Eğer çocuklar korku ile yaşarlarsa ,
endişelenmeyi öğrenirler.

Eğer çocuklar acınma duygusu ile yaşarlarsa,
kendilerine acımayı öğrenirler.

Eğer çocuklar alay ile yaşarlarsa,
çekingen olmayı öğrenirler.

Eğer çocuklar kıskançlıkla yaşarlarsa,
hasetin ne olduğunu öğrenirler.

Eğer çocuklar utanç ile yaşarlarsa,
kendilerini suçlu hissetmeyi öğrenirler.

Eğer çocuklar hoşgörü ile yaşarlarsa,
sabırlı olmayı öğrenirler.

Eğer çocuklar güdülenme ile yaşarlarsa,
kendilerine güvenmeyi öğrenirler.

Eğer çocuklar övgü ile yaşarlarsa,
takdir etmeyi öğrenirler.

Eğer çocuklar beğeni ile yaşarlarsa,
kendilerini sevmeyi öğrenirler.

Eğer çocuklar kabul edilme ile yaşarlarsa,
sevginin ne olduğunu öğrenirler.

Eğer çocuklar onay ile yaşarlarsa,
hayatta hedefleri olmasının iyi olduğunu öğrenirler.

Eğer çocuklar dürüstlük ve eşitlik yaşarlarsa
cömert olmayı öğrenirler.

Eğer çocuklar güvenlik duygusu ile yaşarlarsa,
kendilerine ve etraflarındakilere güvenmeyi öğrenirler.

Eğer çocuklar dostluk ile yaşarlarsa,
dünyanın barış içinde yaşanması gereken bir yer olduğunu öğrenirler.

Eğer çocuklar sükunetle yaşarlarsa,
huzur içinde yaşamayı öğrenirler.

SİZİN ÇOCUĞUNUZ NE İLE YAŞIYOR?

14 Aralık 2011 Çarşamba

ANAMA ANA DİYESİN BABAMA BABA DİYESİN

Sevgili,

En mutlu günlerimizden biriydi...

Küçük kızımızın sevdiğinin ailesini evimizde konuk ediyorduk. Nişan telaşı sarmıştı yüreklerimizi, heyecan doruktaydı. Her şey çok güzel olmuştu.
Nişandan sonraki sabah kahvaltı bitiminde sohbete geçildi.

İşte o sırada Sevgili Kayınvalidem aldı sazı eline, başladı beni şikayete:

"Bu var ya bu, ilk zamanlar bana hiç anne demedi!"

Gördün mü olanı? Zamanlama da dört dörtlüktü hani... İşin fenası söyledikleri de doğruydu. "Anne" dememiştim, diyememiştim. Hala da şöyle ağzımı doldura doldura anne diyemiyorum yazık ki...

Kayınvalidem 85 yaşında, otuz altı yıl, içinde sakladığı sitemi, mükemmel bir zamanlamayla yüzüme vurdu, yeni dünürlerimizin yanında.

Bu konu, seninle aramızda hiç sorun olmamıştı değil mi Sevgili? Oysa pek çok aile sırf bu yüzden nice tatsız tartışmalar yaşamıştır kim bilir?

Şimdi ben de kayınvalideyim. Bunu yazmak bile tuhaf geliyor, çünkü ben kendimi hiç kayınvalide olarak göremedim ki... Belki de kız annesi olmanın avantajı bu, malum cici anne de deniyor kız annelerine.
Sorun genelde aynı kişiyi seven iki kadın arasında yaşanıyor. Gelin kaynana arasındaki malum rekabet duygusu ya da kötü örneklerin dilden dile anlatılması sonucunda oluşan önyargılı başlangıçlar sorunları körüklüyor. Konu önemli çünkü hiç yoktan insanın en güzel yıllarında gereksiz acılar yaşanıyor.

Beni bunları yazmaya iten, başlıkta adını andığımız Edip Akbayram'ın sesiyle de insanın içine işleyen sözlerin gerçekleşme olasılığının kolay olmadığı gerçeği. Ne diyor Edip Akbayram:

"Anama ana diyesin, babama baba diyesin,
Sen bize gelin gelesin, nerde kaldın kibar gelin?"

Sözler insanın içini ısıtıyor değil mi?

Ancak tüm insan ilişkilerinde olduğu gibi burada da sihirli sözcük "saygı" diye düşünüyorum. "Anne" ve "baba" hayatımızdaki en önemli iki insan için kullandığımız sevgi, saygı, güven,fedakarlık gibi pek çok güzel anlamı yüklediğimiz sözcükler. Dolayısıyla bu sözcükleri hayatımıza yeni giren aile büyükleri için kullanmak çok zor. Sanırım zorlanmalarımızın nedeni de bu. Onun için büyüklerin bu konuda ısrarcı olması işi daha da zor bir duruma getirecektir. En iyisi karşılıklı saygı göstermek, ilişkileri saygı çerçevesi içinde yürütürken zamanla oluşacak sevgi köprüsünü sağlam temeller üzerine oturtmak.

Damatlarım bana anne demediler. Sana da baba... Daha doğrusu adımızın sonuna eklediler bu güzel sözcükleri. Çok hoşuma gitti. Hiçbir hitap kullanmasalar da sorun değil.Amca, teyze de diyebilirler. Önemli olan ilişkilerdeki güzellik.

Canımızın canları onlar, sevgili yavrularımızın sevdikleri... Sadece bu bile gelin ya da damatları hoş tutmamız için yeterli bir sebep değil mi? Ve onların ayrı bir aile oldukları gerçeğini kabullenmek...


Bu konuda başkalarının ne düşündüğünü de çok merak ediyorum doğrusu.


Anama ana diyesin
Babama baba diyesin


Kolay mı bunu hemencecik söylemek?

25 Kasım 2011 Cuma

24 KASIM ÖĞRETMENLER GÜNÜYDÜ

"Ben kuşlardan da küçüktüm, bir gece vaktiydi
Aşk tuttu elimden benim
Geçtim düşler sokağından, bir gece vaktiydi
Ceplerimde hacı yatmazlar

Yağmur yağsa, uykum kaçsa
Bir kuş konsa badi parmağıma
Ağlardım bir başıma
Sevdadandır, sevdadandır
Sevdadandır dedi annem, aldırma
Aldırma, gel yanıma


Kaç mevsim aşk pazarında geçti yalanlarla
Düş sattım aldanmışlara
Aklım kaçıverdi yerinden bir gece vaktiydi
Sevdiğim başka sevenim başka



Yağmur yağsa, uykum kaçsa
Bir kuş konsa badi parmağıma
Ağlardım bir başıma"
*

Sevgili Günlük,

Uykum kaçtı; ağladım bir başıma...

Bugün(dün oldu çoktan) 24 Kasım, Öğretmenler Günü'ydü... Evde duramadım, çarşıya indim. İnmeseydim keşke... Gördüklerimden ürktüm.


Atamız cumhuriyeti gençlere gençleri de öğretmenlere emanet etmişti değil mi? Hani hep birlikte coşkuyla söylüyorduk bir zamanlar, "Alnımızda bilgilerden bir çelenk.."

"Candan açtık cehle karşı bir savaş,
Ey bu yolda ant içen genç arkadaş!
Öğren, öğret hakkı halka, gürle coş;
Durma durma koş.

Şanlı yurdum, her bucağın şanla dolsun;
Yurdum seni yüceltmeye antlar olsun."
Şanlı yurdum, her bucağın şanla dolsun; yurdum seni yüceltmeye antlar olsun..."
Tutamadık sözümüzü, yenildik... Ey okuyucu biz paraya karşı yenildik; bize paranın önemini öğretmediler, her şeyi öğrettiler de para kazanmayı öğretmediler...

En gerçek yol göstericinin bilim olduğuna inandık. Aydınlıkların karanlıkları yeneceğini sandık. Mum gibi eridik, etrafımızı aydınlattığımızı sandık... Doğruluk sonsuzluğun güneşidir, nasıl olsa doğar dedik. İyiyi, güzeli, doğruyu öğrendik, bunları öğrettik.

Biz bunları yaparken birileri zenginleşmenin, para kazanmanın yollarını keşfetmişlerdi bile. Biz mum gibi erirken onlar ellerinde fener din-iman diyerek yardım istiyorlardı. Şirketler kurdular, televizyonlar aldılar; büyüdükçe büyüdüler. Beyinler yıkandı, bazıları parayla satın alındı, her yol mübahtır dendi, güçlerine güç kattılar ve bugünlere geldik...


Olmuyor, suçluluk duygusu desem değil. Biz elimizden geleni yaptık, ama başaramadık. Eşit koşullarda değildik. Dürüst bir mücadele değildi.Yenildik, paranın gücüne yenildik.

Yenilen sadece biz öğretmenler de değiliz. Doktorumuz yenildi, hakimimiz-savcımız-avukatımız yenildi, gazetecimiz yenildi, yazarımız-çizerimiz yenildi, aydınımız yenildi... Bekli siz bile yenilmişsinizdir...
Bizler yenildik, bizler sustuk; karanlıklar bağıra bağıra konuştu; durmadan konuştu, saçma sapan- yalan yanlış demeden konuştu...


"Bir sonsuz yağmur yağsa
Mutlulukla ıslansa dünya

Odalar üzgün durmasa
Ayrılığa kapanmasa kapılar

Hep yanıtı yasaklanmış sorular sordular
O masal ülkesinin kapılarını zorladılar

Çıkıp gelse anılardan o gencecik ermişler
Savrulup da gittiler kaç kez rüzgar rüzgar


Utancından günden güne kibarlaşan şu açlık
Bir gün olsun inip de aralarına katılmadık
Korktuk neden korktuğumuzu bilmeden"
**

Korktuk, neden korktuğumuzu bilmeden...

Öğretmen Andını geçiriyorum aklımdan, Van'da yitirdiğimiz genç öğretmenler bu yemini yaparken neler hissetmişlerdi acaba?

"Türkiye Cumhuriyeti anayasasına,

Atatürk inkılâp ve ilkelerine,

anayasada ifadesini bulan Türk milliyetçiliğine

sadakatle bağlı kalacağıma;

Türkiye Cumhuriyeti kanunlarını tarafsız ve eşitlik ilkelerine bağlı kalarak uygulayacağıma;

Türk milletinin millî, ahlâkî, insanî, manevî ve kültürel değerlerini benimseyip, koruyup, bunları geliştirmek için çalışacağıma;

İnsan haklarına ve anayasanın temel ilkelerine dayanan millî, demokratik, lâik bir hukuk devleti olan

Türkiye Cumhuriyeti'ne karşı görev ve sorumluluklarımı bilerek, bunları davranış halinde göstereceğime namusum ve şerefim üzerine yemin ederim."

76 genç öğretmeni Van depreminde yitirdik deniyor haberlerde...

Yitirdiğimiz sadece onlar mı?

Yağmur yağsa, uykum kaçsa
Bir kuş konsa badi parmağıma
Ağlardım bir başıma"

"Bir sonsuz yağmur yağsa
Mutlulukla ıslansa dünya"

Saçmaladım değil mi sevgili okur? Boşver, buraya kadar yanılıp da okuduysan kötü bir düş say olur mu? Bugün biraz duygusalım, buruk bir öğretmenler günüydü benim için. Hoşgör...


" Sevdadandır, sevdadandır
Sevdadandır dedi annem, aldırma..."






* Feridun Düzağaç- Düşler Sokağı
**Şükrü Erbaş-Bir Sonsuz Yağmur Yağsa

21 Kasım 2011 Pazartesi

YILLAR SONRA YENİDEN SEVGİLİYE MEKTUP


21 Kasım 2011

Sevgili,

Geçen gün yaşadığımız duygu patlamasını düşünüyorum durmadan... Bu kadar yıldır birlikteyiz böylesini hiç görmedim. Evet zaman zaman gözlerin doldu, erkekler ağlamazın aksine sen ağladın; ama böyle hüngür hüngür ağladığına tanık olmamıştım. Ben de ağladım. Ve bu halimizle onu da ağlattık.

Neden, diye sorduğumda gerçeği buluyorum galiba. Uzun zamandır ilk kez kendimize kaldık. Hep birileri için koşturduk durduk. Sevincimizi de özlemimizi de birlikte konuşamadık, yeterince yaşayamadık. Ve o gitti, uçtu gitti sevdiğine...

Fotoğraflarına baktık uzun uzun.
İşte bak bu minicik Özge'miz...
Ne zaman çekilmişti.
Aaaa buna bak bir de...
Ya şuna...

Tam da o sırada, gözlerimiz dolu doluyken çaldı telefon:

Annecim nasılsınız?
Özge'm sen misiiiin?
Hadi bilgisayarı açın da sizi göreyim...

Telaşla, acemice açtım ekranı, kamerayı ayarladım, karşımızdasın. Canlı capcanlı, masanın üstünde... Elimi uzatsam geliverecek gibisin; ama...
Bir o kadar da uzak, ulaşılmazsın...

İşte o an, dayanamadın biliyorum, gözyaşlarınla ıslanmış yüzünle, hıçkırıklarınla boğulmuş sesinlle önüme geçip "Nasılsın kızım?" diyişin yok mu seni bir kez daha yeniden sevmeme neden oldu biliyor musun?

26 Ocak 2011 Çarşamba

KARDEŞ Mİ?


GÜNLÜK

Yıl 1980/ 5 Eylül
Zonguldak

Yıllar nasıl da arkasına bakmadan geçip gidiyor. Biz farkına bile varamıyoruz. Günler, aylar, mevsimler...
Yaza doyamadan yine hazan mevsimi geldi bak. Apansız havalar soğumaya başladı, doğa canlılığını yavaş yavaş tüketiyor gözümüzün önünde. Yeşil yerini sarıya bırakıyor usul usul... Birkaç gündür yağan yağmur nihayet dindi bugün. Fakat güneşi henüz göremedik. Havadan mıdır nedir herkeste bir sıkıntı, tedirginlik, memnuniyetsizlik var, açıkça gözlemlenen...

Yavrum şu anda etrafımda dolanıp duruyor. O da sıkıntılı bu sıralar. Eve tıkılıp kaldık, havalar düzelse geçecek sanki. Her gün: "Anneciğim, okulum ne zaman açılacak? Hadi açılsın!" anlaşılan arkadaşlar, öğretmen özlenmiş, bu iyi bir şey aslında değil mi günlükçüğüm?

Evet, bir yazı daha geride bıraktık. İstediğim gibi yararlanamadım bu tatilden. Oysa pek çok planım vardı tatile değgin. Çalışacaktım, bir şeyler yazacaktım; olmadı. Çocukla biraz zor, her an onunla ilgilenmemi istiyor. Şu anda boyama kitabıyla boya kalemlerini getirdi, 'Hadi boyayalım, anneciğim sen bana yardım et..." diyor. Çaresiz biraz yardım edeceğim. Boya zamanı, biraz ara...

***

Şimdi diğer odaya gitti, kimbilir ne getirecek. Üç yaşı bitti mayısta. En önemli isteği okulunun açılması, çabucak büyümesi ve ilk okula başlaması... Siyah önlük, beyaz yakaları görünce bu isteği iyice artıyor. Bir de kardeş istiyor, bunu sürekli yineliyor. Kardeşi olmasını ben de çok istiyorum, ama henüz erken, biraz daha büyüsün hele... Hem kim bakacak, nasıl olacak? İkinci çocuk biraz daha rahatlayalım öyle olsun değil mi? İkisi de ezilmesin istiyorum. Çalışan anne olmak zor, gerçi bu yıl biraz rahatladık, ama yine de ikinci için erken...

Tatilde Karasu'ya gittik. Karasu, Adapazarı'nda... EKİ'nin kamp yeri var, 10 gün kaldık.Denizden bol bol yararlandık, yemekleri de çok güzeldi doğrusu. İyi bir tatil oldu, dinlendik, üçümüz birarada bol bol eğlendik.

Haberleri hiç sorma günlük. Çorum'da, Fatsa'da olaylar çığrından çıkmış durumdaydı biz tatildeyken. Birileri durmadan ölüm yağdırıyor...DİSK Başkanı Kemal Türker öldürüldü. Eski başbakanlardan Nihat Erim öldürüldü. Asala, elçilerimizi öldürüyor.Nereye varacak bu işin sonu bilemiyorum. Okullar da karışık...

Kitaplarını kucaklamış geldi, bakalım hangisini seçecek okumam için.
Hoşçakal günlük. Şimdilik ben kaçtım.