30 Aralık 2010 Perşembe

CUMHURBAŞKANI SEÇEMEDİK


GÜNLÜK

26 Haziran 1980
Zonguldak

Zonguldak'a geleli bugün üç yıl olmuş. 26 Haziran 1977'de gelmişiz.Yıllar geçiveriyor işte...

İyice alıştık buraya. Özellikle manzarasına doyum olmuyor. Gidersek, bir gün gidersek sanırım en çok bunu arayacağım.

Şu anda balkonda oturuyorum. Önümde defterim, yazıyorum. Bir yandan da bu nefis manzarayı seyrediyorum. Karşımda liman tüm ayrıntılarıyla duruyor. Deniz hafif dalgalı. Hava, olabildiğince sıcak, tam deniz havası...
Yeşille mavinin iç içe olduğu bir şehir burası. Ve tepeler... Tümüyle tepelerden oluşuyor. Yollar bu tepelerden inen merdivenler, merdivenler yol olmuş Zonguldak'ta. Karaelmas diyarında yaşamak hem güç hem de çok zevkli...

Denizde iki gemi var, kapkara... Ya kömür, ya demir, ya da kum taşıyordur. Yolcu gemileri genellikle akşam saatlerinde geliyor.Işıl ışıl yanıyor gemiler, seyretmeyi seviyorum. Bir de güneşin batışı var ki görmek lazım, anlatılmaz güzellikte...

Aşağıda yoldan arabalar geçip gidiyor. Site minibüsleri çoğunlukta... Dolmuş ücretleri iyice arttı, on beş lira, az değil bence. Artık zamların, zulumlerin ardı arkası kesilmiyor...

Biz insanlar, doğanın bahşettiği tüm güzellikleri bozmak için birbirimizle yarışıyoruz. Sanki dünya dar geliyor insanlarımıza. Gözlerini kırpmadan öldürüyorlar, hiç acımadan insanlara kıyıyorlar...

Artık geçinemez duruma geldik neredeyse, üstelik iki kişi çalışıyoruz. Ya tek maaşla geçinmeye çalışanlar, birkaç çocuk okutanlar... Allah kolaylık versin, ne diyeyim.

Ülkemizin durumu çok kötü. Aylardır bir cumhurbaşkanı seçemedik. Hükümet çaresiz. Komşu devletler karışık...

Geçenlerde Irak sınırımızdaki köylülerimiz, sınırın ötesinde ot topladıkları için, Iraklı askerler tarafından kurşuna dizildi. Sessizce bekledik...

Biraz önce yavrum uyandı. Şimdi kalemi tutuyor, birlikte yazıyoruz bu satırları. Öyle tatlı bir kızım var ki anlatamam. Çok mutluyuz, çok... Yavrum, A....'im ve ben... Bir de kardeşim H....'im, altı aydır yanımızda. Gezmeye geldi, kızımıza bakmaya geldi ve gidemedi. İyi ki bizimle, onu çok seviyorum. O, benim en küçük kardeşim.

Zonguldak'ın havasını alan, suyunu içen burayı bırakamaz diyordu Zonguldaklılar, doğruymuş. Burada işe başladı bile... O, artık mühendis hanım oldu. Haa birkaç ay da ücretli öğretmenlik yaptı bizim okulda. "Ahlak" dersi öğretmenliği yaptı, boş geçiyormuş, müdür rica etti. Kot pantollu Ahlak öğretmenini önce yadırgadı çocuklar, ama sonrasında çok sevdiler...

Saat 18.00 olmuş. Biraz sonra işten gelirler. Tüm ailemi çok seviyorum, mutlu olmalarını diliyorum yürekten.

Bugün okula gittim. Sabah gözcülük görevim vardı sınavda. Öğleden sonra da kızımla uyuduk. Ben uyandım, kızım uyumaya devam etti de bu satırları yazabildim.
Sıkıldı , bak elindeki oyuncağı balkondan aşağıya attı şimdi. Sızlanıp duruyor, gidip alalım, biraz da dışarda oynarız.
Şimdilik bırakıyorum...

28 Aralık 2010 Salı

ÇAY

GÜNLÜK
23 Haziran 1980
Zonguldak

Biraz önce defterim geçti elime, en son kasım 79'da yazmışım. Sıkılınca deftere sarılmışım anlaşılan. Mutluluklar pek yazılmıyor, yaşanıyor galiba. Dert söyletiyor insanı demek ki...

Yazmadığım zamanlarda ne güzel şeyler yaşadık, hiçbirini yazmamışım, bak sen şu işe!

24 Ocak'ta erkek kardeşim evlendi. Ankara buz gibiydi, ama herkes çok mutluydu... Bunu bile atlamışım.

Yeni yıla eğlenerek girdik, çocuklar gönüllerince oynadılar. Yok, buna dair tek satır yazmamışım nedense...
Anaokulundaki partiden, günlerce çocuklar için hazırladığımız hediye paketlerinden, parti için yaptığımız karton şapka maceramızdan ve birbirinden güzel günlerden...

Koşuşturup duruyorum. Kendi okulum, öğrencilerim, yazılılarım, kitaplarım, kızımın anaokulu... Zaman altın değerinde... O kaçıyor, ben kovalıyorum. Sevgisiz yapamazdım. Sevgiyle yapılan işler daha kolay mı geliyor ne?

Biraz sonra kızımın okuluna gideceğim, kısa kesmem lazım. Dünkü çayın değerlendirmesini yapacağız. Çok güzel bir çay düzenledik anaokulu için. Orman işletmesinin salonunda hem çocuklar hem de biz eğlendik. Haa, bu arada okul-aile birliğindeyim ben. Çocukları mutlu etmek için elimizden geleni yapıyoruz. Geçenlerde A.... de anaokulunun bahçesine bir kamyon kum döktürttü. Kumda oynamayı çok seviyor çocuklar...

Ülkedeki olayları hiç sorma sevgili günlük. Onlar bir felaket. Yüreğimiz ağzımızda izliyoruz. Neyse şimdi gitmem lazım, geç kalmayayım...

27 Aralık 2010 Pazartesi

MERAKLISINA 1980'İN ÖNEMLİ OLAYLARI

1980 2 Ocak: Komutanların Hükümete bir uyarı mektubu verdiği ileri sürüldü ancak mektubu kimse sahiplenmedi.
-Diyarbakır Belediye Başkanı Mehdi Zana (Leyla Zana'nın kocası) hakkında, bölücülük ve Kürt propagandası yaptığı gerekçesiyle dava açıldı.

5 Ocak: Demirel, Ecevit'in 'AP-CHP işbirliği' önerisini reddetti.

11 Ocak: Buca Cezaevi'nde siyasi mahkumların kaldığı tarafta 150 metrelik bir tünel ortaya çıkarıldı.

16 Ağustos: Adalet Bakanlığı'nda bazı önemli dosya ve belgelerin çalındığı açıklandı.

23 Ocak: İzmir Tariş'te Güvenlik Güçleriyle eylemciler arasında çıkan çatışmada, 20'si Polis, 1'i Jandarma olmak üzere toplam 35 kişi yaralandı.
-Çıkan olaylar üzerine Ege Üniversitesi tatil edildi.

24 Ocak: Ünlü '24 Ocak Kararları' alındı. IMF'nin isteklerini kabul ettik. Devalüasyon sonucu dolar 70 lira oldu. A'dan Z'ye herşeye zam geliyor.

7 Şubat: Bern Büyükelçimiz Doğan Türkmen, Ermeni teröristlerin saldırısından yaralı olarak kurtuldu.

12 Şubat: İzmir'de artan gerilim üzerine şehre 3.000 asker gönderildi. Çatışmalar devam ediyor.

13 Şubat: Bern Büyükelçisi Doğan Türkmen'e ateş eden Ermeni terörist Kilimciyan, Fransa'da yakalandı.

14 Şubat: İstanbul Valisi Nevzat Ayaz, kepenk kapatan esnafa çağrıda bulunarak, dükkanlarını açmalarını istedi. Kent genelinde yapılan operasyonlarda 322 militan yakalandı.
-İzmir'de işçiler ve bazı gruplar tarafından işgal edilen TARİŞ'e asker girdi, 500'den fazla direnişçi gözaltına alındı.

15 Şubat: İstanbul'da kepenkleri kapalı dükkanları askerler açtı. İzmir'de asker TARİŞ'e girdi. DİSK, genel grev ilan ettiğini bildirdi.

16 Şubat: İstanbul'da esnaf dükkanlarını açtı.

17 Şubat: İzmir Gültepe'de Polis, aşırı sol görüşlüler tarafından 'kurtarılmış bölge' olarak ilan edilen yere girdi, 16 Polis yaralandı, 3 kişi öldü.

19 Şubat: Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Nurettin Ersin'in görev süresi 1 yıl uzatıldı.

21 Şubat: Büyük turizm acentası TUI, yaşanan anarşi ortamı ve can güvenliği olmadığı gerekçesiyle Türkiye'yi kara listeye aldığını açıkladı ve yapılmış olan rezervasyonların yaklaşık yarısını iptal etti.

29 Şubat: Dövizli askerlik yasası kabul edildi.

3 Mart: Hatay eski Cumhurbaşkanı olan ve Hatay'ın Anayurda katılmasında büyük emekleri geçen Tayfur Sökmen öldü.

9 Mart: Genelkurmay başkanı Org. Kenan Evren, Cumhurbaşkanlığına aday olacağı söylentilerini yalanladı.

21 Mart: Nevruz Bayramı nedeniyle yurdun çeşitli yerlerinde çıkan olaylarda 8 kişi öldü, onlarca kişi yaralandı.

23 Mart: TBMM'de Cumhurbaşkanlığı seçimi, aday bulunamadığı için yapılamadı. (Kimse talip değil.)

26 Mart: TBMM'de Cumhurbaşkanlığı seçimleri için turlara başlandı. Yapılan ilk turda bağımsız aday Nurettin Yılmaz 80 oy aldı.

29 Mart: Şiddetli yağışlar nedeniyle Sivas Develi'ye bağlı Ayvazhacı köyünde meydana gelen toprak kaymasında 57 kişi öldü, 100'den fazla kişi yaralandı.

1 Nisan: Van Cezaevi'nde 58 mahkum, kazdıkları tünelden kaçtı.

2 Nisan: Devalüasyon yapıldı. Dolar 75 lira oldu.

5 Nisan: Ortadoğu Gazetesi yazarı İsmail Gerçeksöz, solcular tarafından öldürüldü.

6 Nisan: Eskişehir'de DİSK'in düzenlediği mitingde çıkan olaylarda 5 kişi öldü, 4 kişi yaralandı.

7 Nisan: 7 yıllık görev süresi dolan Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk, törenle Çankaya Köşkü'nden ayrıldı. Cumhuriyet Senatosu Başkanı İhsan Sabri Çağlayangil, Cumhurbaşkanı Vekili oldu.

12 Nisan: Yazar Ümit Kaftancıoğlu, Müslüman Kardeşler Birliği adlı örgüt tarafından öldürüldü.

22 Nisan: Sağmalcılar Cezaevi'nden de 23 mahkum kaçtı.

3 Mayıs: Eski Başbakanlardan Nihat Erim'in ikametinin girişinde görevli bir Bekçi teröristlerce şehit edildi.

4 Mayıs: Demokrat Parti Kongresi'nde partinin feshedilmesine karar verildi.

5 Mayıs: Anayasa Mahkemesi, Türkiye Emekçi Partisi'ni kapattı.

15 Mayıs: AP'li Devlet Bakanı Muhammed Kelleci istifa etti.

21 Mayıs: Tuzla Piyade Okulu Komutanı Sabri Demirbağ, uğradığı silahlı saldırı sonucu yaralandı.

28 Mayıs: MHP Milletvekili ve eski Bakanlardan Gün Sazak öldürüldü.

2 Haziran: Zonguldak Ağır Ceza Mahkemesi, 'mobilya davası'ndan dolayı Yahya Demirel'i 4 yıl ağır hapis cezasına çarptırdı.

10 Haziran: Bu yıl içinde 8. kez devalüasyon yapıldı.

21 Haziran: Şair ve oyun yazarı Ahmet Muhip Dranas öldü.

23 Haziran: İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Yardımcısı Bülent Demir, Müslüman Kardeşler Birliği adlı örgüt tarafından öldürüldü.

28 Haziran: Adana Cezaevi'nde 16 mahkum, kazdıkları tünelden firar ederken Güvenlik Güçlerinin fark etmesi sonucu çatışmaya girdiler, 4 mahkum öldü, diğerleri kaçmayı başardı.

2 Temmuz: Sivas'ta artan çatışmalar üzerine sokağa çıkma yasağı kondu.

3 Temmuz: TBMM'den güven isteyen Demirel, 214 red, 227 kabul oyu aldı.

4 Temmuz: Cumhurbaşkanlığı seçimleri bir türlü sonuca bağlanamıyor. Partiler arasında en ufak bir uzlaşma ümidi görünmüyor. Bunalım Devleti derinden etkiliyor.

5 Temmuz: Çorum ateşler içinde. Alevi-Sünni çatışması çıktı. Olaylarda 3 kişi öldü, 30 kişi yaralandı.

6 Temmuz: Çorum'da olaylar yatıştırılamadı, çatışmalar devam ediyor. Kente askeri birlikler gönderildi. Askerler yollara barikatlar kurdu. Sokağa çıkma yasağı kondu.

7 Temmuz: Çorum'da çatışmalar devam ediyor. Ölü sayısı 20'ye çıktı.

8 Temmuz: Polis ve Asker Çorum'a hakim olabildi, şehirde azda olsa sükunet sağlanabildi.

9 Temmuz: Fatsa'da 2 Astsubay, DEV-YOL (Devrimci Yoldaşlar) militanlarınca kaçırıldı.

10 Temmuz: Fatsa'da gerginlik doruk noktasında, çatışmalar devam ediyor. Komando birlikleri şehri kuşattı.
-Çorum'da çatışmalar sona erdi, toplam ölü sayısı 25.

12 Temmuz: Güvenlik Kuvvetleri Fatsa'ya hakim oldu. 200'den fazla kişi gözaltına alındı.

16 Temmuz: CHP İstanbul Milletvekili Abdurrahman Köksaloğlu öldürüldü.

19 Temmuz: Eski Başbakanlardan Nihat Erim, solcu teröristlerin düzenlediği bir buikast sonucu öldürüldü.

22 Temmuz: DİSK eski Genel Başkanı ve Maden-İş Sendikası Başkanı Kemal Türkler öldürüldü.

1 Ağustos: Atina Büyükelçiliği İdari Ateşesi Galip Özmen, ASALA'ya bağlı Ermeni teröristlerce öldürüldü.

5 Ağustos: Ali Özgentürk'ün 'Hazal' isimli filmi, Paris'te düzenlenen 'Prades Film Festivali'nde en iyi film seçildi.

6 Ağustos: ASALA militanları, Türkiye'nin Lion Konsolosluğu'nu bastılar, 4 Konsolosluk görevlimiz yaralandı.

9 Ağustos: Kahramanmaraş olaylarının (23 Aralık 1978) faillerinden 22 kişi idama mahkum edildi.

27 Ağustos: Alman Hükümeti, Türkiye'ye verdiği notada MSP Genel Başkanı ve eski Başbakan Yardımcısı Necmettin Erbakan'ı eroin kaçakçılığı ile suçladı.

28 Ağustos: Ankara Savcılığı, Erbakan'ın dokunulmazlığının kaldırılmasını istedi.

3 Eylül: İzmir Cumhuriyet Başsavcısı, müstehcen pozlar veren Bülent Ersoy hakkında tutuklama kararı verdi.

5 Eylül: AP'li Dışişleri Bakanı Hayrettin Erkmen, gensoru ile düşürüldü. İlk defa bir Bakan gensoru ile düşürülmüş oldu.

6 Eylül: MSP, Konya'da Kudüs'ü kurtarma yürüyüşü yaptı. İstiklal Marşı okunurken protestolar oldu, bazı kişiler yere oturdu.

12 Eylül: DARBE... Genelkurmay Başkanı Org. Kenan Evren Başkanlığında, Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Nurettin Ersin, Hava Kuvvetleri Komutanı Org. Tahsin Şahinkaya, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oram. Nejat Tümer ve Jandarma Genel Komutanı Org. Sedat Celasun'dan oluşan Milli Güvenlik Konseyi (MGK) yönetime el koydu.

-Milli Güvenlik Konseyi'nin yaptığı açıklama ile, Hükümet, Senato ve Parlamento feshedildi. Siyasi Partilerin faaliyetleri durduruldu. Milletvekilleri ve Senatörlerin dokunulmazlıkları kaldırıldı. Tüm yurtta saat 05.00'den itibaren sokağa çıkma yasağı kondu. Anayasa yürürlükten kaldırıldı.
Tüm sendikalar faaliyetten men edildi. Tüm dernekler kapatıldı. Yurtdışına çıkışlar yasaklandı.

-Sabah saatlerinde Genel Kurmay Başkanı Kenan Evren, radyo ve televizyondan halka hitaben bir konuşma yaptı:
"Yüce Türk Milleti... Türkiye Cumhuriyeti Devleti, son yıllarda izlediğiniz gibi dış ve iç düşmanların tahriki ile varlığına, rejimine ve bağımsızlığına yönelik ciddi ve fiziki haince saldırılar içindedir. Devlet, başlıca organları ile işlemez duruma getirilmiş, Anayasal kuruluşlar tezat ve suskunluğa bürünmüş, siyasi partiler, kısır çekişmeler ve uzlaşmaz tutumlarıyla Devleti kurtaracak birlik ve beraberliği sağlayamamışlar ve lüzumlu tedbirler almamışlardır...
Kısaca Devlet, güçsüz bırakılmış ve acze düşürülmüştür. Azizi Türk Milleti, işte bu ortam içinde Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu'nun kendisine verdiği 'Türkiye Cumhuriyeti'ni kollama ve koruma görevini' yüce Türk Milleti adına, emir ve komuta zinciri içinde yerine getirme kararı almış, Ülke yönetimine bütünüyle el koymuştur... Vatandaşların, sükunet içinde radyo ve televizyonları başında yayınlanacak bildirileri izlemelerini ve bunlara tam uymalarını ve bağrından çıkan Türk Silahlı Kuvvetleri'ne güvenlerini beklerim."

-Tüm yurtta sıkıyönetim ilan edildi.

13 Eylül: Org. Kenan Evren, Devlet Başkanlığı görevini üstlendi.

-Milli Güvenlik Konseyi'nden yapılan açıklamada, AP Genel Başkanı Süleyman Demirel, CHP Genel Başkanı Bülent Ecevit ve MSP Genel Başkanı Necmettin Erbakan'ın 'güvence altına alındıkları' bildirildi. (Gözaltına alınmanın kibarcası.)

-MHP Genel Başkanı Alparslan Türkeş'e teslim olması için saat 15.00'e kadar süre tanındı.

14 Eylül: DİSK, HAK-İŞ, TÜRK-İŞ ve MİSK yöneticilerine teslim olmaları için 15 Eylül günü saat 18.00'e dek süre tanındı.
-İşçi ve memur maaşlarına %70 zam yapıldığı ve tüm grevlere son verildiği açıklandı.
-Alparslan Türkeş teslim oldu.
-Adana'da Yüzbaşı Bülent Angın şehit edildi. Teröristlerden, Serdar Soyergin yakalandı. 5 gün sonra hakkında idam cezası verildi.

15 Eylül: Tüm sendikaların, bankalarda bulunan paraları bloke edildi.
-İhtilalden önce grevde bulunan 51.000 işçi işbaşı yaptı.

16 Eylül: Sendikacılar teslim olmaya başladılar.

17 Eylül: Gözetim altında tutma süresi 15 günden 30 güne çıkarıldı.

18 Eylül: Kenan Evren ve MGK üyeleri, TBMM'de törenle ant içtiler.
-AP'den 7, CHP'den 25, MHP'den 11, MSP'den 5 ve Bağımsızlardan 2 olmak üzere toplam 50 parlamenter gözetim ve güvence altına alındığı açıklandı.

19 Eylül: Avrupa Parlamentosu, AET-Türkiye ilişkilerinin askıya alınmasını reddetti.
-Enflasyon oranının %78 olduğu açıklandı.

20 Eylül: Devlet Başkanı ve Genelkurmay Başkanı Org. Kenan Evren, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oram. Bülend Ulusu'yu Hükümeti kurmakla görevlendirdi.

21 Eylül: Bülend Ulusu, Kabinesini açıkladı.
Başbakan : Emekli Oramiral Bülend Ulusu
Başbakan Yardımcısı : Turgut Özal
Başbakan Yardımcısı : Zeyyat Baykara
Devlet Bakanı : Prof. Dr. İlhan Öztrak
Devlet Bakanı : Mehmet Özgüneş
Devlet Bakanı : Prof. Dr. Nimet Özdaş
Sosyal Güvenlik Bakanı : Sadık Şide
Kültür Bakanı : Cihad Baban
Adalet Bakanı : Cevdet Menteş
Milli Savunma Bakanı : Haluk Bayülken
İmar ve İskan Bakanı : Şerif Tüten
İçişleri Bakanı : Emekli Korgeneral Selahattin Çetiner
Enerji ve Tabi Kay. Bk. : Serbülent Bingöl
Köyişleri Bakanı : Münir Raif Güney
Turizm Bakanı : İlhan Evliyaoğlu
Sanayi Bakanı : Şahap Kocatopçu
Ulaştırma Bakanı : Necmi Özgür
Tarım ve Orman Bakanı : Prof. Dr. Sebahattin Özbek
Çalışma Bakanı : Prof. Dr. Turan Esener
Dışişleri Bakanı : İlter Türkmen
Maliye Bakanı : Kaya Erdem
Milli Eğitim Bakanı : Emekli Korgeneral Hasan Sağlam
Bayındırlık Bakanı : Tahsin Onalp
Ticaret Bakanı : Kemal Cantürk
Sağlık Bakanı : Emekli Tümgeneral Prof. Dr. Necmi Ayanoğlu
Gümrük ve Tekel Bakanı : Emekli Korgeneral Recai Baturalp

21 Eylül: Değişiklik yapılan yeni Sıkıyönetim Kanunu yürürlüğe girdi.

22 Eylül: Türk-İş'e bağlı kapatılan sendikaların yeniden açılmasına karar verildi.

26 Eylül: Paris Büyükelçiliği'nin Basın Danışmanı Sevinç Bakkalbaşı, ASALA teröristlerince düzenlenen silahlı saldırı sonucu yaralandı.
-Ellerindeki silah ve patlayıcı maddeleri 15 gün içinde teslim edenlerin affedileceği açıklandı.

27 Eylül: Hükümet programını, Milli Güvenlik Konseyi'ne sundu.
-Fransa, Türk Vatandaşları için vize uygulayacağını açıkladı.

8 Ekim: Balgat Katliamı sanıklarından sağcı Mustafa Pehlivanoğlu ile Telsizler Katliamı sanıklarından solcu Necdet Adalı idam edildi. 8 yıldan beri uygulanan ilk idam cezaları.
-Suç işleyen milletvekillerinin dosyaları, mahkemelere gönderilmeye başlandı.

10 Ekim: MGK, faaliyetleri durdurulan sendikalara 'kayyum' tayinini öngören yasayı onayladı.

11 Ekim: Güvence altında tutulan parlamenterler ile sendikacıların salıverilmesine başlandı.
-Genel Nüfus sayımı yapıldı. Nüfusumuz 45.000.00'u geçti.

13 Ekim: Münih-İstanbul seferini yaparken 'akıncı' olduklarını söyleyen 4 terörist tarafından kaçırılan THY'ye ait uçak, korsanlar tarafından Diyarbakır'a indirildi.
-Siyasi Partilere 'kayyum' tayinini öngören yasa kabul edildi.

14 Ekim: Korsanlar tarafından Diyarbakır'a kaçırılan uçağa operasyon düzenlendi. Korsanlar yakalandı.

17 Ekim: 27 İlin valisi değiştirildi.

22 Ekim: Gözaltında tutulan 500 DİSK üyesi, serbest bırakıldı.

23 Ekim: 160.000 silahın yetkili makamlara teslim edildiği açıklandı.

24 Ekim: 14 Eylül tarihinde Yüzbaşı Bülent Angın'ı Şehit eden Serdar Soyergin, idam edildi.
-Demirel ve Ecevit'in evlerinde ifadeleri alındı.

27 Ekim: Geçici Anayasa açıklandı.
-Siyasi Partiler ve Sendikalar dışındaki kuruluşlara Kayyum tayinini öngören yasa, MGK'da kabul edildi.

30 Ekim: Ecevit, CHP Genel Başkanlığı'ndan istifa etti.

31 Ekim: TİP (Türkiye İşçi Partisi) Genel Başkanı Behice Boran, normal pasaport ile yurtdışına gitti.

1 Kasım: MGK Genel Sekreteri Org. Haydar Saltık, şartlar sağlanınca Kurucu Meclis'in toplanacağını açıkladı.

4 Kasım: MHP Genel Başkanı Türkeş'in bankalardaki paraları bloke edildi.

7 Kasım: Toplu olarak işlenen suçlarda gözaltında tutma süresi 30 günden 90 güne çıkarıldı.
-34'ü tutuklu bulunan 44 eski milletvekili hakkında dava açıldı.

8 Kasım: MGK bünyesinde, yurt dışında Türkiye aleyhindeki propagandaları izleyecek bir denetleme kurulu oluşturulduğu öğrenildi.

10 Kasım: Güvenlik Kuvvetlerince gözaltına alınan yazar ve yayıncı İlhan Erdost'un askeri araçla Mamak Cezaevi'ne götürülürken, bir askerin başına vurması sonucu öldüğü açıklandı.

11 Kasım: Cumhuriyet Gazetesi kapatıldı.

1 Aralık: İsrail ile ilişkiler donduruldu.

13 Aralık: Yeraltı dünyasının önde gelen isimlerinden 15'i tutuklandı.

21 Aralık: Ankara Baro Başkanlığı'na Prof. Dr. Muammer Aksoy seçildi.

24 Aralık: Irak, Türkiye'nin tüm petrol ihtiyacını karşılamayı taahhüt etti.

27 Aralık: Tutuklu bulunan 'babalardan' 10'u serbest bırakıldı.

31 Aralık: 1980 yılında enflasyon oranının %106 olduğu açıklandı.

BURADAN Alıntıdır.

YENİ YIL YAKLAŞIRKEN



GÜNLÜK
28 Kasım 1979
Zonguldak

Dün annemler telefon etmişlerdi, komşudan görüştük. Hatlar oldukça bozuktu, anlaşmamız çok güç oldu.
Anladığım kadarıyla kız kardeşim mezun olmuş, artık inşaat mühendisi o... Çok sevindim.
Ayrıca erkek kardeşimin de okulu bitmiş, yakında evlenecekmiş. Avukatlık mı yapsam, hakim mi olsam diye düşünüyormuş bu sıralar. Karar aşamasında anladığım kadarıyla.

Ev tutmuşlar, babam eşya için para göndermiş. Düğünü ocak ayında yapmayı planlıyorlarmış. Karda kışta zor olacak, ama hayırlısı olsun, dilerim çok mutlu olurlar...Hepsini çok seviyorum, özledim yine...

Bu sıra ne çok şey oluyor ülkemizde. Her gün birileri öldürülüyor, kahveler taranıyor neyi paylaşamıyorlar anlamıyorum ki? Abdi İpekçi'nin katili askeri cezaevinden kaçıyor! Bu nasıl iştir böyle?

Azınlık hükümeti var Demirel'in. MHP,MSP dışardan destekliyor güya... Bunların yapacağı işten ne hayır gelecekse artık! Erbakan ve arkadaşları 10 Kasım'da Anıtkabir'e bile gitmediler.

Geçenlerde bir akşam annemlere telefon gelmiş. Telefondaki ses, "Şehir sularına zehir katılmış, sakın içmeyin!" diyip kapatmış. Çok endişelenmişler, sonradan yalan olduğu anlaşılmış, ama herkes tedirginmiş.
Yatakları yere serip uyuyorlarmış çoğu kişi. Evler taranırsa diye... Nereye sürükleniyoruz anlamadım. Pek çok yerde sıkıyönetim var bir de...

Aslında her şey geçici; iyi ya da kötü her yaşam ölümle bitiyor; ama öldürülmeyi hiç kimse hak etmiyor. Kim dur diyecek bu kıyımlara?

Yeni yıl yaklaşıyor. Sanırım C...... larda toplanacağız yılbaşında... Çocuklar arkadaşlarıyla birlikte olunca çok seviniyorlar. Anaokulunda da yeni yıl eğlencesi yapılacak. Telaştayız anlayacağın. Heyecan şimdiden başladı bile...

Yavrum hayatından çok memnun. Öyle güzel büyüyor ki... Canım benim, seni çok seviyoruz...

26 Aralık 2010 Pazar

AH ŞU KADINLAR




GÜNLÜK

25 Kasım 1979
Zonguldak/Pazar

Yine akşam oluyor... Bütün gün sis hiç dağılmadı, akşam karanlığı da çökünce dışarıyı görmek olanaksız artık. Oturduğum yerden dışarıya bakıyorum, tek manzara yoğun bir sis... Sadece karşıda yanıp sönen fenerin zayıf ışığı fark edilebiliyor. Ben artık daha iyiyim sevgili günlüğüm.

Dün akşam misafirlerimiz vardı. Gerçi sekiz kişi beklerken iki kişi geldi biliyor musun? Gelemediler ya da gelmediler. Haksız da sayılmazlar doğrusu. Son iki hafta biz de onlara gidememiştik. Daha doğrusu gezmeye gidecek gücü bulamamıştım kendimde. Neyse kalabalık gelirler diye epeyce hazırlanmıştım. Sabahtan akşama kadar koşturdum durdum evin içinde...

Bir de yufka diye açtığım paketten kadayıf çıkmasın mı? Oldukça şaşırdım, ilk anda bocaladım, ancak bu uzun sürmedi. Çünkü zamanım sınırlıydı, hemen bir başka börek yaparak fırına attım. Ve bütün bu koşuşturmanın sonunda sadece E..... lar geldi. İyi mi? Normal zamanda bozulurdum, ama iyi ki öyle oldu diyorum şimdi...

Dün öğleden sonra A..... kızımızı çocuk bahçesine götürdü, ben de temizlik yaptım. Geldiklerinde yavrum yorulmuştu, hemen uyudu. Biz de A.....'le biraz konuştuk. Çok ayrıntılı bir konuşma olmasa da konuşmak sanırım iyi geldi ikimize de... Daha sonra Zonguldak'a yeni otobüsler gelmiş, caddede gösteri yapıyorlardı. Onlara bakmak için çağırdı beni, birlikte baktık. Misafirler için yaptığım kısırdan koydum, yedik. Alınacaklar vardı, çarşıya gitti sonra. Kızım ancak babası gelince uyandı. O uyurken ben çamaşırları yıkadım, yorulmuşum iyice...

Kızım arkadaşları geleceği için çok sevinmişti. Umut gelecek, Sena gelecek,Seval gelecek dedi durdu, ama akşam onlar gelemeyince aynı ölçüde üzüldü. Sonra da erkenden uyudu tatlım benim...

İyi ki herkes gelmemiş, kalabalıkta doğru dürüst sohbet ortamı oluşmuyor, daha doğruşu dertleşme fırsatı olmuyor. Bugün o olanağı yakaladık. Ah! günlüğüm ne çok kafanı şişirdim dertlerimle... Meğer benimki hiçmiş, herkes ne dertliymiş bir bilsen...
Ahh, A......'im bunları daha önce bana da söyleseydin ya! Söyleyememiş işte... Arada kalmış anlaşılan.

Herkes içini döktü dün akşam, bir duysaydın... Konu döndü dolaştı kayınvalide, gelin,elti üçkeninde düğümlendi hep. Bu arada torunların ve oğulların durumu da iyice irdelendi. Çok kişinin kulaklarını çınlattık, bu bana iyi geldi inanır mısın? Konuşmayınca insan, sıkıntıları içinde büyütüyor, her şey gözüne batıyor. İyilere değil de hep olumsuzluklara odaklanıyor. Karşılıklı konuşmak şart; anlamak, anlaşmak için...

Onlar bu konuda daha şanssızlar doğrusu. Çünkü iç içe yaşıyorlar neredeyse. Kayınvalidesi ve eltisiyle aynı apartmandalar, daireleri ayrı olsa da ister istemez ilişkileri çok sıkı... Hem babalarının evinde oturuyorlar, hem de aynı işi yapıyorlar birlikte. Sorunların yaşanması kaçınılmaz yani...

A.... de ilk kez, başkalarının yanında ailesinden yakındı.

Zonguldak'ta kalmak istemediğinden, ailesinin tutumu nedeniyle psikolojisinin bozulduğundan söz etti. Moralinin çok bozuk olduğunu, farkında olmadan sık sık tekrarlayıp durdu.
Ayrıca, bayramda ailesini ziyarete gittiğinde çok soğuk, yabancı gibi karşılağından yakındı. Hatta abisinin karısının kardeşi ve onun eşinin, kendisinden, çok büyük bir sevgi ve yakınlıkla karşılanmış olmasının da moralini bozduğunu söyledi. Annesinin onların çocuklarını havaya atıp tutarak sevmesini, buna karşın bir gün olsun "Oğlum, çocuğu ne yapıyorsunuz, bakıcı bulabildiniz mi, kim bakıyor?" diye sormadığını anlattı uzun uzun. Bu durumun onu çok üzdüğünü anlattı. Evde ailesiyle birlikte abi ve yengesinin de yaşamasının sıkıntı yarattığını ekledi.

Ve tüm bunların, kendi başına bulduğu bir kızla evlenmiş olmasını kabullenememelerinden kaynaklandığını söyledi. O anlatırken üzgündü, ailesinden böyle bahsetmek zorunda kaldığı için sıkıntılıydı, ama bunları duymak beni rahatlattı doğrusu. Çünkü insan ister istemez kendini suçluyor, ne yaptım da böyle oldu diye... En azından ben masumum! Haa bir de yengesinin onunla evlendirmek istedikleri varmış kendi kafasında, ben onun hesaplarını bozmuşum. Ayrıca çalışan kadının sorunlarını anlamaları da çok kolay değil onlar için. Dışarda hiç çalışmamışlar ki...

Bak şimdi aklıma geldi. İlk zamanlar okula gideceğim anlarda : "Ne güzel, sen şimdi Fener'e gezmeye gideceksin!" diyordu eltim. Okula gitmemi "gezme" olarak algılıyordu o...Ya işte böyle günlüğüm.

Benim çalışmam, ayrı evde oturmamız, çocuğumu kitapla büyütüyor olmam(Annenin Kitabı ve El ele dergisine çok şey borçluyum bu arada.), hiç okula gitmemiş olan elticiğimin canını sıkıyormuş anlaşılan. Suçum büyük!

Neyse keşke bunları daha önce konuşabilseydik. Boş yere onca üzülmezdik. O, anlatırken ben de onu ne kadar çok sevdiğimi düşünüyordum.

Bugün pazar. Bütün gün kızımızla oynadık, şarkı söyledik, masal anlattık, televizyon seyrettik. Mutluyuz, eskisi gibi değil, eskisinden de iyiyiz. Yavrumuz şu anda mışıl mışıl uyuyor. Uyu yavrum, uyu da büyü... Seni çok seviyoruz.

A..... kızımızı uyuturken uyuyakaldı. Bense akşamın loş ışıklarında sana geldim sevgili günlüğüm. Sevindin mi?

25 Aralık 2010 Cumartesi

HİÇ


GÜNLÜK

23 Kasım 1979
Zonguldak

Yıllar insanları nasıl da değiştiriyor... Düşünüyorum da ben böyle miydim eskiden. Huysuz, sinirli biri oldum çıktım son zamanlarda. İyice içime kapandım. Yavrum için üzülüyorum en çok da...

Kızım değişti; o mutlu, neşeli kızım gitti; yerine sinirli bir küçük yavru geldi.Onu mutsuz görmek beni kahrediyor. Kızım için her şeyi yaparım. Biliyor, hissediyor dargınlığı.

Artık okulu da sevmiyor. Gerçi öğretmeninin değişmesinin de rolü oldu bunda, biliyorum. Bırakmak istemiyor bizleri. Dün babasını bırakmak istememiş, epeyce ağlamış arkasından. Bugün de aynı şeyi bana yapınca akşama kadar okulda bekledim onu. Öğleden sonra dersim yoktu iyi ki.

Yeni öğretmen kendisine alışsınlar diye dans ettirmiş minikleri, bizimki düşmesin mi? Ben müdüre hanımın odasında otururken getirdi öğretmeni, gözünün kenarı mosmor olmuştu. Canım yavrum, ne çok üzüldüğümü bir bilsen...Öğretmenleri de çok üzüldü. Hemen ekmek içi çiğneyip koydum moraran yere...
Öğretmeni öyle çok üzüldü ki onu teselli etmek zorunda kaldım. Kızım, öğretmeninin verdiği cincini(ciklet) de kabul etmeyince kadıncağızın morali iyice bozuldu. Ben öğretmeni rahatlatmaya çalıştım, belki biraz daha dikkatli olabilirdi o; ama asıl suçlu biziz, onu en çok biz üzdük. Yani kızımızın annesi, babası suçlu...

Bu arada yavrum parmağını da emmeğe başladı. Sanırım bu da sıkıntısının dışa yansıması...

Ben de gerek ruhen gerekse bedenen hastayım, çok hastayım. Çaresizim...Üşütmüşüm, müthiş öksürüyorum, boğazım parçalanıyor sanki. Yoruldum, üşüttüm her neyse, bu pek önemli değil. Beni asıl rahatsız eden ruhsal sorunlarımız. En çok da bunların yavrumun üzerindeki olumsuz etkileri...


Bir yığın yazılı kağıdım var okumam gereken. Bu kafayla okumak istemiyorum. İşim de hiç bitmiyor...

Acaba yarın misafirler gelir mi ki? Sıra bizde... Gelirlerse temizlik yapmam gerekiyor, bir şeyler hazırlamalıyım. Ne yapsam? Hiç halim yok oysaki...

A...... , konuşmaktan, tartışmaktan ısrarla kaçıyor, çekiniyor. Üç kez denedim konuşmayı, ama başarısız oldum her seferinde. "Ne yapmak istiyorsun?" diyorum; " Hiç!" diyor.

Şu anda geldi A...... , yazmayı bırakıyorum...

24 Aralık 2010 Cuma

ACABA ŞU ANDA NE DÜŞÜNÜYOR?


GÜNLÜK

17 Kasım 1979
Zonguldak

Gece yarısını çoktan geçti. Hiç uykum yok. Bir iki kez yattım, uyumaya çalıştım, ama olanaksız, başaramadım.
İçimde bir şeyler var, anlayamıyorum. Fakat bir tehlike seziyorum, çıkaramıyorum. Yalnız bildiğim bir şey varsa yuvamız tehlikede. Neden?

Bu soruyu birçok kez sordum kendi kendime, hiçbir yanıt alamadım...

Yavrum şu anda mışıl mışıl uyuyor. Dışardan köpek havlamaları geliyor. A.... de içerde yatıyor. Bense durmadan düşünüyorum.

Gece lambasının loş ışığında yazıyorum bu satırları...

Bugün oldukça yoğun bir gün geçirdim. İşlerle dopdolu bir gün... Çamaşır yıkadım, temizlik yaptım, kızımı yıkadım, ben de banyo yaptım. Yıkandıktan sonra sıkıntılarımdan kurtulmuş gibi hissettim, ama yanıldığımı biraz zaman geçince anladım.

Bu akşam misafirliğe gidilecekti, yine canım istemedi. Kendimi her şeyden soyutladım sanki... Oysa her hafta birimizde toplandığımız bu gezmeleri seviyordum. Çocuklar birlikte oynuyorlardı en güzel yanı da...

Öyle kırıldım ki ona...

Yorgunum, kalem de aksilik çıkarıyor. Belli ki mutsuzluktan söz eden yazıya alet olmak istemiyor. Mutsuz olmayı kim ister ki? İnsanlar hep mutlu olmayı isteseler de heyhat! İşler her zaman iyi gitmiyor işte...

Acaba A..... şu anda ne düşünüyor? Uyuyor mu ki? Uyumuyorsa sanırım çok bozulmuştur. Ama elimde değildi başka türlü davranmak, kaç gündür ben de kendi kendime üzülüp duruyorum zaten... Barışıp barışmayacağımı bilemiyorum. Henüz tam bir değerlendirme yapamadım. Duygularımı tahlil etmeye çalışıyorum. Fakat şuna kesinlikle kararlıyım. Onunla barışacak olsam bu kesinlikle yatakta olmayacak. Konuşmak, tartışmak gerekir sorunları. Evlilik sadece karı koca olmak değildir. Hayat arkadaşlığıdır da aynı zamanda. Yaşamın her alanında, iyi-kötü günlerde, acıları sevinçleri paylaşmak, sorunları birlikte çözmek demektir. Ben böyle olsun istiyorum.

Sonra birisini alabildiğine kullanmak hiç değildir. Sabahtan akşama kadar koşturmak için mi evlendim ben? Okulda koştur, eve gelir gelmez başla, geç saatlerde yatana kadar koştur! Kadınlar da insan... En basit işleri bile benden bekliyor. Örneğin: Pazara mı gidecek, torbaları benden istiyor. İkimiz de dışarda çalışıyoruz. Eve gelince o gazetesini alsın okusun, ben yemeği hazırlayayım, ortalığı toplayayım, çocukla ilgileneyim, bir dakika bile dinlenmeyeyim... Ohh, ne tatlı hayat! Buna karşın en ufak bir isteğim reddedilsin...

Köle miyim ben? O daha güçlü kuvvetli. Bir işin ucundan da o tutsa ne olur?
Neyse... Sırası değil şimdi. Uyumaya çalışmalıyım...

23 Aralık 2010 Perşembe

KÖMÜR BAYRAMI

Evime, yuvama bakıyorum, düşünüyorum...

Dilimde olmasa da aklımda hep o şarkı dolanıyor bugünlerde:
"Neyleyim köşkü, neyleyim sarayı..."

N'oldu bana, neden bu kadar huzursuzum, sıkıldım mı, yoruldum mu?

Biraz kitap okuyup uyumaya çalışayım en iyisi... Çünkü saat bire geliyor. Gece kızım uyanıyor, uykum bölünüyor. Ama şu anda hiç uykum yok. Oysa akşam erkenden vardı; neredeyse gözlerim kapanıyordu. Hastayım da üstelik... Düşünüyorum, hep düşünüyorum.

Bu sıra sigarayı da çok içmeye başladım. Hiç hoşuma gitmiyor, yine de içiyorum. Azaltmalıyım...

8 Kasım'da Kömür Bayramı kutlandı Zonguldak'ta. Uzun Mehmet Kömür Bayramı...

Uzun Mehmet 8 Kasım 1929'da kömürü bulmuş. Bunun öyküsü de şöyleymiş:

Uzun Mehmet yedi yıl Bahriyede askerlik yapmış. O zamanlar kömür dışardan alınıyormuş ve çok pahalıymış. Bu nedenle komutanları askerlere kömür örneklerini göstermiş ve memleketlerine gidince kömür aramalarını söylemiş. Askerliği biten Uzun Mehmet Ereğli'ye bağlı Neyren köyüne dönmüş. 8 Kasım 1829'da köyünde dolaşırken komutanının askerdeyken gösterdiği taşlara benzer taşları görmüş, toplamış ve yakınlardaki değirmenin ocağına götürüp atmış kimseye belli etmeden. Taşların yandığını görünce bunların kömür olduğunu anlamış. Kış koşullarında götürememiş, ancak bahar olunca taşlardan bir kısmını yanına alarak İstanbul'a gitmiş. Padişah II.Mahmut kendisine 5000 kuruş vermiş, ömür boyu 600 kuruş da maaş bağlamış. Ardından birkaç kişiyi Ereğli'ye göndermiş, bu işi araştırmaları için.

Bunu öğrenen Ereğli Beyi Hacı İsmail Ağa, kendisine haber vermeden padişaha haber verdiği için öfkelenmiş, kaldığı handa Uzun Mehmet'i boğdurarak öldürtmüş.

Kömürün yeri bulunamamış, on yıl sonra 1838'de Padişah Abdülmecit bu kez kömür aramaları için adamlarını Ereğli'ye göndermiş. Kömür bulunmuş, 1848 yılında da işletilmeye başlanmış. 1940 Yılına kadar yabancılar tarafından işletilmiş kömür ocakları. 1932 Yılında kurulan Halk Evleri'nin önderliğinde o yıl ilk kez 8 Kasım Kömür bayramı olarak kutlanmış. 1936'Yılındaki kutlamaya Başbakan İsmet İnönü ve Celal Bayar da katılmış.
Sonradan kömüre "Karaelmas" adı verilmiş. Uzun Mehmet anısına Uzun Mehmet Anıtı yapılmış.


İşte 8 Kasım'da yapılan bayramın öyküsü böyleymiş. Bir yerlerde okumuştum, bunu...

Nereden aklıma geldi şimdi, sırası mı?

Öff insanların içini kömürleştirdikten sonra bayram yapmak ne ilginç değil mi?

21 Aralık 2010 Salı

SEN AĞLAMA

GÜNLÜK

Kasım 1979
Zonguldak

Saat 24.00'e geliyor ve ben defterimle baş başayım. Yazıyorum...

Yalnızım, hem de çok yalnız. Üzgünüm... Ailemi düşünüyorum, çok özlüyorum onları. Merak ediyorum, yine üzülüyorum... Yaşam güzelliğini yitiriyor.

Neyse ki yavrum var. Onsuz ne yapardım ben? Yaşamamın gayesi o... Mutlu olması için her şeyi yaparım.

Kimbilir birgün bu yazdıklarımı anlamsız bulurum, fakat yazmadan da duramıyorum. Bir anlamda boşalıyorum. Anlatma, konuşma ihtiyacımı gideriyorum.
İnsanın bir dostunun olmayışı ne kötü! Kendinle konuşuyormuş gibi her derdini, her şeyini rahatça anlatabileceğin bir dost... Ah! ne iyi gelirdi böyle biri olsaydı. Ama yok işte... Bu ortamda zor, çok zor böyle birini bulmak. İnsanlar gün geçtikçe birbirlerine olan güvenlerini yitiriyor.

Dün sabah okula giderken yine arkamdan ağladı kızım. Bu beni çok üzüyor. Bir süre kendime gelemiyorum, ama başka çare de yok.

Genelde ben gitmiyorum, ama bugün okul çıkışı pazara uğradım. Her şey ateşpahası... İki çanta 500 liraya doldu. Oysa öyle pek fazla bir şey almadım. 25-30 Liradan başlıyor fiyatlar. Kızıma bir kilo muz aldım, 120 lira...
Yavrum büyük bir iştahla muzları yiyince yorgunluğum azaldı. Sonra hep birlikte yemek yedik.
A..... derneğe gitti. Bu dernek çalışmaları canımı çok sıkıyor. Geçenlerde uyarı eylemi yaptılar, başkan olunca sorumluluğu artıyor tamam, kabul de benim burada başka kimsem yok ki...

Evi temizledim. Kızıma Anaokulu için vesikalık fotoğraf çektirmiştik, ama yanmıştı ; yeniden çektirmemiz gerekiyordu. Birlikte gidip kızımın ilk vesikalık fotoğrafını çektirdik. Daha sonra bakkala gittik; ekmek, gazete,balon aldık. Posta kutusundan geç kalan bayram tebriklerini aldık. Kartpostallar bayram yoğunluğunda hep gecikiyor böyle... Merdivenlerden çıkarken A..... de geldi.

Sanırım o da çok üzülüyor. Ancak çaba da harcamıyor. Gerçi benim de düzeleceğim yok, en azından bu sıralar. Mutsuzum, çaresizim. Ne yapacağımı da bilemiyorum. Rüzgara kapılmış yaprak gibiyim. En iyisi zamana bırakmak...

Şu denizdeki kazada ölenlere de çok üzüldüm. Haydarbaşa önlerinde Romen tankerle Yunan şilebi çarpışmış, pek çok denizci yanarak ölmüş. Artık acı haber duymak istemiyorum sevgili günlük...

Şimdilik bu kadar. Sonra devam ederim, uyuyacağım...

20 Aralık 2010 Pazartesi

ANAOKULUNA BAŞLADIK


GÜNLÜK

ZONGULDAK-1979

Neden bilmem hiç bu denli kırgınlık olmamıştı aramızda. En kötü tarafı da hiç tartışmıyoruz aramızda. Oysa tartışabilsek gerçekleri daha iyi farkedebiliriz gibi geliyor bana. Ama A..... hiç yanaşmıyor buna.

Barışırken bile doğru dürüst değerlendirme yapmıyor, konuşmadan barışma yoluna gidiyor. Bu yüzden de içimin ezikliği bir süre daha devam ediyor. Hiç olmazsa barışırken bir iki gönül alıcı söz söylemesi gerekmez mi?

Ailesinden gelen bir bencilliği mi var, üzerinden atmaya çalışsa da başaramadığı? Ailede bencillik olur mu? Böyle bir aile tam anlamıyla huzur bulur mu? En azından bir taraf sürekli fedakarlık yapmak zorunda kalır ve ezilir. Bir zaman sonra tepki kaçınılmaz olur.

Bilmem nereye varacak sonumuz...

Kızımı bir haftadır Anaokuluna götürüyorum. Oldukça memnun görünüyor. Yalnız yarım gün olduğu için, sabahları karşı komşumuz bakıyor kızıma. Nasıl öderiz haklarını bilmem ki? Şurada iki adımlık yerde babannesi oturuyor. Bir gün olsun "Çocuğu ne yapıyorsunuz?" diye sormazken, iki yıllık komşumuz, kendi torunuymuş gibi sevgiyle bakıyor.

Bütün bunları gören, bilen A..... de hala beni annesigile götürmeye çalışıyor! Bir gün de onlara "Siz haksızsınız?" dese ya! İşleri düşünce tek tek iş yerine, yanına gidiyorlar. Hangisi onun bir sorunuyla ilgileniyor? Bir gün olsun "Bu da bizim torunumuz" diyorlar mı? Analık babalık bu mu? Öyle tuhaf bir dünya ki...

Acaba diyorum, Zonguldak'a hiç gelmese miydik? O zaman daha mı mutlu olurduk? Bilinmez ki... Ama yine de ailesi olumsuz yönde çok etkiledi bizi. Çoğu onlar yüzünden kırıldık birbirimize...

18 Aralık 2010 Cumartesi

KARA KARA KAPKARA


GÜNLÜK

Kasım,1979-ZONGULDAK

Üzgünüm, çok üzgünüm! Yuvamızda huzur kalmadı. Düzeleceğine her geçen gün kötüye gidiyor...

Çok berbat bir Kurban Bayramı geçirdim. Yavrum da hissediyor. Ne kadar çabalasam da, o anlıyor...

A..... çok anlayışsız bu sıralar. Kırdı beni... İçim nedense bir türlü düzelmiyor.
On günden beri eve ilk kez bugün erken geldi. Meğer Y.......lar davet etmiş, onlara gidilecekmiş.

Bugün aynı zamanda hastaydım da, "Gitmek istemiyorum!" diyince çıktı gitti... Bu saat oldu hala yok! Nereye kadar gidecek bu durum bilemiyorum. Düzelmesi için ben de çaba göstermiyorum, ama elimde değil, içimden gelmiyor...

Yavrum biraz önce uyudu. Bebeği Ayşecikle birlikte, öyle güzel uyuyor ki... Melek gibi. Canım yavrum, seni çok seviyorum.

A.......'i sevip sevmediğimi bilemiyorum şu anda... Duygularımı sık sık tahlil etmeye çalıştığım halde, başaramıyorum. Bilemiyorum henüz. Yalnız kızıyorum çok...

Bayramda kayınvalidemlere gitmediğim için çok bozuldu. Gitmedim, gidemedim ailesinin bayramını kutlamaya. Pişman değilim. Haklı olduğuma inanıyorum. Çünkü kayınvalidem, "Bir daha siz bize, biz de size gelmeyelim!" demişti kızgınlıkla.

Buna rağmen ben gittim. Abisinin kızı Ankara'da ameliyat olmuştu. A..... götürmüştü, doktor arkadaşıydı. Neyse dönüşte geçmiş olsuna gittim. Doğrusu da buydu, ameliyat olmuştu çocuk. Böyle durumlarda dargınlık olmaz, dedim ve gittim. Oldukça soğuk karşılandım.
On- on beş gün sonra Şeker Bayramı'ydı. Yine gittim. "Bayramınız Kutlu Olsun" diyerek tek tek hepsiyle tokalaştım; hiç sesleri çıkmadı. İçlerinden biri olsun "senin de" demedi. Üstelik o bayramda, o evden hiçbiri, ne büyük ne de küçük- kapımızı çalmadı. Daha sonra da gelmediler hiç.

Sadece ortancı kardeşi geldi geçen gün, ben bunu olumlu bir adım olarak değerlendirince, A...... : "İşi vardır onun için geliyor; yakında nişanlanacak!" dedi. Daha sonra bu sözü doğrulandı gelişen olaylarla. Sanırım yakında nişan olacak.

Evet, tüm bunlardan sonra kalkıp gitmem bilmem ne denli doğru olurdu. Ya da gitmeyişim çok mu garip karşılanırdı?
Abisi, işi düşünce geldiği halde bir kez de bayramımızı kutlamaya gelemez miydi? Küçük kardeşi, askere giderken bir "Allahaısmarladık" diyemez miydi? Annesi, birkaç kez apartman komşularıma geldiğinde kapıdan "Nasılsınız?" diye soramaz mıydı? Torununu hiç mi özlemez insan?

Hayır, tüm bu sorunların sorumlusu yine de onlar değil. A....., evet evet O... İsteseydi çok daha iyi olurdu. Ona karşı hep özverili oldum. Belki de hatam buydu. Hep anlayışlı ve fedakar... O, bunlara öylesine alıştı ki en doğal hakkı sandı. Sonra bir kez istediği olmayınca şaşırdı.

Bence sevgi, saygı, fedakarlık karşılıklıdır. Bir dereceye kadar tek taraflı yürür, fakat sonunda dayanılmaz olur.

Böyle olmasaydı keşke...

17 Aralık 2010 Cuma

MERAKLISINA 1979'UN ÖNEMLİ OLAYLARI


(Alıntı şuradan)

Yıl 1979:

2 Ocak: Kahramanmaraş olaylarında yeteri kadar etkili olamamakla suçlanan İçişleri Bakanı İrfan Özaydınlı istifa etti. İçişleri Bakanlığı'na vekaleten Orhan Eyüboğlu atandı.

3 Ocak: 42 milyonluk Türkiye'de, sadece 4 milyon kişinin vergi ödediği açıklandı.

9 Ocak: 11 Ağustos 1976'da Yeşilköy Havaalanı'nda 4 İsrailliyi öldüren, Muhammed Reşit ve Mehdi Muhammed isimli Filistinli teröristler, Sağmalcılar Cezaevi'nden kaçtılar.

11Ocak: Tunceli'ye bağlı Malazgirt İlçesi'nin Akpazar Bucağı'nın CHP'li Belediye Başkanı Fikri Üstündağ evinde tabancayla öldürülmüş olarak bulundu.
-Yazar Yaşar Kemal'in 'Ölmez Otu' adlı romanı, Fransa'da en iyi yabancı kitap ödülünü kazandı.

12 Ocak: İçişleri Bakanlığı'na CHP Sakarya Senatörü Hasan Fehmi Güneş atandı.

20 Ocak: Bütün ithalat izne bağlandı. Nescafe, oyun kağıdı, müzik aletleri ve poster ithali yasaklandı. (!!!)

24 Ocak: Ortak Pazar, Türkiye'ye acil yardımı görüştü. AET Komisyonu Türkiye'ye verilen kredilerin iki katına çıkarılmasını kararlaştırdı.

30 Ocak: Amasya Taşova Cumhuriyet Savcısı, kimlikleri belirlenemiyen kişilerce öldürüldü.

1 Şubat: Milliyet Gazetesi Başyazarı ve Genel Yayın Müdürü Abdi İpekçi, İstanbul Nişantaşı'nda evinin önünde otomobilinin içindeyken tabanca ile öldürüldü. Cinayeti daha sonradan, Mehmet Ali Ağca'nın işlediği tesbit edildi. Ağca tutuklandı, yargılanırken cezaevinden kaçtı.
-Uzun yıllar sonra İran'a dönen İmam Humeyni'yi Tahran'da 2 milyon kişi karşıladı.

6 Şubat: İstanbul'un eski Siyasi Şube Müdürü Ilgız Aykutlu, evinin önünde silahlı saldırı sonucu öldürüldü.

8 Şubat: İstanbul'da, parçalıyarak öldürdüğü bir kadının uzuvlarını her gün kentin değişik bir yerine bırakan katilin yakalanması için operasyonlar aralıksız devam ederken, kadının kesik başı bir sinemanın koltuğu altında bulundu.

18 Şubat: İstanbul halkını dehşete düşüren parçalanmış kadın cesedinin katili yakalandı.

21 Şubat: CHP Genel Merkezi bombalandı. Adana, Ankara ve Kars'ta meydana gelen olaylarda toplam 7 kişi öldü.

24 Şubat: Piyasada ampul bulunamıyor.

25 Şubat: Dünyada yaşanan petrol bunalımı Türkiye'yi derinden etkiliyor. Akaryakıt karneye bağlandı, kriz had safhada. Yunanistan'dan mazot istedik, olumsuz yanıt verdiler.

3 Mart: Piyasada ilaç sıkıntısı başladı.

9 Mart: İstanbul'da banliyö treni kundaklandı. Konya'da bir kahvehane tarandı. 1 ölü, 3 yaralı var.

10 Mart:Kahramanmaraş'ta bir öğrenci, ağzına kurşun sıkılarak öldürüldü.

11 Mart: İran, CENTO'daki yükümlülüklerini reddettiğini açıkladı. Pakistan'da çekildiğini açıkladı. Böylece CENTO, fiilen dağılmış oldu.

12 Mart: '12 Mart Muhtırası'nın yıldönümünde protestolar yapıldı. Akhisar'da Polis ile sol gruplar arasında çıkan çatışmada 1 Polis öldü, 25 kişi yaralandı.

13 Mart: Yunanistan, NATO'nun askeri kanadına döndü.

15 Mart: Türkiye'de CENTO'dan çekildiğini açıkladı.

16 Mart: Hükümet nihayet yeni zamları açıkladı, böylece uzun süredir bekliyen stokçular bir gecede zengin oldular.

23 Mart: MHP eski milletvekili Halit Kahraman eroin kaçırırken Yunanistan'da yakalandı.

26 Mart: İstanbul'da bir kahvehane tarandı, 1 kişi öldü. Gaziantep'te 2, Ünye'de 1 kişi öldürüldü.
-İstanbul'da Sanayi Odası ve Ankara'da Maliye Bakanlığı binaları bombalndı.

27 Mart: Yeşilköy Havaalanı'na döviz yokluğundan dolayı 'pist lambası' alınamadı, pilotlar günlerce Havaalanı'na 'kör iniş' yaptılar.

1 Nisan: İran İslam Cumhuriyeti kuruldu.

4 Nisan: Pakistan'da bir süre önce General Ziya Ül Hak tarafından darbe ile devrilen Başbakan Zülfikar Ali Butto idam edildi.

7 Nisan: Türkiye Emekçi Partisi Genel Başkanı Mihri Belli, İstanbul Sultanahmet'teki parti merkezine giderken yaylım ateşine tutularak ağır şekilde yaralandı.
-İstanbul'da, motorin olmadığı için arabalı vapur seferleri iptal edildi.

8 Nisan: Turgutlu'da, THKP örgütü mensubu 8 terörist, gözaltında tutulan arkadaşlarını kurtarmak için Polis Karakolunu bastılar. Çıkan çatışmada 2 bekçi şehit oldu, 1 polis ağır yaralandı.

9 Nisan: CIA hesabına casusluk yaptığı öne sürülen MİT İstihbarat Başkan Yardımcısı emekli Albay Sebahattin Savaşman 17 yıl 6 ay hapis cezasına mahkum oldu.

13 Nisan: İstanbul Beykoz'da Polis, THKP-C militanlarının kaldığı bir eve baskın düzenledi. Çıkan çatışmada 2 Polis şehit oldu, 2 Polis de yaralandı, 2 militan ise ölü olarak ele geçirildi.
-Ankara'da Şekerbank eski Genel Müdürü Ömer Suhar evinde ölü olarak bulundu. Ankara ve Adana'da ise 1'er genç öldürüldü.

16 Nisan: DİSK, '1 Mayıs İşçi Bayramı'nı Taksim Meydanı'nda kutlama istekleri İstanbul Valiliği tarafından kabul edilmeyince, bir açıklama yaparak isteklerinde ısrarlı olduklarını bildirdi.

18 Nisan: Adana'da militanlar, gözaltına alınan 5 arkadaşlarını kurtarmak için Hacıbayram Polis Karakolu'nu bastılar. Çıkan çatışmada 1 Polis öldü, 1 militan öldü. 3 Polis ile 2 Bekçi ise yaralandı.

25 Nisan: Sıkıyönetim, TBMM tarafından uzatıldı. Meclis'te milletvekilleri arasında 'Türk-Kürt' tartışmaları yaşandı.

29 Nisan: İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı, 1 Mayıs günü İstanbul'da sokağa çıkma yasağı koydu. Şehire giriş ve çıkışlar 30 Nisan akşamından 2 Mayıs sabahına kadar yasaklandı.
-İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı'nın açıklaması üzerine, DİSK'in 3 yöneticisi, 1 Mayıs'ı kutlayacaklarını açıklayınca gözaltına alındılar.
-Tiyatro sanatçısı Muhsin Ertuğrul öldü.

1 Mayıs: İstanbul'da, partililer ile beraber sokağa çıkan TİP Genel Başkanı Behice Boran ve TSİP Genel Başkanı Ahmet Kaçmaz gözaltına alındılar. İstanbul'da sokağa çıkma yasağını ihlal eden 1059 kişi gözaltına alındı.

2 Mayıs: Gözaltına alınanlardan 415'i serbest bırakılırken, 644 kişi savcılığa sevkedildi.
-İstanbul Gültepe'de bir kişi tabanca ile öldürüldü. Gece şehrin çeşitli yerlerinde bombalar patladı.

8 Mayıs: Mersin Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Halit Velioğlu ve eşi, evlerinde, biri bayan üç terörist tarafından öldürüldü.

9 Mayıs: İstanbul'da tüm sarraf ve kuyumcular, Hükümetin altın piyasasını kontrol altına almayı amaçlayan kararını protesto etmek için kepenk kapatma eylemi yaptılar.

10 Mayıs: IMF ile anlaşma sağlanamadı. Kredi umutları söndü.

11 Mayıs: İstanbul Ataköy'de, NATO görevlisi 3 Amerikalı asker silahlı saldırıya uğradı, biri öldü, biri yaralandı.

14 Mayıs: İstanbul Mecidiyeköy'de yüzlerce kişinin gözü önünde lise öğrencisi bir kız kurşuna dizilerek öldürüldü.
-TÜSİAD (Türkiye Sanayiciler ve İşadamları Derneği) gazetelere ilan vererek, Ecevit Hükümeti'nin çekilmesini istedi.

15 Mayıs: Brüksel'de yapılan NATO toplantısında Milli Savunma Bakanı Neşet Akmandor: "Gerekli askeri yardımı alamayan Türkiye'den, bundan sonra bir şey beklemeyin." dedi.

22 Mayıs: Oto lastiği krizi büyüyor. Pirelli'de grev var, Good-Year üretimini durdurdu, Lassa ise %30 kapasite ile çalışıyor.

24 Mayıs: Hava kuvvetleri'ne bağlı Kayseri İkmal Bakım Merkezi'nde yapılan ilk Türk uçağı 'Mavi Işık' başarı ile uçtu.

1 Haziran: Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı, Dev-Genç'i (Devrimci Gençlik) kapattı.

4 Haziran: Kahramanmaraş olaylarının sanığı 803 kişinin duruşması Adana'da başladı. 330 sanık için idam isteniyor.

11 Haziran: IMF'nin şartlarını kabul ettik. Devalüasyon yapıldı, dolar 47.10 lira.

12 Haziran: Her şeye tekrar zam yapıldı.

16 Haziran: 3 gün önce beyin kanaması geçirerek komaya giren ünlü aktor Ayhan Işık öldü.

18 Haziran: İstanbul Küçükköy'de 3 kişi bir kahvehaneye baskın düzenliyerek, içeridekileri kurşun yağmuruna tuttular. 1 kişi öldü, 8 kişi yaralandı.

20 Haziran: Türkiye'de ilk defa, Vakıf Gureba Hastanesi'nde bir hastanın beynine pil takıldı.

23 Haziran: İstanbul Beyazıt Meydanı'nda saatli bomba patladı, 2 kişi öldü.

2 Temmuz: Elazığ'da maden müdürü ile eşi öldürüldü.

5 Temmuz: THKP-C militanları, İstanbul'da bir Başkomiser'i öldürdüler.

8 Temmuz: Ankara'da 30 Ağustos'ta MHP Genel Merkezi'ni bombalayanların Polis oldukları ortaya çıktı.

10 Temmuz: Gazeteci Abdi İpekçi'nin katil zanlısı Mehmet Ali Ağca yakalandı.

13 Temmuz: IMF ile Londra'da anlaşma imzalandı. Borçlarımız ertelendi.
-Ankara'da Mısır Büyükelçiliği'ni basan Filistinli 3 terörist, Elçilik personelini rehin aldı. Çıkan çatışmada, 1 Polis ve 1 Bekçi şehit oldu. Teröristler 15 Temmuz'da teslim oldu.

15 Temmuz: Kars AP İl Başkanı Medet Alibeyoğlu öldürüldü.

18 Temmuz: İstanbul'da bir süre önce bir bayan turiste tecavüz ettikleri tespit edilen 2 Polis yakalandı.

19 Temmuz: IMF, 320 milyon dolar krediyi onayladı.

30 Temmuz: AP Urfa Milletvekili Mehmet Celal Bucak ve yakınlarının iftara davet edildiği Hilvan ilçesinin Kırbaç köyündeki ev, otomotik silahlı 20 kişi tarafından tarandı, 4 kişi öldü, 11 kişi yaralandı.

1 Ağustos: 2 gün önce Kırbaç köyünde baskına uğrayan Bucak aşireti, Siverek'te bir köyü bastı, 2 kişi öldü, 10 kişi yaralandı.

6 Ağustos: Adana'da Hacı Ömer Sabancı Kültür Sitesi'ne bomba atıldı, 3'ü çocuk 4 kişi öldü.
-İlaca %100 zam yapıldı.

17 Ağustos: Denizli'de bir kahvehane tarandı, 3 kişi öldü.

18 Ağustos: Demirel, 'Apoculara karşı' Cumhurbaşkanı Korutürk'ten tedbir istedi. (Yılanın başı küçükken ezilmeliydi.)

21 Ağustos: Komutanlar Güneydoğu'ya gittiler. Demirel TBMM'de yaptığı konuşmada, "Güneydoğu'da Devletin yerini Apo almış." dedi. (!!!)

22 Ağustos: Bugün Ramazan Bayramı ancak tüm Yurtta anarşik olaylar hız kesmeden devam ediyor.

23 Ağustos: Uşak'ta MHP İl Başkanı ve Denizli'de bir öğretmen öldürüldü.

29 Ağustos: Son 1 ay içerisinde 17 kişinin öldürüldüğü Siverek'ten, halk göç etmeye başladı.

31 Ağustos: Şiddetli yağışların neden olduğu sellerden dolayı toplam 62 kişi öldü.

19 Eylül: İstanbul'da, Hergün Gazetesi tarandı, 1 kişi öldü, 2 kişi yaralandı.

28 Eylül: Adana Emniyet Müdürü Cevat Yurdakul, ülkücü olduğu öne sürülen teröristlerce şehit edildi.

30 Eylül: Çeşitli yerlerde orman yangınları çıkmaya başladı.

5 Ekim: Hafta Sonu Gazetesi, Artist Aynur Aydan ile olan ilişkisini açıklayınca, İçişleri Bakanı Hasan Fehmi Güneş istifa etti.
-Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) Lideri Yaser Arafat Ankara'ya geldi, Türkiye'de açılan, elçilik statüsündeki temsilciliğine Filistin Bayrağı çekildi.

12 Ekim: Hollanda Büyükelçimiz Özdemir Benler'in oğlu Ahmet Benler Ermeni teröristlerce öldürüldü.

16 Ekim: Başbakan Bülent Ecevit istifa etti.

17 Ekim: Ankara'da bir Camii'nin avlusunda oturanlara ateş açıldı, 1 kişi öldü.

18 Ekim: Hükümeti kurma görevi AP Lideri Demirel'e verildi.

21 Ekim: Kızılay Kan Merkezi tarafından dağıtılan hastalıklı kanlar yüzünden 30 kişinin öldüğü açıklandı.

24 Ekim: Sıkıyönetim 19 İlde 2 ay daha uzatıldı.

27 Ekim: İstanbul Bayrampaşa'da bir kahvehane tarandı, 6 kişi öldü, 6 kişi de yaralandı.

6 Kasım: Sıkıyönetim Komutanlığı, İlerici Gençlik Derneği'ni (İGD) kapattı.

10 Kasım: Atatürk'ün ölüm yıldönümü törenlerine, MSP Lideri Necmettin Erbakan ve diğer partililer katılmadılar.

12 Kasım: AP Lideri Demirel, MHP ve MSP'nin dışarıdan desteklediği azınlık Hükümeti'ni açıkladı.

15 Kasım: İstanbul Haydarpaşa önlerinde bir Yunan şilebiyle çarpışan, İndependenta isimli dev Romen tankeri infilak edip yanmaya başladı. Kazada 51 denizci öldü. Yangın söndürülemiyor. 96.000 ton ham petrolün denize döküldüğü tesbit edildi.

19 Kasım: Ülkücü olduğu belirtilen gazeteci İlhan Darendelioğlu, İstanbul'da öldürüldü.

20 Kasım: Siyasal Bilgiler Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof. Ümit Yaşar Doğanay öldürüldü.

21 Kasım: Milletvekili transferleri artarak devam ediyor.

25 Kasım: Mehmet Ali Ağca, askeri cezaevinden kaçtı.
-AP azınlık Hükümeti, MHP, MSP ve CHP'den ayrılan bazı milletvekillerinin desteğiyle güvenoyu aldı.

26 Kasım: İstanbul'da TÖB-DER'li 1 öğretmen ile 4 işçi öldürüldü.

28 Kasım: Papa 2. John Paul Ankara'ya geldi ve ilk kez ayakbastığı müslüman bir ülkenin toprağını öptü.
-Urfa'nın Hilvan ve Siverek İlçelerinde gizli bir Kürt partisi kuran 242 Apocu yakalandı. (PKK'nın ilk tohumları.)
-İstanbul'da 2 kişi öldürüldü. Polis otosu tarandı, 1 Polis yaralandı.

1 Aralık: Başbakan Demirel tarafından, Başbakanlık Müsteşarlığı'na Turgut Özal atandı.

3 Aralık: 67 İlin Valisi değiştirildi.

4 Aralık: Kırıkhan'da 8 kişilik bir alevi ailesi, benzin dökülerek yakıldı.

7 Aralık: İktisat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Cavit Orhan Tengil, 4 terörist tarafından kurşunlanarak öldürüldü.

10 Aralık: 52 İlin Emniyet Müdürü değiştirildi.

13 Aralık: Ünlü şair ve yazar Behçet Necatigil öldü.

14 Aralık: İstanbul Haydarpaşa Limanı önünde 29 günden beri yanan İndependenta isimli tanker fırtına sayesinde söndü.

15 Aralık: İstanbul Beşiktaş'ta bir kahvehaneye bomba atıldı, 5 kişi öldü, 19 kişi yaralandı.

17 Aralık: Ankara'da Polisler tarafından, 'MSP Milli Görüş Kültür Sarayı' adı verilen binada yapılan aramada gizli bir atış poligonu bulundu. MSP Yenimahalle İlçe Merkezi ve Akıncılar Lokali'nin bulunduğu binada yapılan aramalarda ise, Türkiye'de Humeyni tipi bir ayaklanma başlatmayı amaçlayan bildiriler bulundu.

23 Aralık: Bugün meydana gelen anarşik olaylarda toplam 9 kişi öldü.

24 Aralık: Kahramanmaraş'ta geçen yıl meydana gelen elim olayların yıldönümünde tüm Yurtta olaylar çıktı. Ankara'da, okullarda ders yapılamadı. Çıkan olaylarda biri öğretmen, biri öğrenci toplam 3 kişi öldü.
-Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı'nca TÖB-DER kapatıldı.
-Tüm yurtta devam eden öğretmen direnişi nedeniyle yüzlerce öğretmen gözaltına alındı.

30 Aralık: İstanbul Yeşilköy Havaalanı'nda ard arda iki bomba patladı. Havaalanı'nda büyük hasar meydana geldi.

16 Aralık 2010 Perşembe

12 EYLÜL'E BİR KALA

GÜNLÜK

10 Kasım 1979
Zonguldak

Atatürk'ü yitireli bugün 41 yıl olmuş...

Onun istediği "Çağdaş Uygarlık Düzeyi" ne yazık ki erişemedik. Üzülerek yazıyorum, bu gidiş sürerse ulaşacağımız da yok.
Anarşi, anarşi, anarşi...
Her gün canlara kıyılıyor. Analara kıyılıyor. Evlat acısı yürekleri dağlıyor.
Kardeş kardeşi vuruyor. Sevgisiz yürekler birbirini tüketiyor.


Atatürk " Yurtta barış dünyada barış" dememiş miydi?
Biz yurdumuzda, atalarımızın kanları, canları pahasına kazandıkları bu güzel vatanımızda birbirimize kıyıyoruz. Yaşamı cehenneme çeviriyoruz. Kim dur diyecek, nereye varacak bu yuvarlanış?

Şu anda televizyonda Sadullah Arısoy Atatürk'ü anlatıyor. O anlatmakla biter mi ? Az zamanda, o kadar büyük işler başarmış ki... Okudukça, öğrendikçe büyüyor, iyice büyüyor gözümde. On Kasımlarda Atatürk'ü anmak yetmez, bence anlamaya da çalışmalıyız.

Aramızdan ayrılalı 41 yıl geçmiş. Biz ne yaptık ? Onun yaptıklarını geliştirebildik mi ulus olarak ? Yeni bir şey ekledik mi yaptıklarına?

Atatürk içte ve dışta düşmanlarla savaşırken bile, toplumu eğitecek öğretmenlerle toplantı yapmıştır. Eğitimin önemini kavramak, kavratmaya çalışmak, onun büyüklüğünü anlamamıza yetmez mi ?
Eğitim birliği demiş. Ulus olmanın olmazsa olmazlarından. Laiklik demiş. Tüm inançlara eşit mesafede durun demiş. Yaşamsal değil mi bu bizim için?

Ya biz ne yaptık ? Kişisel çıkarlarımız için hepsini bir kenara koyduk. Ülke çocuklarını birbirine düşman olacak şekilde yetiştirmeye koyulduk. Binlerce İmam Hatip Okulu açtık. Gizli açık kuran kurslarına göz yumduk. Oy için, çıkarlarımız için evlatlarımızı birbirine kırdırıyoruz. Olacağı buydu...Neden şaşırıyoruz ki ?
Artık Atatürk'e sevgi göstermek yetmiyor, öz eleştiri yapabilmeliyiz. Ona layık olmak için çok çalışmalıyız. Onun çizdiği aydınlık yoldan ilerlemeliyiz. Yurtta ve dünyada barışa katkı sağlamalıyız. Gerçek Atatürkçü olmalıyız.

Gerçek Atatürkçüler; insan hak ve özgürlüklerine değer verir.Irkçılık ve faşizim gibi denenmiş, birçok ulusu felaketlere sürüklemiş ideolojileri benimsemez. Milliyetçidir, bu milliyetçilik ülkemizin sınırları içinde yaşayan Türk halkının; ırk,din ve mezhep farkı gözetilmeden, topyekün, yükselmesini amaçlayan bir milliyetçiliktir. Sosyal adaletten yanadır ve en önemlisi bağımsızlıktan yanadır.
Atatürk devrimlerini daima ileriye, aydınlığa, uygarlığa ve refaha taşımak için çalışan insanlardır Gerçek Atatürkçüler.

***
Dün gece kızımı yıkadım. O uyuduktan sonra biraz kitap okuyup yatarım diye düşündüm, ama başladığım kitabı bir türlü elimden bırakamadım. Çok geç yatınca sabah da geç uyandım. Oysa bugün 10 Kasım'dı ve ben "Atatürk'ü Anma" programına katılacaktım. Hemen aceleyle hazırlandım, tam çıkacakken kızım uyandı. Başladı arkamdan ağlamaya... Neyse son anda törene yetiştim.

Kızımı evde bırakıp gitmek her seferinde öyle güç geliyor ki bana...


13 Aralık 2010 Pazartesi

ZOR YILLAR



"herkesin yaşama türküsü başka
lâkin sevgi bir kardeşlik, bir
tut elinden çocukları gibi, zor değil
bütün insanları sevgide
birleştir."
Gülten Akın

29 Haziran 1979
Cuma-Zonguldak

Yavrumu gündüz uykusuna ancak yatırabildim. Uyandığı zaman çocuk bahçesine gideceğiz. Canım kızım gün geçtikçe tatlılaşıyor. İki gündür tatilin tadını çıkarıyoruz birlikte.

Oldukça yoğun bir çalışmadan sonra birdenbire tatile girmek onu şaşırttı. Az da olsa bende de bir bocalama var. Ama çok da mutluyum. Kızımla birlikte olduğum için, onunla rahat rahat ilgileneceğim için...

Son sınav görevim 21 Haziran'daydı. Birkaç gün sınav kağıtlarının değerlendirilmesiyle geçti. Oldukça yordu bizi. Annem, işim uzayınca cumartesi günü için ayırttığı bileti, çarşamba gününe ertelemek zorunda kaldı. İki ay oldu buraya geleli. Torununa bakmak için geldi. Babamlar da anlayış gösterdiler. Nasıl öderiz haklarını?Onları çok seviyorum...

Yeni bakıcı bulamadığımız için kızımızı şubat tatilinde Elazığ'a , anneannesine götürmüştük. Özlemimiz katlanılmaz olunca canım annem alıp getirdi yanımıza. İki aydır bizimle....

Annemi çarşamba günü yolcu ettik. Dün ve bugün yavrumla evdeyiz. Tatilin keyfini çıkaracağız.
Dün bakkala ve dondurmacıya gittik kızımla. Bugün çocuk bahçesine gideceğiz.

***
Bugün Türkiye Mimar Mühendis Odaları Birliğinin hükümete yönelik yarım günlük uyarı boykotu var. Daha önce de üç günlük boykot yapmışlardı. Ancak o sadece burayla ilgiliydi. Yerel kapsamda olduğu için fazla ses getirmemişti. Şimdi Türkiye genelinde bir direniş var. Geniş kapsamlı yani. Haklılar bence. Çalışanlar emeklerinin karşılığını almalı.

Türkiye her geçen gün daha kötüye gidiyor. Rüşvet, karaborsa, haksız kazanç, keyfi iş ve en kötüsü cinayetler... Gencecik fidanlara kıyılıyor her gün. Kirli eller ölüm saçıyor etrafımıza... Korkuyorum, çok korkuyorum, içim acıyor, yüreğim burkuluyor. Öfkem kabarıyor...
Adamı olan arabasını dağdan aşırıyor, diğerleri düz ovada şaşırıyor. Düzelmeli, bu böyle devam edemez. Etmemeli...

Köşe başlarında birileri pusuya yatmış. Ölüm püskürtmekte. Çocukların bir kısmı katil damgası yerken diğerleri ecelsiz ölmekte. Kimler tezgahlıyor ? Geçip karşıdan gülerek izleyenler mi var ? Nereye sürükleniyoruz. Yeter... Yeter artık!

***
İçimde büyük bir yazma isteği var. Öyle anlar geliyor ki dayanılmaz oluyor. Sanki bir güç beni itiyor. Fakat günlük işler, okul, ev ve özellikle yavrum çok fazla zamanımı alıyor. Çoğu kez bastırmak, susturmak zorunda kalıyorum içimdeki o sesi. Oysa en büyük isteğim iyi bir yazar olmak. Güç, çok güç bir iş biliyorum. Öyle ha diyince yazar olunmaz. İki satır yazana da yazar denilmez. Ama istiyorum, çok istiyorum hem de...
İnanıyorum ki insan gerçekten isteyince yapamayacağı, başaramayacağı iş yoktur. Bir gün belki, evet belki bir gün bu isteğime de ulaşırım, kim bilir ? Zaman en iyi ilaçtır. Bekleyip göreceğiz..

***
Havalar iyice ısındı. Sıcak, zaman zaman bunaltıcı olmaya başladı. Denize de gidemiyoruz. Belki bu hafta sonu bir yerlere gideriz de deniz mevsimini açarız. Yüzmeyi seviyorum.

Yavrum iyi uyudu. Ben de biraz kitap okuyacağım. Uyanıkken çekiştirip duruyor kitapları. Tatlı cadı hep onunla ilgilenmemi istiyor.

Tatilde arkadaşlarla geziye gitmeyi planlıyoruz, bakalım gerçekleşebilecek mi ?
Sonra da Elazığ'a ailemin yanına, bahçeli evimize gideceğiz. Yine özlem başladı. Hepsini çok özledim.

Şimdilik hoşçakal sevgili günlüğüm. Görüşmek üzere...




EK: Tarihten bir kesit:

"Maraş Katliamı iki solcunun öldürülmesiyle başladı. Katliam 23 ve 24 Aralık 1978'de gerçekleştirildi. Katliamın hazırlık süreci 8 ay öncesine kadar gitmektedir.

MHP Genel Başkanı Alparslan Türkeş'in çeşitli dönemlerdeki konuşmaları ve MHP'nin Maraş'taki etkinlikleri katliama örnek delillerdir. Katliamdan bir hafta önce, Alevilerin ve solcuların çoğunluk olarak yaşadıkları semt ve mahallelerde görevli olduklarını ifade eden bazı kişilerin "tuhaf" bir nüfus sayımı yaptıklarını söyleyerek evleri dolaşarak, evlerde kaç kişinin yaşadığı gibi sorular sorarak ve evlere yeni numaralar vereceklerini söyleyerek kapıları kırmızı boya ile işaretlemişlerdir. Bazı belgelerde ise PTT görevlileri olduklarını söyleyen kişiler, mektupların kaybolmasını engellemek için bir çalışma yaptıklarını söylemek suretiyle kapılara boyayla işaretler koymuşlardır. Bu işaretlemelerin amacı, Alevi ve Solcu evlerini belirlemek ve kendi yandaşlarına zarar vermemektir."

****

Ülkücü Gençlik Derneği tarafından getirilen "Güneş Ne zaman Doğacak" adlı film 16 Aralık 1978'de Çiçek Sineması'nda gösterime sokulur. 19 Aralık Günü 20.00 seansının sonuna doğru tesiri az bir patlayıcının patlamasıyla bir tahrik başlar. Salonda film sırasında sık sık "Müslüman Türkiye" "Milliyetçi Türkiye"Koministler Moskova'ya, "Başbuğ Türkeş" gibi sloganlar atılır. Filmi izleyenler arasında bulunan bir grup Ülkü Ocağı mensubu, "Bunu solcular attı" yollu söylemleriyle diğer izleyicileri de tahrik etmek suretiyle PTT ve CHP binalarına slaganlar atarak yönelmiş ve saldırılarda bulunmuşlardır.

Polisin olaya el koyarak, olayın ülkücüler tarafından gerçekleştirildiğini ispatlaması sonucu bazı kişiler gözaltına alınır. Patlamanın arkasındaki kişinin Ökkeş Kenger olduğu anlaşılır.

20 Aralık'ta akşam saatlerinde "Alevi ve Solcuların çoğunlukla gittiği Yeni Mahalle'de bulunan Akın Kıraathanesi'ne patlayıcı madde atılır ve iki kişi yaralanır. Sonraki akşam bir başka patlamada sağ görüşlü Güngör Gençay adlı birisinin evine atılır. Aynı akşam (21 Aralık 1978) Maraş Meslek Lisesi öğretmenlerinden Hacı Çolak ve Mustafa Yüzbaşıoğlu okuldan evlerine giderken silahlı saldırıya uğrarlar. Solcu olarak bilinen öğretmenlerden Hacı Çolak olay yerinde yaşamını yitirirken Mustafa Yüzbaşıoğlu'da hastaneye götürülmesine rağmen kurtarılamaz. "solcu" öğretmenlerin cenazeleri önce Maraş Lisesi önünde, ardından da beşbin kişinin katıldığı kortej halinde Ulu Cami'ye doğru yola çıkar. Bu arada faşist ve sağcı gruplar cenaze törenine saldırmak için geceden çevre il, ilçe ve köylerden adam getirmek için "Koministler, Aleviler Cuma namazında camileri bombalayacaklar, Müslüman kardeşlerimizi katledecekler. Bunun hazırlığını yapıyorlar. Müslüman kardeşlerimizi katliamdan korumak için toplanalım yollu çağrı propagandalarda bulunurlar. Öte yandan Maraş Müftüsü de resmi araçlarla kenti dolaşarak Sünni halkı kışkırtmıştır.

Devlet Hastanesi Başhekimi'nin, Cumhuriyet Savcısı'nın zorlamasına rağmen cenazeleri Cuma namazının bitimine denk getirmesi, işlemleri geciktirmesi başka bir soru işaretidir.

Cenaze kortejinin camiye doğru giderken polis ve askerler pankartlara kadar her şeyi toplarlar. Cenazeler camiye yaklaştığında toplanan saldırganlar "Komünistler Moskova'ya, Katil İktidar" sloganlarıyla saldırıya geçerler. Üzerlerinde bulunan taş, sopa, kiremit parçaları ve patlayıcı maddelerle korteje saldırmalarının ardından polisin grupların arasından çekilmesi ve jandarmanın yetersiz olmasıyla cenaze korteji dağılır ve cenazeler sahipsiz kalır. Cenazeler askerler tarafından Devlet Hastanesi morguna kaldırılır.

Gruplar halinde kent içine yayılarak Alevilerin yoğun olarak bulunduğu mahallelere saldıran faşistler önlerine çıkanları dövmeye, ev ve işyerlerini tahrip etmeye başlamışlardır. DİSK, TÖB-DER, Pol-DER, CHP, TİKP, Tekstil Sendikası ve Sağlık Müdürlüğü binaları yıkılıp yakılır, av tüfeği satan dükkanları talan ederek silahları alırlar. Sokak aralarındaki çatışmalarda üç saldırgan hayatını kaybeder. Geç saatlere kadar süren çatışmalar, askerler tarafından denetim altına alınır. Bu arada 100'e yakın işyeri tahrip edilir.

****

23 Aralık günü yapılması planlanan saldırıda halkın da yer alması için camilerde ve belediye hoparlöründen, "Dünkü olaylarda komünist ve Aleviler tarafından şehit edilen üç din kardeşimizin cenazesi kalkacaktır. Bütün din kardeşlerimiz buna katılsınlar, son görevlerini yapsınlar" yönlü çağrılar ve duyurular yapılmaya başlanır.

Alevilerin yaşadığı mahallelerde otomatik silahlarla saldırılar başlarken, bir yandan da işaretlenen evlere benzinli gazlı, yanıcı maddeler atılmaya başlanır. Ardından evlere girilerek kadın, çocuk demeden linç, tecavüz ve işkenceler başlar.

Polisin ve askerlerin bir haftadır başlayan ve son günlerde yoğunlaşan hazırlıklara yeterince önlem almamaları veya genel geçer önlemler alarak hareket etmesi saldırganların kentte istedikleri gibi hareket ederek Maraş'ı ele geçirmelerine neden olur.

Katliamı gerçekleştirenler, kadınlara tecavüz ederler, hamile kadınların karınlarını deşerler, kundaktaki çocukları bağazlarlar, kurşun sıktılar, öldürdükleri kadınlara tecavüz ederler, kadınların memelerini keserler. Çocukları gözlerinden şişlerler, insanları baltalarla saldırıp öldürürler.

Saldırganların "Aleviler, diğer mahallelerde Müslüman kardeşlerimizi,kadınlarımızı katlediyorlar, Camileri ateşe veriyorlar" biçimindeki propagandaları yüzünden daha önce tarafsız kalan birçok Sünni kökenli vatandaşlarımız da olaylara katılmaya başlamışlardır. Bu saldırılarda İsadivanlı ve Durak Mahallelerinde bulunan cami imamları da propaganda ve saldırılarda yer alırlar. Mahalle muhtarı olaylara katılmayanları zorlayarak silah, patlayıcı ve yanıcı maddeler toplar. Belediye araçları saldırı sırasında mühimmat ve silahlar taşır mahallelere. Saldırganlar işaretli evlerin yanında YSE binası, Sağlık Ocağı, çarşı Karakolu ve Sağlık Müdürlüğünü, işgal edip yakarlar.

Bir çok mahallede, sokakta, evde, polisler hiçbir şeye karışmazken, askerler son anda saldırıya uğrayanları kurtarmaya çalışırlar.

Askerlerin ellerinden sığınanları alıp kurşuna dizen saldırganlar, Sağlık Ocağından, Devlet hastanesine getirilenleri kurşuna dizmeye, öldürmeye başlarlar.

22 Aralık'ta faşistler tarafından başlatılan katliam beş gün sürmüştür. Devletin tüm kurumları, yetkilileri ve güvenlik güçleri durumu kontrol edememişlerdir.

BASINDAN

Hürriyet (26.12.1978):

"Girilen evlerden ve enkaz altından cesetler çıkarılıyor. Cesetlerin kokmaması için çevre illerden buz istendi. Cuma gününden bu yana örgütlenmiş saldırgan toplulukların yarattığı dehşet ve terör...Ölü sayısı 98, yakılan-yıkılan enkaz altında cesetler bulunduğu, askeri birlikler, girilmeyen Yörükselim Mahallesine giderek kontrol altına aldı. Çamlık tarafında bir topluluk askerlerin üstüne ateş açtı.

Mağaralı Mahallesinde kokmaya başlayan 16 ceset bulundu. Otopsilerin Belediye Mezbahasında yapıldığı öğrenildi. 2500 kişilik seyyar mutfak Ankara'dan getirildi.

Saldırganlara dinamit lokumu ve silah dağıtıldı. Adını açıklamayı sakıncalı bulan bir yetkili, Maraş Müftüsünün resmi araçlarla kenti dolaştığını ve halkı kışkırtıcı konuşmalar yaptığını, olayların bundan sonra başladığını öne sürdü."

CUMHURİYET (25.12.1978):

"24.12.1978 sabahı saat 10.15 sıralarında sağcı gruplar, sokağa çıkma yasağına karşın kentin sokaklarında birikmişler; bin kişilik bir grup Vilayete yürümeye başlamışlardır. Topluluğun dağılmasını isteyen jandarmalara saldırınca aralarında çatışma çıkmış, jandarmalar havaya ateş etmek zorunda kalmışlardır. Ve beş bin mermi yakılmıştır. Sağcıların ellerinde Amerikan yapımı M.1. piyade tüfeklerinin bulunduğu, Vilayete yakın bazı binaları ateşe vermişlerdir.

Yakınlarını kayıp eden çok sayıda yurttaş, vilayet önüne gelerek"Biz bu şehirden gitmek istiyoruz. Bize yardım edin, asker değil, şehri terk için araç istiyoruz" diye bağırıyorlardı.

YSE Bölge Müdürlüğünün binası, sağcı saldırganlarca işgal edilmiştir. Orada silah dağıtıldığını, Yörükselim, Yeni Mahalle ve Sakarya Mahallesinde iki günden beri mahsur kalan kişileri kurtarmaya giden polislerin üzerine uzun menzilli silahlarla ateş açılmıştır.

Yapılan saldırılardan sonra acilen evlerde kadın ve çocukların kurşuna dizildiği, boğazlarının kesildiği, daha sonra ölülere gaz dökülerek evlerinin ateşe verildiği bildirilmiştir"

ŞURADAN aldım.

EK 2: Bugünkü CUMHURİYET'ten(20 Aralık 2010)
MARAŞ'TA ANMA ETKİNLİĞİNE TEPKİ

EK 3: 24 Aralık KAHRAMANMARAŞ
Jivago blog

EK 4: Mataş Katliamı Başka Bir Ülkede Yaşanmadı
Sedat Ergin
Hürriyet Gazetesi

10 Aralık 2010 Cuma

EVLİLİKTE İLK YILLAR

GÜNLÜK

2 Ağustos 1978
Zonguldak


Yıllar ne de çabuk geçiyor...

Yarın evleneli iki yıl olacak. Gerçi bunun altı, yedi ayı askerlik nedeniyle ayrı ayrı geçti. Gerçek anlamda evliliğimiz buraya gelince başladı. Anlayacağın sevgili günlüğüm , biz evliliğe üç kişi olarak başladık. Yani anne baba olduk birden. Biz üç çocuk birlikte böyümeye çalışıyoruz...

Kolay mıydı bu yıllar ? Hayır kolay değildi kuşkusuz. Her şey yeni, herkes yeniydi benim için. Eşim için de askerden geliş , yeni bir işe başlayış, eş ve çocukla birlikte bu yeni hayata uyum sağlayış kolay olur mu ? Ama sanırım benim durumum biraz daha zordu ona göre. Benim ondan ve kızımdan başka hiç kimsem yoktu burada... Yalnızdım, kimseyi tanımıyordum. Şimdi bu satırları yazarken daha iyi anlıyorum yalnızlık duygumu.

Sevgili günlüğüm , sanırım buraya geleli iki ay olmuştu. Bebeğimi uyuttuktan sonra balkonda oturduğumu hatırlıyorum. Evimiz beşinci kattaydı ve ben gözümü yoldan ayırmadan öylece bakıp dua ediyordum. Niçin biliyor musun ? Nereden bilebilirsin ki... Bu duyguyu yaşamayan bilemez ki... Evet, ben yoldan bir tanıdığımın geçmesi için dua ediyordum. O geçecek ve ben beşinci kat balkonumdan onun geçişini görecektim. Hem de böyle bir şansımın olmadığını bile bile... Yaz tatiliydi ve ben bebeğimle baş başaydım. Yalnızlık zor be günlük...

Sonra okula başlayış, yeni bir çevre, yeni arkadaşlar...



Ve kızım şu anda yanımda değil... Nasıl özledim anlatamam. Burnumun direği sızlıyor onu düşünürken.. Yarın ona kavuşmak için yola çıkacağız. Ailemi de çok özledim, ama yavrum başka, o başka, onun sevgisi hiçbir şeyle ölçülmüyor. Kıyas kabul etmiyor. Bir ayı geçti neredeyse... Sınavlar sırası anneannesi aldı ,götürdü yavrumu. A......'in işleri nedeniyle uzadıkça uzadı kavuşmamız. Sağlık olsun diyeyim, sağ olsun da uzakta olsun diyeyim yine de.
" Ayrılık dediğin bir göz yoksulluğu, ve insan insana kavuşur bir gün..."

Aslında bugün gidecektik, olmadı. Yarına kaldı. Saatler geçmek bilmiyor. Hastayım, sıkılıyorum, başım çatlayacak gibi ağrıyor. Dayanacak gücüm kalmadı. Yavrumu bağrıma basmak istiyorum artık...

Okullar tatil oldu, sınavlar bitti; tam gidecekken A..... 'e görev çıktı. Amasra'ya gittik. On beş gün Amasra'da, Çakraz'da bir anlamda tatil yaptık. Çok da güzeldi. Doğanın oldukça cömert davrandığı yerler.

Denizi harikaydı. Bol bol yüzdük. Bu konuda iyi bir öğrenci olduğumu söylüyor eşim. Çünkü onun çabalarıyla kısa sürede yüzmeyi öğrendim. Haksızlık yapmadan belirtmek zorundayım. O da çok iyi bir yüzme öğretmeniydi.

Beni mutlu etmek için elinden geleni yapıyordu eşim, ama ben yavrum da yavrum diyip işin keyfini çıkaramıyordum. O da özlüyordu, biliyordum... Ve biz ilk kez baş başa tatil yapıyorduk. Yalnız ikimiz. Çoğu kişinin arayıp da bulamayacağı bir şeydi. Ama biz üç kişi başlamıştık evliliğe ve ben kızımı çok özlüyordum.

Gezerken , dolaşırken, dans ederken, yemek yerken o hep aramızda, dilimizde, yüreğimizdeydi. Onsuz yaptığımız hiçbir şey içimize sinmiyor anlayacağın sevgili dostum.
Her an onunla doluyum, canım benim, her şeyim... Kimse , hiçkimse yavrusundan, sevdiklerinden ayrı kalmasın. Ayrılanlar tez zamanda kavuşsun...

Şimdi bırakıyorum yazmayı.

Yarın mutluluğa yolculuk var...

8 Aralık 2010 Çarşamba

BEBEĞİMİ BÜYÜTÜRKEN


GÜNLÜK

21 Şubat 1978
Zonguldak

Gülüyorum şimdi 29 Aralık'ta yazdıklarıma...

İnsanın duyguları nasıl da değişken. Çok karamsarmışım o an neden bilmem. İnanın neye kırıldığımı bile hatırlamıyorum. Sadece şu anda çok pek çok mutlu olduğumu duyuyorum. Seviyorum, seviliyorum...

Karşımda biricik kızım , canım D.... 'im oynuyor. Bir yanında bebeği, telefonu ; diğer yanında başka oyuncakları... Bu oyuncaklara küçük radyomuz da dahil. Hatta en önemli oyuncağı bu radyo. Onsuz yapamıyor. Kadın şarkıcıları daha çok seviyor.

Şimdi de defteri çekiştirmeye başladı. Hep onunla ilgilenmemi istiyor tatlım. Bir saat sonra babamız da gelir. Mutluyuz.

Bugün kızım oturağa çişini yapmaya başladı. Elazığ'dayken tutunca yapıyordu; fakat yolculukta unuttu. Neyse ki şimdi yeniden başladı. Altını ıslatmayı bıraksa işi de azalacak. Seve seve yapıyorum; ama yavrum için de çok iyi olur. Artık rahatsız olmaya başladı.

Bu şubat tatilinde Elazığ'a bir kaçamak yaptık. A..... bizi Ankara'ya götürdü, dönüşte de Ankara'dan aldı. Uçakla gittiğimiz için fazla yorulmadık. Ailemi görmek bana çok iyi geldi, çok özlemişim onları. Moralim oldukça düzeldi. Keşke bütün sevdiklerimizle birarada olsak... Buraya geleli yedi ay olmuş. Ayrılık zor, üzücü.

Kucağımda oturacakmış küçük hanım... Defter de oldukça ilgisini çekiyor. Elinde kırmızı kalem, uzatıp duruyor. Bıraksam o devam edecek sanki yazmaya... Dokuz ayı bitti on dokuzunda. Yakında yürümeye başlayacak gibi...

Elazığ'dan döneli bugün beş gün oluyor. Geldikten sonra hiç boş kalmadım.Daha yapacağım pek çok iş var ama iki gündür sular akmıyor. Mola verdim onun için.

Ankara'da kardeşimi , teyzemleri, kuzenlerimi de ziyaret ettik.

Kar yağıyor, hava iyice soğudu...

Ülkenin durumu karışık. Olaylar, olaylar, olaylar... Gün geçmiyor ki kötü bir haber duymayalım. Kar topu gibi yuvarlanarak büyüyor. Acılara yeni acılar ekleniyor. Yetkililer sağır, yetkililer dilsiz... Aynı dili konuşmuyorlar sanki. Bir kör dövüşü sürüyor. İnsanlar ölüyor, analar ağlıyor. Duyan yok, gören yok, bilen yok, dur diyen hiç yok ! Sadece okullarda şubat tatilini anarşi nedeniyle on beş gün daha uzattılar. İkinci dönem altı Mart'ta başlayacak. Benim için iyi oldu bu, kızımla daha çok zaman geçirebileceğim. Ne yazık ki ülkemiz için aynı şeyi söyleyemiyorum şu an...

Kızıma H...... bakıyor ben okula gidince. Eşimin teyzesinin kızı. Yanımızda kalması iyi oldu. Şimdi ailesinin yanında, beş Mart'ta gelecek.

Kızımın uyku saati geldi. Yazmayı bırakıyorum artık. Bakalım bir daha ne zaman buluşacağız seninle sevgili günlüğüm... Şimdilik hoşçakal.

7 Aralık 2010 Salı

GURBET ELDE KIYMETİMİZ BİLİNMEDİ Mİ NE?


GÜNLÜK

29 Aralık 1977
Zonguldak

"Gel gönül gurbete gitme
Ya gelinir ya gelinmez
Her güzele gönül verme
Ya sevilir ya sevilmez

Yörüktür bizim atımız
Yarden atlattı zatımız
Gurbet elde gıymatımız
Ya bilinir ya bilinmez "

Evet, Karacaoğlan böyle söylemiş "gurbet"için... Kırık dökük aklımda kaldığınca, şu anda toparlayabildiğimce yazdım Karaca, kusura bakma. Bilirsin severim seni...

Ama şu anda "gurbet"i bütün benliğimde duyuyorum. "Gurbet elde gıymatımız, ya bilinir ya bilinmez" deyişin nedense çok işliyor içime... Keşke hiç gelmeseydik buraya. Olaylar, dışımızdaki olaylar iyice bozdu moralimi herhalde. Basit, oldukça basit şeyler belki, ama çok dokundu bana... Hiç böylesine kırıldığımı anımsamıyorum. Gurbet elde kıymetimiz bilinmedi mi ne Karaca?

Oysa her şey ne güzel de başlamıştı! Hep iyi niyetli olmaya, fedakarlık yapmaya çalıştım her konuda. Herkese karşı özverili oldum, bilinmedi. Sanırım suçum da bu oldu! Biraz bencil olsaydım, ama yapamadım. Kendimi düşünmeyi hep en sona bıraktım. Boşunaymış! Önce kendini düşünmeliymiş insan. Fedakarlıklarınız bir süre sonra alışkanlığa dönüşüyormuş, farkına varamadım...

Güvendiğim tek kişiden de umut yok artık!

Bir çare arıyorum, kızım ve kendim için, durmadan düşünüyorum... Sanırım bir yol da buldum. Şubat tatiline az kaldı, önce kızımı annemlere bırakacağım, sonra da tayin işimle uğraşacağım...

Artık burada kalamam! Denedim, başarısız oldum. Olsun, bundan böyle kızım için yaşayacağım...