26 Haziran 2010 Cumartesi

YÜZ YİRMİ ÜÇÜNCÜ MEKTUP



7 Haziran 1976
Mardin


Canım Sevgilim,

Sana, senden bir hayli uzaktan ve kendimi sana çok yakın hissederek bu satırlarımı karalıyorum.
Bugün benim için bir başka gün. Fakat günümün iyi başladığını söyleyemem. Bütün gece seninle beraberdim rüyamda, ancak kötü bir rüyaydı, bir rüya bu kadar kötü olabilirdi benim için. Kısa bir an etkisinden kurtulamadım. Taki el çantamı açıp içindeki mektubu buluncaya dek...

Evet sevgilim, benim için sürpriz teşkil etti bu mektubun. Hele başına, gönderen kısmına ........... yazmışsın ya, hiçbir şey beni bu derece mutlu edemezdi inan sevgilim. O an her şeyi unuttum. Rüyayı falan da...

Çünkü düşüncelerimde hep sen vardın sen.
Sanki bütün her şey birbiri üstüne geliyor. Dün Diyarbakır'da Akademiden sınıf arkadaşımı gördüm, çok sevindim.

Evet sevgilim, artık dayanacak halim, takatım kalmadı. İnan, dün seni arabanın yanında görmek beni perişan etti. Neredeyse ağlayacaktım, sana koşacaktım. Seni kollarımın arasına alıp sevdiğimi, çok sevdiğimi, senden bir an olsa bile ayrılmak istemediğimi söyleyecektim. Ama heyhat! Bunların hepsi boğazımda sanki takılı kaldı. Ve sadece seni sevdiğimi kendi kendime mırıldanabildim.

Evet sevgilim, koşmaktan dizlerimde derman kalmadı. Koşuyorum, koşuyorum tam hedefe ulaştığımı zannettiğim bir an, bir bakıyorum, hedef çok uzaklarda...
Artık dayanacak hal kalmadı, mecal de kalmadı. Senin yanından her ayrılışım bana sanki cehennem azabı gibi geliyor. Niye böyle, niye böyle diye bazen kendi kendime isyan edesim gelmiyor değil, ama o zaman da kendimi daha çok harap ettiğimi geç de olsa anlıyorum, ama...

Halbuki sana kavuşmak için, seninle olmak için, daha metanetli, daha sakin ve daha sabırlı olmam gerektiğini biliyorum, ama olmuyor işte...

Dün öğlen yemekte beraberdik. Taa o vakitten bugün öğleye kadar hiçbir şey yemedim, sadece birkaç tane sigara içtim. Yiyemiyorum ki, iştahım yok yok! Ama senin yanında öyle değil işte... Bugün sana telefon etmeyi ne kadar istedim, bilemezsin. Ama bizim hatlar kopmuş, dün akşamki rüzgardan. Belki yarın sesini duyabilirim. Sevgilim sen benim her şeyimsin.

Bugün babamdan mektup geldi. Teferruatlı bilgi istiyor. Herhalde yarın ona da telefon edeceğim. Ve şimdi de mektup yazacağım. Benim aklım fikrim sensin, hep seni düşünüyorum, yuvamızı düşünüyorum. Velhasın o günler çok uzakta değil, ama bana çok uzakta imiş gibi görünüyor. Ama biz ikimiz, sen ve ben olduktan sonra bütün kötülüklerin üstesinden geleceğimize bütün kalbimle, benliğimle inanıyorum. Çünkü seviyorum, seviliyorum.

Sevgilim, yarın derhal senin o dediğin (pamuk-yün) işine bakacağım, soracağım, soruşturacağım.

Ne olurdu sanki sevenler ayrılmasa. Bu, işte bize sevenlere doğanın en büyük oyunu, canım bi tanem. Şimdi odada yalnızım, içimden bağırmak, haykırmak geliyor. Ve en sonunda da yüksek sesle hıçkıra hıçkıra ağlamak... Belki o zaman insan bir parça rahatlayabilir. Biz bu hallere düşecek insan mıydık? Evet sevgilim, bu hallere düşmemeliydik. Ve en azından şimdi beraber olmalıydık. Sen ve ben, biz ikimiz...

****

Evet sevgilim yirmi dört saat aradan sonra yine yazıyorum. Özür dilerim Sevgilim, mektubunu geciktirdim. Bunun sebebi sana birtakım haberler verebilmek içindi...
Bugün anneme telefon ettim. Anneciğimin sesimi duymak beni ne kadar mutlu etti bilemezsin. Tıpkı telefonun öbür ucunda senin sesini işittiğim zaman nasıl oldumsa, annemin sesini işitince öyle oldum hayatım.

Hani aşık ne demiş: "İki tane sevgilim var; biri anam, biri yarim. Ana deyip de geçilmez, o yar anadan seçilmez. İki tane sevdiğim var."

Anneme evlenmek istediğimizi söyledim, çok makul karşıladı. Ve bu durumu senin annenlere yazmalarını; 10-15 Temmuz için karar vermelerini istedim. Evi Elazığ'da tutacağımızı vs söyledim. Babam Ereğli'deymiş. İlk fırsatta herhalde yazarlar. Ve bu azap da biter böylece.

Öyle anlaşılıyor ki hayatım, annemle babamın bu ara başı bir hayli dertte. Çünkü herkese nasip olmaz, iki işi bir arada sürdürüyorlar. Şimdi kardeşim S.......'de evlenmek istiyormuş, onunla meşguller biraz.

Bakalım durum nasıl olacak hayatım? Valla bu iş beni ürkütüyor. Biz ikimiz 15 Temmuz'da evleneceğiz diye kendimizi hazırlıyoruz. Ama ya olmazsa, o zaman işte düşüncelerim noktalanıyor. Düşünemiyorum...

Satırlarımı sonlarken öperim sevgilim.

17 Haziran 2010 Perşembe

YÜZ YİRMİ İKİNCİ MEKTUP


6 Haziran 1976
Elazığ

Canım A.....'im,

Şu anda sizler TV'de film seyrediyorsunuz salonda...

Bense işimi bitirdim, içim sıkkın, üzgün, ne yapacağımı bilmez bir haldeyim. Gideceğin, yine gideceğin düşünseni beni deli ediyor.Hep yanımda ol, hiç ayrılmayalım istiyorum. Çünkü sen benim her şeyimsin. Seni seviyorum. Sensiz bir yaşam düşünemiyorum.

Biraz sonra yemek yiyeceğiz, sonra ayrılık saati gelip çatacak...

O anda kollarına atılmak, beraber gelmek istediğimi haykırmak geçecek içimden, yapamayacağım, susacağım...

Sevgilim, gider gitmez eve durumu yaz. Onlar da bizimkilere yazsınlar. Benim annem Ankara'dan, seninki de Zonguldak'tan gelir, işleri düzenleriz.

Şu anda sen dışarı çıktın, tekrar içeri girdin. Biraz önce kardeşim odaya geldi, kitap okuyormuş gibi yaptım, mektup yazdığımı anlasın istemedim.

Seni pek çok seviyorum. Çok özleyeceğim yine. Gider gitmez hemen yaz. Bu mektubu çantanda bulunca şaşıracaksın. Sevgi insanı çocık yapıyor değil mi canım?

Sonlarken iyi yolculuklar dilerim. Öperim...

Mektup bekliyorum, ilk fırsatta da seni...
Telefon edersen sevinirim.

Canım sevgilim, biricik A.....'im seni seviyorum...

N......

15 Haziran 2010 Salı

YÜZ YİRMİ BİRİNCİ MEKTUP


26 Mayıs 1976
Elazığ

Canım Benim,

17 Mayıs tarihli mektubunu aldım. Ne tesadüf değil mi, aynı gün ben de sana mektup yazmışım. Yalnız postaya atmayı geciktirdim. Biliyorsun postaneye gitmek için şehre inmek gerekiyor, bu da her istediğim an olmuyor, özellikle okul varken. Umarım o mektubu almışsındır.

Nasılsın canım? Ben iyiyim, tek derdim ayrılığımız. O da canımıza tak dedi artık! Bitsin istiyorum, yetmez mi bu çektiklerimiz?

***

Hayatım, akşam başlamıştım yazmaya, bırakmak zorunda kaldım. Şimdi kaldığım yerden devam ediyorum.

Bugün 27 Mayıs, Bayram. Dün akşam üstü gözlerim hep kapıdaydı. Yarım gün tatil olduğu için belki gelirsin diye boş yere bekledim. Bu cumartesi yine bekleyeceğim. Zaten hep beklemekle geçti hayatımız değil mi A.....'im?

Bizim okul resmen kapandı, fakat yarın yeniden başlıyor. Aynı sene içindeki gibi kurslar için gidip geleceğiz. Ben yine öğlenciyim. 13'ten, 18'e kadar okuldayım. Telefon edebilirsin.

Telefon dedim de aklıma geldi. Geçenlerde aramışsın, orada olmadığım için görüşemedik. Biz çıkmışız, sen aramışsın. Sesini duymayı çok istiyorum, hiç olmazsa sesini... Kurslarda ararsan sevinirim canım.

Bak sevgilim, haziran sonunda evlenme düşüncemizi annemlere açtım. Önce kabul etmediler, askerlik bitsin öyle, diyorlar. Hele, geçen gün annem, Mihriye'yi dolmuşta görmüş, konuşmuşlar; ondan sonra "Olmaz!" diye tutturdu. Bin güçlükle, en sonunda kabul ettirdim.

Annem bugün Ankara'ya gidiyor, Güzide Teyzem ameliyat olmuş, onu ziyarete gidiyor. Bu arada Ankara'da ev almak istiyorlar ya, ev bakacak. Ben de, bizim tayin işini sormasını istedim annemden. İyice, kesin olarak anlasın yakın bir yere tayinin olup olamayacağını... Bir hafta kalacak Ankara'da.

Tayin işi olmazsa, Mardin'e eşya götürmeyelim, diyorum hayatım. Zira tatil kısa, iki divan götürürüz oraya, olur biter. Lojman işi olursa, kirası da herhalde ucuz olur. Olmazsa Elazığ'da uygun bir ev buluruz. Eşyalarımızı buraya bırakırız. Benim yaz tatili bitiminde sen tedbili hava alırsın, off ya!

Biliyoruz sevgilim, biraz güç olacak, ama güçlükler de kendi kendine yenilmiyor değil mi? Birlikte, el ele verdikçe güçlükleri yeneceğimize inanıyorum ben. Seni seviyorum bitanem, sen de beni seviyorsun, en büyük güç kaynağımız bu olmalı...

Eşya işini düşündüm canım, şimdi alınmazsa ilerde hiç alamayız. Ne sizinkiler ne de bizimkiler o zaman yardım etmezler. Şimdi yeni evleniyoruz diye bir miktar senin ailen, bir miktar da benim ailem verir, kalanı da biz ikimiz öderiz. Mardin'de fazla masrafımız olmaz. Bu nedenle taksitlerimizi ödeyebiliriz.

Geçenlerde Hayriye ile Faruk bize geldiler. Annemlere getirdiğin çatal bıçak takımını gösterdim, çok beğendiler. Onlar da zaten almak istiyorlarmış, sana yazmamı istediler. Şayet bulabilirsen bir takım da onlara getirebilir misin sevgilim? 250 lira olduğunu söyledim, yanılmadım değil mi?

Haa, bak canım, ben o aynalı dediğin çatal bıçak takımını gördüm. 315 liraymış fiyatı. Pek hoşuma gitmedi, belki senin Mardin'de gördüklerin daha güzeldir. Bu dört delikliler de çok güzel. Olmazsa bizim evimize de aynısından al. Yine de sen bilirsin, iyice bak, hangisi hoşuna giderse ondan alırsın.

Hayriye'ler 20 Haziran'da gideceklerlermiş, Çünkü Faruk temmuzda askere gidecekmiş. Alabilirsen yirmisinden önce ellerinde olması gerekiyor çatal bıçak takımının...

Sabah erken kalktım, sana yazmak amacıyla. Biliyor musun canım, mektup yazabilmek için yalnız olmalıyım. Böylece seninle baş başa kalabiliyorum. Yalnız seni düşünüp yalnız seni yaşıyorum...

İnan bir anım bile geçmiyor seni,evimizi, kuracağımız yuvamızı düşünmeden. Seni çok seviyorum canım. Özledim, en kısa zamanda gel...

Sonlarken selam ve sevgilerimi gönderiyorum sana. Yazı için, özür... Dizimde yazıyorum.
Seni pek çok seviyorum.
Hep seveceğim. Bir ömür boyu...

N......


Bak şimdi aklıma geldi. Sürprizin nedir? Çok merak ediyorum, beni fazla merakta bırakma...

Diğer yandan elimdeki yanığın acısı çoktan geçti. Zaten o bana acı vermedi ki... Yalnız izi duruyor. Geçmesini de istemiyorum. Bana o andaki halimizi hatırlatıyor. Mutluluğumuz geliyor aklıma, içimin sevgiyle dolduğunu hissediyorum. Sonra benim elim yanacağına seninkinin yanmasını istiyorsun, olur mu ya? Sen ben yok artık, biz varız. Senin elin yansaydı benimkinden daha çok acı duyardım emin ol sevgilim...

14 Haziran 2010 Pazartesi

PINAAAR KOR OLMUŞ YAKIYOR




Pınar henüz yirmi üç yaşındaymış. Su gibi bir genç kız. Sevmiş, sevilmiş... Mücadele etmişler Cumhur'la birlikte.

Pınar öğretmen olmuş; olmuş ama, dur demişler! Okuldan diploma almakla artık öğretmen olunmuyor, seni birçok kez daha sınayacağız, KPS'ye gireceksin, dur hele...

Durmuş Pınar, yeniden ders çalışmaya başlamış. Sanki bu şekilde öğretmen yapılanlar eskisinden daha iyiymiş gibi beklemiş. Devlet, bekle, diyorsa bir bildiği vardır, demiş beklemiş...

Oysa kadrolar yandaşlar tarafından gizli gizli dolduruluyormuş. "Sınavla" artık oyalamanın bir yolu mu neymiş?

Cumhur teğmen olmuş.

"Vatanın bağrına düşman dayamış hançerini"
" Bulunur kurtaracak bahtı kara maderini"

diye diye yetiştirilmiş.


Pınar'la Cumhur evlenmişler, muratlarına ermişler. El ele yola çıkmışlar. Biri Türk Ordusunun neferi, diğeri eğitim ordusunun neferi... Hizmet edecekler, vatana borçlarını ödeyecekler, çocuklarını güzel bir dünyada büyütecekler...

Olmadı, bırakmadılar! Pınar'a kıydılar!

Bilemediler. Eşkiya dışarda sandılar, düşman sınır ötesinde bildiler. Oysa eşkiya çoktan düz ovaya inmiş, törenlerle karşılanmış, mahkeme meclisi dağa taşınmış, teröristler yurdun her yerinde cirit atar olmuş, birileriyle açılım masalarına oturmuş.
Türk Ordusu'nun en özel yerlerine girilmiş, komutanları hapislere tıkılmış, yargıçların işinin bitmesini bekler olmuş.Özel yetki verilen mahkeme yargıçlarının işleri kaç yılda biter bilinmez, ama bittiği zaman yargılanmayı bekleyedursunlar denmiş.

Suyun üstünde köprüler kurulmuş, köprülerin altında kalan pınarlar kurumuş, Öğretmen olan, ama atanamayan Pınar evinin balkonunda geleceğe dair güzel hayaller kurarken vurulmuş...

Pınar'ın öyküsü bana çok dokundu. Her şehit cenazesi yüreğimi dağlarken, Pınar, ateş olmuş yüreğime oturmuş, yakıyor, yakıyor, yakıyor...

Pınar'ın öyküsü, burada " eski mektuplar" da anlattığım öykümüze benziyor başlangıç olarak.Ben de onun yaşında gelin olup Mardin'e gittim askerimin peşinden. O, Osmaniye'ye gitmiş...

Ama devamı yok onun öyküsünün! Olamayacak da... Başlar başlamaz bitti, bitirdiler... Kanlıgeçit bölgesinde akıttılar kanını! Pınar, benim yaşadıklarımı yaşayamayacak artık! Teröristler roket atarlarla vurdu Pınarı kırk günlük gelin iken...

Onu bu sayfaya taşıdım, bilinsin istedim, unutulmasın. Yeni Pınarlar, yeni Cumhurlar başlamadan biten masal kahramanları olmasın. Doyasıya yaşasınlar, kendi romanlarını gönüllerince yazsınlar, yazsınlar, yazsınlar...

Vatan evlatlarını kendi hırslarına, kötü emellerine kurban edenler utansınlar!


13 Haziran 2010 Pazar

YÜZ YİRMİNCİ MEKTUP



17 Mayıs 1976
Pazartesi
Saat 20.30
MARDİN

Bitanem,

İşte yine karşı karşıyayız seninle. Ama cismen değil, hayalen. İnan sensiz olmak benim için acıların, ızdırapların en büyüğü...
O kadar ki her an seni düşünüyorum, seni anıyorum, seninle yaşıyorum. Seninle doluyum. Bazen o kadar doluyum ki birisinin bana seslenmesi bile yeterli oluyor.

İşte bugün yine öyle oldu. O kadar dalmışım ki düşüncelerimin doruğunda hayal meyal görünüyorsun. Sonra seçilebilir bir şekilde şekilleniyorsun. Ve gülüyorsun. Bazen bana geldiğini zannediyorum. Bazen beni çağırdığını... Ve ister istemez dalgınlığım o şekilde sürüp gidiyor.

Bugün traş olurken berberin koltuğunda uyumuşum. İşte o kısacık, bir anlık uyumamda dahi rüyamda seni görmem için yeterli. Gene beraber olduğumuz bir andı herhalde. Ne hikmetse bir iki kelime konuşurken uyandım. Baktım berber tuhaf tuhaf bakıyor. Utandım.

Evet hayatım, senden ayrılmak o kadar zor , o kadar zor ki... Sensiz olmak, yukarıda da belirttiğim gibi, çok kötü...

Mardin'e geleli beri aklımda iki şey vardı: Birincisi, gerçekleşti, ama istediğim gibi olmadı. Arzum, okul dağılmış, öğrencilerinle giderken senin karşına çıkmaktı. Kısmet olmadı bu. Şimdi bir ikinci isteğim, sürprizim olacak. Ona hazırlıklı ol. Ama belki de olmaz.

Canım, birtanem, dün akşam saat 21.30'da geldim Mardin'e ve bu akşam da nöbetçiyim. Nöbet tutuyorum, seni düşünerek, seni yaşayarak, seni anarak. Niye sevgilim uzuyor bu birleşememiz? Bu ayrılık benim için artık çekilmez bir hal almaya başladı.

Sana şunu söylemek istiyorum: Evin altındaki yoldan giderken dün gece, son olarak kapının önünde gördüm seni... Bir an, var kuvvetimle sana haykırmak, bağırmak istedim ve el salladım. Ama sonra oldukça utandım babandan biliyor musun? Senin o en son hayalin gözümün önünden gitmiyor. Gitmez ki. Gitmeyecek ki...

Ben bugün dört koldan şehre adam saldım, bize harıl harıl ev arıyorlar şimdi. İkimize...
Bu sıra hayatım bölük komutanlığına bakıyorum, yüzbaşı İtalya'da, üstteğmen on gün izin aldı, eşi hastaymış. Dün senden ayrıldıktan sonra, hemen seni özlemeğe başladım. Seni aramaya başladım. Sen benim her şeyimsin, canımsın. Teneffüs ettiğim havasın. Ve her şeyden önce dert ortağımsın, sevgilimsin. Ve ilerde çocuklarımızın anasısın.

Ahh, sevgilim, inan, hep yanımda olmanı istiyorum, sonsuzluğa dek yanımda olmanı... Sen yanımda olduğun zaman dünyanın en mutlu insanı oluyorum, bitmesin istiyorum beraberliğimiz.
Bazen de kendi kendime birtakım kuruntulara saplanıyorum... Sen yanımda oldukça dünyanın en mutlu insanı oluyorum. O kadar ki mutluluktan ölebilirim. Aşık olmak ne tatlı şey.

İşte, bazen Türkçe'ye de kızmıyor değilim, o kadar az kelime var ki hislerimi ifade edebilmek için kelime bulamıyorum. Ve "Seni seviyorum." sözcüğünün maskesi arkasına sığınıyorum. Evet, seni seviyorum. Ve her gün, her zaman, her an seveceğim. Çünkü biz birbirimiz için yaratılmışız öyle değil mi hayatım?

Öyle tahmin ediyorum ki şu an, elindeki o yanık, hala acıyordur. Öyle mi? Halbuki ben hiç öyle olmasını istemezdim. Keşke senin elin yanacağına, benimki yansaydı...

Hayatım, şimdi bir mektup da eve yazacağım. Senden bahsedeceğim.Benden bahsedeceğim. Bizden bahsedeceğim, ikimizden bahsedeceğim. Ve şu an bir de eve telefon yazdırdım, çıkarsa, annemle konuşacağım. Bizden bahsedeceğim, ikimizden bahsedeceğim...

Neyse sevgilim, seviyorum, seveceğim, seviyorum ve yine bir ömür boyu seni seveceğim.

A........

Not: Seni çok seviyorum. Ölesiye seviyorum...

YÜZ ONDOKUZUNCU MEKTUP



Elazığ
17 Mayıs 1976
Pazartesi
Saat 15.15

Canım Sevdiğim, Biricik Askerim,

Şaşırdın değil mi? Beklemiyordun bunu. Ama sevindin de, gülüyorsun bak! Mutlusun şimdi... Ben de mutluyum, seni sevdiğim için, sevildiğim için... Bilmem bu halimiz ne olacak? Artık seninle konuşmadan, dertleşmeden duramıyorum.

Sabah, daha doğrusu öğlene yakın hazırlandım çarşıya indim, okula gitmeden mektubunu postaya attım. Dün akşam yazmıştım, sabah da tamamladım. Artık seninkini bekleyebilirdim...

Okula gittim, öğrencileri eve göndermişler, ders yok. Biraz oyalandım orada. Zira fena halde yağmur yağıyordu. Islanmamak için yağmurun dinmesini bekledim. ( Aslında bakarsan, ben yağmurdan yaştan değil, aşkından sırılsıklamım ya neyse...) Yağmur dinince eve geldim. Baktım kimse yok. Özellikle seni aradı gözlerim, nafile! Neylersin yoktu çaresi...

Karnım acıkmıştı, biraz bir şeyler atıştırdım. Sonra sıkıntıdan çay kaynattım, içeyim dedim. Güçlükle iki bardak içebildim. Oysa sen buradayken zevkle içiyordum. Olmuyordu, sıkıntım bir türlü geçmedi. Bir oraya, bir buraya dolaştım. Odada oturdum, salona geçtim, sözü uzatmayayım; seninle konuşma ihtiyacının önüne geçemedim.

Zihnimde düşünmeye başladım, hayalimde canlandırdım ve sonunda yazmadan edemeyeceğime karar verdim. Oysa mektubunu bu sabah postaya atmıştım. Bu da sürpriz olur artık...

Biliyor musun sevgilim artık sana sık sık böyle sürprizler yapabilirim. Çünkü artık okul bitti. Boşum, bomboş! Ama sen de yaz, her fırsatta yaz canım. Senden gelen mektuplar bile beni nasıl mutlu ediyor bir bilsen...

Sen gideli şu anda yirmi dört saat ancak oldu. Belki sen ilk mektubunu yazmaya bile fırsat bulamamışsındır. Bense özledim seni, çok özledim. Ölesiye inan...

Şu kağıtlar sana yazarken ne çabuk dolar bilmem ki... Bir bakıyorum sayfanın başındayım, iki dakika sonra sonuna geldiğimi anlıyorum. Hayatım, o lojman işini sakın ihmal etme. Belki ilerde onu da bulmak güçleşir. İyi ki A.....'im haziran sonunda evlenme kararı aldık. Düşündükçe iyice aklıma yatıyor. Boşuboşuna üzülmemizin, ayrılıktan sebep üzülmemizin hiç gereği yok. Artık o zaman ayrılıklara izin vermeyelim olur mu canım?

Bizim kurslar Mayıs'ın yirmi sekizinde başlıyor, iki hafta sürecek. Bir hafta da imtihanlar sürer, haziranın sonunda okul biter. Aslında imtihanlarda rapor da alabilirim. Hayriye, rapor alıp gidecekmiş. Sen de o sıra izin hakkını kullanırsın. Birlikte gezeriz bir süre, sonra da evimize döneriz...

Biliyor musun sevgilim, aslında böyle söyleyip düşünüyorum ya, çok uzakmış gibi geliyor bana. Oysa dediğimiz tarih de evlenirsek, pek bir şey kalmamış sayılır. Çok çok iki ay var. O da geçer, nasıl ki on dört ay geçtiyse, o da geçer değil mi hayatım?

Seni seviyorum A.....'im. Durmadan bunu tekrarlamak istiyorum. Aslında sen bunu biliyorsun, ama söylüyorum yine de. Çok, tahmin edemeyeceğin kadar çok seviyorum seni. Hep özlüyorum... Yanımda ol istiyorum her zaman. Bir ömür boyu birlikte yaşayalım diyorum...

Evet canım, bu mektup da bitiyor. İnşallah seninki çabuk gelir. Yarından itibaren her gün bekleyeceğim.
Evlenme kararımızı Zonguldak'a annenlere yaz emi sevgilim.

Sonlarken özlemle, sevgiyle öperim seni. Hoşçakal hayatım.

N......'in

Not: Fotoğrafın karşımda...

12 Haziran 2010 Cumartesi

YÜZ ON SEKİZİNCİ MEKTUP



16 Mayıs 1976
Elazığ
Pazar, saat 22.30


Canım A.......'im,

Şu sıralar sen Mardin'e ulaşmışsındır herhalde. Yorgun, ayrılığın burukluğu içinde... İnan ben de öyleyim. Gerçi yolculuk yapmadım, ama ayrılık yordu beni. Artık dayanamıyorum...

Hep aynı şey, aynı tablo! Geliyorsun bir iki gün sevinçten, mutluluktan uçuyorum. Sonra yaralı bir kuş gibi aniden düşüyorum, boşlukta hissediyorum kendimi. Ayakta kalabiliyorsam, yaşayabiliyorsam sensiz; sevgimizden aldığım güçle başarıyorum bunu. Benim için çok değerlisin, her şeyden önemlisin. Seni çok seviyorum.

Her an geleceğimizi, kuracağımız yuvamızı hatta çok erken de olsa yavrularımızı, ikimizin çocuklarını düşünüyorum. Küçücük evimizde, sıcacık, mutlu bir hayat düşlüyorum hep. Bundan sonra güçlüklerle birlikte mücadele edeceğiz, sıkıntıların üstesinden geleceğiz değil mi?

Beklemek niye, evlenelim haziranın sonunda; daha sonraki olaylara birlikte, düşünerek karar verelim. Birbirimizi sevdikten, anladıktan sonra her güçlüğün üstesinden geleceğimize inanıyorum canım. Sence de öyle değil mi A.....'im?

Odada yalnızım. Yatacağım diyerek ayrıldım salondan. Evdekiler televizyon izliyorlar. Uyumadan seninle konuşmak, dertleşmek ihtiyacını duydum. Oysa mektubu yarın yazmayı düşünmüştüm, sabahı bekleyemedim hayatım.

"Ayrılık" ne kötü bir sözcük! Hiç sevmiyorum, sözlüklerden çıkarsınlar, hiç olmasın, kimse sevdiğinden ayrılmasın ne olur! Sevdik, sevgimizle birlikte hep yanıbaşımızdaydı, bir an olsun peşimizi bırakmadı. Ayrıldık, kavuştuk; kavuştuk yine ayrıldık! Ama haksızlık da yapmayalım, iyi tarafı da var. Her ayrılıkta sevgimizin güçlendiğine, büyüdüğüne tanık olduk; birbirimize iyice kenetlendik. Bu da bizim geleceğe daha güvenli adımlarla ilerlememize neden olacak.
Her şeyin tahminlerimizden de iyi olacağına, çok mutlu olacağımıza inanıyorum. İçimde seni mutlu etmek için sonsuz bir istek var. Biliyorsun Sevgilim, seven insanlar, birbirini seven insanlar tek taraflı mutlu olamazlar hiçbir zaman. Benim mutluluğum, seninkine bağlı; sen mutlu olursan ben de mutlu olurum. Senin için de böyle değil mi hayatım.

Şöyle bir baktım da sayfalar doluvermiş.

***

Sevgilim, akşam bırakmak zorunda kalmıştım, şimdi tamamlıyorum. Bütün gece, biliyor musun, hep seni gördüm rüyamda? Seni pek çok seviyorum, hep seveceğim, bir ömür boyu...

Mektubunu bekliyorum canım. Sevgiler...

N......

11 Haziran 2010 Cuma

YÜZ ON YEDİNCİ MEKTUP



8 Mayıs 1976
Cumartesi-Elazığ

Canım Sevgilim,

Saat şu anda on ikiye çeyrek var, belki gelirsin diye hep bekledim seni. Ama gelmedin, gelemedin... Birazdan çarşıya ineceğim, mektubu postaya yetiştirmek için acele yazıyorum, hatalarım affola...

Seni ne çok sevdiğimi biliyorsun değil mi A.....'im? Dün telefon haberin geldi, dersten çıktım. Sizin santraldeki askerle görüştük, saat tam 17.oo idi. "On yediye kadar çıkmazsa iptal edin." demişsin, tam on yedide çıkınca konuşturmak istemiş askercik. Siz çıkmışsınız, olmadı, kısmet değilmiş. Ancak ne kadar çok sevindiğimi, konuşamadığımız halde, senden haber aldığım için çok sevindiğimi söyleyebilirim. Ama sesini duymak başka, o başka bir mutluluk biliyorsun.

Fotoğraflar için teşekkür ederim, askerim benim, biricik sevgilim, çok yakışıklı çıkmışsın. Ben de fotoğraf gönderiyorum. Hani beni ablamların okulun çayına götürmüştün ya, o gün çektirmiştim.

Bak canım, 16 Mayıs'ta bekliyorum seni. Hatta her cumartesi, çok özledim... 24 Mayıs, bana 24 asır gibi geliyor, bilmiş ol!

O dediğin kurutma makinasını alabilirsen sevinirim. Olmazsa da o kadar önemli değil...

Sonlamam gerekiyor. Oysa yazmak, hep yazmak istiyorum sana. Her an seninleyim, seni pek çok seviyorum, canımdan çok...

Fırsat bulduğum ilk anda yine yazarım. Sen de yaz. Bana göre senin zamanın daha fazla değil mi?

Hoşçakal hayatım. Bekliyorum...
Selam ve Sevgiler...

N......