29 Nisan 2010 Perşembe

YÜZ ON BEŞİNCİ MEKTUP



1 Mayıs 1976
Elazığ

Canım Benim,

Bugün Bahar Bayramı... Tam bir bahar havası var burada. Yemyeşil tüm doğa. Ağaçlar gelin gibi bembeyaz, özellikle şeftali ağaçları görülmeye değer...

Seviyorum dünyayı, baharı, güzelliği ve hepsinden çok da seni... Bunu biliyorsun değil mi? Gerçi yoksun yanımda. Yoksun derken herkesin gördüğü kadarını kastediyorum, oysa yanılıyor onlar. Görmedikleri, bilmedikleri içimdeki, ruhumdaki, yüreğimdeki sen! Şairin dediği gibi:

"Sen söylediğin zamanda şarkılar güzeldir,
Hayatımı tarumar eden rüzgar güzeldir,
Beyaz zambaklar gibi, al gelincikler gibi
Sen varsan içerimde gelen bahar güzeldir."

Her an seninleyim ben, seviyorum seni, mutluyum. Sevdiğim için, sevildiğim için mutluyum... Hep böyle olacağız değil mi hayatım?

Dün aldım mektubunu. Şu anda sen bu satırları okurken ne duyuyorsan, ne hissediyorsan ben de aynı şeyleri hissettim...

Ya telefonunu duyduğum an! Kalbimin bir an duracağını sandım, dersten çağırdılar, merdivenleri koşarak indim! Sesin hafifti, ama telefonun diğer ucunda senin olduğunu bilmek inanılmaz mutluluk vericiydi. Haykırmak, seni sevdiğimi haykırmak geçti içimden! Özlemiştim, ben de seni çok özlemiştim her zaman olduğu gibi...

Bak canım, bu tatsız ayrılığı uzatmanın anlamı yok. Artık bir olalım, beraber olalım. Tayin olsa da olmasa da! Birlikte yenelim, karşılayalım tüm güçlükleri olur mu A....... 'im?

Yarın Orduevi'nde bir nikah var, ablamın arkadaşının... Gideceğiz, gelebilseydin birlikte giderdik. Bakacağım güzel olursa biz de nikahımızı orada kıydıralım. Düğüne hiç gerek yok bence, ama nikahı orada yapalım istiyorum.

8 Mayıs Cumartesi gelebilecek misin? Bekliyorum, her zaman bekliyorum...

Mektup yazmayı çok istiyordum daha önce, olmadı. Senden bir gün sonra kardeşimi gönderdik Ankara'ya. İkinize de çok alışmıştık, güç geldi gidişleriniz. Ev bir anda bomboş oldu sanki.

Üçüncü yazılılara başladım, bitirsem rahatlayacağım.

Dün seninkiyle birlikte Zonguldak'tan, babanlardan da mektup geldi, çok iyiylermiş merak etme.

Bu ayrılığın uzamasını, boş yere uzamasını istemiyorum canım. Bundan böyle benim yerim senin yanın olmalı... Özellikle senin için gerekli bu... Orada yalnız olmana gönlüm katlanamıyor artık. Düzenli bir hayatımız olmalı, destek olmalıyız birbirimize... Mutluluğumuz için, geleceğimiz için, yuvamız için her türlü güçlüğü birlikte yenmeliyiz. Sen yanımda olduktan sonra dünyanın neresi olursa olsun vızgelir bana...

Evleniriz, gerekirse, geçici bir süre için, istifa ederim. Sen iznini alırsın, olmazsa tayin, tebdili hava alırsın. Düşün sevgilim bir sene daha böyle geçer mi? İyi kötü birarada olalım istiyorum ne dersin? Kardeşim giderken tayinişini araştırmasını istedim, henüz yanıt gelmedi. Bekliyorum...

Öğleden sonra gezmeye gideceğiz hep birlikte. Keşke sen de burada olsaydın, ne güzel olurdu. Sanırım bugün nöbetçisin. Neden kızları da askere almıyorlar Kİ? Birlikte ne güzel askerlik yapardık! Bakıyorum gülüyorsun, hoşuna gitti değil mi canım?

Seni çok sevdiğimi hiç unutma olur mu hayatım? Sen benim dünyamsın, her şeyimsin.
Hatırlarsın, seninle o upuzun yolu yürüyerek gelmiştik eve, ne çabuk geçmişti zaman, hiç bitmesini istememiştik. "Mutlu musun?" diye sormuştun da "yookk!" demiştim sana. Öyle olmadığını sen de biliyordun değil mi sevgilim? Senin yanımda olman, mutlu olmam için yeterli biliyorsun bunu. Senin için de öyle olduğunu biliyorum, eminim bundan.

Mektup bekliyorum senden, hep bekliyorum. Özlüyorum seni, hep özlüyorum. Seviyorum seni, hep seveceğim. Bir ömür boyu seveceğimi, sevebileceğimi hissediyorum.

İstemeyerek sonluyorum satırlarımı. Bir kez, bin kez söylüyorum aklından çıkarma bir tanem, SENİ SEVİYORUM...

N......

15 Nisan 2010 Perşembe

YÜZ ON DÖRDÜNCÜ MEKTUP


28 Nisan 1976
Mardin

Birtanem,

Evet Sevgilim, işte şu saatte senden ayrılalı tam bir gün oluyor. Benim, ayrıldığım anda zaten bir hüzün kapladı içimi... Senden ayrı olmak benim için acıların, ızdırapların en büyüğü...

Dün akşam saat 20.00'de Mardin'deydim. İşte o an susuzluğumu, susadığımı, sana susadığımı anladım. Aradan dört ya da beş saat geçmesine rağmen, senin her zaman yanımda, içimde, kalbimde, ruhumda olduğunu anımsadım. Ve hemen susuzluğumu gidermek için daldım meyhaneye...

İnsan biraz çakırkeyf olunca daha güzel, daha olumlu düşünüyor. Biliyor musun içki içerken, içtikten sonra seni düşünmek bana büyük zevk veriyor. Bugün yine bütün gün seninle beraberdim. Halbuki senden dün ayrıldım. Ama bu uzayan yirmi dört saat bana çok uzun bir zaman aralığı gibi geliyor. Ve seni hemen özlemeğe başladım.

Nasıl özlemem! Sen benim canımsın, ciğerimsin, teneffüs ettiğim havasın. Sevgilimsin, aşkımsın, dert ortağımsın... Velhasıl sen benim her şeyimsin. Sensiz geçen günlerim bana zindan oluyor. Aklımda sen, fikrimde sen, düşüncemde sen sen sen sen yine de sen...

Sana hemen yazamam demiştim, gerçekten o an öyle düşünüyordum. Ama, aması var; işte sana yazmadan nasıl dururum?

Dünkü ayrılık anı gözümün önüne gelir gibi oluyor... Vallahi neredeyse, hani utanmasam hüngür hüngür, bağıra bağıra ağlayacağım! Şimdi odam bomboş, ama kendi kendimden utanıyorum. Bak gözlerim yaşardı, tıpkı dünkü gibi... Hani bana, "Ağlıyor musın?" diye sormuştun; ben de "Öyle şey mi olur!" dedimdi sana, ama biraz daha dursa idim herhalde ağlardım!

Her seferinde gidiyorum, sana doyamadan ayrılıyorum... Ama olsun, gene de senin yakınında, yanında olmak benim için mutlulukların en büyüğü oluyor. Bu bizim kaderimiz, alınyazımız sevgilim.

Şu askerlik çok kimseler için ayrılık demektir, keder demektir, üzüntü demektir. Bizim için de aynı şeyler söylenebilir. Ama bunun yanında bir şey daha söylenebilir: Bizi, ikimizi, seni ve beni birbirimize daha çok yaklaştırdı, öyle değil mi?

Sevgilim, seni inan çok seviyorum. Bu sefer senin birtakım kuşkularının olduğunu da bu vesileyle öğrenmiş oldum. Senin de dediğin gibiolayların biraz fazla etkisinde kalmışsın. Bu oldukça normal bir durum, düşünen her insan için... İnsanlar dünyaya yaşamak, mesut olmak, mutlu bir yuva kurmak için gelmişlerdir. Kimisi yuvayı kurar, ama yıkar da... Onun için ben şöyle düşünüyorum:

Benim his hayatımda ve aile hayatımda bizden,ikimizden, sen ve benden başkasının söz hakkı yoktur. Bunu şu şekilde açıklayayım: Hani Birleşmiş Milletlerde beş devletin veto hakkı vardır. Bizim, daha doğrusu ikimizin yaşamında da ikimizden başkasının oy hakkı olamaz. Vız gelir! Eğer benim mutluluğumu, saadetimi bozacak ve bozmaya kalkacak, kim olursa olsun, anam babam da olsa dur derim, demesini bilirim! Ben bu düşüncedeyim...

Hoş sana hak vermiyor değilim bu konuda. Çünkü senin gözünün önünde bir tecrübe var. Onların durumuna ben de çok üzüldüm. Üstelik bir de çocukları var...

Ben hiçbir şey hususunda sabit fikirli değilim. Ama kimseyi de aldatmak, yalan söylemek gibi bir özelliğim yok. Bunu sen de takdir edersin sevgilim. Benim düşüncem, önce iki veya üç sene Zonguldak'ta çalışmak, daha sonra başka yerlere gitmekti, ama bizim Bekir Hoca'nın dediği en doğrusu galiba. Her iki aileden de uzakta olursun, bu sayede, değer verdiğin kimseler, değerlerinden hiçbir şey kaybetmedikleri gibi insanların özlemi, sevgisi çoğalır.

İşte hayatım şimdi senden yine tam 264 km uzaktayım ve seni anıyorum. Anmadığım zaman var mı ki...

Dün akşam 21.45 sularında Orduevine geldim ki sıcak sular akıyor, hemen banyo yapıp yattım. Halbuki buraya gelirken niyetim sana dün akşam yazmaktı. Seni sevdiğimi, seni özlediğimi, ilk fırsatta yine Elazığ'a geleceğimi yazacaktım hemen. Kısmet bu akşammış. Senin bundan önce gönderdiğin mektubu tekrar okudum buna başlamadan.

Bir de bugün H....... ile M........'nın müşterek yazdıkları mektup geldi.

Hayatım, doğum gününü bu sene de unuttuğum için özür dilerim. Valla burada moral bozukluğundan insan bazen yaşadığını bile unutuyor. Herhalde bundan sonra olmaz.

Seni çok seviyorum. Sen benim aşkımsın. Senin yanında olduğum zaman, zamanın nasıl geçtiğini bile anlayamıyorum. Sana doyamıyorum. Halbuki seninle beraber olmak, seni okşamak, sana dokunmak, senin sıcaklığını duymak istiyorum. Kendi kendime "Bitsin artık bu çile!" diyorum. Bitsin, bitsin bitsin! Ahhh, şu tayin işi bir gerçekleşse... İşte o zaman bütün acılarımız diner; sıkıntılarımız biter. Ve hayatımızın bundan sonraki kısmında beraber oluruz. Sen ve ben, biz ikimiz iyi günümüzde iyi; kötü gönümüzde kötü (kötü gün olmayacak) birbirimize destek olarak hayatın, yaşamın bütün zorluklarına beraberce göğüs gereriz...

Ve defterlerimizden acıyı, ayrılığı, hüznü, mutsuzluğu siler mutlu bir şekilde yaşamımızı devam ettiririz. Ahhh, fazla hayalperest olmaya başladım galiba. Ama bunların hayalle ilgisi ne? Bırak kardeşim, yok hiçbir şey istemiyorum şu melanet dünyadan, hiçbir şey istemiyorum! Tek şey hariç! Evet, sadece seni istiyorum seni! Nerdesin? Tabi ki evdesin ve TV karşısındasın... Şu an seni ne kadar özlediğimi bir bilsen... İnan kelime bulmakta güçlük çekiyorum, sana hislerimi açıklarken...

Sevgilim seni seviyorum. Bir kere, on kere, yüz kere, bin kere, on bin kere, yüz bin kere, milyon, milyar kere... Ve evet seni çok seviyorum. Ve herhalde şairlerin adına AŞK dedikleri duygu bu olsa gerek... Sana daha çok şeyler yazmak isterdim ya kağıdı bitiriyorum.

Satırlarımı sonlarken bir şeyi, seni sevdiğimi unutma! Seni çok çok seviyorum...

Seni çok seviyorum.

A........

Not: A......., N...... seviyor...

7 Nisan 2010 Çarşamba

YÜZ ON ÜÇÜNCÜ MEKTUP


12 NİSAN 1976
ELAZIĞ


Sevgili A........'im,

Saat şu anda 23.30. Bir günün yorgunluğu üzerimde, sana yazmaya, seninle dertleşmeye başlıyorum. Sırası mı bu saatte dersin belki, ama istersen sen şimdi dinlenebilirsin. Çünkü mektubu nasıl olsa gündüz okuyacaksın değil mi?

Cevabını geciktirdiğim için üzgünüm. Nedense bir türlü yazamadım.

Bizim okula derse gelen binbaşı bando komutanı var. Bu sıra sürekli onunla sohbet ediyorum. Sanırım hatırlarsın, onu görmüştün. Askerlik hakkında ondan çok şey öğrendim. Görüyorsun dersime iyi hazırlanıyorum.

Nasılsın hayatım? Ben hep bildiğin gibiyim. Günlük işlerle uğraşıp duruyorum. Geçen gün F.........lerin oradan geçiyordum, pencerede görünce içeri girdim. Bir hayli konuştuk. Bana karşı açık yürekle konuştu, birçok şey anlattı...
İnsan bazı olayların içinde yaşamayınca tam anlayamıyor, ama az çok bir fikir de edinebiliyor.

Oradan ayrıldıktan sonra bu konuda çokça düşündüm. İnan günlerce etkisinden kurtulamadım. Çok üzülüyorum durumlarına. Bence onların en büyük hatası ailelerinin etkisinde çok fazla kalmaları, ikisinin de... Gerçi aileleri, kopamazlar, kopmaları da gerekmez, ama evlendikten sonra, insan önce evini yuvasını düşünmeli değil mi? Burada sizin Bekir Hocaya hak vermemek elde değil. Böyle tatsız olayların olmaması için iki aileden de uzak olmak en iyisi. En azından ilk zamanlarda... Ne dersin?

F.........'nin, H...........'den bir şikayeti yok. İyi anlaştıklarını söylüyor. Annesigil Elazığ'da kalmalarını istiyormuş, o ise Elazığ ve Zonguldak'ın dışında bir yer olsun diyor. Galiba H.......... de Zonguldak diyormuş. Çocukları büyümüş. Çok tatlı bir şey, göreceksin. Her şeyden habersiz, gülücükler saçıyor yeryüzüne... Zavallı yavrucak. F.........., üniversiteye gitmek için giriş sınavlarına başvurmuş.

Hep onlardan söz ettim. Dedim ya elimde değil, çok etkilendim durumlarından. Moralim bozuldu, umarım en kısa sürede barışırlar.

Daha önceki mektubumda Mardin'e gelmek istediğimi yazmıştım, ama olmayacak bir istekti bu. Açacak oldum, üzerinde bile durmadılar. Önemli değil, sen görüyorsun ya yeterli bu benim için.

Biliyorsun, güveniyorum sana her konuda. Zaten birbirimize güvenmesek sevemeyiz. Sevgide en çok güvene değer veririm, karşılıklı tabii...

Televizyon sıramız geldi. On beş gündür seyrediyoruz. İyi hoş eğlendiriyor, ama hem çok yorucu hem de hiçbir iş yapamıyoruz. Yazılılar birikti, çocuklar sorup duruyor...

Seni de çok merak ediyorum. Nasılsın, günlerin nasıl geçiyor? Biliyor musun 23 Nisan'ı sabırsızlıkla bekliyorum.

Bugünlerde rüyamda hep seni görüyorum. Yalnız dün gece çok fena bir rüya gördüm. Bir sürü yılan üzerime saldırıyordu. Onları öldürmeye çalıştım bütün gece. Gündüz de sıkılıp durdum, herhalde rüyanın etkisinde kaldım.

Dün yani pazar günü, Elazığ'da deprem olmuş. Biz fark etmedik, ama pek çok kişi hissetmiş.

Hayatım galiba iyi bir mektup olmadı. Biraz sıkılıyorum, moralim bozuk, kusura bakma. Seni kendime çok yakın bulduğumdan içimden ne geçiyorsa yazıyorum.

Artık bitireyim en iyisi. Sabırsızlıkla cevabını bekliyorum. Her şey gönlünce, gönlümüzce olsun. Bütün kötülüklerden, mutsuzluklardan uzak, sevgi dolu bir yuva diliyorum ikimize, yürekten... Seni çok sevdiğimi hiç unutma olur mu canım.


N..........


13 Nisan:

Sabah zil sesiyle uyandım, kapıyı açınca bir de ne göreyim!.. N......... karşımda duruyordu. Çok çok sevindim. Okullar kapanınca gelmiş. 23 Nisan'a kadar burada. ..

Üzüldüğüm bir haber verdi. Eniştemin arkadaşı olan jandarma komutanının evine bomba atılmış. Ne yapmak istiyor bu insanlar anlayamıyorum!

Mektubumun cevabını hemen yaz, bekliyorum. Seni seviyorum.

6 Nisan 2010 Salı

YÜZ ON İKİNCİ MEKTUP


NİSAN BİR- 1976
MARDİN


Canım Sevgilim,

Mektubunu, senin özleminle yandığım bir akşam, yatağımın üzerine uzanmış bir vaziyette yazıyorum. İnan seni çok özledim. Bu nedenle hemen kağıda kaleme sarıldım.
Mektubun benim için sürpriz oldu, çünkü senden mektup beklemiyordum. Hattızatında senden her an, her zaman mektup bekliyorum da bu sefer çabuk yazacağına ihtimal veremiyordum.

Hayatım ben bu sefer oldukça hamaratım. Geleli sana ikinci mektubumu yazıyorum. Ayrıca eve, H.........'ye ve arkadaşın birine de yazdım. Ve ben de şaşmaya başladım kendi kendime, bu kadar mektup yazdığım için...

Biz nöbet devresine girdik. Ayın on beşine kadar iki tane nöbetim var. Hayatım, mektubunda buraya gelmekten bahsediyorsun, inan buna çok sevinirim. Mardin'e gelmenizde ne sakınca olabilir ki? Hiçbir sakıncası yok, benim için...

Yüzüne karşı söyleyemediğim birtakım şeyler var, onları şimdi söyleyeyim. Hayatım, biz ikimiz birbirimiz için yaratılmışız değil mi? Onun için ben senin Mardin'de günlerinin geçmesini hiç ama hiç istemem. Çünkü tabiatın en fazla nankörlük ettiği bir yer burası. Kaldı ki böyle bir yerde sen benim yüzümden, bir müddet yaşamaya mecbur kalacaksın. İşte bu düşünce benim canımı sıkıyor. Halbuki seninle daha iyi bir yerde, daha güzel bir şekilde beraber olursak mutluluğumuzun daha fazla olacağına inanıyorum.

İşte bu nedenle senin bir kere Mardin'i görmeni çok arzu ediyorum. Yalnız bu gelişini ileri bir tarihe ertelersen iyi olacak. Çünkü önümüzdeki cumartesi ayın onu. Ve ben o gün 24 saat tugayda nöbetçiyim. Ve ondan sonra da 23 Nisan'da, ben oraya senin yanına geleceğim. Tamam mı hayatım. Buraya gelişinizde orduevinde kalışınız söz konusu olamaz hayatım, ancak otelde kalabilirsiniz. Tamam mı, anlaştık mı?

İşte hayatım, günler böyle geçiyor, geçip gidiyor. Ben ise beraber, baş başa olacağımız günlerin hayali içinde burada vatan görevimi tamamlamaya çalışıyorum.

Ve en büyük arzum, isteğim, temennim seninle beraber olmak. Bir an önce beraber olmak. Senden ayrı olmak beni çeşitli problemlerle baş başa bırakıyor. Ve en azından devamlı düşünceli, mahsun, durgun bir insana dönüştürüyor. İşte bunlara sebep hep sensin diyorum.

Kalemim bitti, özür, başkasıyla devam...

Aklıma yine aynı şarkı geliyor bak:

"Seni çılgın gibi sevdim, uğruna ömrümü verdim; şimdi artık sen benimsin, senden asla ayrılamam. Ayrılamam, ayrılamam, ölsem bile , ölsem bile ayrılamam."

Ve evet hayatım, seni çılgın gibi seviyorum. Sen benim aşkımsın, hayatımsın, bir tanemsin ve her şeyden önemlisi sevdiğimsin. Evet sevdiğim, aşkımsın. Unuturum bazen benim ben olduğumu. Bazen her şeyi unuturum. Ama unutmadığım bir tek şey var. O da sensin hayatım. Sen, çünkü benimlesin, yanımdasın. Yürüyorum karşımdasın, oturuyorum yanımdasın. Uyuyorum rüyamdasın, çalışıyorum benimlesin. Ve hep benimlesin hayatım...

Ve bir tanem, satırlarıma burada istemeyerek son verirken evdekilere selam...

Ve mektubunu geciktirme olur mu?


A.........


NOT: Para konusunu yazmışsın, hiç önemi yok param vardı, bugün de maaşları aldık hayatım. Sen böyle şeylere üzülme sakın...

5 Nisan 2010 Pazartesi

YÜZ ON BİRİNCİ MEKTUP


30 MART 1976
MARDİN


Hayatım,

Sana bu mektubu martın son günlerine rastlayan bu salı günü, saat 15.00 sularında yazıyorum.
Nasılsın, umarım iyisindir. Ben pek iyi değilim. Pazar günü saat 15.30'da Elazığ'dan hareket ettim. Saat 17.50'de Diyarbakır'da idim. Hemen taksi buldum, yani ben geldim taksi kalktı. Ve saat 8.00'de Orduevinde idim.

Hayatım her şey normal. Yalnız bu gece güzel, fakat üzücü bir rüya gördüm. Güzel yanı ne biliyor musun? Elazığ'dayım ve nikahımız kıyılmış... Üzücü yanı ise anneme, babama haber vermemişim. Tabi bu rüya, onları ne kadar ihmal ettiğimi hatırlattı bana. Ve hemen bundan sonra onlara da mektup yazacağım.

Nasılsın hayatım, inan seni hemen özlemeye başladım. Şöyle ki şimdiden bu hafta sonu gelip gitmeyi düşünmeye başladım Elazığ'a. Fakat gitmemeliyim, biraz daha burada beklemeliyim.

Bugün canım seninle konuşmayı istedi ama konuşamadım. Çünkü bizde şehirler arası telefon için Kurmay Başkanından izin gerekiyor. Ben de artık başka bir zaman alırım izni herhalde. Ama, aması var. Ben tugaydan şehre telefon ediyorum, yarım saatte çıkıyor. Elazığ herhalde 8 saatte çıkar. Neyse bırakalım bunları, sen nasılsın? Hayatım biliyor musun hiç aklımdan çıkmıyorsun.

Aklıma geldi de yine gülmeye başladım. O halin gözümün önünden gitmiyor...

Pazar günü Cip Köyüne giderkenki halin... Baban arabayı bana vermişti kullanmam için. Nasıl koltuklara tutunmuştun öyle? Sanki araba devrilecek, uçacak vs. olacakmış gibi. Gülmemek için kendimi zor tutuyordum vallahi... Neyse hayatım, bu da gelir bu da geçer.

Koskoca tugayda mektup yazacak kağıt bulamadım, nasıl yarım yaprak kağıda yazıyorum. Kimbilir nasıl şaşırırsındır bu mektubu alınca. Şaşırmaz mısın?

Bugün traş oldum, saç traşı. İyiden iyiye kısalttım saçları. Devamlı sabah sporu yapıyoruz; koşuyoruz, idman yapıyoruz. Ve günler geçiyor.

Bir gün daha geçti, yine sensiz...

Hayatım, aklından şunu çıkarma olur mu? Seni çok ama çok seviyorum. Anneme , babama ve M...........''e, H.......'e selam....

A.........

2 Nisan 2010 Cuma

YÜZ ONUNCU MEKTUP


28 MART 1976
Elazığ- 18.55


Canım A.........'im,

Sen gideli birkaç saat oldu... İçimi tarifsiz bir sıkıntı kapladı. O kadar az kaldın ki bu kez! Tam alışmaya başlamıştım, bir de baktım gidiyorsun... Yolcu etmeye gelmeyi çok istedim, o da olmadı...

Bitsin diye haykırasım geliyor bir an, ama arkasından daha da uzayacağı geliyor aklıma bu tatsız ayrılığın, çaresiz susuyorum. Kaderimiz böyleymiş, hep ayrılıyoruz istemeden değil mi canım?

Oda iyice karardı şu an, elektriği yakmadım. Sen gittikten sonra hemen yattım, uyudum denemez; karmakarışık duygular, düşünceler içinde bocaladım. Biraz önce kalktım. Ayrılığın verdiği hüzün yetmezmiş gibi bir de para meselesi canımı sıkıyor, nasıl oldu da unuttum. Kendime kızıp duruyorum. Affedemiyorum bir türlü kendimi. Giderken veririm diyordum, telaşla unutuverdim. Gerçi 200 liraydı, ama yanında bulunsaydı iyi olurdu. Kusura bakma olur mu hayatım, affet, inan unuttum.

Babam geldi, kardeşimden mektup getirdi; çok sevindik, rahatladık. Atilla ile göndermiş. Durumu iyiymiş şimdi.

Yolculuğun umarım iyi geçmiştir. İnan sevgilim aklım fikrim hep seninle. Sen benim her şeyimsin. Canımsın, sevgilim, hayatım, özlediğim, sevdiğim... Aslında sen benden , ben senden ayrı bir şey değiliz. İkimiz bir bütünüz değil mi hayatım? Seni çok çoooook seviyorum.

Şimdi aklıma Mardin'e gelme düşüncesi takıldı. Babamı ikna edebilirsem bu cumartesi değil, öbür cumartesi getirmesini isteyeceğim. Ablam, babam ve ben gelelim istiyorum. Yalnız gelmem, bu durumda söz konusu değil tabii. İlerde hep bir arada olacağız inşallah, ikimiz...
23 Nisan'a kadar zaman nasıl geçecek?

Mardin'e gelmemizde bir sakınca var mı? Bir gece orduevinde veya otelde kalabiliriz herhalde. Düşünceni yaz, ona göre israrlarımı sürdüreyim.

Ne çabuk geçti bu 1,5 gün... Hiç anlamadım. Gelmenin sevincini tam duyamadan gitmenin acısı içime çörekleniverdi...

Radyo 19.00 haberlerini veriyor. Ben de sessizce sobanın yanındaki divanın köşesine oturmuş bu satırları yazıyorum. Seninle dopdoluyum, ama yalnız! Yerin öyle belli ki... İnşallah hemen mektup yazarsın ya da tel çekersin, çok merak ediyorum. Şimdi bırakıyorum yazmayı, sabah aklıma bir şey gelirse yazarım.

Evet sevgilim, gözümü açar açmaz ilk aklıma gelen sen oldun. Saat 7.30'du. Hemen gelip seni uyandırmaya karar vermiştim ki aklıma gittiğin geldi. Kalkmadım. Ne kadar zaman öyle geçti bilmiyorum...

Şu anda akşam bıraktığım mektubunun başındayım. Annenlere ve teyzemlere de mektup yazdım. Bütün mektupları bugün göndereceğim. Fotoğraf da koyacağım içine.

Beni sakın mektupsuz bırakma, darılırım.

Bırakıyorum şimdi yazmayı. Sonlarken kucak dolusu sevgiler, selamlar sana. Mektubunda buluşmak üzere hoşçakal sevgilim.

N..........