31 Mart 2010 Çarşamba

YÜZ DOKUZUNCU MEKTUP


21 OCAK 1976
Ankara



Hayatım,

Nedense sana yazma ihtiyacını hissettiğim anlar, moralimin bozuk olduğu zamanlara denk geliyor. Senin de moralini bozuyorum, sana dertlerimi dökerek!

Ne yazık ki yine moralim bozuk. Bu başımı ağrıtmaya da başladı. Şimdi korkunç başım ağrıyor.
İki gündür nezleyim, buna grip desek daha doğru olur, çünkü öksürüyorum da. Burun deliklerim şu an yanıyor. Silmekten burnumun ucu kızardı. Ne dertli adammışım değil mi hayatım, hiç bitmiyor öyle mi?

Valla haberleri dinledim de moralim bozuldu, belki sen de dinlemişsindir. Ankara'da hava sıcaklığı ilk kez - 21 dereceye düşmüş. Demek ki biz pabucu kolay bırakacak cinsten değiliz ki ancak -21 dereceye düşünce hastalanıyoruz.

İşte böyle hayatım benim cephede durum. Günler geçiyor. Ayın 13'ünde dersler kesiliyor, şurada günleri sayıyoruz. Tam 17 gün kaldı. Ve Şubat 27 olduğunda buradan ayrılıp kıtalara gideceğiz. Ve yaşantımızın bir kısmı herhalde oralarda devam edecek. Buradaki talebeliğimiz de son bulacak. Devamlı imtihan oluyoruz. Haftada en az iki imtihan. Şimdiye kadar pek hasar yok. Aldığımız not, altmışın altında olmayacak, olursa ikmale kalıyoruz. Şimdiye kadar yetmişin altında ve doksanın üstünde not almadık. Durumu idare edip gidiyoruz. Tek düşüncemiz ne biliyor musun hayatın? Milletin ( yani arkadaşların) kurra ; benim de sensin...

Evet hayatım seni düşünmek o kadar tatlı oluyor ki bütün dertlerimi unutturuyor. Adeta dünyayla alakam kesiliyor. Hani tecrit edilmiş insanlar vardır. Dış dünyayla alakaları kesilmiştir. Aynı öyleyim. En ufak bir olaydan kendime pay çıkarıyorum. Geleceğimizi, beraber olacağımız günleri düşünüyorum. Bazen öyle oluyor ki hoca ders anlatıyor, ben de öyle bakıyorum; dalıp gidiyorum, seni düşünürken... Hoca anlatıyor ve soru sorduğunda aynen çuvallıyorum. Bu sefer çuvallamamak için dikkatimi hocaya vermeye çalışıyorum, ama becerdiğimi zannetmiyorum. Bazen ders çalışıyorum, aynı satırı on kez okumama rağmen yine anlamıyorum. Çünkü sen beni rahat bırakmıyorsun ki, devamlı rahatsız ediyorsun. Keşke bu ayın sonunda gelsen! Senin için bir değişiklik, benim için de büyük bir sevinç kaynağı olurdu...

Geldim geleli eve bir tek mektup yazdım. Ağabeyime hiç yazmadım. Ne o? Bakıyorum kızıyor gibisin, kızma hayatım. Aklıma geldi de yazayım .

Seni düşünerek uyumak çok tatlı biliyor musun? Uyandığımda yatak düzeltmesi çok zor geliyordu, ona da alıştım şimdi.

Bak hayatım, şimdi aklıma gelen bir mesele var. Yarın hemen tatbik edeceğim. Ve planım gerçekleşirse cuma günü beni karşında bulabilirsin hayatım. Çünkü biz 12.20'de çıkıyoruz, 14.00'te derse giriyoruz. Postaneye gidip telefon yazdıracağım, bakalım çıkacak mı? Eh denemekte fayda var. Şimdiye kadar niye aklıma gelmedi yahu?

İşte hayatım böyle, günler aylar geçip gidiyor ve biz de öğrenimimize devam ediyoruz. Tabii sen de öğretmen olarak devam ediyorsun.

Neyse satırlarıma son verirken iyi günler temenni eder, öperim...

A.........

27 Mart 2010 Cumartesi

YÜZ SEKİZİNCİ MEKTUP


19 OCAK 1976
Ankara, 20.05

Sevgilim,

Hayatım satırlarıma özür dileyerek başlamak istiyorum. Çünkü şu anda moralim o kadar bozuk ki sorma, ters bir şey yazarsam kusura bakma. Eğer bu mektubu şimdi yazmazsam ancak beş gün sonra yazabilirdim. Senin, mektup beklediğini düşünerek hemen yazıyorum.

Mektubunu aldım. Sen de pazar günü yazdığımı almışsındır herhalde. Burada günlerim bazen neşeli bazen de çok kötü geçiyor. Kötü geçmesinin nedeni benim dışımdaki hadiselerden, bazen değişen günlük olaylar bile insanı çileden çıkarıyor. Şimdi sınıfta korkunç bir gürültü var...

Mektubunu öğlen yemeğinden sonra aldım. Bir çırpıda okudum. Sevgilim garajda arabadan indim ve karşımda E......'ı buldum. Uzun süredir görüşmemiştik, garaj pastanesinde oturup sohbet ettik. Bu arada R.........'ya telefon etti, bir saat sonra o da geldi. Hep birlikte bizim lokale gittik. Orada 12.30 a kadar oturduk, sonra ben yanlarından ayrıldım. Durumlarının duyulmasını istemedikleri için sana yazmak istemedim.

F........'nin kızı olduğunu geçen cumartesi Etimesgut'taki arkadaşlardan öğrendim. Biz Elazığ'dan mezun arkadaşlar her cumartesi, pazar beraberiz. Ve içimizde yalnız H.......... yok. Çünkü üç hafta göz hapsi almış benim gibi. Yılbaşı memlekete kaçmaktan! Ondan önce de pek görüşemiyorduk zaten. Bu sıra ona çok kızıyorum, hayatım bu konuda bana bir şey sorma, durumlarına üzülüyorum, moralim bozuk zaten...

Arkadaşının evlenmeye gittiğini söylüyorsun. Bak tam vermiş kararını, cesurane bir karar doğrusu. Geçen mektubumda bu hususta biraz yazmıştım hayatım. Bu ayrılık insanı öldürüyor. Vallahi dayanılacak gibi değil! Şu sıra hasta olacak gibi hissediyorum, burun deliklerim yanıyor, herhalde nezle başlangıcı...

Her cumartesi ve pazar günleri kardeşin N..........'ın yanına gidiyorum. Bana ve arkadaşıma karşı o kadar candan davranıyor ki inan eziliyorum. Kendi kendime onlara gitmeme kararı alıyorum, bu sefer de daha değişik yorumlanacağından korkuyorum. İnan sevgilim ne diyeceğimi bilemiyorum. Çünkü cumartesi rahatsız ediyorum, pazar rahatsız ediyorum, bakalım ne kadar daha sürecek? Herhalde bu hafta teyzenlere yemeğe gideceğiz birlikte.

Elazığ'da bakıyorum acayip olaylar oluyor. İnsanlar o kadar hayvanlaştı ki bir ölüye bile saygıdan acizler. Valla sevgilim yazacak o kadar çok şey var ki... Ama düşüncelerimi yazacak kelime bulmakta zorluk çekiyorum.

Seni çok özledim, tek düşüncem sensin. Evvelden uzun ayrılıklar çabuk biterdi veya bize öyle gelirdi. Şimdi ise kısa ayrılıklar bile çekilmez oluyor. Film şeridi gibi beraber olduğumuz günler aklıma geliyor.

İşte o zaman çıldırmamak için kendimi zorluyorum. Daha doğrusu kendimi değişik şeyler düşünmeye zorluyorum. Fakat başardığımı söyleyemem. Bazen isyan ediyorum. Evvelden öyle değildi, o zaman isyan edesim geliyordu, şimdi resmen isyan ediyorum!

Arkadaş bu olmaz yahu! Adalet bunun neresinde? Böyle adalet olmaz. İnsan sevdiklerinden ayrı olduktan sonra yaşamak da anlamını yitiriyor. Günler anlamsız ve sıkıcı geliyor. Bu moral bozukluğu içinde insan hem karamsar hem de kırıcı oluyor. Sonra vatan borcu, namus borcu olduğu aklıma geliyor. Kutsal görevimizi yerine getirmenin huzuruyla rahatlıyorum.

Bak aklıma bir şarkı geldi, onu yazıyorum:

"Seni çılgın gibi sevdim, uğruna ömrümü verdim.
Şimdi artık sen benimsin, senden asla ayrılamam .
Ayrılamam, ayrılamam, ölsem bile, ölsem bile ayrılamam..."

Hayatım, satırlarıma son verirken en iyi günlerin senin olmasını temenni ediyorum. Ve seni, Ankara'da, gelemeyeceğini bildiğim halde,, bekliyorum. Bekleyeceğim, beklemeye devam edeceğim...

Senin sevgilin A.....

25 Mart 2010 Perşembe

YÜZ YEDİNCİ MEKTUP


15 OCAK 1976
Elazığ


Canım A........'im,


Gönderdiğin üç mektubu aynı anda aldım. Önce hangisinden başlasam diye birazcık düşünmek zorunda kaldım. Sevincimin derecesini tahmin edersin değil mi hayatım?

Hemen sana bir müjde vereyim! Bir kez daha amca oldun... F..... ile H.........'nin bir kızları oldu. Duyunca bir tuhaf oldum; sevinsem mi, üzülsem mi bilemedim. Sanırım H.........'nin haberi olmuştur. Onunla görüşebiliyor musun? Bu konuda ne düşünüyor? Ayrılmaları beni çok üzdü, oysa ne güzel başlamıştı değil mi? Sevgiler bu kadar kısa sürede tükeniyor mu? Çocuğunu görmeye gelmedi herhalde. Ben, seninle birlikte gittiğimiz günden sonra F.........'yi hiç görmedim. Ablası okulda kardeşimi görünce bebeğin olduğunu söylemiş. İlk fırsatta bebeği görmeye gideceğim. Hayatım, bu konuda bildiklerini yazarsan memnun olurum. Merak ediyorum. Onları barıştırmanın bir yolu yok mu?

Bak hayatım, biz bu kadar zamandır bekleyeduralım, millet jet hızıyla evleniyor. Hatırlarsan bizim okula geldiğinde bir öğretmen arkadaşımla tanıştırmıştım seni, Beden Eğitimi öğretmeni... Yeni mezun... Öğrenciyken iki yıl arkadaşlık yaptığı biri varmış. Arkadaşın tayini buraya çıkınca ayrı düşmüşler. Çocuğun ailesi evlenmelerine karşıymış. Neyse uzatmayayım, buradan bir ay önce nüfus cüzdanını göndermiş çocuğa. İstanbul'da işlemleri başlatmış arkadaşı. Kız da rapor alıp 20 gün önce gitti İstanbul'a. 15 Gün içinde evlenmişler. Delikanlı İstanbul'da okuduğu için tayin işlemlerini de başlatmışlar. Ne hız değil mi? Darısı başımıza...

Yılbaşı tatilinde gelmek isteyip de gelemeyişine çok üzüldüm. Bu ayrılık bitsin artık diye haykırmak geçiyor içimden! Tabii bu da sessiz bir çığlık olarak içimde kalıyor.

Canım, okula gideceğim. Acele oldu yine. Biraz da canım sıkkın. İyi olduğum zaman uzun yazarım.

Sonlamak üzereyken aklıma geldi. Hani Ankara'ya indiğinde ( Elazığ'dan gidişte) bir olay olmuştu da bana yazmamıştın. Sonra söylerim , vs demiştin. İşte galiba ben onu çözdüm. Fakat senden duymayı tercih ederdim. Saklamana bir anlam veremedim. R...... ve E....... ile karşılaşmanız mıydı, sonra anlatırım dediğin olay? Yazarsan sevinirim. R........ tatile gelince ablama anlatmış . Gerçi bizi ilgilendiren bir durum yok. Herhalde duyulmasını istemediler o sıra...

Şimdilik sonlarken en güzel günlerin senin olmasını dilerim.

Sevgiler...

N..........

24 Mart 2010 Çarşamba

YÜZ ALTINCI MEKTUP


10 OCAK 1976
Ankara

" Düştüm mapus damlarına öğüt veren çok olur,
Toplasam o öğütleri burdan köye yol olur . "



Yol olur mu , olmaz mı orasını bilmem ama yüzbaşı İsmet, İç Hizmet dersinde : "Suç varsa, ceza da vardır." dedi. Ve baştaki, yani askerliğe başladığımız ilk günkü gecikmeyi , şimdi "göz hapsi" cezası olarak dünden beri çekiyorum. Yani cumartesi, pazar dışarıya çıkamıyorum...

Evet sevgilim, sana bu satırları pazar günü, hem de göz hapsi altında yazıyorum.

Sevgilim, sanırım Hürriyet Gazetesi okuyorsundur. O zaman bugünkü pazar ilavesini alıp ikinci sayfayı doldurmuşsundur. Ben doldurdum, çok enteresan bir sonuç çıktı ortaya. Tam istediğim gibi bir sonuç.

Sevgilim, seni çok özledim. Her saat seni düşünüyorum. Arkadaşların çekip gitmeleri insana bir başka hüzün veriyor. Hele bunun yanında bir de sensizlik insanı perişan ediyor. Öyle ümit ediyorum ki daha önceki mektuplarımı şimdi almışsındır. Boşuna mı demişler:

"Yeter artık sensizliğe, nerden düştüm gurbete; muhtacım bir teselliye, hasret kaldım sevgine."

Evet hayatım, evet sevgilim bu şekilde günlerimiz geçip gidiyor. Düşünüyorum da geçenin, bizim günlerimiz değil de zamanımızın bir bölümünü alıp götürdüğü. Yani zaman faktörü aleyhimize çalışıyor gibime geliyor. Ne dersin bu duruma?

Gel en iyisi seninle bu senenin , 1976 senesinin, ortasına yaklaştığımız zaman evlenelim. Ne dersin? Mesela nisan sonları, mayıs ayında falan... Eğer şimdi sana martta evlenelim desem, bu biraz fazla iyimserlik olur kanısındayım. Valla benim görüşüme göre bu meseleyi kendi aramızda halledelim. Yani ailelerimize bırakmayalım. Benim görüşüm bu yönde, sen ne düşünüyorsun? Şöyle ki benim ailem, mesela babam, "Temmuzda evlenirsiniz." diyor. Anneme gelince o iki ihtimalli konuşuyor. Belki temmuz, belki askerlik bitimi , diyor. Belki senin ailen başka türlü düşünüyordur. Bunu bilemem.

Ben eğer marttaki kurralarda iyi bir yere düşersem, örneğin: Ankara, Antalya vs. , o zaman nisan veya mayısta evlenelim, derim. Yok eğer daha olumsuz bir yere düşersem o zaman temmuzda olsun, diyorum. Nedir bu ayrılıklar, insanı canından bezdiriyor. Hem biz ikimiz (sen-ben) beraber olduktan sonra her işin üstesinden geliriz, değil mi? Kaldı ki ben Asteğmen olduktan sonra alacağım para, sivilken aldığımla aynı. Yani 3.000 TL civarında.

Ben bekar olarak yaşantıma devam edecek olursam, emin ol sevgilim biz evlenmeyi rüyamızda bile göremeyiz. Çünkü ev tutacaksın, kira vereceksin. Yemeği lokantada yiyeceksin; belirli bir çevren, arkadaş gurubun olacak... Velhasıl sevgilim, düzensiz bir yaşantım olacak. Mesala bu hafta dışarıya çıkmadım, biraz da sevinçliyim. Dün ve bugün çıksaydım, masrafım 200 TL olacaktı. Çünkü diğer haftalar böyle oluyor. Hiç harcamayayım desem 150 lira yine de masrafım oluyor. Düşün sevgilim, bu paranın sınırlı ve az olduğu zamanki durumumuzu. Ya bir de paralı olduğumuz durumumuzu düşün.

Evet sevgilim benim cephemde durum böyle. Hem artık bitsin bu çile... Ben en kısa zamanda, para almaya başladığımız zamanda evlenelim, diyorum. Hem bu kadar büyütmemize gerek yok evliliği öyle mi? Adam bakıyorum da 15 günlük evli. Tutmuş askere gelmiş. Adam evli, eşi İstanbul'da çalışıyor. O da asker. Daha neler neler...

Ben bu durumları gördükten sonra vallahi hayret ettim adamlara. Dediğim gibi, bakıyorsun adam öğrenci iken evlenmiş. İşte sevgilim geleceğimizi kendi açımdan böyle değerlendiriyorum. İnsanların bir takım hedefleri vardır. Kimi kısa yoldan zengin olmak ister. Kimi araba ister, kimi bir an evvel hayata atılmak ister... Ben ise sadece seni istiyorum...

Benim hedefim de seninle mutlu bir yuva kurmak. Ve yaşantımın bundan sonraki bölümünü bu şekilde birbirimize destek olarak devam ettirmek. Tabiki sevgilim, mutlu bir yuvaya giden yol, nikah dairesinden geçer, dememe herhalde gerek yok. İnsanlar çeşitli şekilde mutlu olabilirler, olmazlar diye bir şey yok! Ama ben evlenerek mutlu olalım istiyorum.
Yazdığım tarihlere itiraz edeceğini sanmıyorum. Bana kalsa hemen şimdi evlenelim, derim.

Bir insanın yaşaması için hava, ekmek, su ne kadar önemliyse sen de benim için o kadar önemlisin. Sensiz bir yaşamı aklıma bile getirmiyorum. Sen benim canımsın, aşkımsın, sevgilimsin, düşlediğim insansın. Velhasıl her şeyimsin...

Daha yazmak istiyorum ama bir an önce eline geçmesini de istiyorum. Şimdi arkadaşa verip postaya dışarıdan attıracağım. Sonlarken seni seviyorum, çok seviyorum...


A...........

23 Mart 2010 Salı

YÜZ BEŞİNCİ MEKTUP


9 OCAK 1976
Elazığ


"Bir mektup bekliyorum,
Yavrum diye başlayan
Sevgilim... diye biten...
Bir mektup bekliyorum
Dün gelmesi gerekirken
Bugün hala gelmeyen..."


Evet hayatım, bununla dördüncü oluyor cevapsız kalan mektuplarımın sayısı...

Merak içindeyim. Biliyorum, bazı gecikme nedenleri var, posta vs gibi... Ama bu kadar da olmaz, olmaması gerekir değil mi canım? Sağlığını , seni merak ediyorum; endişe içindeyim. Çok acele yazarsan sevinirim.

Ben iyiyim. Tek endişem sensin. Özlemle , kaygılarla geçip gidiyor günlerim. Günlük uğraşılar, özellikle okul bütün zamanımı alıyor. Yakında son yazılılara başlayacağım. Arkasından not fişleri, karne vs. zamanımı dolduruyor.

Şubatta seni görebileceğimi umuyordum, az da olsa. Ama bu düşüncem hayalden öteye gidemeyecek sanırım. Yoo sanırım da değil; üzgünüm ama gelemeyeceğim. Ne kadar çok istediğimi biliyorsun, fakat yine elimde olmadığını da tahmin edebilirsin değil mi sevgilim?

Oysa ne çok özlediğimi ben bilirim. Ben duyarım yüreğimin yasını... Yakınmıyorum bundan, seven yakınmazmış yalnızlığından; gönlündekiyle sürdürürmüş yaşantısını. Bütün gücümle çabalıyorum buna. İtiraf etmeliyim ki başaramadığım zamanlar da oluyor...

Bak canım, söyle kumandan amcalarımıza sana şöyle bir haftalık izin versinler, ne dersin? Olmaz tabii. Fırsat çıkarsa geleceğinden eminim. Sağlık olsun katlanırız. Vatanımız için her şeye katlanırız. Hem biz daha ne ayrılıklara katlandık , alışkın sayılırız. Öyle değil mi hayatım?

Okula gitmem gerekiyor, acele yazdım. Biliyor musun sevgilim gözüm devamlı pencerede. Belki diyorum, belki geçen seferki gibi postacı amca mektup getirir; ama olmadı bu kez...

Seni sevdiğimi biliyorsun. Aklımdan bir an için çıkmadığını da bil. Yeni yılın ilk mektubuyla en içten duygularımı, sevgilerimi gönderiyorum sana...

N...........


Not: Tam evden çıkacaktım ki postacının karakola gittiğini gördüm. Bekledim çıkmasını. Maalesef kapının önünden geçip gitti! Mektup gelinceye kadar bu hep böyle sürüp gidecek... Onun için geciktirme olur mu? İyi günler...

21 Mart 2010 Pazar

YÜZ DÖRDÜNCÜ MEKTUP



6 OCAK 1976

Ankara, saat 19.00



Canım sevgilim,

Ve evet yeni bir umutla başladığımız bugün de birkaç saat sonra sona erecek. Ben sana bu yeni senenin altıncı gününün akşamı yine yazıyorum.İki gün içinde sana yazdığım üçüncü mektup oluyor sevgilim.

Benim gibi boş zamanı fazla ya da yapacak işi olmayan insan ancak mektup yazar öyle mi hayatım?
Yılbaşı akşamı yazdığın mektubu aldım. Ne kadar sevindim bilemezsin!.. İnan benim için sürpriz oldu. Ben gelmeyeceğini bildiğim halde yine de mektup beklemekten ve gelen mektupları karıştırmaktan kendimi alamıyorum. Ama bu mektubu arkadaş getirdi.

O anda gazinoda tavla oynuyordum. Tam da oyunun yarısında idik. O oyunu kaybettim. Niye biliyor musun? Oyunu yarım bırakamazdım, çabuk bitmesi için de yenildim. Çünkü senden haber vardı, mektup vardı...

İki sefer okudum. Az evvel de üçüncü kez okudum. İnan sevgilim bu günler geçmek bilmiyor. Artık bu ayrılığa daha fazla dayanamayız. Düşün bir kere senin mektubun geldi; normal olarak sevinmem gerekir öyle değil mi? Ama sevinemiyorum nedense! Sen orda ben burda oldukça herhalde yüzümüz gülmeyecek.

"Gülmedi şu bahtımız, gülmedi gitti..." öyle mi hayatım? Nedense ben iyice karamsar oldum bu sıralar. Düşündükçe insanın çıldırası geliyor, her şeye küsüyor, ama bütün bunların yanında seni düşündüğüm zaman ise yüzümün güldüğü, kalbimin kan ağladığını hisseder gibi oluyorum. Ama seni düşünmek, seni sevmek , senin tarafından sevildiğimi bilmek var ya işte o apayrı bir duygu, biliyor musun? O zaman daha duygulu , daha düşünceli ve hayatı daha başka açıdan gören bir insan oluyorum.

Ve bazen kendi kendime kızdığım zamanlar olmuyor değil. Bu da bir kaç gündür oldu. Senin o satırları yazdığın gün ben büyük bir bocalama içindeydim. Uçakla gitme işi suya düşmüştü hava koşulları nedeniyle. Akşam otobüsle gideyim mi gitmeyeyim mi diye düşünüp durdum. Ama artık hislerle hareket edecek yaşta değiliz değil mi sevgilim? Mantıkla hareket ettim ve komutanlığın emrine uydum.

Kış koşulları nedeniyle Doğu'ya izin verilmemişti. İzin kağıtlarımızı gittiğimiz ilin Merkez Komutanlığına ya da Askerlik Şubesine kaydettirmek zorundayız. O nedenle gelemedim, seni göremedim sevgilim.Ama kalbim her zaman seninle beraber. İnsan karamsar olunca saçma şeyler düşünür, bazen o kadar duygulu olur ki en ufak bir durum karşısında soğukkanlılığını kaybedebilir .

İşte sen benim her zaman yanımda olduğun için saçma düşünemiyorum, soğukkanlılığımı kaybetmiyorum. Çünkü sen beni daima iyi şeyler düşünmeye zorluyorsun.

Hani ilkokulda çocuklar şiir ezberler, şiir okur Atatürk için; o şiirin bir yerinde , aklımda kaldığı kadarıyla, "Bir soruyu bildiğimde Atatürk güldü öğretmenim, bilemediğimde bulutlanır gözleri, anlarım Atatürk üzüldü öğretmenim."diye sözler vardı. İşte ben de attığım her adımı seni düşünerek atıyorum. Sen benliğime o kadar işlemişsin ki seni düşünmeden, anmadan, hatırlamadan edemiyorum.

Önceleri çabucak geçen günler şimdi geçmek bilmiyor.Bazen hiç olmazsa sesini işiteyim diyorum, PTT'ye kızmakla kalıyorum. Sensiz geçen günler bana hicran veriyor hayatım.Bu ayrılığı artık aramızdan atalım. Bazen çok çekilmez oluyor.

Evet sevgilim yine kağıdın sonu gelmiş. Cumartesi pazar günleri izinliyiz, pazar günleri vaktimin çoğunu mühendisler odasında geçiriyorum. O günlerde sen okulda olmuyorsun ki telefonla konuşalım. Seni cumartesi, pazar günü arayabileceğim bir telefon numarası yazabilirsen belki konuşabiliriz. Beni gündüz ararsan derste olurum. Akşam 5,5 'tan sonra arasan bölükte olurum 9,5'a kadar. Telefon numarası (............) .

Sonlarken iyi günlerin, en iyi günlerin senin olmasını dilerim.

A..........

Not: Mektubunu yazmayı bitirdim, senin mektubunu okuyacağım yeniden...

19 Mart 2010 Cuma

YÜZ ÜÇÜNCÜ MEKTUP


6 OCAK 1976

Ankara



Canım Sevgilim,

Hatırladığım kadarıyla bizim bir hoca vardı, Müçteba diye; sana ondan bahsetmiştim, belki hatırlarsın. O şöyle derdi: " Yeni bir gün yeni bir ümit, yeni bir ışık ve hedefe atılmış yeni bir adımdır." Hocamız her yeni güne böyle söyleyerek başlardı. Bize de bunu önerirdi.

Evet sevgilim, yeni bir gün başlıyor şimdi, başladı da diyebiliriz. Bu günler böyle akıp gidecek ve öyle bir gün gelecek ki bizlere Asteğmen diploması verilecek, öğrencilikle ilişkimiz kesilecek. Ve o zaman kendimi daha serbest hissedeceğim. Ve o zaman aramıza zaman, mesafe hiçbir şekilde girmeyecek.. Ve biz bu mesafeleri , bu zamanları ilaç gibi yutacağız. Birlikteliğimiz, ebedi beraberliğimiz bana göre o zamanlar başlamış olacak. Ve ondan sonra sevgilim, bizi hiçbir şekilde , hiç kimse, hiçbir zaman ayıramayacak... Ne dersin hayatım?

İnsanlar, ayrılmayacak dediğimiz insanlar da ayrılır, ama bu ayrılıklar ancak ebedi ayrılıklar olur. Seven insanlar ancak öldüğünde ayrılır. İşte hayatım bu hayatta biz ikimiz ölünceye kadar beraber ve birbirimize destek olarak yaşayacağız, öyle değil mi? Hayatın bütün zorluklarına karşı beraber göğüs gereceğiz. Yerine göre beraber gülüp beraber ağlayacağız...

İşte ben bu düşünce ve duygularla yepyeni güne başlamış bulunuyorum. Ve aklımda sen olarak... Zaten sen hep aklımdasın, çıktığın yok ki... İnan sevgilim seni şu sıralarda çok fazla özledim. Belki de kendimi Elazığ'a gitmeye iyice hazırlayıp da gelemediğim için böyle oldu. Gelemediğim için çok çok üzgünüm. Seni görmekten, şu dört günlük tatili seninle geçirmekten ne kadar mutlu olacağımı, sevineceğimi düşünmüştüm hep. Olmadı. Şu PTT 'ye de hasta olmaya başladım. Valla zaten dersini görüyoruz, telsizle görüşmek geçiyor içimden, ama tabiki yapmayacağım bunu.

Beraber olduğumuz zamanların cansız birer hatırası olan resimleri aldım.Sanki o an kalbim duracaktı. Bir müddet bakamadım. Neden sonra heyecanı bastırdıktan sonra, biraz sakinleştikten sonra bakabildim. Yarım fotoğraf çok güzel çıkmış, ayakta çektirdiğimizde kendimi beğenmedim. Acayip çıkmışım. Annemlere gönderdiğin resimleri de almışlar. Sana şimdi iki resim gönderiyorum. Onları sana daha evvel göndermek isterdim ama sana daha fazla bakmak , doyasıya bakmak istediğimden uzun zamandır tekelime geçirmiştim.Hele seni uyurken görmek beni ne kadar sevindiriyor biliyor musun? O haline bakıp gülüyorum.Artık gülüyordum olacak...

Burada günler iyi geçiyor. Sana sevineceğin bir haber vereyim. Kardeşinle o kadar iyi anlaşıyoruz ki sorma gitsin. Ne zaman onlara gitsem bana oldukça ilgi gösteriyor. Arkadaşları da çok iyi çocuklar.

Yine sayfanın sonuna geldim. Seni çok ama çok seviyorum. Şimdi senin sömestrede buraya geleceğini düşlüyorum. Daha doğrusu o fikre kendimi alıştırmaya çalışıyorum. Yani senin geleceğine. Seni bu durum oldukça güç duruma sokacaktır. Herhalde herhalde havanın bozuk oluşu falan bahane edilecektir. Bilmiyorum ya ama, ben gene de sen gelecekmişsin gibi kendimi o fikre hazırlıyorum.

Satırlarıma istemeyerek burada son verirken yeni yılını tekrar tekrar kutlarım, canım sevgilim.

A..........

3 Mart 2010 Çarşamba

YÜZ İKİNCİ MEKTUP


5 OCAK 1976
Ankara


Canım Sevgilim,

Sana uzun bir süredir mektup yazamadım; yeni yılını kutlamak için kart bile atmadım. Bunun nedenini daha ileriki satırlarımda açıklayacağım. Şimdi sana söylemek istediğim bir iki şey var.
Sana yazmadığım süre içinde hiç mi hiç aklımdan çıkmadın. Nereye gitsem yanımda sen vardın, hayalin vardı. İnan sevgilim seni çok ama çok seviyorum. Bu ayrılık bitsin artık! Artık tahammül edemeyeceğim... O kadar zor, o kadar zor ki senden ayrı olmak...

Yeni yılını en içten dileklerimle kutlarım. Ve bundan sonraki yılbaşlarını beraber geçirmemiz en büyük temennim.

Sevgilim, her ne kadar sana Elazığ'a gelemeyeceğim diye yazdıysam da yıl başında izin vereceklerine bütün kalbimle inanıyordum. Nitekim de verdiler. O zaman sanki bütün dünyalar benim oldu! İzin kağıtlarını doldurduk ve gideceğim adresi de Elazığ olarak belirttim. 27 Aralık tarihinde ben dahil 6 arkadaşı Bl. Komutanı odasına çağırdı. Ve bize okul komutanlığının bir emrini tebliğ etti. Emir şöyle: "Doğuya gideceklere sıla izni yok." Elazığ, Diyarbakır, Gaziantep,Urfa, Kars'a... Okuldan kimseyi göndermediler . Gidebileceğiniz başka adres varsa orayı bildirin, dediler. Mecburen memleketin adresini verdim.

Yılbaşını Ankara'da kardeşinin evinde geçirdim, birazcık eğlenmeye çalıştık. Sen yanımda olmayınca geçen günlerin hiç mi hiç tadı yok.Tatil de olsa insana iç açıcı gelmiyor. Perşembe günü saat 14.00 te yola çıktım, akşam 9.30'da memlekete vardım. Cuma günü senin sesini işitmek istedim, telefon yazdırdım; dört saat bekledikten sonra Elazığ hatlarının bozuk olduğunu söyledi memur. Canım sıkıldı, kavga etmemek için kendimi zor tuttum. Madem öyle bir durum var, daha evvel niye haber vermiyorsun be adam!

İşte böyle hayatım, sanki herkes, her şey sözbirliği etmişçesine sana gelmemi, seninle konuşmamı engelliyor. İnan sevgilim, bu hayat bana göre bu şekilde çekilmez oldu. Bilmem bu önümüzdeki günler nasıl geçecek.Her geçen gün seni daha fazla özlüyorum.

Evet sevgilim işte böyle, dün saat 13.30'da geldim Ankara'ya ve biraz dolaştıktan sonra kardeşinin evine gittim, orada elbiseleri değiştiriyorum. Resmi elbiseyle gezmeyi sevmiyorum, bu nedenle çarşı iznini devamlı sivil geçiriyorum.

Evet sevgilim, artık şubat sonuna kadar izin yok(sıla izni). Ancak şubat sonunda, martın başında Elazığ'da olabilirim. Yine de belli olmaz. Seni şubat tatilinde Ankara'ya bekliyorum , geleceksin değil mi? Hem senin için de biraz değişiklik olur. Ne dersin? Bugün ayın beşi, bu önümüzdeki 25 günü sabırsızlıkla bekliyorum... Yılbaşı tatilinde birtakım riskleri de göze almıştım. Ve çarşamba günü 13.45 Malatya uçağına bilet alacaktık. Kalkacağı şüpheli, dediler. Nitekim o gün ve ertesi gün Ankara'da yoğun sis vardı, uçak kalkmadı.

Satırlarıma burada son verirken en iyi günlerin senin olmasını dilerim canım sevgilim.

A.........

Not: Bak hayatım izin kağıdına, Blk. Komutanı imzaladı; Okul ve Tabur Komutanı imzalamadı. Seni çok seviyorum.