26 Şubat 2010 Cuma

YÜZ BİRİNCİ MEKTUP


31 ARALIK 1975
Elazığ


Canım Biricik Sevgilim,

Her Yeni Yıl insanlık için yeni bir umuttur... Giden yılın götürdükleri bilinir de gelen yılın getirecekleri bilinmez... Onun için hep iyilikler ve mutluluklar yeni yılın omuzlarına yüklenir. Eski yılın askıda koyduğu sorunları yeni yılın çözümleyeceği beklenir...

1975 Yılının son mektubunu yazarken ben de aynı şeyi yapacağım. Mutlu ol, mutlu yaşa, mutlu et, diyeceğim sana yürekten... Günlerimizin bundan böyle , birlikte, huzur içinde , neşe içinde geçmesini dileyeceğim. Kalplerimizdeki sevginin büyümesini, gün geçtikçe artmasını; sonsuz, sınırsız olmasını isteyeceğim...

Bu akşam yeni bir yıla, 1976'ya giriyoruz. Şöyle bir geriye baktım da neler olmamış ki... Bazen üzgün, bazen de neşeyle dolup taşmışız. Ve günler, aylar derken koskoca bir yılı geride bırakıvermişiz. Şimdi önümüzde upuzun bir yıl bizi bekliyor. Bakalım neler getirecek 1976 bize? Biz yine de iyi şeyler umalım, bekleyelim. Çünkü: "Umut da bir mutluluktur; belki de mutlulukların en güzeli..."

Bugün yeni yıl olduğu için yarım gündü, resmi daireler. Dolayısıyla okul da öyle... Saat 12.0'de çıktık, doğru eve geldim. Belki, belki diyordum kendi kendime , belki A........'im gelmiştir! Biliyordum aslında gelemeyeceğini, ama yine de gönlüme söz geçiremedim. Eve gelince bir kırıklık, bir eziklik kapladı içimi nedense... Ne yapacağımı bilemez halde biraz dolaştım evin içinde. Olmadı. Sonunda en doğru işi yaptım. Aldım kağıdı kalemi başladım yazmaya... Bu akşam burada olmanı ne çok isterdim, bilemezsin. Yok yok sen de aynı şeyleri hissetmişsindir, sen de benimle olmayı düşünmüşsündür bugün. Onun için (bilemezsin) demekle haksızlık etmiş olurum. Geri alıyorum sözümü.

Şu anda "Baki" nin bir beyti aklıma geldi, sana da yazayım:

"Hep seninçündür benim dünya cefasın çektiğim
Yoksa ömrüm varı sensiz neyleyim dünyayı ben"

Gerçekten öyle... Şu anda yılbaşı gecesine girişimiz bile beni ilgilendirmiyor hayatım; sensiz olduktan sonra...

Odanın içi iyice karardı. Yazıları görmekte zorluk çekiyorum, ama yine de yakmıyorum ışığı. Hoşuma gidiyor böylesi. Bu günlerde sanırım mektup alırım senden. İki mektubumun cevabı gelmedi henüz. Bu sürpriz olacak sana. Sevineceğini umarım. Mektuplar da olmasa çekilmez olur bu ayrılıklar... Sana bir şiir yazayım, hoşuna gider belki...


BANA GELİRSİN
Yıldızlar görse bendeki güzelliğini
Birer birer düşerler içimdeki denize
Aydınlanırım o kadar aydınlanırım ki
Bana gelirsin.
Bahar anlarsa duyduğum üzüntüyü
Bütün dallarını uzatır kalbime doğru
Çiçeklenirim o kadar çiçeklenirim ki
Bana gelirsin.
Din duyarsa ettiğim ibadetleri
Bütün mihraplarıyla çevrilir bana
Büyürüm o kadar büyürüm ki
Bana gelirsin.
İçimde bir kere görsen güzelliğini
Garkolurum nurdan bir aleme
Bulmak için kendini bulmak için
Bana gelirsin...

Artık göremez oldum, iyice karardı hava.

"Sevemez kimse seni, benim sevdiğim kadar; sevgilim sen olmasan bu dünya neye yarar..." diyerek sonluyorum satırlarımı. Yeni yıl bizler için sağlık, başarı, MUTLULUK yılı olsun... Mektuplarını bekliyorum, sakın geciktirme, olur mu? Seni seviyorum.

N.........

24 Şubat 2010 Çarşamba

YÜZÜNCÜ MEKTUP


25 ARALIK 1975

Elazığ



Canım A........'im,

Artık mektupların sırasını da sayısını da iyice karıştırdım. Ne oluyor bu mektuplara, PTT hiç çalışmıyor mu? Biliyorum, bayram, yeni yıl üst üste geldi; işleri bir hayli güç ama bu kadar da olmaz ki... Düşün bir kez, 7 Aralık'ta yazdığın mektubu bayramın son günü aldığım halde, 8 Aralık tarihli mektubunu ancak dün ,yani 24 Aralık'ta alıyorum. Bu kadar gecikme affedilir mi? Üstelik bir mektubun da elime geçmedi, kayıp... 7 Aralık tarihli mektuptan önceki, dışardan attırdığını yazmışsın. Ya unuttular postaya atmayı ya da okul adresine yazdıysan, okulda kayboldu... Bundan sonra ev adresine yaz, olur mu hayatım?

Dün akşam eve geldiğimde mektubunu görünce ne çok sevindiğimi anlatamam. Hele resmini görünce, sevincim daha da arttı. Karşımdaydın sanki, hem de asker halinle; yalnız tüfeğinle asker şapkan eksikti... Tüm Mehmetçiklerimizle gurur duyuyoruz, tabii seninle de...Sayenizde rahat yaşıyoruz ülkemizde.

Bu yazdığım beşinci mektup... Özellikle içinde resim olan mektup inşallah eline geçer. İki kez seni telefonla aradım, 17.00'ye kadar bekledim, çıkmayınca iptal ettirdim. Kalem için özür dilerim. Sevgilim, pencereden postacının geldiğini gördüm, bir dakika...

Evet hayatım, 18 Aralık'ta yazdığın mektubu getirdi şu an. Çok çok sevindim; şikayetlerimi duydular mı acaba? Mektubu okumaya daldım, zaman ilerledi, okula gitmem gerekiyor. Şimdilik hoşça kal...

"Ben seni unutmak için sevmedim." Şarkısı eşliğinde sana yazmaya kaldığım yerden devam ediyorum. Dün mektubunu aldıktan sonra okula gittim. İlk işim telefon yazdırmak oldu. Saat 16.00 sıralarında , ben dersteyken postaneden aramışlar, numaranın devamlı meşgul çıktığını , başka numaranın olup olmadığını sormuşlar. Okuldaki memur olmadığını söyleyerek iptal ettirmiş.Ve bu denemem de böylece başarısız oldu. Çok istediğim halde görüşemedik.

Geçenlerde ders çıkışı nöbetçi öğrenci telefonla arandığımı söyledi, baktım ki memur odasını kilitleyip gitmiş ; kapıyı açtırdım, şehirler arasından , Ankara'dan aranıp aranmadığımı sordum; aramadılar , dedi. Pek inanmadım... Neyse kısmet deyilmiş , diyelim. Oda kilitli olunca cevap vermiyor, demişlerdir sana da. Bundan böyle okulun iki telefonunu da yazdır.2204 ve 3984, birinden biri cevap verir. Müdür Beyin telefonundan görüşmemizde hiç sakınca yok. Hem oda kapalı da olsa, diğerine sonradan bağlatabilirim, anlaştık mı?

Yılbaşında geleceğine kendimi iyice alıştırmıştım, ama sağlık olsun; ne yapalım madem izin vermiyorlar... Ben de seni özledim A.......'im. Zaten bizim kaderimiz bu... Nereye, ne zamana kadar sürecek bu ayrılıklar bilemiyorum. Hep özlem, hep ayrılık... Şubat'ta gelmem şüpheli gibi, bakalım deneyeceğim...

Okulumuzda, senin de yazdığın gibi bazı olaylar oldu. O sırada ben okula gidiyordum. Çocuklar karşılıklı iki gurup olmuşlardı. Birbirlerini taşlamaya başladılar, benim öğrencilerim yanıma gelip "Hocam, biraz çabuk okula girin, size de taş gelebilir!" dediler. Yapmayın , etmeyin dedim ama karşı gurubun duyacak durumları yoktu, kazasız belasız içeri girdim. Daha sonra olaylar biraz daha arttı, bizim müdür dışarı çıktı, öğrencileri yatıştırmaya, onu da taşlamışlar... Vali ve polisler vs. okula geldiler , olay yatıştı.Gazeteler de olayı iyice abartarak yazmışlar. Hepimiz çok üzüldük. Çocuklar büyüklerinden gördüğünü yapıyorlar.Kötü örnek ne yazık ki çok fazla... Bu olaylar daha ne kadar sürecek? Birileri bu olaylardan nemalandığı için mi çözümsüz bırakılıyoruz? Ülkem adına çok endişeliyim. Çocukları kışkırtan birileri var.

Geçen akşam H........ler bize gelmişlerdi. Onların da tayinleri Malatya- Hekimhan'a çıkmış. F..... liseye müdür olarak gidecekmiş. Önce kabul eder gibi oldular, sonradan çok karışık bir yer olduğu için , aynı zamanda mevsimin kış olması nedeniyle vazgeçtiler.

Cumartesi, pazar günleri dışarı çıkabilmeniz iyi, biraz gezersiniz Ankara'yı. N........lara gidiyor musun? Yeni yılda ne yapmayı düşünüyorsun? Sevgilim, evet bir yılı daha geride bırakıyoruz. Bakalım 1976 yılı bize ne getirecek?

Dileyim yeni yılla birlikte tüm dileklerimiz, arzularımız gerçekleşsin... Mutluluk getirsin bu yıl hepimize...

Şimdilik satırlarımı sonlarken her şeyin gönlünce gelişmesini dilerim yürekten. En içten sevgilerimi, selamlarımı iletirim sana. Mektuplarını bekliyorum, ben de daha sık yazacağım hayatım...

N..........

23 Şubat 2010 Salı

DOKSAN DOKUZUNCU MEKTUP


18 ARALIK 1975
Ankara


Canım Sevgilim,


Günün tarihi 18 Aralık 1975, saat 08... Ve şu anda sabah mütalaasındayım. Sana yazmaya başladım ve başlar başlamaz ara vermek zorunda kaldım.


Şimdi saat 14.00 . Sana yazmaya yeniden başladım. Az önce , senin bayramdan önce elime geçeceğini tahmin ettiğin ve benim beş dakika önce elime geçen kartını aldım. Ne kadar sevindiğimi tahmin edemezsin. Halbuki mektup bekliyordum.

Bayram süresince memleketteydim. İnan bu zamana kadar yaşadığım en kötü bayramdı. Sen olmayınca bayramın seyranın hiç tadı olmuyor. Ama sen, evet sen, yanımda olduktan sonra yaşamak anlam kazanıyor.

Evet sevgilim, bayramdan iki gün evvel yani perşembe günü saat 12.00'de serbest bıraktılar bizi. Doğruca N........'ın evine gittim, ama o gitmişti, yoktu. Oradan da Mak. Müh. Odasına gittim, hemen Elazığ'a telefon yazdırdım ve 16.10'a kadar orada telefon bekledim ama bir türlü çıkmadı... Ben de memlekete hareket ettim. Gece yarısına doğru evdeydim.

Gitmeden evvel seninle konuşmak istedim ama olmadı, sesini duymak istedim, seni çok özlediğimi söylemek istedim ve bu arada seni çok sevdiğimi de söyleyecektim , hiç birini yapamadım. Ben de bu düşüncemi cuma günü yaparım diye düşündüm , ama bende kafanın kalmadığını neden sonra fark ettim. Cuma gününün arife olduğunu, saat 12.00'ye geldiğinde iş yerlerinin, resmi dairelerin tatil olduğunu babam eve geldiğinde ancak anlayabildim.

Ve çarşamba günü erkenden Ankara'ya döndüm, seninle konuşabilmek umuduyla ama olmadı. Saat 17.10 'a kadar Mak. Müh. Odasında yine bekledim. Bir telefon çaldı, adımı söylediler, ne kadar heyecanlandığımı tahmin edemezsin... Alo dediğimde karşımda seni bulacağımı tahmin ediyordum! Santral memuresi telefonun cevap vermediğini söyledi... Onunla bir hayli tartıştık, aradığım yerin bir okul olduğunu , mesainin 17.30'da bittiğini hatırlattım kendisine, ama bir faydası olmadı.Bak şimdi gene aklıma bir şey geldi. Siz o gün yoksa yarım gün mü çalışıyorsunuz?

İşte görüyorsun ya bende yeni jeton düşüyor. Biliyor musun sevgilim cumartesi , pazar günleri ben artık Ankara'dayım, bu kez de o günler sen evdesin; hafta içi de benim sana telefon etme olanağım yok. Anlayacağın bir telefonla bile konuşamıyoruz, bu da oldukça canımı sıkıyor. Benim şimdi sabırsızlıkla beklediğim şubat tatili var. Sabırsızlıkla bekliyorum... Yılbaşında bize tatil var ama garnizon dahilinde, Ankara dışına çıkamıyoruz. Onun için sana verdiğim sözü geri almak zorundayım. Hani yılbaşında geleceğimi söylemiştim ya , o sözü. Sevgilim bu sana burada yazdığım altıncı mektup, üç tanesinin cevabını aldım; tabii bu arada resimleri de aldım, ne kadar sevindiğimi anlatamam. İyi ki resim çektirmişiz...

Biliyor musun burada her şey oldukça iyi, bu yüzden kilo almaya başladık.

Sana telefonda söyleyemediklerimi şimdi söylemek istiyorum. Hayatım seni çok çok çok seviyorum. Sensiz geçen bu günler bana acı, keder, ıstıraptan başka bir şey vermiyor. Seni çok özledim. Şimdi devamlı beraber olduğumuz zamanları hayal ediyorum. Düşünüyorum ve bu yüzden ders arasında dalıp gidiyorum, seni çok özledim.

Bakışını, gülüşünü vs... Sensiz yaşayamayacağımı söylesem eminim hemen bana cevabı yapıştırırsın, "Şimdi nasıl yaşıyorsun?" diye... Ama bilir misin bilmem ki... Sen hep benim yanımdasın, içimdesin, ruhumdasın. Velhasıl seninle doluyum sevgilim. Yahu bu Türkçe de amma bir dil! İnsan hislerini bile doğru dürüst dile getiremiyor, acizleşiyor. Ve yarın yazılımız olduğu halde sana yazmaktan yine de kendimi alamadım.

Bayram süresince devamlı Ö.......'le birlikte idim. Şimdi daha da şirinleşmiş , göreceksin. Ben eve gelince hemen yanıma geliyor.

Sevgilim seni şubat tatilinde bekliyorum. Babamı yazmışsın, pek o kadar katı bir tutum içine gireceğini zannetmiyorum. Bayramda ona sigara gönderecektim, kardeşin erken gidince görüşemedik, dolayısıyla gönderemedim.

Hayatım, satırlarıma istemeyerek son verirken tek tesellim senden gelen ve gelecek mektuplar olacaktır. Çünkü bir mektup bile insanı mutlu etmeye yetiyor.

İyi günler temennisiyle satırlarımı sonluyorum.


Not: Okulunda olan hadiseyi okudum, çok çok üzüldüm; yakında ilk okullarda da başlayacak neredeyse. Bana acele yaz , sana bir şey olması beni çok üzer, kendine dikkat et... Ülkeyi bu duruma getirenler ne yapıyor bilmem ki...

Sevgiler, mektubunu belkiyorum...

A.............

21 Şubat 2010 Pazar

DOKSAN SEKİZİNCİ MEKTUP


16 Aralık 1975
Elazığ


Canım A........'im,


Bayramda günler genellikle iyi geçti. Yalnız son gün kar yağmaya başladı. Şu anda ince ince serpiyor. Bu da nedense bana hüzün veriyor. Düşünüyorum da geçen bayram bununla kıyaslanamayacak kadar güzeldi...

Sevgilim, mektupların gecikmesi seni olduğu kadar beni de kederlendiriyor. Bununla dördüncü mektubumu yazıyorum sana. Ayrıca bayram için kart da atmıştım. İnşallah eline geçer.

Bundan önceki mektubun arasına çektirdiğimiz resimlerden ikisini koymuştum. Kaybolursa üzüleceğim. Bu , 7 Aralık tarihli mektubunun cevabı. Dün ancak elime geçti. Yazdığın üç mektubu aldım, biri henüz gelmedi. Okul adresine gönderdiysen belki oraya gelmiştir. Yarın bakarım, yoksa kaybolmuştur.

Annenler nasıllar, seni görünce sevinmişlerdir. Bayram tebriğinin içine 4 resim koyup onlara göndermiştim. Belki şu anda birlikte bakıyorsunuzdur... Bizler iyiyiz, yalnız babam biraz rahatsız, üşütmüş. Hastalık sırayla yokladı hepimizi.

Biliyor musun A........'im, bu ayrılıklar bizi oldukça üzüyor, özlemimiz büyüdükçe büyüyor. Bununla orantılı olarak sevgimiz de, birbirimize olan bağlılığımız da artıyor değil mi?

Bu tatilde memlekete gitmen iyi oldu. Sevinmişlerdir. Buraya gelmeni ben de çok isterdim. Aslında bana kalsa hep burada , yanımda ol, diyeceğim(imkan yok, şimdilik) . Ancak oraya gittiğin için sitem edeceğimi sanma. Tabii gideceksin, görevin bu herşeyden önce...

Yalnız bizim de birbirimize karşı sorumluluklarımız var. Karşılıklı anlayış içinde bunları yerine getirebilmemiz önemli. Sevgiyle birlikte bunları da yerine getirebilirsek fazla bir problemimiz olmaz. Sorunlarımız olsa da çözmekte zorluk çekmeyiz, birbirimize destek olarak. Bu arada ailelerimizi de ihmal edemeyiz...

..............


Uzun bir süre ara vermek zorunda kaldım. Son günü de olsa bayramın, misafir eksik olmadı.

N....... da burada, yarın akşam trenle dönecek. Askerde ziyaretine geleceğini söyledi. Valizini, paltonu alabildin mi? Sanırım askerliğin güç günleri geçti. Dışarı çıkmaya başlayınca daha kolay gelir. Ne dersin? Ankara'da olsaydık sık sık ziyaretine gelirdik. Şubat tatilinde gelmeyi çok istiyorum, ama biraz şüpheli, yine de zaman gösterecek.

Sınav sonuçların nasıl? Gece eğitimi zor olmuyor mu?

Resim çektirdiğinde gönder, bekliyorum... Çok merak ediyorum.

Vakit ilerledi. Satırlarıma son vereyim artık.Geçmiş bayramını en içten duygularla kutlarım. Selam ve sevgiler..

N...........

NOT:Mektubunu bekliyorum.

13 Şubat 2010 Cumartesi

DOKSAN YEDİNCİ MEKTUP


8 ARALIK 1975
Ankara


Ne bakıyorsun öyle tuhaf tuhaf! Şaşıdın mı? İşte karşındayım... Evet asker elbiseleri içindeki ben, sana geldim...

Bu mektubu da ev adresine postalıyorum.Çünkü bakarsın gecikir.
Bayramda postacılar mesai yapar.Mektubu o zaman sana getirirler.

Ben bu bayramı, senden ayrı olduğum için, neşeli geçireceğimi zannetmiyorum. Ancak önceki bayramı düşünüp avunacağım. Bak görüyor musun artık her gün yazmaya başladım. Bu sana yazdığım beşinci mektup. Sanki askerliği ben değil, sen yapıyorsun...

Büyüklerimiz sürekli şöyle derler : "Askerin tek tesellisi mektuptur." Tabii bunu gelen mektuplar için söylemişlerdir.

Evet hayatım, işte böyle, resim göndermek amacıyla yazdım mektubu. Seni çok çok ama çok seviyorum. Satırlarıma istemeyerek son veriyorum. Herkese selam ve sevgiler...

A........

7 Şubat 2010 Pazar

DOKSAN ALTINCI MEKTUP


7 ARALIK 1975
Ankara

Canım Sevgilim,

26 Kasım tarihinde yazdığın mektubunu almama rağmen sana ancak şimdi cevap yazıyorum.

Valla ne hikmetse mektuplar çok güç şartlarda elimize geçiyor. Bu benim sana yazmış olduğum dördüncü mektup... Ama senden henüz bir mektup aldım. Öyle anlaşılıyor ki mesafe kısaldıkça mektupların da ele geçme süresi uzuyor. Yani zamanla ters orantılı. Senin 26 tarihli mektubun ayın üçünde elime geçti. Düşünebiliyor musun tam 7 günde ...

Valla şans eseri yaşıyoruz şu dünyada... Bir söz var " Amerikalılar tesadüfen doğar, Türkler ise tesadüfen yaşar..." İşte böyle hayatım, son iki mektubumu eline daha çabuk geçsin diye dışarıdan attırmıştım. Bunu da öyle attıracağım. Ama nedense öyle de geç gidiyor, böyle de...

Hayatım biz ayın on ikisinde , saat 10.30'da yemin edeceğiz. Yeminden sonra 12- 17 tarihleri arasında izinliyiz. Ve yaptığımız araştırmaya, daha doğrusu yaptırdığımız araştırmaya göre 11-12-13 için Ankara'dan Doğu,Güney ve Batı illerimizden belli başlılarına giden bütün arabalar dolu. Yer yok. Herkes açıkta kaldı. Elazığ'a gelmeyi, seni görmeyi ne kadar istediğimi tahmin edemezsin. Seni çok seviyorum.

Burada sanki tüm dertli insanlar bir araya toplanmış. Kimi nişanlı, kimi evli... Bugün ziyaret günü. Ellerin ziyaretçileri yine gelmeye başladı. Dün de gelmişti. Biz gariban takımı, ne ziyaretçi ne de mektup var! İnan sağa sola, on'un üzerinde mektup yazdım, henüz iki tanesine cevap alabildim. Evden de mektup almadım daha. Ama biliyorum ki gelen mektup burada postada bekliyor. Çünkü gelen giden mektuplar okunuyor, bu nedenle de gecikiyor.

Perşembe günü yemin töreni var, herkesin yakınları gelebilir. Davetiye verdiler. Davetiyeyi sana gönderecektim ama koşullar uygun değil, okulun var. Onun için gönderemedim. Hem sen nasılsa şubat tatilinde geleceksin değil mi? Gazeteleri takip ediyorum, herhalde 30 Ocak- 15 Şubat arası tatil...

Sevgilim, geçenlerde burada senden bol bol bahsettik, kulakların çınladı mı? Burada elektronik astsubay okulunda okuyan bir öğrenciyle tanıştım, senin okulundan mezun.Son sınıfta iken öğretmeni olmuşsun. Y.......D....... hatırladın mı? O anlattıkça ben de bol bol güldüm. Bir de çocuk nereden tanıyorsun demez mi?

Arkadaş kendine bilet ayırtırken 4 kişilik yer ayırtmış memlekete. Perşembe günü kardeşine uğrayacağım, el çantası ve pardesü onlarda. Ha senin ilk yazdığın mektup elime geçmedi, sanırım kayboldu. Buranın mevcudu 10-12 bin kişi falan. Bölüğünü belirtmezsen kaybolma olasılığı oldukça fazla. Onun için yeni adrese yaz daha önceki gibi.

Burada iyi bir kamp yapıyoruz. Yemekler çok çok iyi. Beğenmediğin zaman git kebap ye... Ara sıra top oynuyoruz, dün oynadık, farklı yenildik.

Dersler geçtiğimiz pazartesi başladı. Günde 7 saat ders yapıyoruz. Sabah ve akşam 3 saat de mütalaa yapıyoruz. Ediyor 10 saat... Akşam 9.00-9.30 yatış; 6.30 kalkış saatimiz. Salı günü ilk imtihanı olacağız. 60'tan aşağı alırsak kötü... 15 Günde bir 2 saat gece eğitimi var. Burası çok soğuk. Soğuktan dudaklarımız çatladı. Bereket mekanik eğitimimiz bitti.
Şimdi beni bu halimle görmelisin, görmeni çok isterdim. Harici elbiseleri aldık. Yalnız henüz pardesü alamadık. Eğer alamazsak fena ...

Satırlarıma burada son verirken en iyi günlerin senin olmasını dilerim.

Adres
Yaka No.......
Mu. ok.yd. sb. bölüğü
Ankara

Sevgiler......

A....

4 Şubat 2010 Perşembe

DOKSAN BEŞİNCİ MEKTUP


2 ARALIK 1975
Elazığ
Canım A.......'im,

Bize en zor gelen şeylerden biri de sevdiklerimizden ayrılmaktır. Uzakta olan sevdiğimizin özlemiyle günler dayanılmaz oluyor, biliyorum. Yapamayacağız, katlanamayacağız sanıyoruz. Oysa dayanıyor insan! Hem ayrılıktan ayrılığa fark vardır değil mi? Vatan söz konusu olunca bu ayrılık daha katlanılır oldu benim için. Askerlik kutsal bir görev. Aynı zamanda hayatı iyi kötü her yönüyle kabul etmek, ona ayak uydurmak zorundayız değil mi canım?

Mektubunda "Gözden ırak olan,gönülden de ırak olur." sözünü alıp bizim öyle olmadığımızı yazmışsın... Doğru söylemişsin canım. Sana yürekten katılıyorum. Tarihte hiç bir ayrılığın unutturamadığı aşklar vardır.Çok güç koşullarda bile sevmesini bilen insanlar vardır. Bu nedenle bazı sözleri kullanırken çok dikkatli olmalıyız değil mi? Bu sözün geçerli olduğu durumlar da vardır; geçerli olmadığı durumlar da... Bizim için bu sözün geçerliliği olmamalıdır, olamaz canım.

Nişandan sonra uzun süre gelmedin, gelemedin. Önce gerçekten kızmıştım,alınmıştım, anlamak istememiştim belki de anlayamamıştım durumunu. Ama şimdi artık anlıyorum, kızmıyorum. O dönem uyum dönemiydi bizim için. Yaşama ciddi olarak adım attığımız, öğrencilikten iş yaşamına; arkadaşlıktan evliliğin ilk adımına alışmak kolay değil tabii ki... Hiçbir şey birdenbire olmuyor, zaman gerektiriyor. Önemli olan geleceğimiz...

Şu anda güzel bir şarkı var radyoda. Onu dinliyorum, karşıma koyduğum resmine bakıyorum arasıra, bir yandan da mektubunu yazıyorum. Sen gittikten sonra yazdığım üçüncü mektup bu. Diğerlerini almışsındır sanırım.

Pazartesi günü seni yolcu etmek için beklerken ne olup bittiğinin farkında değildim pek. Zaman durmuştu, dünyayla ilgim kesilmişti... Onun için babamla ilgili üzüldüğün olayı hiç fark etmedim. Babam da bir şey söylemedi, sanırım sen büyütüyorsun. Ne olduğunu yazarsan , önemliyse, senin adına babamdan özür dilerim.

Şubat tatilinde Ankara'ya gelmem güç gibi. Geçen akşam " Şubat'ta Ankara'ya gitsek!" diyecek oldum. "Kış günü Ankara'da ne var?" dedi babam. Öyle kesin bir şekilde söyledi ki bir daha zor açarım o konuyu...

Sanırım mektupları alınca ilk işin resimlere bakmak olmuştur. Benim çok hoşuma gitti, iyi ki çektirmişiz. Devamlı bakıyorum. iki tanesini sana göndereceğim.Annenlere de göndereceğim. Geç oldu, artık bitireyim mektubunu. Bu arada senden resim bekliyorum. Asker halini çok merak ediyorum. Gönderirsen sevinirim.


..........


Günaydın diyerek akşam yarım bıraktığım mektubuna devam ediyorum.

Yazılı sınavları yapmaya başladım. Ancak bir kısmını okuyabildim. Bu sıra biraz rahatsızım. Dün doktora gittim. İlaçları kullanmaya başlayınca geçer gibi oldu. Bir de inanmıyoruz doktorlara...

Derste bayılan biröğrencim vardı, sana bahsetmiştim. Dün sınıfa girmiştim ki yine bayıldı. Çok moralim bozuldu, çok da üzüldüm. Çaresizlik kötü! Ayıltmak için epey uğraştım. Kendine gelince biraz dışarı çıkarıp gezdirdik, hava alsın istedim. Eve göndermek istedim, gitmek istemiyor.

"Yok hocam, orda daha fena oluyorum ! diyor.

Doktorlar, okuldan ayrılması, onun için ölüm olur, diyorlarmış. Benim için büyük üzüntü kaynağı oluyor, öğrencilerim de tedirgin... Dersi işlemeyi bıraktım, şiir vs. okuttum, ilgilerini tekrar toplayabilmek için.

Mektuba başlamadan sınav sorularını hazırladım. Görüyorsun öğrencilerim senin önüne geçti.
Artık bitireyim, biraz daha devam edersem okula geç kalacağım.

Evet hayatım, sana son olarak seni çok sevdiğimi söyleyeceğim. Senin de dediğin gibi bu sevgi gün geçtikçe büyüyecek, emin olabilirsin. Satırlarında buluşmak üzere hoşçakal canım...


N.......

2 Şubat 2010 Salı

DOKSAN DÖRDÜNCÜ MEKTUP


26 KASIM 1975
Elazığ

Sevgili Askerim,

Günlerdir merakla beklediğim mektubunu nihayet bugün aldım. Postada gecikmiş olacak.
Nasılsın, umarım iyisindir. Buradan ayrıldıktan bir gün sonra yani 18 Kasım'da sana bir mektup yazmıştım, daha önce verdiğin adrese, inşallah eline geçmiştir.

Evet ... Böylece vatan görevimiz başlamış oldu. Hayırlı olsun. Vatanımız, ulusumuz tabii ki her şeyden üstün. Gerekirse seve seve canımızı veririz uğruna. Senin de bu görevini en iyi şekilde yerine getireceğinden eminim. Seni seviyorum, tüm Mehmetçiklerimizi seviyoruz...

Bildiğin gibi ben bütün zamanımı öğrencilerime ayırıyorum. Çok yoruluyorum ama bundan şikayetçi değilim. Seviyorum öğretmenliği. Sevgiyle yapılan işler insana mutluluk da veriyor. Bu konuda ben şanslı sayıyorum kendimi...

Ankara'da N...... ile görüşmene sevindim. Ziyaretçi kabul ediliyor mu Mamak'ta?

Telgrafını aldığım andaki sevincimi görecektin!.. Teşekkür ederim canım. Ankara yakın, mektuplar erken gelir , diye seviniyordum. Bu sefer daha çok gecikti. Neyse bütün bunlar önemli değil. Sen vatanımızı bekle, ben seni sonsuza kadar beklerim.

Elazığ'da havalar soğumaya başladı. Zaman zaman grip yokluyor bizi. Şimdi iyiceyim. Bugün yağmur var Elazığ'da... Radyodan öğrendiğime göre Ankara'da kar yağıyormuş. Soğukla aran nasıl?

Burada her şey bırktığın gibi... Şimdilik satırlarımı sonlarken, her şeyin gönlünce olmasını dilerim... Mektubunu sakın geciktirme ! Evdekilerin selamı var.

N.........