30 Ocak 2010 Cumartesi

DOKSAN ÜÇÜNCÜ MEKTUP


20 KASIM 1975
Ankara


Canım Sevgilim,

Bugün resmiyette askerliğimin 20. günü, fakat gerçekte ise 4. günü...

Saat şu anda 18.40. Gazinoda TV seyrederken seni düşünüyordum.
Bu düşünce o kadar şekillendi ki gayri ihtiyarı oradan kalktım. Ve sana bu satırları yazmaya başladım hayatım.

Sensiz geçen günler bana o kadar uzun geliyor ki... Sanki beraber olduğumuz o günlar en kısa günlerdi. Oysa ikisi de 24 saat. Ama o zaman yanımda sen vardın. Senin yanında olunca zaman kavramı diye bir şey kalmıyor. Bir geliyorum Elazığ'a dertlerim, üzüntülerim artmış olarak dönüyorum. Ne oldu bana , neden böyleyim, bilemiyorum. Halbuki martta nişanlandık. Aradan bir hayli zaman geçti. Bir söz var, bilirsin. "Gözden ırak olan gönülden de olurmuş ." Ama bu söz bize göre değil. Bizimki bunun tam tersi... Değil mi sevgilim? Ayrı kaldıkça birbirimize daha sıkı bağlandık. Birbirimizi daha fazla özledik, dolayısıyla aşkımız daha da kuvvetlendi. Şimdi ise özlemeye devam edeceğiz. Bunu mektuplarımızla kısmen hafifletmeye çalışacağız...

Pazartesi akşamı senden ayrılmak bana o kadar zor geldi ki anlatamam. Bütün düşüncem sendin. O an sanki dünya durdu, her şey silindi, yalnız sen ve ben vardık... O kadar dalmışım ki otobüs geldiğinde, farkında mısın bilmem, babanla vedalaşırken ters bir hareket yaptım. Sonra da çok üzüldüm.

Benim Elazığ'daki düşüncem Ankara'ya indikten sonra kardeşini görüp, 11.30'da bizim Mak. Müh. Odasına gidip oradan sana telefon etmekti. Ama gelişen olaylar bunu engelledi. Senin sesini işitemedim. Halbuki sana neler neler söylemek istiyordum 800 km uzaktan. Bunların en önemlisi seni çok sevdiğimi ve bir ömür boyu sevebileceğimi, sevgimin her geçen gün bir önceki güne göre arttığını ve günler geçip giderken daha da artacağını söyleyemedim. Ankara'da yaşadığım bir olay telefon etmemi engelledi. Bunu şubatta geldiğinde anlatırım sana , şimdi sorma.

Geldiğim gün saat 16.00 olmadan Mamak'taydım. Arkadaşım asteğmeni aradım, bulamadım; bu öğlen o kendisi geldi buldu beni.

Şimdi, şu anda karşına gelsem belki de tanıyamazsın beni. Askerlik çok değiştirdi bizi. Yarın akşam sinema var , ona gideceğiz. Yemekler çok güzel. Gündüzleri eğitim yapıyoruz. Birinci gün eğitim elbiselerini aldık. Dün yani çarşamba günü vaktimiz yürümek ve dönüşle geçti. Bugün ise tüfekleri aldık. Artık tam bir asker sayılabiliriz. Herhalde yemine kadar bu böyle gidecek.

Satırlarıma istemeyerek son verirken en iyi günlerin senin olmasını dilerim sevgilim.

A.........

Not: Özür, dolma kalemin mürekkebi bitti. Ne çok yazım hatası yapıyorum, kimbilir?

29 Ocak 2010 Cuma

DOKSAN İKİNCİ MEKTUP


18 KASIM 1975
Ankara


Hayatım,

Bugün resmen askerlik vazifemin ilk etebı olan eğitime Mamak Muhabere Okulunda başlamış bulunuyorum.

Dün akşam senden ayrılmak bana çok zor geldi. Ama bu 'vatani görev' her şeyin üstündedir.

Yolculuğum çok iyi geçti, sabah 7.30'da buraya geldim. Ve arkadaşları göremedim. Zira hepsi teslim olmuşlardı. Ben sana adresi vermiştim ama adres değişti, İşte yeni adresim.
........

Sabah gelir gelmez N.......'a uğradım , evde yoktu; 12.00'de tekrar uğradığım zaman görebildim kardeşini. Saat 14.00 'te oradan ayrıldım. Bizim memleketten arkadaşlara rastladım. Onlarla sohbet ettik , saat 16.00 olmadan da Mamak 'a geldim.

Satırlarımı sonlandırırken tüm ailene selamlarımı iletirsen memnun olurum. SEVGİLER...

A.......

28 Ocak 2010 Perşembe

DOKSAN BİRİNCİ MEKTUP


18 KASIM 1975
ELAZIĞ


Canım Sevgilim,

Her sabah olduğu gibi bugün de kalkar kalkmaz odayı topladım, giyindim. Arkasından salona geçtim, seni uyandırmak için. Birlikte yeni bir güne başlamak için... Ama olmadı, boştu yatağın! Yine başlamıştı özlemimiz, ayrılığımız. Ayrılık yaman bir sözcük...

Önümüzde bir aşama, bir engelimiz daha vardı; onu da aşmak zorundaydık. Dileğimiz bu son engelimizin olması değil mi?

Dün akşam sen gittikten sonra perişan oldum... Ne yapacağımı bilmez bir halde dolaştım durdum. Saat 22.00 oldu ve yattım. Ne zaman uyuyabildiğimi bilemiyorum. Şimdi sabah saat 10.00... Birkaç saat olmuştur sanırım Ankara'ya varalı. Yolculuğun iyi geçti mi? Belki de şu an kardeşimdesindir. Öğleden sonra da askerlik başlayacak değil mi? Bundan böyle A........cik, pardon ya , MEHMETCİK oluyorsun öyle mi sevgilim?

Sık sık yaz bana . Özlemlerinden, geleceğimizden, kendinden bahset. Ben de yazacağım. Ancak böyle geçer bu uzun günler. Yoksa dayanamayız bu ayrılığa, görüyorsun gün geçtikçe zorlaşıyor... Gelecekte hiçbir şekilde , bir anlık dahi olsa , ayrılmayalım olur mu hayatım?

Bak bitanem , şimdi okula gitmek için hazırlanacağım, yine günlerim aynı şekilde geçip gidecek. Beraberliğimizin başlayacağı güne kadar bu böyle sürecek...

"Sensiz kalan gönlümde bil ki hayat virane
Sen yoksun ya yanımda bu alemden bana ne..."

öyle değil mi sevgilim?

"Ayrılık dediğin nedir ki Mehmetcik...
Ayrılık dediğin bir göz yoksulluğu
Ve insan insana kavuşur bir gün...."

diye doğru söylüyor şairimiz. Bir gün biz de hiç ayrılmamak üzere bir arada olacağız.


HASRET
"Senin için yaşıyorum, seninim dersem
İnanır mısın bana?
Sever misin,
Senin için yanıp tutuşanı, senin için öleni?
Bir tebessümünle dünyaların benim olacağını bilir misin?
Duyar mısın seni çağıran sesimi ?
Haykırsam evrene adını
Seni sevdiğimi bağırsam dağlara
Yankı vurup da kulaklarına bana döner misin?
Bana dönsen hürlüğümü tadarım dudaklarında
Hasretliğim sona erer yumuşak ellerinde
Uzak yollardan seni delice sevene
Bu garibe döner misin?
Gel artık yeter bu hasret
Ağlıyorum..."

Şiiri hatırladın mı ? Sen yazmıştın bana...

Satırlarında buluşmak üzere şimdi sonluyorum. Askerliğin hayırlı olsun.Allah kolaylık versin. Özlemle gözlerinden öperim canım benim.

N........

DOKSANINCI MEKTUP


28 EKİM 1975
ZONGULDAK



BİTANEM,

Saat şu sıralar gece yarısını geçeli çok oldu. Ama sen bir türlü aklımdan çıkmıyorsun. Öyle ki her zaman, her yerde seninleyim. Bak işte gecenin bu saatinde bile beraberiz.

Sana bu mektubu, sonu hüsranla biten bir filmden , aşk filminden sonra yazıyorum. Adı 'KUYU' idi...

Bu akşam hep beraberdik. Sen ve ben...
TV'de Türk Sanat Müziğinden seçmeler vardı. Bir ara istekler arasında senin de isminin çıktığını işitir gibi oldum. Ama bunun bir çağrışımdan, belki de senin ismini spikerin ağzından duymak istememden olduğunu, bana öyle geldiğini, anladım... İlk istek neydi , biliyor musun sevgilim?
" Bir gece ansızın gelebilirim..."

İşte sevgilim daha önceki mektuplarımda da yazdığım gibi , inan bu şarkıları şimdi bir başka dinliyorum. Çünkü her şarkı sözü, insanı bir yerlere doğru alıp götürüyor, bir şeyler hatırlatıyor. Kimine tabiatı, kimine anasını babasını, kimine başka bir şeyi ...

Bana, işte bana hep seni hatırlatıyor. O birinci şarkı başladığında sanki her şey durdu. Dünya durdu. Ben durdum. Halbuki çevremdekiler güle oynaya devam ediyordu yaptıklarına... Ben de o sıra arkadaşla sohbet ediyordum. Benim durgunlaştığımı o da farketti. "Hasta mısın? " diye sordu. Hemen kendimi toparladım, alel acele, yok, dedim. Hasta falan değilim, sana öyle gelmiş. Ona nasıl söylerdim, hasta olduğumu, kalp hastası olduğumu söyleyemedim... Diğer hastalığı nispeten üzerimden attım, şimdi iyiyim.

Geçen cuma günü Bartın'a gittim hayatım, askerlik için. Oradan Kurucaşilei'ye geçtim. Cuma, cumartesi ve pazar teyzemlerin yanındaydım. Bu arada bol bol seni sordular bana. Dolayısıyla devamlı kanayan yaramı deştiler.

Sayım Günü köydeydim. O günün akşamı öbür teyzeme gittim. Orada da bol bol senden bahsettik. Görüyorsun ya ister istemez birbirimizin devamlı meşgalesi olmuşuz...

Pazartesi Bartın'dan askerlikle ilgili evrakları aldım ve takriben 2.30 sıralarında eve geldim.

Hemen mektup olabilecek yerlere baktım, yoktu, mektup gelmemişti! O yorgunlukla uyumaya çalıştım, tabii seninle uzun süre dertleştikten sonra uyumuşum. O sırada yengem uyandırdı ve senin mektubunu verdi. Ondan sonra eğer uyuyabilirsen uyu! Tabi ki uyuyamadım.

Hayatım, pazartesi Ankara'da, askerlik için İmtihana gireceğim, o zaman belki enişteni görebilirim. Ama kesin değil.

Sevgilim seçim günü Ankara'ya geldim. Kardeşinin evine gittim, kapının zilini çaldım. Kapıyı Eskişehirli arkadaşı açtı. Kahvaltı yapıyorlarmış, ben de onlarla beraber kahvaltı yaptım. Gece kalmam için ısrar ettiler, ama neden kalamayacağımı söyleyince hak verdiler. Askerlik başlayınca kalmaya gideceğimi söyledim.

Şimdi bir mektubun var önümde 24 Haziran tarihinde yazılmış. Evet sevgilim öyle anlaşılıyor ki istemeyerek birbirimizi kırdığımız zamanların mektubu... İnsan istemeye istemeye birtakım şeyler yapabiliyormuş. Ama onların hepsi geride kaldı değil mi sevgilim.

Bu sıralar Ö....... en büyük meşgalem. Yürümeye başladı. Şimdi evin içinde serbestçe geziniyor. Yaramazlık yapmaya da başladı. 2 Kasım'da bir yaşına basacak... Abim Bursa'da iki ya da üç ay kalacak. Uludağ'daki Volfram madeninin kuyu montajı için gitti. İş yeri geçici görevle gönderdi.

Evet sevgilim, vakit ilerliyor. Ve bir türkü aklıma geldi:

"Tan yeri ağardı, şafak söküyor
Bu kaçıncı gecem sensiz geçiyor
Daha ne kadar seni bekleyeceğim
Özleyeceğim, söyle sevgilim..."

Evet neredeyse sabah olacak. Yine sensiz... Hayatım bu akşam şarkıların bir tanesini senin için tutmuştum. Ne çıktı biliyor musun? "

Ağlar gezerim sahili sanki benimlesin..."

Benimlesin öyle değil mi? Bu ayrılık, bu hasret daha ne kadar sürecek? Sevgilim, bundan sonra sen ve ben , biz ikimiz hayatın bütün zorlıklarına karşı el ele , omuz omuza mücadele vereceğiz yaşantımızın bundan sonraki bölümünde. Yuvamız olacak, çocuklarımız olacak... İkimiz için, çocuklarımız için yaşamımızı sürdüreceğiz. İyi , mutlu bir şekilde yaşayacağız. Kötü günlerimiz olmasın istiyorum, ama gerçekçi olursak, o da olabilir. O zaman birbirimize destek olacağız.

İşte hayatım, satırlarıma burada son vermeden önce telefon numarasını yazayım, ama benim istifa zamanım yaklaşıyor, pek işimize yaramaz. Hem ben çok denedim, saatlerce bekledim, nedense bir türlü çıkmıyor.

Bir dene istersen. 3601'den 5219' u isteyeceksin, çıkarsa...

Evet hayatım, en güzel günler senin olsun. Sevgiler, selamlar...

A........

SEKSEN DOKUZUNCU MEKTUP


27 EKİM 1975
Elazığ


Canım A..........'im,

Bundan önceki mektupta sözünü ettiğim ikinci mektubunu sınıfta yazıyorum. Aslında bir iki gün sonra yazmayı düşünüyordum, ama senin aybaşında Ankara'ya gideceğin geldi aklıma, hemen yazmaya karar verdim. Gitmeden eline geçsin istedim.

Sabah gayet iyi uyandım, iyi bir günümdeydim. Gribi az çok yenmiştim. Huzur içinde derslere gireceğim için seviniyordum. Okula geldiğimde programı altüst ettiklerini gördüm... Çocukların haberi olmadığı için kitap, defter hiçbir şey getirmemişler. Mecburen yazmaları için kompozisyon konusu verdim.

Çocuklarımın yazma yetenekleri biraz zayıf, bunu geliştirmek zorundayız. Yazma yeteneği de yazarak gelişiyor. Bu açıdan bakınca iyi oldu diye düşünüyorum, şimdi. Ben de bu fırsattan yararlanıp sana yazmaya başladım.

Yalnız ne yazdığımı çok merak edenler var. Sanırım kendileriyle ilgili olduğunu düşünüyorlar. Onları çok seviyorum. Canlarım benim!

Ankara'ya ne zaman gideceksin? Bundan sonraki mektubu sanırım oraya gönderirim. Günlerin nasıl geçiyor, hastalığın tamamen iyileşti mi? Ben de iyi sayılırım.

Biliyor musun sevgilim, ben mektuplarına 'İLAÇ' adını taktım. Çünkü onlar doktorun ilaçlarından çok daha etkili...

Çocukların yazdıklarına bakacağım, biraz ara...

Elazığ bildiğin gibi, pek değişiklik yok. Okulla ev arasında gidip geliyorum. Bugün dersten sonra H.........lere gittik. Epeydir gitmemiştim. Seninle birlikte dinlediğimiz bandı teybe koydum, bir kez daha dinledim. Sanki sen hiç gitmemiştin, kapı açılacak ve aniden sen içeri girecekmişsin gibi gedi bir an. Sonra gerçek yaşama dönüş.

Başka ne yazsam bilmem ki... Şu an tek dileğim mektubunun bir an önce gelmesi. Sakın geciktirme olur mu?

Okuldan askere giden öğretmen arkadaşlar döndüler. 31 Ekim'de göreve başlayacaklar. O zaman ders programlarını düzelteceğine söz verdi müdürümüz. Yakında düğünü olacak müdürümüzün de.

Evdekiler nasıl? S........'nın derslerine yardım ediyorsundur umarım.

Hep mutlu olmanı dileyerek sonluyorum bu mektubumu. Satırlarında buluşmak üzere hoşça kal.
Sevgiler...

N.........

not: Yeni adresini bildir.

27 Ocak 2010 Çarşamba

SEKSEN SEKİZİNCİ MEKTUP


23 EKİM 1975
Elazığ

Hayatım,

İki mektubunu da aldığım halde cevabını bir türlü yazamadım. Seni merakta bıraktığım için üzgünüm. Ama her an aklımdasın, çok istediğim halde üç gündür yazamadım. İlk mektubunu pazartesi günü aldım. Öğleden sonraları yazarım diye düşünüyordum ama hep misafir geldi. İkinci mektubunu da dün aldım. Bunu birincinin cevabı olarak yazıyorum. Birkaç gün sonra yine yazarım.

Artık mektupların gecikmesine benim de tahammülüm yok. Sıraya bakmadan sık sık yazalım, olur mu canım. Ancak böyle özlemimiz biraz olsun azalır. Sahi senin iş yerinin telefon numarası kaç? Arada sesini de duymak istiyorum. Bizim okulun numarası 3984 , 2204(müd.)...

Sabah 8'den 13'e kadar okuldayım. Askere gitmeden görüşebilirsek ben de çok sevinirim.
Hastalığın iyileşmiş, memnun oldum. Biliyor musun bugün öğleden sonra da ben doktora gittim. Grip dedi, üşütmüşsün dedi. Birtakım ilaçlar verdi. Akşam başladım kullanmaya.

Ne yapsın doktor, o beden hastalıklarıyla ilgileniyor. Ruhumuzun, kalbimizin derdini nereden bilsin? Onu ancak biz biliriz değil mi? Bu sefer ayrılık hiç çekilmiyor. Bilmem bu aylar nasıl geçecek? Gideli 15 gün oldu, hala yokluğuna alışamadım. Hep yanımda olmanı istiyorum.

Marta kadar umarım işlerimiz düzelir. Keşke Elazığ'a olsa... Olmazsa tayin yaptırmak zorunda kalacağım. Şairin biri:

" Suretim gerçi güler amma, kalp gözüm kan ağlar." diyor.

Biliyor musun ben o kadarına da razıyım, ama onu bile beceremiyorum. Kalbim hep ağlıyor. Üstelik yüzüm de eskisi gibi gülmüyor. Hep bir gün ansızın çıkıp gelmeni düşlüyorum...

Günlerim okulda geçiyor. Son sınıflardan memnunum. Yalnız bir sınıf beni biraz üzüyor. Birkaç tane büyücek öğrenci var, okumaya pek niyetli değiller galiba. İlk derslerde dersi kaynatmaya çalıştılar. Ama ben de ağırlığımı koydum. Şimdi dersi dinlemeye çalışıyorlar. Bu en tembel sınıfım...

Faruk'un soyadı Y...... . İyi düşünmüşsün, teşekkür etmen memnun eder onları.

Geçen gün F........'nin annesini yolda gördüm. Sordu, ben de gider gitmez H.......'ye telefon ettiğini söyledim...


Vakit oldukça ilerledi. Evdekilerin uyumasını bekledim yazmak için. Sabah 7.30'da evden çıkmak zorundayım.

İkinci mektubunu aldığım gün, yani dün, Güzide teyzemden de mektup geldi anneme...

Bugün Ankara'dan, kardeşimden telgraf aldık. İki dersten geçmiş, üçüncünün sonucunu bekliyormuş. Birkaç güne kadar buraya gelecekmiş. Merak ettim, Ankara'daki karşılaşmanızdan bahsetmemişsin. Durum ne haldeydi, yazarsan sevinirim.

Demek abimiz Bursa'da çalışacak. Geçici bir görevle mi gitti? Yengen desene yine yalnız kaldı...

Arkadaşım 26 Ekim'de nişanlanacakmış... Ben de yanında olmayı çok isterdim , ama koşullar...

Kömür bol olunca tabi sobaları kurarsınız. Biz parasını yatırdık, sıraya girdik , odun ancak bu akşam geldi; kömür sıramız henüz gelmedi. Burada odun- kömür bulmakta sıkıntılar yaşanıyor... Mektupla biraz gönderiver, olmaz mı?

A..........ciğim, şimdi mektubuna ara vereceğim. Yarın sonucu bağlar öyle gönderirim. Saat 24.00 oldu. İyi geceler canım. Bu kafayla uyuyabilirsem çok iyi. Uykusuzluk büyük dert oldu bana. Şimdilik hoşça kal canım. Son olarak aklıma şu anda gelen bir sözle bitireyim bari...

"Kaf dağının ardında bile olsan yaşaman, yaşamam için sebeptir." Aynı şey senin için de geçerli değil mi sevgilim?


.................


Şu anda okulun kantinindeyiz.Israrımız üzerine , müzik öğretmeni arkadaş( yeni geldi) , bir şarkıya başladı. İnan ağlamak üzereyim:

"Bu gece son gecemiz, acı günler yakında..." diyor;

"At kadehi elinden bin parçaya bölünsün..." diyor. Ama ben onu değiştiriyorum. "Mutlu günler yakında..." değil mi canım ? Mutlu çok mutlu günlerimiz olacak gelecekte. İnanıyorum buna...

Şimdi de "Sen benim gönlümde açan son gülsün..." diye bir şarkıya başladı...

Birazdan okuldan çıkacağım, giderken postaya atarım, mektubunu. İlk fırsatta yine yazacağım. Sonsuz sevgiler, selamlar... Evdekilere de...

N..........

SEKSEN YEDİNCİ MEKTUP


18 EKİM 1975
ZONGULDAK
Cumartesi




Canım Sevgilim,

Senden ayrılalı, hemen hemen bu satırları yazmaya başladığım şu anda , bir haftaya yaklaşıyor. Ama sensiz geçen bu hafta, bana sanki bir asır gibi gelmeye başladı. Bu ayrılık bana iyice zor gelmeye başladı. Ve önümüzdeki zamanda, bile bile, yine uzun bir süre ayrı kalacağımızı düşünmek beni rahatsız ediyor. Ama başka çaresi de yok görünüyor! Katlanmaya çalışacağız.

Şimdi yanımda bir misafirim var. Onunla beraber yazıyoruz bu mektubu. Az önce birlikte nişan resimlerine de baktık onunla. Kim biliyor musun ? Ö....., şimdi de sürünmeye başladı. Evin her tarafını geziyor...

Evet sevgilim, pazar akşamı geldim, pazartesi günü işe gittim. Bir türlü vakit geçmek bilmedi. Velhasıl hafta sonunu getirdim, ama gel bana sor! Aklım fikrim hep seninle meşgul. Hep seni düşünüyorum, beraberliğimizi düşünüyorum ... İleride kuracağımız yuvamızı düşünüyorum.

Yuvamızda tatlı günlerimiz olacak, çocuklarımız olacak... Kızımızın sana benzemesini isterim. Bir ömür boyu birlikte günlerimiz neşe içinde geçmeli. İşte böyle hayatım. Bu ayrılıklar bizi yine üzecek, fakat bizi birbirimize daha fazla yaklaştıracak. Bölünmez bir bütün yapacak.

Ve nihayet bu ayrılıkların sonunda hedefe varacağız. Mutluluğa giden yol , bütün yokuşları aşılmış, engebeler geçilmiş ve önümüzde dümdüz bir şerit halinde uzanacak. Ve biz mutluluğu , bir şaraba yahut rakıya benzetirsek , kadehleri bir dikişte değil, yavaş yavaş , sindire sindire içecek ve mutluluğu o şekilde tadacağız sevgilim.

Evet sevgilim, bu sana hafta içinde yazdığım ikinci mektubum. Hayatım birbirimize özlemimizi ancak bu şekilde giderebileceğiz. Onun için geciktirme vs. olmasın. İkimiz de mektuplarımıza hemen cevap yazalım. Dolayısıyla her hafta senin ve benim mektuplarımız aynı anda elimize geçsin.

Mektubunu, beklediğim mektubunu dün akşam aldım. Okuya okuya eskittim, inanır mısın ? Sana geçen mektubumda hasta olduğumu yazmıştım. Şimdi oldukça iyiyim. Ama yine de tedaviye devam ediyorum. Doktor birtakım ilaçlar yazdı, ama bir şey bildiği yok. Çok cahilmiş doktor! Halbuki benim hastalığımın bir tek ilacı var, o da sensin hayatım...

..........


Beni yakından tanıyanlar bende bir değişiklik olduğunu söylüyorlar .

Evet sevgilim , evet ben çok değiştim... Bambaşka bir insan oldum. Hani bazen şarkılarda, türkülerde anlamlı sözler vardır. Bir tanesi:

"Yaşamanın gayesini seni sevince anladım." der.

İşte ben de yaşamanın gayesini seni sevince anladım diyorum. İnan otobüs kalkarken bana pek zor gelmedi ayrılık... Ne bileyim gittiğime pek inanmıyordum çünkü. Ama o garajdan dışarı çıkınca bir hüzün çöktü içime... Hani birisi bir şey dese ağlayacaktım. Öyle camın kenarında dalmışım.

Neyse hayatım, şu mektubunu bir daha okuyayım da , yazmaya ondan sonra devam ederim.

Evet sevgilim , bu ayın sonunda Ankara'dayım. İmtihan için. O yazdıkların aynen benim aklımdan geçiyor. Ben bu sefer Gülhane Hastanesine gidip teyzen ve eniştenle tanışacağım. Şu askerlik Elazığ'a çıksa ne güzel olurdu...

"Bir gece ansızın gelebilirim. Beni bekliyorsan uyumamışsan, sevinçten kapında ölebilirim."

Yani hazırlıklı ol. Her an beni karşında görebilirsin. Bu duruma kendini alıştır. Tamam mı tatlım. Gerçi ilk gelişim biraz geç oldu. Epeyce eziyet çektik. Ve kendi kendime hala kızıyorum. Bundan sonra böyle olmaz, olmayacak. O sıra işe yeni başlamıştım. Hakkım olmadığı halde çok izin kullanmıştım.

Sevgilim senden bir ricam var. Gerçi sen bunu ikimiz adına yapmışsındır, ama bir de ben teşekkür etmek isterim, dostluklarına... Faruk'un soyadını bana yaz.

Satırlarıma istemeyerek son verirken annemin babamın ve diğer aile bireylerinin sana ve ailene çok çok selamları var. Abim çarşamba günü Bursa'ya iş için görevli gitti. Eğer arkadaşının nişan yerini bilse idik onu ikimizin temsilcisi olarak nişana gönderirdik. Hayatım, en iyi günler senin olsun.

A..........

Not: Kardeşin okula başlamıştır. Onu benim yerime tebrik ediver. Başarılar dile, oldu mu canım? Tabii sana da yeni öğretim yılında başarılar dilerim.( Yazdıkça mürekkebin rengi değişmiş.)

25 Ocak 2010 Pazartesi

SEKSEN ALTINCI MEKTUP


13 EKİM 1975
ZONGULDAK


Canım Sevgilim,

Satırlarıma en güzel günlerin senin olması dileğiyle başlıyorum. Senden ayrıldıktan sonra yolculuk oldukça huzursuz geçti. 15 saat üzerine Ankara'ya vardık. Her zaman 12 saatte giden arabalar nedense bu kez 15 saatte gidebildi.

İşte kısa bir zaman aralığından sonra hasret yine başladı. Arabada ilk anlar devamlı yanımdakinin sen olduğunu zannediyordum. Sana bir hafta süresince o kadar alıştım ki... İşte bu nedenle bu ayrılık benim için oldukça zor olacak. Şimdiden beni mahsunlaştırdı.

Ve şimdi oldukça şiddetli gribim. Bugün doktora gittim. Hem de iki ayrı doktora... Bir sürü ilaç , şurup, hap vs. verdiler. Şimdi kullanmaya başladım.

Ankara'da N..... ' a uğradım, evdeydi. 1,5 - 2 saat Kadar oturdum onlarla. Sonra ayrıldım oradan. Terminale geldim, bir müddet bekledikten sonra Zonguldak otobüsüne bindim.

Evet sevgilim, işte böyle. Elazığ'dan buraya geldim. Karacaoğlan'ın:

" Kıştan geldim güneşle birden dağlandı gönül
Çukurova'da odlar gibi dağlandı gönül"

demesi gibi ... Ben de yazdan kışa geldim. Burası oldukça soğuk. Bizimkiler soba kurmuşlar, şimdi yanımda soba yanıyor. Aksırıyorum, öksürüyorum. Ve üzerimdeki melaneti atmaya çalışıyorum. Ama nafile bir türlü gitmek bilmiyor. Birkaç gün tedaviye devam edeceğim.

Akşam saat onda buraya geldim. Tabii oy da yattı, seçimi de kaybettik...

Bugün H......'ye telefon ettim, konuştuk; ona annesinin dediklerini ilettim.

Ben şimdi Ankara'ya gideceğim. Mehmet Beyi bulacağım. Ve diyeceğim ki " Bak arkadaş benim 4 aydan sonra taayinimi Elazığ'a çıkarttır. Forsunu kullan , biz evleneceğiz! " diyeceğim.(şaka şaka) .

Ben evliliği Temmuz 976 olarak düşünüyordum, ama şimdi Mart 976 olarak düşünmeye başladım. Sanki şu askerlik 4 ay olsaydı ne olurdu? Gel de kızma, sinirlenme. Hiç değilse ayrılık bu kadar uzun sürmezdi. Bu sefer bambaşka oldu sevgilim.

Hayatım, insan bir yere alışıncaya kadar oldukça zorluk çeker. Buna intibak da denir. Şimdi sen öğretmenlik mesleğine birden bire intibak edebildin mi? Sen ve ben işte böyle bir intibak devresi geçirdik sevgilim.

Sen benim kalbimdesin, kalbime girip yerleştin. Kendine oldukça sağlam bir yer buldun. Senin ordan çıkıp gitmen düşünülemeyecek şeyler. Orası öyle bir yer ki orada ancak sana yer var. Senden başkası orada yer bulamaz. Sen de oradan çıkarsan eğer, bu düşünülmeyecek bir şey, o zaman deprem olduğunda binalar nasıl çökerse, yerle bir olursa ben de tıpkı onlar gibi sarsıntıya tahammül edemem. Çökerim, yok olurum. Devamlı benimlesin; çarşıda, pazarda, sokakta, şurda, burda...

Ve sen beni bütünleyensin...

...............

Hele o günlerin geçmesini hiç mi hiç istemezdim, istemiyordum. Ama bir yerde gerçekçi olmak gerekir değil mi? Sen, evet sevgilim sen, alınyazım, kaderimsin, sevgilimsin, aşkımsın; yakın bir gelecekte yuvamın kadını, çocuklarımın annesisin. Bahçemde bağımsın, yürürken hayalimsin. Çalışırken işimsin... Sen benim her şeyimsin. Her şeyim... Her şey seninle güzelleşiyor, yüceleşiyor. Sensiz bir hayat düşünemiyorum. Sen hayatıma bir yön verdin, beni düşünceli bir insan yaptın. Beni kalbi hasta , senin için yanıp tutuşan ve sızlayan bir insan yaptın.
Nişandan sonra istemeyerek sana çektirdiklerim için özür dilerim. Bundan sonra inan öyle olmayacak.

Satırlarımı sonlarken anneme, babama , M.....'e ve H.....'e selamlarımı ilet.

Sevgiler...

A........

SEKSEN BEŞİNCİ MEKTUP


12 EKİM 1975
Elazığ-Pazar



Canım, Biricik Sevgilim,

Sana olan özlemimi bilmem bu satırlarla dile getirebilecek miyim? Öyle güzel, öyle alışılmışın dışında günler geçirdik ki şu anda büyük bir boşluk içine düşmüş gibiyim. Burada hiçbir değişiklik yok. Her şey olduğu yerde duruyor. Yok olan sensin... Arıyorum, özlüyorum. Özlemim sonsuz, sevgim sınırsız...

"Nasıl geçti habersiz...." diyor şu an teyip... "Ben hala o günleri ararsam yaşıyorum, sanki mutluluğumuz geri gelecek gibi. Hala güzelliğini kalbimde taşıyorum, dalından koparılmış beyaz bir çiçek gibi..."

"O ağacın altını...." diye başladı şimdi de... Ve ben de yazmak , hep yazmak istiyorum. Seninle öylesine doluyum ki sorma... Bilmem bu sefer dayanabilecek miyiz bu uzun ayrılığa? Bu sefer başka, hiç böyle olmamıştı! Buradaki bütün eşyalar söz birliği etmişçesine senin adını tekrarlıyor bana. Gördüğüm her yerde , her şeyde sen varsın. Seni görüyor, duyduğum her şarkıda seni dinliyorum.

Rüya mı diyorum, bütün o güzel günler rüya mıydı , diyorum kendime... Ama sana rüya diyemem, senden uyanamam ki... Nerede olursan ol, seninleyim ben sanki...

Ne başladı şimdi de, bak...

" Şarkım, türküm, gazelim sensin inan sevgilim... Alım , yeşilim, sarım yazım, kışım, baharım; son aşkım, ilk göz ağrım sensin inan sevgilim."

sanki benim duyguları , duygularımı anlatıyor.

Seni yolcu etmek öyle güç geldi ki bana... Sana koşmamak için zor tuttum kendimi. Sanki bir parçamı alıp götürdü uzaklaşan otobüs.
Öyle çaresiz kalakaldım, bütün insanlar yok oldu, sadece sen vardın düşüncemde...

...........


Ara vermek zorunda kaldım. Yine karşı karşıyayız. Saat 13.30 . Selda başladı, beni deli edercesine...

" Sivas ellerinde sazım çalınır, yarden ayrılmışam bağrım delinir, Katip arzuhalim yaz, yare söyle..."

diyor. Ben de arzuhalimi sana anlatmaya çalışıyorum. Anlarsın beni çünkü senin de aynı duyguları paylaştığını biliyorum.

Yolculuğun nasıl geçti? İnşallah otobüsteki ufaklıklar sesleriyle seni rahatsız etmemişlerdir. Ama bu seslere alışmamız gerekir değil mi? Gerçi sen Ö.......'den bilirsin, alışkınsındır çocuk sesine... İlerde bu konuda bana yardımcı olacağına inanıyorum...

Sanırım şu sıra Ankara'dasın. N........larda mısın? Görmek isterdim , ikinizi bir arada...

.............


Bir zaman yine ara vermek zorunda kaldım. H.......... lerdeyim, yan apartmanlarından bir komşusu geldi misafirliğe. Onlarla sohbet ettik biraz. Şimdi yine karşı karşıyayız. Bir dakika, şu bandı değiştireyim.

" Doymadım sana, ağlarım ah ederek yana yana... Geç buldum, çabuk kaybettim; hicran oldu hayat bana... Ahhh aldı felek, çaresi yok; acısı azap bana..."

Güzel şarkı değil mi? Şimdi de:

"Bir dünya yarattım yalnız ikimiz için..."

diyor. Bu mektup böyle olacak, başka türlü olmasına da olanak yok galiba. Aynı ortamda , birlikte dinlediğimiz şarkıları yeniden dinliyorum, dünü düşünerek...

Dün H........ ile ikimiz sinemaya gittik. Sana söylemiştim ya, pek önermemiştin. Tamer Yiğit ile Semra Sar baş rollerdeydi. Çok eski bir filmdi. Sonunu seyretmeden çıktık zaten. Olmaz mı yani? Ne tuhaf tuhaf bakıyorsun ? Vallahi seyrettik bir kısmını1..

Dün akşam H........lerde kaldım. Saat 22.30 sıralarında zil çaldı. Çok korktuk... Açalım mı açmıyalım mı diye düşündükten sonra "Kim o? " diyerek açtık. Gelen ev sahibinin kızıymış. Telofondan aradıklarını haber vermeye gelmiş. Ben kapı çalınca bir an, sen gitmekten vazgeçip geri geldin , diye düşündüm. Hani sen otobüsten belki inerim, demiştin ya, o geldi aklıma. Telefon endişe yarattı bizde. Ama arkadaşımın annesigil Bandırma'dan arıyorlarmış, öğrenince rahatladık.

Şu anda:

" Tadı yok sensiz geçen ne baharın ne yazın... Kalmadı tesellisi ne şarkının ne sazın..."
başladı.

Sevgilim teyzemlere kardeşimle birlikte isterseniz uğrayın. Bu kağıt da bitecek. Yazsam bu gidişle kağıt yetişmeyecek. Eve gitmeden bitirmek istiyorum. Şu anda tek düşüncem senden gelecek mektup. Bu bir hafta nasıl geçer bilmem...

Yarın son sınıflarla savaşım var. Bakalım ne yapacağım. Bu sıra gazetelerde "Şehit Öğretmen" başlıklı bir yazıya rastlayabilirsin!? Olur mu olur. Önce onlara şöyle sert bir hoca rolü oynamam gerekli.

Sayfa bitiyor...

" Bu kadar yürekten çağırma beni, bir gece ansızın gelebilirim."

diye feryat ediyor sanatçı...

Evdekilere selamlar, arkadaşım da selam gönderiyor.Kucak dolusu sevgiler sana da benden...

N.........'in.


Not: Biraz önce okuldan geldim. Her şey çok normal. Öğrencilerimle iyi anlaştık şimdilik. Postanedeyim. Tekrar selamlar...
N............

SEKSEN DÖRDÜNCÜ MEKTUP


21 EYLÜL 1975
ZONGULDAK

Canım Sevgilim,

Hatırladığıma göre son mektubumu da böyle bir pazar günü yazmışım. Günler ne çabuk geçip gidiyor. İşte şöyle böyle 1,5 ay sonra Vatani Görevi yapmak üzere buradan ayrılacağım.
Dün, yine Elazığ'dan mezun ve aynı zamanda 4 ay askerliğini yapan bir arkadaşı gördüm.İzine gelmiş, birlikte zaman geçirdik .

İşte böyle, demek H.... İnşaat Mühendisi olacak, buna çok sevindim.
H........'in bu işi başaracağına inanıyorum. Benim yerime tebrik ediver.
Yalnız başarılı olması için şimdiye kadarki çalıştıklarının iki misli ve daha randımanlı çalışması gerekecek.

Sevgilim , bu bayram oradayım. Onun için tatlıları vs. hazırla... Nişanlandıktan sonra ilk defa uzun bir müddet beraber olacağımız için şimdiden heyecanlanıyorum. Tabii içimde tarifi imkansız bir sıkıntı da var. Valla aklı başında bir insan olduğumu sanırdım. Bu gidişle liselileri bile geride bırakacağız herhalde...

Vallahi aklıma geçen seneki, ramazan geldiğinde devamlı, o meşhur günü hatırlıyorum! Eğer birisi gelip bu şekilde anlatsa hemen , saçmalıyorsun, derim. Meğer ben neler de yapar mışım! Pardon, herhalde biraz fazla kasıldık...

Evet sevgilim, bırakalım bunları. Hatırlıyor musun bilmem... Hani bir zamanlar , benim için nişan problem değil, ondan sonrası benim için problemin büyüğü, demiştim . Sen ise , hele bir nişanlanalım , bunu ondan sonra düşünürüz, demiştin. Şimdi görüyorsun , nasıl problemler yaşıyoruz.

Ecevit'e bu yüzden kızıyorum, herkesi 4 ay asker yaptı, bize 18 ay... O yüzden kendisini bu sabah 8'de karşılamaya gitmedim! Ama yine de sandık başına gidip oyumu onun lehine kullanacağım.

Sevgilim, biliyorsun bizdeki atamaları. Şimdi ikinci 26 kişilik liste geldi, yayınlanacak. Ve nişanlın da Afşin- Elbistan'a , sürgün gidecek(ŞAKA) .
Yalnız sürülenler devamlı oraya gönderiliyor da...

Sahi, mektubun arasından bir TEST çıktı. Nedir o test, kaç tanesine EVET cevabını verdin?

Mektubunun bir yerinde "Zaman zaman canım sıkılınca yaşamaktan bıktım diye düşünüyordum ! " diye yazmışsın. Vallahi tebrikler, insan hiç bu yaşta yaşamaktan bıkar mı? Halbuki ben de bıkmadım ama , arada sırada şöyle bir 5 veya 10 dakika canım ölmek istiyor...

Pes doğrusu, 90 yaşına giren bir adam , keşke biraz daha yaşasam , diyor. Eğer bu yaşadığımız hayat, ne olursa olsun, yine de yaşamaya değer. Bunu böyle kabul etmek gerekir. Daha önümüzde koskocaman güzel bir ömür var.

Desene ablan yakına geldi. Annene geçmiş olsun dileklerimi iletirsen sevinirim. Diş gerçekten hassas bir konu. Ve bizim memlekette halkın % 85'inin bu derdi olduğunu söylüyordu, bir yetkili.

Şimdilik satırlarıma istemeyerek burada son verirken tüm mutlulukların ve en iyi günlerin senin ve ailenin olması en büyük dileğimdir. Bizim ailenin sizin aileye selamını iletirsen sevinirim.

A.........


Not: Mektubunu çabuk yaz, ben burdan ayrılmadan beni bulsun...

...................


Sana şimdi olan bir şeyi nakledeyim. Zarfı kapattım. Mektubun üzerini yazıyordum.Gönderen hanesini yazdım. Radyo başladı bizim şarkıyı söylemeye....

RÜYALAR GERÇEK OLSA
SENİ HER GÜN GÖRÜRDÜM...

Zarfı yırtıp sana bunu yazmak içimden geldi. Fakat evde başka zarf olmadığı için vazgeçtim. Ama nafile! Bu sefer de adresini yanlış yazdım. Sonra da gidip yeni zarf aldım...
İşte böyle... Sevgiler....

24 Ocak 2010 Pazar

SEKSEN ÜÇÜNCÜ MEKTUP



14 EYLÜL 1975
ELAZIĞ





Sevgili A........'im,

Önce kalem için özür dileyeyim. Hemen arkasından da sevineceğini umduğum müjdeli bir haber vereyim. Biz çok sevindik. Kardeşim H..... Elazığ İnşaat Müh. Bölümünü kazandı. En yüksek puanı 438; en düşüğü de 400.

Öyle seviniyor ki sorma. Tam benim idealim diyip duruyor. "Artık A...... Eniştem'le de meslektaş olacağız." diyor. Burayı kazanması bizler için de iyi oldu. Hem madden hem de manen sıkıntı çekmemiş oluruz, gözümüzün önünde olur.

Mektubunu dün aldım. Bugün pazar, eylül sınavlarımız yarın başlıyor.

Nasılsın, umarım iyisindir. Benim günlerim bazen neşeli bazen de karamsar bir şekilde geçiyor. Aslına bakarsan günler geçmek bilmiyor ya da bana öyle geliyor! Fakat şöyle bir geriye bakınca da yılların çok çabuk geçtiğini farkediyor insan... Hatırlarsın, geçen yıl ramazanın ilk günü yaşantımızın en heyecanlı, en güzel, o derecede de mutlu olduğumuzu hissettiğimiz bir günü idi. Aradan tam bir yıl geçmiş, görüyorsun. Kim bilir daha nice yılları geride bırakacağız.

Biliyor musun şimdi tek dileğim bayramın bir an önce gelmesi! Bugüne değin inan hiçbir bayramın erken gelmesini , bu denli istememiştim...
Şu anda kulağıma güzel bir müzik sesi geliyor.

" Dertli ne ağlayıp gezersin burda
Ağlatırsa mevlam yine güldürür..."

Paylaşmak istedim...

Lice' de meydana gelen depreme çok üzüldük. Deprem Elazığ' ı da oldukça sarstı... Ben koltukta kitap okuyordum o an. Oturduğum koltuk inan iki yana epey sallandı. Hani canım sıkılınca , yaşamaktan bıktım diye düşünüyordum, ama o an hiç de öyle olmadığını anladım. Herkesle birlikte soluğu bahçede aldım! Çok da korktum, can tatlıymış...

İzmir ve Lice depremini karşılaştırıyorsun. Aynı şiddette ama hasar çok farklı , diyorsun. Bu çok normal değil mi? İzmir'e ya da Batı'ya harcanan paranın çok azı Lice'ye de ayrılmış olsaydı bu kadar insan belki de ölmeyecekti... Kayaların dibinde, bazıları kayalara zincirle bağlı evlerden daha fazlasını beklemek haksızlık olur. Zavallı Doğu Bölgemiz!.. Unutulmuş insanlarımız... Maalesef bu durum , politikacılarımızın aklına ancak seçimden seçime geliyor. Sonuç da böyle oluyor. Yazık!

Kardeşim N........'ın ne zaman oraya geleceği henüz belli değil. Eylül sınavları 25'inde başlıyor . Ondan sonra gelebileceğini sanmıyorum. Yine gelirse bayram sonrası tatillerin birinde olur ki sana bildiririm.
O da çalışmaya başladı. Malatya Kara Yollarında, tatil süresince...Sürveyan mı ne diyorlar yaptığı işe. Fazla işi yokmuş, ders de çalışabiliyormuş. Ankara'ya gitmesine de az kaldı. Ankara Hukuk'ta sınav dönemi başlayacak yakında.

Sizinkiler nasıl, sevgi ve selamlarımı ilet. Bizimkiler de iyi. Babam çalışıyor. Annem dişlerini yaptırıyor. Bu da oldukça sarstı annemi, çok da ağrıyormuş. Ablamın tayini Namık Kemal İlkokuluna oldu. Aile Parkının hemen arkası.. Güzel bir okul, sanırım rahat eder.

Başka, başka da yazacak yok sanırım. Sonlarken en güzel günlerin senin olmasını dilerim. Mektubunu geciktirmezsen sevinirim...

Selamlar, Sevgiler ...

N........

SEKSEN İKİNCİ MEKTUP



7 EYLÜL 1975
ZONGULDAK



Sevgilim,

Satırlarıma tüm mutlulukların senin olmasını dileyerek başlıyorum. Mektubundan, birtakım yan etkilerin moralin üzerinde olumsuzluklar yarattığı anlaşılıyor. Öyle bir dönemde yaşıyoruz ki etkilenmemek olanaksız.

Bazen doğanın kendine ait kuralları vardır. Bu durumlar karşısında insanın elinden hiçbir şey gelmiyor. İnsanların bazıları yaşları itibariyle bunları daha metanetle karşılayabiliyor. Bir kısmı da henüz karşılayamıyor. Bizim yaşımızdakilerin de ölümü daha olgun bir durum içinde karşılaması gerekir.

Namık Kemal mi , Ziya Paşa mı hatırlayamayacağım , şöyle demiş:

"Yağmur yerine dür-ü güher yağsa semadan
Bahtsız olanın bağına bir katresi düşmez"

İşte bu bahtsız insanlar için çok şey söylemek geliyor içimden...

Şimdi dün akşamki deprem felaketi, birinci konu. TV'de 1970'ten sonraki depremleri saydı spiker... Ve o zaman anladım ki Doğu bölgemiz geri bırakılmışlıktan nasibini aldığı kadar , doğal felaketlerden de alıyor.

Hemen hemen İzmir'de olan depremle Diyarbakır , Lice'de olan depremlerin şiddeti aynı. İzmir'de 2 kişi ölürken Lice'de 1000 küsür kişi gidiyor. Bu arada sizlere de büyük geçmiş olsun. Az da olsa Elazığ'ı da sarstı bu deprem..

Sevgilim önerini kabul ediyorum, ramazanda 15 gün sen, 15 gün de ben oruç tutacağım. Anlaştık mı?

Valla bu Elazığ şehri ne biçim bir kent oldu , anlamadım. Bütün vukuatlar oradan çıkıyor. Sana benden tavsiye, öyle anlı şanlı bir adam geleceği zaman şehre falan inme... Yoksa kim vurduya gitmek var işin ucunda!

Eee nasıl gidiyor işler, sen hamaratsındır, bilirim. Şimdi bütün işleri bitirmişsindir ve dolayısıyla en kısa zamanda evlenebiliriz.

Kasımda askere gitmem şu anda % 80 ihtimal. Eğitim, yani talebelik 4 ay (ydsb), ondan sonra ver elini teğmenlik...

Ne sarar değil mi? Artık hiçbir engel kalmıyor ikimiz için... Hattızatında bizim şimdiye kadar evlenmemiz gerekirdi ya! Temmuz önerimi pek ciddiye almamandan böyle oldu. Gerçi o zaman ben de pek inanamıyordum ama....

Sevgilim, bugünlerde puanlar gelmeye başladı. H........ kaç puan aldı? Bana kalırsa 500 puanın altında puan aldıysa hava! Geçen seneyle bu sene arasında tam 100 puan fark var.

Aklıma yazacak başka bir şey gelmiyor. Satırlarıma son verirken sana ve ailene selamlar... Cevabını bekliyorum.

A............

Not: N.......buraya geleceği zaman bana haber versin, onu karşılayayım.
Sevgiler...

SEKSEN BİRİNCİ MEKTUP


29 AĞUSTOS 1975
Elazığ

Sevgili A........ ,

Mektubunu bugün alır almaz hemen yanıtlamaya başladım. Mektup yazmak için ortam oldukça uygun, ama bu kez de benim başım feci şekilde ağrıyor. Son günlerde gözlerimi oldukça yordum sanırım. Bir süre okumaya ara versem iyi olacak. Aslında buna biraz da dün arkadaşıma yazdığım mektup neden oldu.

Mektubunu alalı epeyce zaman geçmişti. Ama bir türlü E......'ye cevap yazmaya elim gitmedi. Böyle şeyleri hiç beceremem, oysa yazmam gerekiyodu. Onu teselli etmem gerekiyordu. Bunu biliyordum da nasıl yapabileceğimi kestiremiyordum. Hani sözün bittiği durum vardır ya , işte o haldeydim.

E......'yi Samsun'dan hatırlarsın, tanıştırmıştım sizi... Lise ikinci sınıfa giden , 17 yaşındaki erkek kardeşi, aniden menenjitten ölmüş. Dün mektubu yazdım, ama hala başım zonkluyor... Sabır dilemekten başka elimizden bir şey gelmemesi ne kötü... O acının içindeyken bizi kutluyor, sana da selamlarını gönderiyor biliyor musun?

Vallahi çok üzdü bu olay beni. Gencecik çocuk. Hasta falan da değilmiş. 15 gün içinde oluvermiş hepsi... Neyse bu konuyu kapatayım, seni de üzdüm. Mektubuna böyle başlamayı hiç istemezdim ama oldu bir kere.

Kalem için kusura bakmazsın değil mi? Evde mürekkep bitmiş.

Askerliğin kasıma kalmasına sevindim. Umarım bir aksilik olmaz. Geriye atarlarsa işler karışır. Mektuba bugün başlamakla iyi etmedim galiba. Başımın ağrısından zihnimi toplayamıyorum. Bıraksam da gecikecek.
İlk dört ay Ankara'da olacağına sevindim. Şimdiden bildiriyorlar mı?


...............



2 Ağustos:


Dört gün aradan sonra yine karşı karşıyayız. Dedim ya kalınca kalıyor. Mektubunu yazarken H....... ile F...... geldi. Bırakmak zorunda kaldım.

Biraz sonra çarşıya gideceğim, acele yazmalıyım. Vallahi evlilik maceralarını anlatıyorlar da gözüm korktu. Daha önce yazmıştım, biri Tokatlı, diğeri Bandırmalı... Eşyaların bir kısmını da Bursa- İnegöl'den almışlar. Üç yerden hareket eden eşyalar Elazığ'da toplandı. Oldukça yorulmuşlar.

Ramazan Bayramında gelmek istemene sevindim. Artık bu ramazanda evdesin, bakalım oruçla aran nasıl? Biliyor musun ben yine tutma niyetindeyim. İstersen 15 gün sen , 15 gün ben bir ayı birlikte tamamlayalım. Hoşuna gitti bakıyorum!

Gazetelerden de okuyoruz. Siyasi kayırmalar maalesef yapılıyor. Partizanca davranıyorlar, ama hak etmeden gelinen yerde ne kadar başarılı olurlar ki? Orası meçhul... Burada da birçok görev değişiklikleri oldu. Bir iki yıllık öğretmenler müdür oluyor. Edebiyat öğretmenim vardı liseden, bir okulda müdürdü. Onu da açığa alıyorlar, öğretmenliğine son vermeleri gündeme gelmiş de vali imzalamamış diyorlar. Hepsi bir yer kapma sevdasında. Sonra iktidar değişecek bunlar gidecek başkaları gelecek. Siyaseten gelen, siyaseten gidecek. Bu kısır döngü nereye kadar sürecek? Nice değerli insan bu arada heder olacak. Yazık değil mi bu ülkeye!..

Daldık gevezeliğe, neredeyse otobüs gelecek. Henüz hazırlanmadım bile... Evdekilerin hepinize selamı var. Ben de tümünüze iyi dileklerimi gönderiyorum..

Mektubunu bekliyorum. Selamlar...

N.......

23 Ocak 2010 Cumartesi

SEKSENİNCİ MEKTUP


24 AĞUSTOS 1975
ZONGULDAK

Sevgilim,

Evde kimsenin olmadığı bir pazar günü , her şeyden önce, bu satırlarımı böyle bir kağıda yazdığım için özür dileyerek, başlamak istiyorum. Bu sıra bir uyuşukluk, bir tembellik var bende. Gidip bakkaldan kağıt almak zor geldi...

Sana göre kısa, bana göre uzun bir süreden sonra yine karşı karşıyayız. Haftanın en güzel şarkılarını dinleyerek yazıyorum mektubunu... Bundan bir şarkı sonrasını senin için; 3 şarkı sonrasını da kendim için tuttum. Ne çıkarsa şansımıza...

Evet sevgilim, gelelim senin mektubuna... Birtakım şeyleri çok güzel dile getirmişsin. Ben de bütün girişimlerimin başarısız kaldığını nasıl yazsam diye düşünüyordum...

Benim tecil için önümdeki yollar yarı yarıya kapanmıştı. Ve arkadaşlar arasında evli bekar ayırdetmeksizin yaptığım nabız yoklamaları , bir an önce askere gitmem ve evliliği askere gittikten sonra düşünmem doğrultusundaydı. Bu psikolojik baskı altında onlar ve sen gibi düşünmeye başladım. Öyle tahmin ediyorum ki bu kasım ayında askere alınmam oldukça kuvvetli... Askere gitmeyi ben de çok istiyorum. Çünkü bir an evvel gidip gelmek en doğrusu olacak.

Bak, dinle şarkını...

" Ağlarım, inlerim bitmez kederim. Ben böyle hayata hayat mı derim. Gündüzüm ayrı dert , gecem bir başka... Ne kadar mutluydum , düşmeden aşka..."

diyip devam ediyor, dinliyorsun değil mi?

Dün saat 16.00'da bizim komşunun oğlunun nikahı oldu. Görecektin tantanayı... Millet sırasını savıyor. Sanki ne olurdu şu askerlik 4 ay olsaydı...

İşte bu nedenle çok kızıyorum ECEVİT'e! Hekese bu hakkı tanımadığı ve eşitlik ilkesine ve Anayasaya aykırı hareket ettiği için... Bu yüzden çok çok çok çoookkk kızıyorum DEMİREL'e bu hak bize de tanınmıştı , senatoda bu hakkımızı elimizden aldığı için...

Ve işte benim şarkımı dinleyelim gel, beraberce...

"Bu gece son gecemiz, acı günler yakında. Bir ömür böyle geçti, olamadık farkında. At kadehi elinden bin parçaya bölünsün . Dökülsün meyler yere hatıralar sürülsün.Dolu dolu içerdik kadehlerle aşkı biz. Güneş bize doğardı, ne mutluyduk ikimiz..."

Şarkılar devam etsin, biz de yazmaya devam edeyim...

Şu resimlere bir daha bakmak geldi içimden. Bakıyorum hepiniz gülüyorsunuz ; sen, ablan, annen ve arkadaşın... Güzel bir tablo, demek ki o zaman oldukça iyiymişsiniz. İkinci resme bakıyorum, sen uyuyorsun, arkadaşın uyumuyor. Bu resimleri bu mektupta göndermiyorum. Ancak bundan sonraki mektupta gönderirim.

İşte sevgilim askerlik sorunu böyle, ben oluruna bıraktım. Bu durumda kasımda askerim % 70 ihtimal... 4Aay okul devresini bitirdikten sonra kurra çekeceğiz. Ve bu kurrayı Elazığ'a çekiyor muyum ! Bak o zaman tantanayı...Ne sarar bu işler o zaman değil mi? Neyse öğrencilik devresini Ankara'da geçireceğiz. Nasıl olsa kardeşin orada, evlerini de biliyorum. Ha aklıma geldi, mektubunda N.......'ın imtihan dönüşü buraya geleceğini yazmışsın. Gelirse çok iyi olur, onun için de bir değişiklik olur. Gelir bir müddet kalır. Çok memnun oluruz.

Bizimkileri soruyorsun. Annem iyi ama , yengem 1,5 aydır burada yok, bütün işler ona kaldı senin anlayacağın. Babam ara sıra Ereğli'ye , Amasra'ya gidiyor, bugün burada idi. Abim beni bugün Amasra'da bekliyordu, ona da yalancı çıktık. Senelik izninde... Şöyle 12 günden beri o da Amasra'da. S......... şimdi denize gitti, genelde çalışıp duruyor. Bana: "Çabuk evlen de sıra bana gelsin!" diye söylenip duruyor. R....... ise şu anda staj yapıyor. O da iki ay sonra çalışmaya başlayacak. S....... çok yaramazlık yapıyor. Şimdi yine geldi, harçlığını aldı gitti. Yengem ise 1,5 aydır burada yok. Amasra'da tatil yapıyor. Ö....... de onunla beraber... Sana geçen sefer yazmıştım. Amasra'ya gittiğimde beni hiç tanımadı. İşte bizim aile bu durumda.

Boş zamanlarımı , bilhassa akşamları bazen çok erken yatarak, bazen de kitap okuyarak geçiriyorum. Bazen sabahları da okuyorum. Yalnız roman değil okuduklarım. Bilmediklerimizi öğreniyoruz. Yahut da okuyarak büyüklerimizin bize yanlış öğrettiklerini düzeltiyoruz. Ve Milliyetçi Cephe'nin kollarını buraya da uzatmasını görüp üzülüyoruz.

Birçok arkadaşımızı görevden aldılar. Elbistan'a sürdüler, ya da kızağa aldılar... 22 Müdür, müdür yardımcısı, başmühendis şu anda görevinden alındı. Söylentiye göre 50 tanesinin daha görevden alınması bekleniyor. Çalışma hayatında huzur kalmadı. Siyaset memuriyet hayatına da girdi. İşte bu nedenle herkes huzursuz. Şu ana kadar bizim müdürlüğe bir zarar gelmedi, ama öyle tahmin ediyorum ki şu ikinci 50 kişilik listede belki piyango bizim müdürlüğe de vurabilir.

Demek ki sen Türkiye turunda gidebileceğimiz yerleri şimdiden ayarlamışsın. Her gittiğimiz yerde o havaliyi bilen birisinin olması iyi olur. Evlilik hazırlıklarına da başlamışsın, bu çok iyi bir haber..

Sevgilim ben bayramda Elazığ'a gelmeyi düşünüyorum, ne dersin? Ekimin dördünde gelsem, ayın onunda veya on birinde dönerim. Valla bu bizimki de acayip bir durum zaten. Buralarda nişanlı çiftleri gördükçe zaten moralim bozuluyor, kızıyorum. Ve sonra kendi kendime , kimseye kızmaya hakkım olmadığını, söylüyorum. Ve yaşantım kızgınlık vs. içinde monoton bir şekilde akıp gidiyor...

Elazığ'da yağışlardan şikayet ediyorsun. Burada da öyle... Perşembe, cuma yağmur yağdı. Cumartesi açıktı, bugün de açık... Ağustos ayında cumartesi, pazar günleri devamlı yağmur yağdı. Deniz mevsimi hemen hemen kapandı sayılır.

Satırlarımı sonlarken tüm ailene ; annene, babana, ablana, N.....'a, H......'e ve sana benim ve bizim ailenin selamı var.


A..........

Not: Mektuba çabuk cevap verirsin umarım...

22 Ocak 2010 Cuma

YETMİŞ DOKUZUNCU MEKTUP


16 AĞUSTOS 1975
Elazığ


Sevgili A......'im,

Bugün iki arkadaşıma tebrik telgrafı gönderdim. İkisinin de düğün davetiyeleri bugün geldi.

Biri Ülkü, sana bahsetmiştim, Ankara'daki arkadaşım... Bu akşam Adana'da nikahları olacak. Orada olmayı ne çok isterdim bilemezsin.

Diğeri de Hayriye, biliyorsun burada, okuldaki öğretmen arkadaşım. 18 Ağustos, Pazartesi günü, Bandırma'da , sonra da damadın memleketi Tokat- Niksar'da düğünleri olacak.

Senin sık sık tekrarladığın sözü ben de kendi kendime tekrarladım. Dediğin gibi bizler ne zaman dostlara böyle davetiyeler göndereceğiz ?

Düşün bir kere...

" N.......ile A......... nikah törenlerinde sizleri de aralarında görmekten........... "

Vallahi bana şaka gibi geliyor ama sen ekim diyince işler biraz ciddileşti galiba. Ben şimdiden nikah davetiyesine ne yazdıracağımızı düşünmeye başladım bile... Yooo gülmek yok. Gerçi bunlar teferruat, ama o telaşe içinde aceleye gelir. Oysa şanımıza layık bir davetiye olmalı değil mi? Şaka yaptım canım; şanda, şöhrette gözümüz yok ki...

Biliyor musun, ekimde olsun diyoruz, ama öyle olacağını pek sanmıyorum. Bir kere hazırlıklarımızı tamamlayamayız. Mart'ta olacak diye ağırdan almıştık. Kasımda gidersen
( şayet tecil ettiremezsen) o zaman daha önce düşündüğümüz gibi martta, nisanda yaparız. Yok marta kalırsa veya bir yıl geriye atılırsa askerlik, o zaman da kasım- aralık, en geç de ocakta , yani yeni yılda gerçekleştiririz bu işi.

Her şey iyi güzel de bir de benim tayin işim var. Kasımda evlendiğimizi düşünelim. Benim bir defaya mahsus eş durumundan tayin yaptırabilme hakkım var. İstediğim zamanda bu hakkımı kullanabilirim. Kullandım diyelim. Kasımda evlendik ve sen martta askere gittin. Ondan sonrası karışık işte...

Az değil , tam 18 ay! Ama sen kasımda gidersen, 4 ay sonra ben eş durumundan tayinimi senin gittiğin yere aldırırım. Askerliğin bitiminde, durumumuzu o andaki şartlara göre düzenleriz.

Benim tayin olmasa bile sen kısa bir müddet için orada çalışırdın. Sonra birlikte senin çalışmak istediğin yere ( Hakkari bile olsa...) tayinimi yaptırırdık. Senin de dediğin gibi her şeyi önceden düşünmek en iyisi. Sonradan başımıza iş açmaz.

Evet nişanlanmadan önce ayrılık çekiliyordu, nişanlandık güç geliyor bize. Sanırım A......'im evlenince çekilmez olur...

Bu konudaki görüşlerini yazarsan iyi olur. Kasımda gitmen hala geçerliyse bence tecil ettirme. Çünkü şimdi birkaç ay yine sıkıntı çekeriz, ama daha uzun ayrılıklara müsade etmemiş oluruz. Askerlik marta kalırsa en son çare senin 4 ayını beklemek olacak herhalde. Diyelim ki martta gittin o zaman da bekleyip 1976 Temmuz'unda ya da Ağustos'unda , bu zamanlar yaparız diyeceğim. Ama bu da uzun bir beklemeyi getirecek. Tam 1,5 yıl nişanlı kalmış olacağız.Hiç iyi değil ama dedim ya son çare bu olur herhalde...

Her şeyi açık açık yazdım. Sen de düşün bu konuda. Ondan sonra bir karara varırız. Hayırlısı artık. Elimizden başka bir şey gelmiyor.

Bak hayatım, benim için önemli olan evlendikten sonra birarada olmamız. Yoksa yer önemli değil. Birbirimizi sevdikten sonra Hakkari vaya başka bir yer farketmez ki... Yeter ki birlikte olalım. Senin de aynı şekilde düşündüğünden eminim. İşimize en uygun olan yerde bulunmamızdan daha doğal ne olabilir , değil mi?

Mektubunun cevabını geciktirdim ama istemeyerek oldu. Biliyorsun tatildeyiz, ev kalabalık . Şöyle yalnız kalabileceğim bir sırayı bekledim. Bugün bizimkiler sinemaya gittiler, ben de oturdum masa başına, başladım yazmaya...

Demek evlenince dünya turuna çıkacağız ( Bak az geldi Türkiye turu , yanlışlıkla dünya turu yazıverdim.)? Buna sevindim. Herhalde Adana'ya Ülkü'lere de gideriz birlikte. Bizi çok iyi karşılayacaklarından eminim. Gerçi Akdeniz gezisi sırasında Adana'yı pek sevmemiştim, ama seninle olunca değişir...

Şimdilik rahatlıkla gidebileceğimiz iki yerimiz var. Adana ve Bursa... Nilgül Bursa'dan şeftali getirmedi, ama çok güzel, hem de işimize yarayacak iki hediye getirdi. Bursa bıçağı ile Bursa havlusu... Anlayacağın yüz havlumuz ve ekmek bıçağımız da tamamlandı....

Biz hazırlıklarımızı kasım ya da aralıkta evlenecek şekilde tamamlayalım. Daha sonra askerlik durumuna göre ayarlarız.

Sana Nilgül ile bizim bahçede çektirdiğimiz resimlerden iki tanesini gönderiyorum, baktıktan sonra geri gönderirsin. Resimde de göreceksin senin yüzünden oldukça dalgın oldum... Artık ayakta da uyuyorum!

N....... da burada. Bir iki dersi var. Her gün bugün başlayacağım çalışmaya diyor, ama bir türlü de başlayamıyor. H...... , mezun oldu, şimdi üniversite sonuçlarını bekliyor. Bizler de günlük işlerle uğraşıp duruyoruz. Bizimkiler N.........'ın sınavlar için Ankara'ya geldiğinde, imtihan sonrası, size gelmesini istiyorlar. Hem sizleri ziyaret etmiş olur hem de onun için bir değişiklik olur diye düşünüyorlar.

Sizinkiler nasıl? S......., R..... ne yapıyorlar? Ö....... büyümüştür. S.......'ya cop cop selam söyle. Annen, baban, yengen, abin iyiler mi? Hepsine selam ve sevgilerimi ilet. Ayrıca bizimkilerin de selamları var.

Elazığ'da havalar aniden değişti. Artık bahçede oturamıyoruz. O eski sıcaklar yerini serin bir havaya bıraktı. Yakında soğuktan şikayet etmeye başlarız herhalde...

Bizim tatilde bitmek üzere. Eylül'ün 15'inden sonra sınavlar başlıyor. 1 Ekim'de de okullar açılacak. Tatil bitecek diye seviniyorum. İnsanın düzenli bir yaşantısının olması iyi oluyor.

Ehh artık son satırlarımı yazmaya başlasam iyi olur.En iyisi bir şiirle sonlayayım.


"BEYAZ EV
Gözlerimin önünde hep aynı beyaz ev
Her dağ yamacına kurduğum,
Beliren her su kenarında,
Pembe damlı, yeşil pancurlu, balkonlu.
Balkonuna tırmanan sarmaşık.
Gece , pencerelerinden sızacak ışık,
Kışın tütecek bacası...."


Ziya Osman Saba'nın bu şiirinin devamını yer kalmadığ için yazamıyorum.
Sevgiler... Mektubunu en kısa zamanda bekliyorum...

N...........

YETMİŞ SEKİZİNCİ MEKTUP


1 AĞUSTOS 1975
ZONGULDAK

Sevgili N...... ,

Kısa bir aradan sonra yine karşındayım.Haftanın bu ilk gününde sana iş yerinden sesleniyorum. Umarım iyisindir.Günlerin neşe içinde geçiyordur.

Bugün haftanın ilk günü . Derler ki "Yeni bir gün; yeni bir ümit, yeni bir ışık ve hedefe atılmış yeni bir adımdır."Biz de hedefe bir adım daha yaklaşıyoruz.

Ben bu güne biraz uyuşuk bir şekilde başlıyorum. Çünkü gece ikide yattım. Hani sana bahsetmiştim, bizim beşli bir arkadaş grubu vardı, diye... Dün akşam onlardan birinin nişanı vardı. Valla şu geçirdiğim üç gün belki de hayatımın en hareketli günleriydi. Gerçi hareketli olmasına hareketli ama neşeli tarafı yoktu.

Cuma günü iş için Amasra'ya gitmiştim. Meğer cumartesi va pazar Amasra'nın kurtuluş günü etkinlikleri varmış. Bu nedenle herkes sabahlara kadar eğlendi. Gerçi biz de ikiye kadar uyumadık, gezdik. Velhasıl biraz kıskançlıkla, birazcık da moral bozukluğu içinde bol bol eğlenenlere baktık. Çünkü bizim için yapılabilecek en iyi şeylerden biriydi bu...

Orada çay bahçeleri yan yana ve hepsi de deniz kenarında.Ben de bunlardan birine, saat 21'de biraz kafayı dağıtmak amacıyla oturdum denize karşı. İşte böyle bir durumda iken uzaktan kulağıma "Çayda Çıra" sesi gelmeye başladı...

Kendi kendime "Hadi ordan A...... ,sen artık ses duymaya da başladın! " diye düşündüm. Saat 23'te oradan çıktım. Arkadaşları aradım, bulunca yanlarına oturdum. Bir de ne göreyim ! Halk Oyunları ekibi Artvin Oyununu oynuyor. Ve ondan sonra Antep oyunları. Meğer açılışı Elazığ'ın meşhur "Çayda Çıra " sıyla yapmışlar. Arkadaşlar benimle dalga geçtiler. Elazığ oyununu kaçırdığım için. Çok da beğenmişler.

Yengem üç hafta önce Ö........'ü de yanına alarak Amasra'ya gitmişti. Cumartesi onları göremeyince köye haber gönderdim, gelsinler diye. Pazar günü geldiler . Daha evvel öğlenleri işe giderken arkamdan ağlayan Ö...... beni orada tanımadı. Halbuki biraz da onu görmek için Amasra'ya gelmiştim. Çok moralim bozuldu.

Pazar günü Amasra tam bir kurtuluş günü yaşadı. Yüzme yarışları, sandal yarışları vs. yapıldı. Bu arada bir de plaj güzeli seçildi. Folklor gösterileri, şenlikler, sembolük olarak kurtuluşun canlandırılması, tam bir festivaldi. Cenovalılar kalede. Yeniçeriler geliyor, kalenin anahtarını papazdan, kale kumandanından alıyor ve kale fethedilmiş oluyor... Giysiler tam o zamanki gibi.

Önümüzdeki yıllardaki kurtuluş törenlerine birlikte gideriz artık... Hem o zaman kurtuluş günü daha anlamlı olur benim için. Ne dersin?

Valla N..... , bu sıra ekimde evlenme düşüncesi bende sabit fikir haline geldi. İşte sevgilim günlerimiz böylece akıp gidiyor. Mektubunu alalı birkaç gün oldu. Sana hemen yazmak istedim ama yazamadım. Çünkü sana yazarken başka bir şey düşünmek istemiyorum. Kendimi tamamen tecrit edilmiş , seninle baş başa, karşı karşıya imiş gibi kabul etmek istiyorum. Bu nedenle de cevabım biraz uzuyor. Eğer askerlik hikayesini martta tecil ettirirsem ekimde evlenmemizde bir mahsur yok sanırım. Ne dersin? Bence bir işe karar vermek o işi %50 yapmak demektir. Onun için hazırlığını ekim için yap...

Sevgilim, sen ve ben kuracağımız yuvamızın hazırlıkları içindeyiz. Şu anda ben burada çalışıyorum. Sınavlar için 15 gün, nişan için 15 gün izin kullandım. Ayrıca askerlik işlemleri için bir hafta Ankara'da izin kullandım. Yine askerlik için B.......'a gitmem gerekti, bir iki gün de orada harcadım. Dolayısıyla izin alamıyorum. Yakın olsa hafta sonu geleceğim. Ancak hafta sonu yola bile yetmiyor. Bu durum beni de çok üzüyor. Sen benim suçlu olduğuma inanıyorsun. Ben martta Elazığ'dan ayrılırken döneceğim diye ayrılmıştım. Niyetim gerçekten dönmekti. Bu düşünce ile buraya geldim. Birtakım olaylar gelişti ve dediğim zamanda gelemedim. Ben 1 Mayıs'ta Ankara'da idim. Eğer işler 30 Nisan'da bitmiş olsaydı, 1 Mayıs'ta Elazığ'da olacaktım, olmadı! Temmuz'da kesin kararlıydım, arkadaşları da bu arada görürüm diye düşünmüştüm, ama sen öyle yazınca gelme işi suya düştü. Ne düşündüğünü bilemem, kendi açından haklı olabilirsin. Ama bir de benim durumumu tahlil edip değerlendirmeliydin. O zaman da benim haklı olduğuma karar vereceğinden hiç şüphem yok...

Sen şimdi aramızdaki anlaşmaya riayet etmedin. Mademki söz verdik , birbirimizin problemlerini de bilmek en doğal hakkımız. Eğer sen bana yazmış olsaydın bu durumu , mektubu aldığım gün olmasa bile hafta içinde Elazığ'da olurdum. Ayrılık benim için de artık çekilmez bir hal aldı. Bir yerde ben sana göre biraz daha şanslıyım, hiç değilse daha özgürce hareket edebiliyorum. Kafam bozulduğu zaman , seni anımsadığım zaman kısa bir süreliğine de olsa bir takım eylemler yapabiliyorum. Örneğin: Daha fazla çalışmak, içmek gibi...

İşte böyle hayatım, temenni edelim bu ayrılık çabuk bitsin.Şimdi, askerliğimi tecil ettirmek için (mart veya bir sene) Milli Savunma Bakanlığına bir dilekçe yazacağım. Eğer askerlik işi hallolursa bu ayrılık bitecek. Yok hallolmazsa birazcık daha uzayacak demektir. Ama elden geleni yapmalıyız. Kaderciliğe işi bırakmamalıyız. Gerçi biraz sıkılacağız, ama o kadar da olacak kanısındayım.

Asker dönüşü nerede çalışacağım belli olmaz.Onun için birtakım şeyleri baştan bilmekte yarar var kanısındayım. Ben iş için Hakkari'ye gitsem, yani Hakkari'de çalışsam benimle oraya gelir misin? Sen de diyeceksin ki bu nasıl soru; işte kafa esti de sordum...

Ya daldık kendi alemimize etrafı da göremez olduk. Sizinkiler ne yapıyor? N......, H....... sınıfını geçti mi? Tatil olduğu için ablanla sen evdesiniz, annen baban nasıl? İyi mi? Hürmetlerimi iletiver.

Bizim H......... evleneli yarım sene olacak neredeyse bir sefer bile gidemedik. Bir hafta sonu gitmeyi düşünüyorum, gideceğim zamanı haber vereyim sen de gel...

Demek misafirin geldi. Eh bol bol şeftali getirmiştir Bursa'dan. Günler ne çabuk akıp gidiyor. Bursa'ya davet ettiğini yazıyorsun arkadaşının. Evlenince nasılsa Türkiye turuna çıkacağız, o zaman uğrarız ne dersin?

Satırlarıma son verirken en iyi günlerin senin olmasını dilerim.
Cevabını acele bekliyorum. Kalem için özür...


A.......



"Ela gözlerine kurban olduğum
Yüzüne bakmaya doyamadım ben
İbret için gelmiş derler cihana
Noktadır benlerin sayamadım ben..."
.......

"Bütün sevgileri atıp içimden
Varlığımı yalnız ona verdim ben
Elverir ki bir gün bana derinden
Ta derinden bir gün bana gel desin..."

Sevgiler. Beğeneceğin umuduyla.............

21 Ocak 2010 Perşembe

YETMİŞ YEDİNCİ MEKTUP


Elazığ
23Temmuz 1975
Çarşamba

Sevgili A..........'im

Elimde olmayan nedenlerle mektubunu birkaç gün geciktirdim.

Nasılsın? Mektubundan anladığım kadarıyla seni çok yormuşlar.Vallahi hiç bu kadar iş başında kalındığını duymamıştım. Hani işçiler bile 8 saat çalışıyorlar. Bilmem ama sizlerin de bu işi nöbetleşe yapmanız gerekmez mi? Dinlenmek için zaman bulabilsen bari...

Benim günlerim belli bir düzen içinde geçip gidiyor. Tatil olduğu için kitap okuyorum, el işi yapıyorum. Burayı biliyorsun, sıkılınca gidebileceğin bir yer yok. Arada geceleri sinemaya gidiyoruz, ailece. Sıcaklarda gündüz gitmek olanaksız gibi bir şey. Bazen de arkadaşlarla toplanıyoruz birimizin evinde.

Haa bak hayatım aklıma gelmişken yazayım . Geçenlerde Bursa'da Nilgül diye bir arkadaşım var, o bize geldi. Sana bahsetmiştim, 3 yıl ortaokulda aynı sırayı paylaşmıştık. Ortaokuldan sonra Bursa'ya taşındıkları için 8 yıldır görüşmemiştik. Yalnız mektuplarla sürdürmüştük arkadaşlığımızı. Geçen 8 yılı iki güne sığdırırcasına sabahtan akşama kadar birarada bulunduk.

Ticari İlimler Akademisini bitirdi, Bursa Belediyesinde çalışıyor. İşte yeni olduğu için, izin hakkı yokmuş. O da bir hafta rapor alıp bu kadar yolu bir haftaya sığdırmış. Eski ama eskimeyen arkadaşımı görmek beni sevindirdi. Bizi Bursa'ya davet etti. Sahi sana da selam ve tebriklerini iletmemi istedi. Birlikte bizim nişan resimlerine baktık. Ben de o günleri yeniden yaşadım.

Halk arasında şöyle bir söz vardır, bilirsin: "Düğünde oynamaya gönlü olmayan kişi , oynayacağım, ama yen dar..." dermiş. Şimdi senin de gelmeye niyetin yok, anlıyorum ama hiç olmazsa suçu bana yükleme. Bu konuyu bir daha açmamaya karar vermiştim. Fakat suçlu ben olunca dayanamadım.

Biliyorsun A......., ben alışkınım uzun süre ayrı kalmaya. Gel, diyerek seni üzeceğimi mi sanıyorsun? Hem benim için önemli olan senin isteyerek gelmendi. Giderken, hemen geleceğini söyleyip duruyordun...

Şunun için boş yere ısrar etmiştim. Okuldaki öğretmen arkadaşlarım seni görmedikleri için merak ediyorlardı. Biraz merak, biraz da başka nedenlerle devamlı soruyorlardı. "Hocanım, eniştemiz çok vefasız çıktı!" "Nişandan sonra hiç gelmedi değil mi?" Bu ve benzeri sorular beni tedirgin ediyordu. Kızamıyordum, çünkü onları da haklı buluyordum. Sen bir hafta içinde nişanlan, ancak nişandan sonra bunu öğrensinler ve fakat damat ortalarda görünmesin! 5 Ay geçtiği halde bir kez gelemesin... Neyse önemli değil, şimdi okul tatil olduğuna göre soranlar azaldı. Oraya davetin için teşekkürler. Biliyorsun şu anda olanaksız bu. Ankara işi de sanırım gerçekleşmeyecek. Belki ağustosta...

Elazığ'daki siyasi olayları soruyorsun. Gerçekten karışıktı, neyseki okullar tatil oldu. Vallahi kursların son günlerinde can güvenliğimiz kalmamıştı. Son 3-4 gün bizim öğrenciler bile çatıştı. Zincirle, sopayla, taşla kavga ediyorlardı. Birkaç öğrencimizi karakola götürdüler. Şaşıyorsun değil mi? Maalesef ortaokula kadar yayıldı. Karşı mahalleden okulu taş yağmuruna tuttular geçen gün. Bahçeden içeri zor attık kendimizi. Öğretmenler de tam anlamıyla iki gruba ayrılmış durumda. Geçekten çok üzücü bir durum. Bu nereye kadar sürecek
böyle...

..................


Mektubuna, çok sevindiğim , bir an için kendimi çok mutlu hissettiğim bir olay nedeniyle ara vermek zorunda kaldım. İnan heyecandan mı desem, fazla duyarlılıktan mı desem ellerim titriyor, yazmakta güçlük çekiyorum...

Biraz önce mektubunu yazarken, yan komşunun torununun sesi ister istemez kulağıma çalındı. Çocuk:
"Babaanne bak mektup geldi, hem de halamdan..." diyordu.

Bunu duyunca bahçeye çıktım. Kardeşime: " Galiba postacı gelmiş, bak bakalım bize de gelecek mi?"diye sordum. O da : "Nişanlından geldi, daha ne istiyorsun? " diye yanıtladı. Bursa'dan beklediğimi söyledim.

Nilgül'le birlikte bizim bahçede çektirdiğimiz resimleri gönderecekti, belki gelmiştir diye düşündüm, ama kızcağız gideli birkaç gün anca olmuştu. İçeri girdim , yazmaya başlayacaktım ki zil çaldı. Baktım postacı kapıda , elinde de senin mektubun!

Sevinç, şaşkınlık, korku.... birbirini izledi. Sonunda sevinç galip geldi. Dur bir kez daha okuyayım, sonra devam ederim yazmaya... İlk okuyuşta pek anlayamadım...

Mektubunda Amasra'ya gideceğini yazmışsın, şimdi belki de oradasındır. Mektubu, gelince alırsın artık... Orada göreve başlayacaktın, o nedenle mi gidiyorsun, gezmek amacıyla mı?


...............



Şu anda radyoda "Sev Dedi Gözlerim " diye başladı Orhan Gencebay...

Ben de dün başladığım mektubuna devam ediyorum. Dün amcamlar bize geldiği için bir gün ara vermek zorunda kaldım.

Aaaaaa! İnanılır gibi değil, bak A.........'im radyoya kulak ver... Evet Esengül :

" Bırakamam seni ben , yanımdan gidemezsin" diye başladı devam ediyor. " Uzaklarda aramam çünkü sen içimdesin; taht kurmuşsun kalbime, en güzel yerindesin" ve " Ayrılığın yükünü kaldırıp taşıyamam, dünyaları verseler, ben sensiz yaşayamam.." diyor son olarak.

Bir an gözümün önünde Ankara'ya yaptığımız yolculuk canlandı. Hani sen Harput, ben Hazar turizmle gitmiştik...

Bugün bu mektubu bitirmeye kararlıyım ne olursa olsun. Uzadı arası, yanlış anımsamıyorsam tam bir ay önce yazmıştım bundan önceki mektubumu. Postaya atmak da bir mesele oluyor tatilde. Şehire pek fazla inmiyorum.

Demek alıngan oldun, buna çok üzüldüm. Çünkü ben de çok çabuk alınıyorum. İki alıngan bir arada bilmem n'olur halimiz? İnan A.......'im benim de senden farklı bir yanım yok. Ben de hiç bir şeyden zevk almıyorum. Şimdi en büyük zevkim el işi yapmak. Yaptığım her işte seni ve kuracağımız evimizi düşünüyorum...

Ekim veya kasımda evlenecek şekilde hazırlıklarımızı yapalım diyorsun. Bence de bundan başka çözüm yok gibi. Ama nasıl olacak bütün bu işlerler? Düşününce bir türlü işin içinden çıkamıyorum. Birarada olsaydık belki daha iyi anlaşabilirdik. Şayet kasımda gidemezsen , bir aksilik olmazsa kabul diyorum. Yine baban durumu bizimkilere yazarsa iyi olur. Sahi, babam da anneme sorup duruyor, epeyce oldu cevap yazmadılar , diyordu geçen gün.

Geçen ay bir halı almıştım, sanırım beğenirsin; bu ay da fotograf makinası almak istiyorum. Anlayacağın ben ufak ufak bir şeyler almaya başladım. Güzel bir mutfak takımıyla yemek takımı aldım. Her ay bir şeyler alacağım. Eh ne de olsa ev kuracağız değil mi? Hem de sıfırdan başladık sayılır. İkimiz de okulu yeni bitirdik. Neyse her şeyin en iyi şekilde hallolacağını ümit edelim biz yine de...

Satırlarımı hepinize ayrı ayrı selam ve sevgilerimi ileterek sonluyorum. Annemlerin ve amcamların da selamları var. Mektubunu bekliyorum.


N..........

YETMİŞ ALTINCI MEKTUP


20 TEMMUZ 1975
ZONGULDAK-Pazar

Canım Sevgilim,

Evet bu tatil gününde , sıcak ve güneşli bir günde sana bu mektubu yazıyorum. Saat 10.30 .
Öyle tahmin ediyorum ki bu mektubum senin için sürpriz olacak... Ne dersin, yanılıyor muyum yoksa?

Bugün denize gitmeyi düşünüyorum, biraz geç gideceğim. Radyoda :

"Bilmem bizim sonumuz neye varacak şimdi,,"

diye bir şarkı var şu anda. Ben de soruyorum biraz değiştirerek "Bizim halimiz ne olacak?"

Eğer 1974 senesinde düşündüğümü gerçekleştirseydim, bu temmuz, belki de ömür boyu beraberliğimizin başlangıç ayı olurdu, ama bazı nedenler bunu engelledi. Şimdi düşünüyorum da o zaman keşke bu kararımızdan dönmeseydik.

Kasımda askere gitmek istiyorum şimdi. Bu işler devlet işi, askeri işler; yani eğer onlar isterse gideceğim. İstemezse marta kalır. Yani bizim elimizde hiç bir şey yok. Ancak ben diyorum ki biz hazırlığımızı ekim ya da kasımda evlenecek şekilde yapalım, ne dersin? Eğer kasımda gidersem o zaman da ben askerken yani mart veya nisanda evlenebiliriz. Benim aklıma bundan başka çözüm gelmiyor! Hem bunun haricindeki çözümleri düşünecek değiliz. Bir çözüm daha var ki o da asker dönüşü evlenmek... Bu da çok uzun bir zaman beklemeyi gerektiriyor.

Bence o kadar beklemek gereksiz.Tabii bu arada eğer kasım,ekim veya martta evlenirsek birtakım fedakarlıklara katlanmamız gerekecek. Bütün bunlar olaylara tam bir yaklaşım içinde bulunmamamızdan ileri geliyor. İşte temmuzda evlenseydik kanaatimce iyi olurdu. Hem sonra birimiz orda, birimiz burda, pek iç açıcı durum değil. Bak ne diyor şarkıcı radyoda:

"Kadehinde zehir olsa, ben içerim bana getir..."

İşte, evde, yolda, çarşıda, denizde, arabada... bir takım olaylar , şarkılar,rastlantılar hep seni bana hatırlatıyor. Dolayısıyla beni dalgın adam yapıyor. Dalgın yapmakla kalsa duygulu, alıngan bir insan görüntüsü de verdirtiyor.

Bak dün denizde idim. Saat 12.00'de denize girdim, 14.00'te çıktım. Artık bitakım şeylerden zevk almaz oldum. Eskiden denizden çıkmazdım, şimdi ise adeta denizden kaçıyorum. Akşamları evde oluyorum ve erkenden yatıyorum. Bazen 8.00 , bazen 9.00, bazen de 10.00 'da... Ama bir türlü uyuyamıyorum seni düşünmekten. İşe de geç kalıyorum.

Geçen cumartesi Deniz Kulubü'ne gittik arkadaşlarla. Akşam geç vakte kadar oturduk. Millet gayet güzel eyleniyordu. Biz de oturduğumuz yerden eylenenlere bakıyorduk. O insanların, o şekilde eylenmeleri en doğal hakları, fakat bu bile beni menfi yönde etkiliyor. Ama bir gün bu huzursuz, sıkıntılı günler bitecek. İşte biz de o günleri bekliyoruz...

İşte sevgilim, ben sana yazmaya devam ediyorum, radyo da çalmaya... Ve saatler geçiyor. Evde kimsecikler yok, yani biz bizeyiz.

Geçenlerde S.....'yı Amasra'ya tatile gönderdik, 20 gün kaldı, kendini pek özletmedi. Ama cuma günü yengem, Ö......'ü de alıp Amasra'ya gitti ve iki gün geçmeden minik yeğenimi özlemeye başladım. Valla bu gidişle onu görmeye gitmem gerekecek. Öğlenleri eve yemeğe geliyorum, işe giderken arkamdan ağlıyor. Yani o kadar seviyor amcasını.

Bundan sonraki şarkıyı senin için tutuyorum, bakalım ne çıkacak? Nuri Sesigüzel'den "Ağlayan gözlerim bir gün gülecek" türküsü çıktı.

Neyse sevgilim , satırlarımı sonlarken en iyi günlerin senin olması dileğiyle sevgilerimi gönderiyorum...

A...........

20 Ocak 2010 Çarşamba

YETMİŞ BEŞİNCİ MEKTUP


11 TEMMUZ 1975
Cuma
Canım Sevgilim,

Uzun bir aradan sonra ancak şimdi yazabiliyorum. Mektubunu almama rağmen sana bir türlü yazamadım.

Geçen hafta başında başlayan bir iş , belki bana hayatımın en yorucu iş devresini, belki de en yorucu haftasını geçirtti! Bir bant güzergahının değişmesi gerekiyordu. Hem de çok kısa bir zamanda...

Pazartesi saat 8.00 'de çalışma başladı.
1. Ekip salı sabahına kadar çalıştı 24 saat! 2.Ekip salı sabahından çarşamba sabahına kadar çalıştı 24 saat! Sonra tekrar 1. ekip, daha sonraki gün 2. ekip...

Bütün bu zaman zarfında bunların başında bulunmak! Ve çarşamba akşamına kadar uykusuz, yorgun argın çalışmak hoş bir şey değil. 60 saat bilfiil işin başında bulunmak beni oldukça yordu. Valla işçilik daha rahatmış. Şimdi başımda bir sürü sorumluluk!

Neyse, mektubundan günlerinin neşeli geçtiği anlaşılıyor.

Valla senin imtihanda gözlemci olarak bulunacağın hiç aklıma gelmezdi. Ama çocukları terlerken görmek çok hoş olsa gerek! Ben öğrenciyken imtihanlarda daima sınıfın en arkasında otururdum. Kopya çekebilirsem çekerdim. Eğer soruları yapamıyorsam, kağıdı kalemi bırakır arkadaşları seyrederdim. Onları imtihanda seyretmesi çok hoş oluyordu.

Sevgilim temmuzun başında Elazığ'a gelmeyi düşünüyordum. Bu düşüncemi sana yazdığımda tepki gördü. Şimdi sen yaz tatilindesin. Şöyle birkaç günlüğüne seni buraya davet ediyorum.

Ne o bakıyorum bir tuhaflaştın? Neyse gelebilirsen gelirsin. Hem Ankara'ya geleceğine göre... Ne güzel olurdu değil mi?

Herhalde bundan önceki mektubunda arkadaşın Ülkü'ye gideceğini yazıyordun. Ankara'ya ne zaman gideceğini ve bulunacağın adresi bana yazarsan ben de Ankara'ya gelirim. Bak görüyor musun en kısa olmasını dilediğimiz ayrılık hemen hemen en uzunu olmak üzere. Bu gidişle ben herhalde kasımda askere gideceğim. Çarşamba günü buraya H........ geldi. Biraz konuştuk , sohbet ettik. O da sanırım kasımda asker... Çünkü tecil ettirememiş.

Okulu iyi ki bitirmişim. Çünkü gerek gazetelerden gerekse gelen giden arkadaşlardan öğreniyorum. Elazığ'daki siyasi ortam hiç iyi değilmiş. Siz olayların içinde olmasa da orada yaşadığınızdan tedirgin oluyorsunuzdur.

Valla mektup yazmak için kağıt ve zarfı alırken sizin komşuda çektirdiğimiz resimleri gördüm. Ve bir an şöyle bir geçmişe doğru, marta doğru uzandım. Valla o son gün var ya , hani o cumartesi günü hatırlıyor musun? O gün sarhoş gibiydim. İşte böyle ... O günün üzerinden 5 ay geçmek üzere...

Satırlarıma burada son verirken S....... ailesinin Ç....... ailesine selamlarını iletirim.

Sevgiler...
A...........

YETMİŞ DÖRDÜNCÜ MEKTUP


24 HAZİRAN 1975
Elazığ


Sevgili A......... ,

Kimi üzgün kimi gün neşeli olduğumuz günler geçip gidiyor. Ve ben bu yeni günün sabahında sana yazmaya başladım. Biraz gecikti bu mektup. Daha önce yazamadım, daha doğrusu yazmadım. Çünkü moralim birazcık bozuktu, o durumda yazıp senin de bozuk olan moralini iyice bozmak istemedim.

Arkadaşların için inan ben de çok üzüldüm. Ecelleriyle olsaydı ya da biraz yaşlı olsalardı bir dereceye kadar insan dayanabilir de böylesi çok sarsıyor kişileri... Allah ailelerine, sevenlerine sabır versin. Dayanma gücü versin. Ölüm karşısında söyleyecek başka bir şey de bulamıyor insan, bir yerde güçsüz, çaresiz kalıyor. Üzülmek de gidenleri geri getirmiyor ne yazık ki?

Şimdi nasılsın? Umarım moralin düzelmiştir. Mektubundan moralinin çok bozuk olduğu anlaşılıyor. Yoksa yazdığın bazı şeyleri benim tanıdığım A..........'in yazmaması gerekirdi. Yazmayacağından eminim , tanıdığım kadarıyla... En azından üzüleceğimi bilirdi. Psikoloji çok önemli, ben de bu nedenle beklettim mektubunu. Neyse bırakalım şimdi bunları.

Kadroya geçmene çok sevindim. Hayırlı olsun, demek Amasra'da çalışacaksın. Oranın övgüsünü giden arkadaşlardan çok duydum.

Bu sıra günlerim oldukça dolu geçiyor, hiç boş vaktim olmuyor. Cuma günü , 20 'sinde kurslar bitti. O gün Öğretmen okularına girecek öğrencilerin ikinci sınavları yapıldı. Öğleden sonra da öğretmenler toplantısı oldu. Aslında bugün de kursun yapılması gerekiyordu, ama biliyorsun Üniversite Giriş Sınavı var, sınıflar hazırlanacağı için yapılmadı. Haa biliyor musun sınavda gözetmen olarak nerede görevliyim? Sizin okulda , hem de Mak. Müh. Bölümünde...Yarın gidip görev yerime bakacağım.

Pazar günü Elazığ'ın nahiyelerinden İçme'ye gittik. Belki görmüşsündür, yemyeşil , çok güzeldi. Hemen kıyısında Keban Barajı'nın suları görünüyor. Deniz havası vermiş oraya. Bana Samsun'u anımsattı. Arkadaşımın eşi orada Türkçe Öğretmeni. Hatırlarsan onlardan sana söz etmiştim.

25 Haziran'da bizim sınavlar başlıyor, 10 Temmuz'da bitiyor. Benim 6 görevim var. Anlayacağın okullar tatil oldu sayılır. Bu sıra gerçekten çok yorulduk, tatilde dinleniriz artık.

Bir ara Ankara'ya arkadaşımı görmeye gitmeyi düşündüm, ama şimdilik onu da erteledim.
Elazığ'da sıcaklar birden arttı. Durulacak gibi değil, bereket versin evler serin.

Bugün bir arkadaşa davetliyiz. Ona giderken atarım mektubunu.

Satırlarımı sonlarken evdekilere ayrı ayrı selamlarımızı göndeririz.

Sevgilerimle...

N.........

.......................


25 HAZİRAN:

Daha önce belirttiğim gibi arkadaşlara gezmeye giderken atacaktım mektubunu. Fakat o gün misafir geldi, ben de arkadaşıma gidemedim. Dün sınav için sizin okuldaydım. Makina Bülümünde...

Çok beğendim , 1. Salon, 4.Dershane... Bilmem neden, hiç görmediğim halde bana bildik , tanıdık geldi. Sanki daha önce görmüş gibi idim. Özlemişsindir diye senin yerine de iyice baktım.

Bu arada kardeşim Ticaret Lisesinde girdi sınava, gönlünce bir yer kazanır inşallah.
Keseyim artık, tekrar selamlar....

19 Ocak 2010 Salı

YETMİŞ ÜÇÜNCÜ MEKTUP


11 HAZİRAN 1975
Zonguldak

Sevgili N.........,

Yine bir çarşamba günü karşı karşıyayız. Yanlış hatırlamıyorsam bundan evvelki iki mektubu da çarşamba günü yazmıştım. Neyse tesadüf diyelim.

Mektubunu pazartesi günü aldım, fakat günün son saatleriydi, salı günü de birtakım işlerim vardı; ancak şimdi yazma fırsatı bulabildim. Pazartesi günü muameleleri tamamladım ve o gün saat tam 16.00 'da Etüt Tesis Müdürlüğü'ndeki işimden istifa ettim. Salı günü sabahı 8'de aynı yerde mühendis olarak göreve başladım. Şimdi iki gündür kadrolu olarak çalışıyorum.Benim için değişen hiçbir şey olmadı, sadece kadro değişti. Birazcık geç oldu ama ona da şükür.

Bizim arkadaşlardan S........ da nişanlanmış, bu mutlu haber bile beni neşelendiremedi.

Sabah işe gittiğimde bizim garajda bir kişinin vurularak öldüğünü öğrendik. Onun moral bozukluğu geçmeden öğleden sonra personele gittiğimde bir arkadaşımın , oldukça samimi bir arkadaşımın, trafik kazasında öldüğünü öğrendim. Şoke oldum!.. Sayıştay'da müfettişti, 6 ay olmuştu askerliği biteli, 4 ay olmuştu evleneli! İşte böyle, hayat ölümlü. Neyse bırakalım şimdi bunları. Ben üzüldüm diye seni de üzmeye hakkım yok. Ama yazmadan da geçemedim.

N.......... , mektubunun bir yerinde "Aksilik bu ya şimdi de ben sana kızıyorum." diye bir cümlen var. Bir mahsuru yoksa sebebini öğrenebilir miyim? İşin enterasan tarafı ilaveten " Hem de pek çok ." diye devam etmişsin. Valla seni bu kadar kızdıracak bir hareketim olduğunu zannetmiyorum. Ama yazarsan hatamı öğrenmiş olurum.

"Anneler Günü" için gönderdiğin hediyeyi annem, Anneler Günü'nün ertesi günü aldı. Haklısın sana bu durumu bildirmem gerekirdi, ama nedense olmadı, bu mektuba kaldı.

Bugünlerde neşeli olmam gerekiyor, ama bir türlü beceremiyorum güler yüzlü olmayı. Moralim oldukça bozuk. Geçen mektubunda Elazığ'a gelmekten bahsetmiştim. Ama şimdi şartlar değişti. Herhalde benim iş yeri temmuzdan sonra Amasra olacak. Bu nedenle oraya gelme işi suya düşmüş oluyor. Hem arkadaşları bir ara İstanbul'a gider görürüm...

Yazacaklarım bundan ibaret. Satırlarıma son verirken en iyi günlerin senin olması dileğiyle.Bu arada bizimkileri unutmayalım.Hepsinin ayrı ayrı selamları var.

A..........

YETMİŞ İKİNCİ MEKTUP


4 HAZİRAN 1975
Elazığ

Sevgili A.........,

Mektubunu dün sabah okula gitmek için hazırlanırken aldım.Bu yüzden az daha otobüsü de kaçıracaktım. Cevabını hemen yazıyorum. Birazdan kardeşimle çarşıya ineceğiz, postaya atarım. O yüzden biraz acele yazıyorum.

Nasılsın , fotograflarda iyi görünüyorsun. Ben pek iyi değilim, canım sıkılıp duruyor.Neyse fotograflar için teşekkür ederim. Kadro işindeki gelişmelere de sevindim, rahat edersin.

Daha önce yazdığım gibi bizim kurslar başladı; tam bir festival. Eskiden olduğu gibi yine öğleden sonraları okuldayım. Daha az yoruluyorum kurslarda.Yalnız dersler çok sıkıcı geçiyor. Nerede tembel öğrenci varsa biraraya toplanmış. Onlara bir şeyler öğretmek çok güç, ama her şeye rağmen zevkli yanları da var.

H......... , şu anda ders çalışmakla meşgul... Yalnız KİMYA 'dan kaldı. Birinci karnede 3 idi, ikincide 5 aldığı halde kaldığını öğrenince çok üzüldü, geçmesi için 6 alması gerekiyordu. Bu durumu bir türlü kabullenemedi, öğretmenine söylenip duruyor. Sordum sana artık kızmıyormuş. Ama aksilik bu ya şimdi de ben kızıyorum sana; hem de pek çok...

Seni davet edebileceğim düğün var, ama bir düğün için ta buralara gelmene gönlüm razı olmaz. Değer mi o kadar yolu çekmene?! Hem orada çok daha güzel düğünler olur, eğlenmek istiyorsan orada pekala eğlenebilirsin. Yemin etmeseydin şaka kabul edecektim, ama şaka da değil! Sonra sınav sırası, arkadaşların da gelmeni istemez; meşgul edersin, gelecekleriyle oynamış olursun.

Eh bana gelince gönlüm o hevesten çoktan geçti. Artık gelmeni istemiyorum!..

Başka da yazacak yok. Sonlarken evdekilere ayrı ayrı selamlar. Bizimkilerin de selamı var.

İyi günler.

N.............

Not: "Anneler Günü " için postayla ufak bir hediye göndermiştim, hiç söz etmemişsin. Şayet elinize geçmediyse postada kaybolmuştur, postaneden sorayım öyleyse...

18 Ocak 2010 Pazartesi

YETMİŞ BİRİNCİ MEKTUP


28 MAYIS 1975
Zonguldak

Canım Sevgilim,

Şu anda evde kimsecikler yok; sadece ben varım, biz varız ; yani biz bizeyiz... Sen mektubunu alışını, okuyuşunu anlatmışsın; bir de ben anlatayım.

Dün 27 Mayıs'tı, saat tam 9.57'de kalktım, tatil olduğu için; 12.00'ye kadar evde oturdum.Daha sonra mahalledeki kahveye gittim.Bizim eve 500 m. uzakta. Kahvede O........ ile tavla oynuyorduk. ( O.....'ı hatırlarsın, hani bir gün pastanede otururken bana devamlı olarak saati soran arkadaşım.) O sırada postacı geldi. Artık beni çok iyi tanıdı, bizim mahallede dağıtıcılığa yeni başlamasına rağmen...

Mektubumun olduğunu söyledi ve mektupların arasında aramaya başladı. Senin mektubuna gelmeden kenardan "uçak ile" yazısını gördüm ve çekip aldım... Postacı da şaşırdı. Ona bir çay ısmarladım. Tavlanın altına koydum mektubunu, 20 dakika bekledim. Ancak oyun bittikten sonra okudum. Az kalsın tavlada aşırı heyecan yüzünden yeniliyordum. İşte böyle, seninkinden aşağı kalır tarafı yok.

Sevgilim resimleri aldım, çok teşekkür ederim.

Hayatım, sen edebiyatçısın, bazı şeyleri benden çok daha iyi bilirsin. Şöyle çok eskilere gidersek... Sana bahsettiğim , sizin okuldan mezun bir edebiyat Hocası , bana 7-8 yıl önceki edebiyat derslerinde birtakım edebi sanatlar öğretmişti, bunlardan biri de mecaz-ı mürsel sanatıydı.. Komando olduysak biz hakiki komando olduk. Eller gibi uydurma komando değil... Hem benim komandoluğum Milli Savunma Bakanlığından tescilli. Valla askerde saçları bir güzel 3 numaraya vuruyorlar. Arkadaşları o halde gördüm, oldukça da güldüm.Tabi bir gün gülme sırası onlara da gelecek... Elazığ'a gelmeyi, askerlik süresince orada kalmayı doğrusu ben de çok isterim.

Sevgilim bu "ayrılık" çok kötü bir sözcük, mümkün olsa da lügattan çıkartsalar. Ne iyi olur...

Ve ben alırlarsa Kasım 1975'te askere gitmekte kararlıyım. Gitmesem daha acayip birtakım problemler çıkabilir. Ben şimdi bulunduğum işte kadroya geçmeye çalışıyorum. Yakın bir gelecekte, belki de bundan sonraki mektubu kadroya geçmiş olarak yazabilirim. O zaman izin işi sanırım daha kolay olur. Bizim baş müh. askerliğimi sorup duruyor, askerliği tecil ettirelim istiyor, ama ben , H.......'nin söylediğinin aksine % 70 Kasım 75'te asker olacağım. 76 Mart'ında da eğitim dönemi biter ve ömür boyu beraberliğimize başlarız.

Zaten sevgilim bu ayrılık lafı canımı sıkıyor, şimdilik katlanacağız. 1976Mart'tan sonra böyle ayrılıklara izin vermeyiz. Bizim arkadaşlar imtihanlar için Elazığ'a gelmeye başlamışlardır. Hele bizim takımdan sadece ben eksiğim orada. Eğer kadroya şimdiye değin geçebilseydim ben de gelirdim. Sorunsuz , problemsiz ne iyi olurdu. Benim için de iyi bir tatil olurdu. Şöyle arkadaşlardan temmuz içinde veya sonunda düğün varsa bana haber ver , valla geliriz.

Ben kadroya geçersem Amasra'da görev yapacağım. Amasra'yı işitmişsindir, turistik bir yer. Yazın seni ve sizinkileri oraya davet edebilirim. Çünkü yazın orası oldukça güzeldir.

Kursa gitmemekle isabetli karar vermişsin. Eğer kurs Van'da değil de Ankara'da yahut burada olsaydı, işte o zaman o kursa gitmek gerekirdi.

Sevgilim geçen mektubunda istediğini şimdi yerine getirebiliyorum. Resim çektirdim ama acayip çıkmış, onunla birlikte Elazığ'da yurtta bilardo oynarken çekilmiş bir resmimi de gönderiyorum.

Küçük kardeşin H......., bana yine kızıyor mu sor bakalım.

Biliyor musun TV'de " Aşk-ı Memnu" diye bir dizi var, 6 haftadır oynuyor.Başlayınca seyrediyoruz. Kahramanın adı geçtiğinde evdekilerin tamamı işbirliği etmişçesine bana bakıyorlar , bu böyle tam 6 hafta sürdü.

Mektubundan anladığıma göre bu yaz oldukça işin var, kolay gelsin.

Satırlarıma son verirken hepinize sevgi ve selamlarımı gönderiyorum.Ha aklıma gelmişken yazayım, (...........) bizim ev sahibinin telefon numarasıdır. Ara sıra kullanırız. Eğer seni orada bulabileceğim telefon varsa numarasını bana yaz, komşuda falan olabilir, ararım konuşuruz.

Yazı için özür dilerim.

A.............

17 Ocak 2010 Pazar

YETMİŞİNCİ MEKTUP


22 MAYIS 1975
Elazığ- 13.30

Sevgili A.........'im,

Cevabını işlerimin yoğunluğu nedeniyle biraz geciktirdim, özür dilerim.

Çocukların son yazılıları, ortalamalar, not fişleri... oldukça yordu ve zamanımı aldı.

Derslerine girdiğim sınıflardan toplam 50 öğrencim kaldı. Onların üzüldüğünü , ağladığını gördükçe ne çok üzüldüğümü bilemezsin. Duygusal davranmamak için adeta kendimle mücadele ettim. Bu sabah evdeydim,kapının zili çaldı, gidip açtım; bir öğrencim gelmiş notunu soruyor, İstanbul'a gidecekmiş. Karneleri 26'sında verilecek, neyseki geçmişti. İnan sınıfta bırakmak , sınıfta kalmaktan zormuş... Küçük yeğenin ne yaptı derslerini?

Benim günlerim monoton bir şekilde geçiyor. Dün karneleri doldurmak için okula gittim, bugün tatil.

Evde H........ ile benden başka kimse yok. Bir ara sinemaya gidelim diye tutturdu, iyi film yok diye vazgeçirdim. Şimdi kitap okuyor. Bir yandan da plak dinliyor. Ben de sana yazmakla meşgulüm.

Okulun son günleri oldukça yorulduk. Tatil iyi geldi, gerçi kurslar var ama bu kadar yorucu olmaz. Yarın Yatılı Bölge Okulları giriş sınavı yapılacak.Orada gözetmen olarak görevliyim. 26 Pazartesi günü öğretmenler kurul toplantısı yapılacak, 28'inde de kurslar başlıyor.

Sen nasılsın? Gerçekten hareketli günler geçirmişsin.Özellikle Ankara'daki günlerin benim için sürpriz oldu. Kardeşimle anlaşmanıza da çok sevindim, mutlu oldum.Mektubunu ilk okuyuşta pek anlayamadım da ikinci okuyuşta kavrayabildim durumu...

ANNELER GÜNÜ için gönderdiğin telgrafa ANNEM adına teşekkür ederim. ANNEMİN memnuniyetini görecektin.Ben de gurur duydum seninle. Bir gün önce de Ankara'dan kardeşimden gelmişti.

Resimleri F......lerle gönderdim, sanırım almışsındır . Onlarla ancak yarım saat kadar görüşebildik. 16 Mayıs günü okula gelmişler. O gün okulun son günü olduğu için çocukları eve göndermişlerdi. Ben de okuldaki arkadaşım H........'nin ısrarını kıramadığım için onlara gittim. Beni bulamayınca eve gitmişler, Annem'le biraz oturmuşlar.Kısmet olmadı görüşmek.Pazar günü akşama doğru H.....'le birlikte gidip biraz oturduk.O akşam yola çıkacaklardı.Resimleri verdim.Sizin, Kandilli'ye, onlara gideceğinizi söylediler. Gideceğiniz günü bildir de ben de geleyim. Olmaz mı?!

Biliyor musun seninle evlenmekten vazgeçtim. Neden mi? Nedeni basit...
Ben seninle " komando" olmadığın için nişanlandım. Sen tutmuş askerde "komando" olacağım , diyorsun. "Komando A..........!" doğrusu çok hoşuma gitti. Eh o zaman bir resmini de gönderirsin. Sahi sizin saçları da keserler değil mi? Bak A........'im, belki de askerlik tesadüfen buraya olur, o zaman bol bol görürüm asker halinle... Çok mu romantiğim? Haklısın , olmayacak bir şeyden bahsediyorum.

Düğün 76 Martına, en geç temmuz veya ağustosa olur herhalde. En doğrusu da bu belki de.

H.......... kasımda askere gitmenin çok güç olduğunu söyledi, %30 ihtimal de olsa düşünmemiz gerekir kanımca. Ya kasımda almazlarsa, gidemezsen? Diyelim 76 Temmuz'unda aldılar, o zaman çok uzamıyor mu? Kasımda gidersen iyi olur. Hazırlıklarımızı da tamamlarız. Ya aksi olursa... İşler biraz çatallaşır değil mi? Kasımda gidersen benim tayin de kolayca gittiğin yere olur. Arkadaşlara sordum, en fazla iki yıl uzatılıyormuş galiba. O da ikinci yıl için ya rapor almak lazımmış ya da çalışılan iş yerinden , gitmemesi iş yeri için yararlı , diye bir kağıt almak gerekliymiş. Neyse hayırlısı nasılsa öyle olsun diyelim. Zaman her şeyi çözümler.

Mektubunu alışımı ve okuyuşunu görmeliydin! Dersteyken nöbetçi öğrenci geldi, "Öğretmenim telefonunuz var!" dedi. Merdivenleri koşarak indim, ilk anda hemen sen geldin aklıma. Belki de buraya gelmiştir, diyerek sevinçle açtım, ama sonuç ilk anda hayal kırıklığı oldu! Arayan bizim Münevver'miş ( Bilse ne kadar üzüldüğümü mutlaka darılır bana).

Yaz kurslarına gidecekmiş, benim de gitmem için ısrar ediyordu. İşte tam o sırada tutuşturdular mektubunu elime. Nasıl sevindim , anlatamam. Neyse ki bir sonraki dersim Beden Eğitimi idi, çocuklar hazırlanırken rahat rahat okudum mektubunu. Bu arada kız öğrencilerin Beden Eğitimi öğretmeni olduğumu da söylemiş oldum.

Aklıma gelmişken yazayım, H........., sizin komşunun tlf. nosunu vermiş anneme, ama ben pek önemsemedim. Sanırım kullanmıyorsunuz, rahat olsaydı bana bildirirdin , diye düşündüm.

Yaz kurslarından söz ettim , biraz önce. Her yaz tatilinde öğretmenlere seminerler, kurslar düzenleniyormuş. Bu yılki Türkçe Öğretmenleri semineri Van Öğretmen Okulunda olacakmış, Münevver gidecekmiş, benimle birlikte gitmek istedi. Bu yıl gidemeyeceğimi söyledim. Her yıl düzenleniyormuş.İlerde birlikte gideriz olur mu?

Ha bak ben ne aldım! Halı... Çok mu komiğine gitti. Vallahi benim de tuhafıma gidiyor, ama hoşuma da gidiyor. Çeyiz yapıyorum artık. Simli ipten koltuklara kırlent örüyorum, duvarlar için pano işleyeceğim . Görüyor musun çok da hamaratım.Bu kadar övünme yeter sanırım.

Elazığ!da iki gündür tam bir yaz havası var. Yağmurlardan bıktığım için çok hoşuma gidiyor.Kaç gündür içim sıkılıyordu, moralim de bozuktu; bugün iyi hissediyorum kendimi.

Geçenlerde öğrencilerimle resim çektirdik.Özellikle dikkat ettim boynuma. Neyse bu resim de dimdik, hem de çok dik durmuşum, asker gibi...Allah kimsenin boynunu bükük koymasın!

Kardeşimin canı sıkılmaya başladı. Çay demlemiş , birazdan içeceğiz. Düşündüm, başka yazacak da yok galiba... Aklıma sana içirdiğim 4 bardak çay geldi, ne yapayım sesini çıkarmayınca içmek istediğini sandım. Bir de hani annenlerin gelişinin ikinci günüydü; seni de eve çağırmıştık, sana tekrar çay doldurdum , pasta hazırladım , ben getiremedim, mutfağa da kimse gelmeyince oturdum kendim içtim çayını. O gün meyve konmuştu önüne de sonradan okula telefon ettiğinde bana şikayet etmiştin...

Her şeye rağmen güzel günlerdi onlar. Fakat başından beri hep ayrılık, hasret var yaşantımızda. En fazla bir hafta görüşebiliyoruz, arkasından koskoca ayrılıklar...Dört ay, beş ay... Şimdi korkum bu durumun ilerde de sürmesi...Böyle başladı, böyle bitmez inşallah.Ama askerlikte belki yine... Neyse boşverelim şimdi bunu. Ama en sevmediğim sözcük bu sıralar ayrılık , aman ayrılık, yaman ayrılık!

Nişandaki oyunundan bahsedip içkiye yüklemişsin suçu. Bak şairimiz ne diyor:

"El ele tutuştular, hepsi de sarhoştular.
Seven sarhoştur elbet, içse de içmese de."

Ben haklı buldum şairimizi, çünkü o gece ben de içmeden sarhoş olmuştum.

Cumartesi akşamı bizim komşu İlyas Abinin nişanını yaptık. Nişan sırasında hep bizim nişanı anımsadım...

Satırlarımı sonlayayım artık, selama yer kalmayacak bu gidişle.Herkese herkesten selam... Mektubunu geciktirme, ev adresine yaz... Sevgiler...

N...........