1 Aralık 2010 Çarşamba

MARDİN GÜNLERİMİZ

"Öyle yakındı ki
Dayanamıyordum ey
Ölsemdi

Sevgiyi özetliyordu yaşarken
Onu kapsamak üzre
Ölsemdi"
(F.H.D)

Mardin günleri güzeldi...
(Ağustos 1976)

Zamanım ordu evinde geçiyordu çoğu kez. Sabahları eşim bölüğünün başına gidiyordu. Ben biraz daha uyuyordum. Uyanınca, telefonla, kahvaltımı kaldığımız odaya istiyordum. Güzel bir kahvaltıydı. Yalnız domates bir dilim geliyordu, ben daha çok olsun istiyordum. Domates en önemli yiyecek olmuştu kahvaltımda, nedense?

Bol bol kitap okuyordum...

Öğlen yemeği için aşağıdaki yemek salonuna iniyordum. Yemeğim biter bitmez, asker garson hemen kahvemi getiriyordu. Komutanım sizi arıyor diyordu, biraz sonra. Çiçeği burnunda eşimle telefonda konuşuyorduk. Sonra kuaförde saçıma fön çektiriyordum. Öğleden sonra subay hanımları ordu evine geliyordu o zamanlar. Konken oynuyorlardı birlikte.

Ben oyun bilmediğim için onları izlemekle yetiniyordum. Sonra sonra, hadi sen de oyna, dediler. Anlamadan seyretmek sıkıcı da geldiğinden, peki, dedim, ama değil oyunu, kartları bile tanımıyordum. Sora sora oynuyorum. Yanımdakine gösteriyorum kağıtları, bunlar bunlar yan yana gelecek diyor, çabalıyorum, olmuyor. Her seferinde kaybedenlerin arasındayım.Arada bir kez tesadüfen yenersem kızıp söylenenler oluyor. "Sora sora yendi, ama!" Sora sora yenilmek hiç sorun olmadı oysa ki...
Oyun öyle böyle değil, eğlencesine oynanmıyor, ciddi ciddi paralar konuyor ortaya! Hırslanıyorum içten içe...

Yeni evlenmişiz, eşyaların borcunu ödüyoruz. Aldığımız paranın büyük kısmı taksitlere gidiyor. Uyurken gözümü kapatıyorum "jokerler" uçuşuyor beynimde! Baktım olacak gibi değil, başladık çalışmaya. Kocam, hocalık yaptı bana. Tek tek kağıtları tanıttı. Bu papaz, bu vale... diye diye..

Yaz tatilindeyiz, günler uzun, hava sıcak mı sıcak, işim yok gücüm yok, Mardin'de tanıdığım da yok... Laf aramızda, konkeni sevdim mi ne? Her gün oynuyoruz. Çoğu kez yeniliyorum yine, ama arada yenmeye de başladım. Sinirleniyorlar, bir şey diyemiyorlardı artık.

Ordu evinde bazı geceler eğlence düzenleniyordu, onlara katılıyorduk. Önce paşayla eşi, sonra bizler dansa kalkıyorduk. Emir komuta zinciri hissediliyordu. Ama biz çok eğleniyorduk...

En çok hafta sonlarını seviyordum. Eşim sivil elbiselerini giyiyordu, birlikte geziyorduk.

Mardin çarşısı çok ilginçti benim için. Kaçak olan ne varsa orada açık açık tezgahlarda satılıyordu. Satmak serbest, almak serbest; ancak Mardin'den başka bir yere götürmeye kalkarsanız yakalanma riski var. Ve siz kaçakçı olarak yargılanabilirdiniz. Anımsayanlar vardır belki, Lale Oraloğlu bu nedenle yargılanmıştı o zamanlar...Yurda kaçak sokulan her şey bugün serbest. Bu durum iyi mi oldu? Tartışılır. Ama keşke yine yasak olsaydı da ülkemizdeki üreticiler kazansaydı. Yanlış olan Mardin'de kaçak malların satılmasıydı. Bu ne perhis, bu ne lahana dedikleri cinsten dorumdu anlayacağız.

Bir hafta sonu da Çaça barajına gitmeye karar verdik. Mardin ağustos sıcağında cayır cayır yanıyordu. Eşimin yüzbaşı rütbesindeki bir arkadaşının arabasıyla yola çıktık. Birkaç aylık bebekleri vardı onların. Bayanlar arkada, baylar önde yola çıktık. Anımsadığım dar ve bozuk yollardan yavaş yavaş gidiyorduk. Güneş tepemizdeydi. Çocuğa güneş gelmesin diye arka yan pencereye çarşaf asılmıştı. Çocuk etkilenmesin diye hiçbir camı açmıyorlardı ve arabanın kliması da yoktu. Çok kızmıştım, annenin ruh halini hiç hesaba katamamıştım, şimdi anlayabiliyorum endişelerini. Ancak yine de yanlış yapmışız. Bebek kimbilir nasıl bunalmıştır o sıcakta. Ama ben bebeği değil, kendimi düşünmüştüm bencil bencil... Cahillik mi desem?

Mardin günlerim tek düze, ama çok güzel izler bıraktı bende. Ve tatil bitti, dönüş yolculuğu başladı. Eşimin bir arkadaşının arabasıyla Diyarbakır'a, oradan da otobüsle Elazığ'a gidecektik. Diyarbakır yolunda, arabada midem bulandı, arabadan inmek zorunda kaldım. Deneyimli arkadaş: "Yoksa?" sorusunu sormasaydı hamile olabileceğim aklıma bile gelmeyecekti...

2 yorum:

beenmaya dedi ki...

dün seyrettiğim filmde sevdiğim kadına mektup yazıyorum diyordu asker. ne zaman yollamayı düşünüyorsun diye sordu arkadaşı. ölürsem eğer, oldu cevabı. ve öldü ne yazık ki ama o mektup hiç postalanamadı.

keşke hala ve şu anda da yazıyor olsak birbirimize mektuplar. mesela siz? daha önce sormuş muydum bilmiyorum ama hala mektup yazıyor musunuz birbirinize? evin içinde bir yerlere bırakıyor musunuz mesela ya da kendi adresinize postalıyor musunuz merak ettim.

aysema dedi ki...

Sevgili Beenmaya'm,
Biz de çağa uyduk, tembelleştik, mektup yazmıyoruz. Ancak eşim işteyken her gün en az bir kez "nasılsın" diyerek arıyor, telefonda konuşuyoruz.
Evliliğimizin ilk yıllarında kırgınlıklarımı anlatmak için mektup yazıp cebine koymuşluğum vardı. Çocuklar küçüktü,ev,okul,yazılılar uzun uzun konuşacak zaman bırakmıyordu o zamanlar.
Şimdilerde zamanımız bol, konuşabildiğimiz için yazmıyoruz.

İlgin için çok teşekkür ederim. Sevgilerimle...