13 Haziran 2010 Pazar

YÜZ YİRMİNCİ MEKTUP



17 Mayıs 1976
Pazartesi
Saat 20.30
MARDİN

Bitanem,

İşte yine karşı karşıyayız seninle. Ama cismen değil, hayalen. İnan sensiz olmak benim için acıların, ızdırapların en büyüğü...
O kadar ki her an seni düşünüyorum, seni anıyorum, seninle yaşıyorum. Seninle doluyum. Bazen o kadar doluyum ki birisinin bana seslenmesi bile yeterli oluyor.

İşte bugün yine öyle oldu. O kadar dalmışım ki düşüncelerimin doruğunda hayal meyal görünüyorsun. Sonra seçilebilir bir şekilde şekilleniyorsun. Ve gülüyorsun. Bazen bana geldiğini zannediyorum. Bazen beni çağırdığını... Ve ister istemez dalgınlığım o şekilde sürüp gidiyor.

Bugün traş olurken berberin koltuğunda uyumuşum. İşte o kısacık, bir anlık uyumamda dahi rüyamda seni görmem için yeterli. Gene beraber olduğumuz bir andı herhalde. Ne hikmetse bir iki kelime konuşurken uyandım. Baktım berber tuhaf tuhaf bakıyor. Utandım.

Evet hayatım, senden ayrılmak o kadar zor , o kadar zor ki... Sensiz olmak, yukarıda da belirttiğim gibi, çok kötü...

Mardin'e geleli beri aklımda iki şey vardı: Birincisi, gerçekleşti, ama istediğim gibi olmadı. Arzum, okul dağılmış, öğrencilerinle giderken senin karşına çıkmaktı. Kısmet olmadı bu. Şimdi bir ikinci isteğim, sürprizim olacak. Ona hazırlıklı ol. Ama belki de olmaz.

Canım, birtanem, dün akşam saat 21.30'da geldim Mardin'e ve bu akşam da nöbetçiyim. Nöbet tutuyorum, seni düşünerek, seni yaşayarak, seni anarak. Niye sevgilim uzuyor bu birleşememiz? Bu ayrılık benim için artık çekilmez bir hal almaya başladı.

Sana şunu söylemek istiyorum: Evin altındaki yoldan giderken dün gece, son olarak kapının önünde gördüm seni... Bir an, var kuvvetimle sana haykırmak, bağırmak istedim ve el salladım. Ama sonra oldukça utandım babandan biliyor musun? Senin o en son hayalin gözümün önünden gitmiyor. Gitmez ki. Gitmeyecek ki...

Ben bugün dört koldan şehre adam saldım, bize harıl harıl ev arıyorlar şimdi. İkimize...
Bu sıra hayatım bölük komutanlığına bakıyorum, yüzbaşı İtalya'da, üstteğmen on gün izin aldı, eşi hastaymış. Dün senden ayrıldıktan sonra, hemen seni özlemeğe başladım. Seni aramaya başladım. Sen benim her şeyimsin, canımsın. Teneffüs ettiğim havasın. Ve her şeyden önce dert ortağımsın, sevgilimsin. Ve ilerde çocuklarımızın anasısın.

Ahh, sevgilim, inan, hep yanımda olmanı istiyorum, sonsuzluğa dek yanımda olmanı... Sen yanımda olduğun zaman dünyanın en mutlu insanı oluyorum, bitmesin istiyorum beraberliğimiz.
Bazen de kendi kendime birtakım kuruntulara saplanıyorum... Sen yanımda oldukça dünyanın en mutlu insanı oluyorum. O kadar ki mutluluktan ölebilirim. Aşık olmak ne tatlı şey.

İşte, bazen Türkçe'ye de kızmıyor değilim, o kadar az kelime var ki hislerimi ifade edebilmek için kelime bulamıyorum. Ve "Seni seviyorum." sözcüğünün maskesi arkasına sığınıyorum. Evet, seni seviyorum. Ve her gün, her zaman, her an seveceğim. Çünkü biz birbirimiz için yaratılmışız öyle değil mi hayatım?

Öyle tahmin ediyorum ki şu an, elindeki o yanık, hala acıyordur. Öyle mi? Halbuki ben hiç öyle olmasını istemezdim. Keşke senin elin yanacağına, benimki yansaydı...

Hayatım, şimdi bir mektup da eve yazacağım. Senden bahsedeceğim.Benden bahsedeceğim. Bizden bahsedeceğim, ikimizden bahsedeceğim. Ve şu an bir de eve telefon yazdırdım, çıkarsa, annemle konuşacağım. Bizden bahsedeceğim, ikimizden bahsedeceğim...

Neyse sevgilim, seviyorum, seveceğim, seviyorum ve yine bir ömür boyu seni seveceğim.

A........

Not: Seni çok seviyorum. Ölesiye seviyorum...

2 yorum:

Ozgur dedi ki...

Neden ağladım bilmiyorum. Çok dokundu bana. Çok özledim sizi...

aysema dedi ki...

Sevgili Özgür'üm,
Geçmiş zaman olur ki hayali ömre değer...

Ve mutluluğumuz, senin ve kardeşinin doğumuyla iyice pekişti. Ela'cığım ise başımızı bir kez daha taçlandırdı.

Bu arada canlarımın canları da, yani sizlerin sevdikleriniz de mutluluk getirdiler.Onları da çok seviyorum.
İyi ki varsınız, iyi ki babanızla karşılaşmışız... Hepinizi çok çok çok seviyorum. Canlarım benim...