15 Nisan 2010 Perşembe

YÜZ ON DÖRDÜNCÜ MEKTUP


28 Nisan 1976
Mardin

Birtanem,

Evet Sevgilim, işte şu saatte senden ayrılalı tam bir gün oluyor. Benim, ayrıldığım anda zaten bir hüzün kapladı içimi... Senden ayrı olmak benim için acıların, ızdırapların en büyüğü...

Dün akşam saat 20.00'de Mardin'deydim. İşte o an susuzluğumu, susadığımı, sana susadığımı anladım. Aradan dört ya da beş saat geçmesine rağmen, senin her zaman yanımda, içimde, kalbimde, ruhumda olduğunu anımsadım. Ve hemen susuzluğumu gidermek için daldım meyhaneye...

İnsan biraz çakırkeyf olunca daha güzel, daha olumlu düşünüyor. Biliyor musun içki içerken, içtikten sonra seni düşünmek bana büyük zevk veriyor. Bugün yine bütün gün seninle beraberdim. Halbuki senden dün ayrıldım. Ama bu uzayan yirmi dört saat bana çok uzun bir zaman aralığı gibi geliyor. Ve seni hemen özlemeğe başladım.

Nasıl özlemem! Sen benim canımsın, ciğerimsin, teneffüs ettiğim havasın. Sevgilimsin, aşkımsın, dert ortağımsın... Velhasıl sen benim her şeyimsin. Sensiz geçen günlerim bana zindan oluyor. Aklımda sen, fikrimde sen, düşüncemde sen sen sen sen yine de sen...

Sana hemen yazamam demiştim, gerçekten o an öyle düşünüyordum. Ama, aması var; işte sana yazmadan nasıl dururum?

Dünkü ayrılık anı gözümün önüne gelir gibi oluyor... Vallahi neredeyse, hani utanmasam hüngür hüngür, bağıra bağıra ağlayacağım! Şimdi odam bomboş, ama kendi kendimden utanıyorum. Bak gözlerim yaşardı, tıpkı dünkü gibi... Hani bana, "Ağlıyor musın?" diye sormuştun; ben de "Öyle şey mi olur!" dedimdi sana, ama biraz daha dursa idim herhalde ağlardım!

Her seferinde gidiyorum, sana doyamadan ayrılıyorum... Ama olsun, gene de senin yakınında, yanında olmak benim için mutlulukların en büyüğü oluyor. Bu bizim kaderimiz, alınyazımız sevgilim.

Şu askerlik çok kimseler için ayrılık demektir, keder demektir, üzüntü demektir. Bizim için de aynı şeyler söylenebilir. Ama bunun yanında bir şey daha söylenebilir: Bizi, ikimizi, seni ve beni birbirimize daha çok yaklaştırdı, öyle değil mi?

Sevgilim, seni inan çok seviyorum. Bu sefer senin birtakım kuşkularının olduğunu da bu vesileyle öğrenmiş oldum. Senin de dediğin gibiolayların biraz fazla etkisinde kalmışsın. Bu oldukça normal bir durum, düşünen her insan için... İnsanlar dünyaya yaşamak, mesut olmak, mutlu bir yuva kurmak için gelmişlerdir. Kimisi yuvayı kurar, ama yıkar da... Onun için ben şöyle düşünüyorum:

Benim his hayatımda ve aile hayatımda bizden,ikimizden, sen ve benden başkasının söz hakkı yoktur. Bunu şu şekilde açıklayayım: Hani Birleşmiş Milletlerde beş devletin veto hakkı vardır. Bizim, daha doğrusu ikimizin yaşamında da ikimizden başkasının oy hakkı olamaz. Vız gelir! Eğer benim mutluluğumu, saadetimi bozacak ve bozmaya kalkacak, kim olursa olsun, anam babam da olsa dur derim, demesini bilirim! Ben bu düşüncedeyim...

Hoş sana hak vermiyor değilim bu konuda. Çünkü senin gözünün önünde bir tecrübe var. Onların durumuna ben de çok üzüldüm. Üstelik bir de çocukları var...

Ben hiçbir şey hususunda sabit fikirli değilim. Ama kimseyi de aldatmak, yalan söylemek gibi bir özelliğim yok. Bunu sen de takdir edersin sevgilim. Benim düşüncem, önce iki veya üç sene Zonguldak'ta çalışmak, daha sonra başka yerlere gitmekti, ama bizim Bekir Hoca'nın dediği en doğrusu galiba. Her iki aileden de uzakta olursun, bu sayede, değer verdiğin kimseler, değerlerinden hiçbir şey kaybetmedikleri gibi insanların özlemi, sevgisi çoğalır.

İşte hayatım şimdi senden yine tam 264 km uzaktayım ve seni anıyorum. Anmadığım zaman var mı ki...

Dün akşam 21.45 sularında Orduevine geldim ki sıcak sular akıyor, hemen banyo yapıp yattım. Halbuki buraya gelirken niyetim sana dün akşam yazmaktı. Seni sevdiğimi, seni özlediğimi, ilk fırsatta yine Elazığ'a geleceğimi yazacaktım hemen. Kısmet bu akşammış. Senin bundan önce gönderdiğin mektubu tekrar okudum buna başlamadan.

Bir de bugün H....... ile M........'nın müşterek yazdıkları mektup geldi.

Hayatım, doğum gününü bu sene de unuttuğum için özür dilerim. Valla burada moral bozukluğundan insan bazen yaşadığını bile unutuyor. Herhalde bundan sonra olmaz.

Seni çok seviyorum. Sen benim aşkımsın. Senin yanında olduğum zaman, zamanın nasıl geçtiğini bile anlayamıyorum. Sana doyamıyorum. Halbuki seninle beraber olmak, seni okşamak, sana dokunmak, senin sıcaklığını duymak istiyorum. Kendi kendime "Bitsin artık bu çile!" diyorum. Bitsin, bitsin bitsin! Ahhh, şu tayin işi bir gerçekleşse... İşte o zaman bütün acılarımız diner; sıkıntılarımız biter. Ve hayatımızın bundan sonraki kısmında beraber oluruz. Sen ve ben, biz ikimiz iyi günümüzde iyi; kötü gönümüzde kötü (kötü gün olmayacak) birbirimize destek olarak hayatın, yaşamın bütün zorluklarına beraberce göğüs gereriz...

Ve defterlerimizden acıyı, ayrılığı, hüznü, mutsuzluğu siler mutlu bir şekilde yaşamımızı devam ettiririz. Ahhh, fazla hayalperest olmaya başladım galiba. Ama bunların hayalle ilgisi ne? Bırak kardeşim, yok hiçbir şey istemiyorum şu melanet dünyadan, hiçbir şey istemiyorum! Tek şey hariç! Evet, sadece seni istiyorum seni! Nerdesin? Tabi ki evdesin ve TV karşısındasın... Şu an seni ne kadar özlediğimi bir bilsen... İnan kelime bulmakta güçlük çekiyorum, sana hislerimi açıklarken...

Sevgilim seni seviyorum. Bir kere, on kere, yüz kere, bin kere, on bin kere, yüz bin kere, milyon, milyar kere... Ve evet seni çok seviyorum. Ve herhalde şairlerin adına AŞK dedikleri duygu bu olsa gerek... Sana daha çok şeyler yazmak isterdim ya kağıdı bitiriyorum.

Satırlarımı sonlarken bir şeyi, seni sevdiğimi unutma! Seni çok çok seviyorum...

Seni çok seviyorum.

A........

Not: A......., N...... seviyor...

Hiç yorum yok: