27 Mart 2010 Cumartesi

YÜZ SEKİZİNCİ MEKTUP


19 OCAK 1976
Ankara, 20.05

Sevgilim,

Hayatım satırlarıma özür dileyerek başlamak istiyorum. Çünkü şu anda moralim o kadar bozuk ki sorma, ters bir şey yazarsam kusura bakma. Eğer bu mektubu şimdi yazmazsam ancak beş gün sonra yazabilirdim. Senin, mektup beklediğini düşünerek hemen yazıyorum.

Mektubunu aldım. Sen de pazar günü yazdığımı almışsındır herhalde. Burada günlerim bazen neşeli bazen de çok kötü geçiyor. Kötü geçmesinin nedeni benim dışımdaki hadiselerden, bazen değişen günlük olaylar bile insanı çileden çıkarıyor. Şimdi sınıfta korkunç bir gürültü var...

Mektubunu öğlen yemeğinden sonra aldım. Bir çırpıda okudum. Sevgilim garajda arabadan indim ve karşımda E......'ı buldum. Uzun süredir görüşmemiştik, garaj pastanesinde oturup sohbet ettik. Bu arada R.........'ya telefon etti, bir saat sonra o da geldi. Hep birlikte bizim lokale gittik. Orada 12.30 a kadar oturduk, sonra ben yanlarından ayrıldım. Durumlarının duyulmasını istemedikleri için sana yazmak istemedim.

F........'nin kızı olduğunu geçen cumartesi Etimesgut'taki arkadaşlardan öğrendim. Biz Elazığ'dan mezun arkadaşlar her cumartesi, pazar beraberiz. Ve içimizde yalnız H.......... yok. Çünkü üç hafta göz hapsi almış benim gibi. Yılbaşı memlekete kaçmaktan! Ondan önce de pek görüşemiyorduk zaten. Bu sıra ona çok kızıyorum, hayatım bu konuda bana bir şey sorma, durumlarına üzülüyorum, moralim bozuk zaten...

Arkadaşının evlenmeye gittiğini söylüyorsun. Bak tam vermiş kararını, cesurane bir karar doğrusu. Geçen mektubumda bu hususta biraz yazmıştım hayatım. Bu ayrılık insanı öldürüyor. Vallahi dayanılacak gibi değil! Şu sıra hasta olacak gibi hissediyorum, burun deliklerim yanıyor, herhalde nezle başlangıcı...

Her cumartesi ve pazar günleri kardeşin N..........'ın yanına gidiyorum. Bana ve arkadaşıma karşı o kadar candan davranıyor ki inan eziliyorum. Kendi kendime onlara gitmeme kararı alıyorum, bu sefer de daha değişik yorumlanacağından korkuyorum. İnan sevgilim ne diyeceğimi bilemiyorum. Çünkü cumartesi rahatsız ediyorum, pazar rahatsız ediyorum, bakalım ne kadar daha sürecek? Herhalde bu hafta teyzenlere yemeğe gideceğiz birlikte.

Elazığ'da bakıyorum acayip olaylar oluyor. İnsanlar o kadar hayvanlaştı ki bir ölüye bile saygıdan acizler. Valla sevgilim yazacak o kadar çok şey var ki... Ama düşüncelerimi yazacak kelime bulmakta zorluk çekiyorum.

Seni çok özledim, tek düşüncem sensin. Evvelden uzun ayrılıklar çabuk biterdi veya bize öyle gelirdi. Şimdi ise kısa ayrılıklar bile çekilmez oluyor. Film şeridi gibi beraber olduğumuz günler aklıma geliyor.

İşte o zaman çıldırmamak için kendimi zorluyorum. Daha doğrusu kendimi değişik şeyler düşünmeye zorluyorum. Fakat başardığımı söyleyemem. Bazen isyan ediyorum. Evvelden öyle değildi, o zaman isyan edesim geliyordu, şimdi resmen isyan ediyorum!

Arkadaş bu olmaz yahu! Adalet bunun neresinde? Böyle adalet olmaz. İnsan sevdiklerinden ayrı olduktan sonra yaşamak da anlamını yitiriyor. Günler anlamsız ve sıkıcı geliyor. Bu moral bozukluğu içinde insan hem karamsar hem de kırıcı oluyor. Sonra vatan borcu, namus borcu olduğu aklıma geliyor. Kutsal görevimizi yerine getirmenin huzuruyla rahatlıyorum.

Bak aklıma bir şarkı geldi, onu yazıyorum:

"Seni çılgın gibi sevdim, uğruna ömrümü verdim.
Şimdi artık sen benimsin, senden asla ayrılamam .
Ayrılamam, ayrılamam, ölsem bile, ölsem bile ayrılamam..."

Hayatım, satırlarıma son verirken en iyi günlerin senin olmasını temenni ediyorum. Ve seni, Ankara'da, gelemeyeceğini bildiğim halde,, bekliyorum. Bekleyeceğim, beklemeye devam edeceğim...

Senin sevgilin A.....

Hiç yorum yok: