21 Mart 2010 Pazar

YÜZ DÖRDÜNCÜ MEKTUP



6 OCAK 1976

Ankara, saat 19.00



Canım sevgilim,

Ve evet yeni bir umutla başladığımız bugün de birkaç saat sonra sona erecek. Ben sana bu yeni senenin altıncı gününün akşamı yine yazıyorum.İki gün içinde sana yazdığım üçüncü mektup oluyor sevgilim.

Benim gibi boş zamanı fazla ya da yapacak işi olmayan insan ancak mektup yazar öyle mi hayatım?
Yılbaşı akşamı yazdığın mektubu aldım. Ne kadar sevindim bilemezsin!.. İnan benim için sürpriz oldu. Ben gelmeyeceğini bildiğim halde yine de mektup beklemekten ve gelen mektupları karıştırmaktan kendimi alamıyorum. Ama bu mektubu arkadaş getirdi.

O anda gazinoda tavla oynuyordum. Tam da oyunun yarısında idik. O oyunu kaybettim. Niye biliyor musun? Oyunu yarım bırakamazdım, çabuk bitmesi için de yenildim. Çünkü senden haber vardı, mektup vardı...

İki sefer okudum. Az evvel de üçüncü kez okudum. İnan sevgilim bu günler geçmek bilmiyor. Artık bu ayrılığa daha fazla dayanamayız. Düşün bir kere senin mektubun geldi; normal olarak sevinmem gerekir öyle değil mi? Ama sevinemiyorum nedense! Sen orda ben burda oldukça herhalde yüzümüz gülmeyecek.

"Gülmedi şu bahtımız, gülmedi gitti..." öyle mi hayatım? Nedense ben iyice karamsar oldum bu sıralar. Düşündükçe insanın çıldırası geliyor, her şeye küsüyor, ama bütün bunların yanında seni düşündüğüm zaman ise yüzümün güldüğü, kalbimin kan ağladığını hisseder gibi oluyorum. Ama seni düşünmek, seni sevmek , senin tarafından sevildiğimi bilmek var ya işte o apayrı bir duygu, biliyor musun? O zaman daha duygulu , daha düşünceli ve hayatı daha başka açıdan gören bir insan oluyorum.

Ve bazen kendi kendime kızdığım zamanlar olmuyor değil. Bu da bir kaç gündür oldu. Senin o satırları yazdığın gün ben büyük bir bocalama içindeydim. Uçakla gitme işi suya düşmüştü hava koşulları nedeniyle. Akşam otobüsle gideyim mi gitmeyeyim mi diye düşünüp durdum. Ama artık hislerle hareket edecek yaşta değiliz değil mi sevgilim? Mantıkla hareket ettim ve komutanlığın emrine uydum.

Kış koşulları nedeniyle Doğu'ya izin verilmemişti. İzin kağıtlarımızı gittiğimiz ilin Merkez Komutanlığına ya da Askerlik Şubesine kaydettirmek zorundayız. O nedenle gelemedim, seni göremedim sevgilim.Ama kalbim her zaman seninle beraber. İnsan karamsar olunca saçma şeyler düşünür, bazen o kadar duygulu olur ki en ufak bir durum karşısında soğukkanlılığını kaybedebilir .

İşte sen benim her zaman yanımda olduğun için saçma düşünemiyorum, soğukkanlılığımı kaybetmiyorum. Çünkü sen beni daima iyi şeyler düşünmeye zorluyorsun.

Hani ilkokulda çocuklar şiir ezberler, şiir okur Atatürk için; o şiirin bir yerinde , aklımda kaldığı kadarıyla, "Bir soruyu bildiğimde Atatürk güldü öğretmenim, bilemediğimde bulutlanır gözleri, anlarım Atatürk üzüldü öğretmenim."diye sözler vardı. İşte ben de attığım her adımı seni düşünerek atıyorum. Sen benliğime o kadar işlemişsin ki seni düşünmeden, anmadan, hatırlamadan edemiyorum.

Önceleri çabucak geçen günler şimdi geçmek bilmiyor.Bazen hiç olmazsa sesini işiteyim diyorum, PTT'ye kızmakla kalıyorum. Sensiz geçen günler bana hicran veriyor hayatım.Bu ayrılığı artık aramızdan atalım. Bazen çok çekilmez oluyor.

Evet sevgilim yine kağıdın sonu gelmiş. Cumartesi pazar günleri izinliyiz, pazar günleri vaktimin çoğunu mühendisler odasında geçiriyorum. O günlerde sen okulda olmuyorsun ki telefonla konuşalım. Seni cumartesi, pazar günü arayabileceğim bir telefon numarası yazabilirsen belki konuşabiliriz. Beni gündüz ararsan derste olurum. Akşam 5,5 'tan sonra arasan bölükte olurum 9,5'a kadar. Telefon numarası (............) .

Sonlarken iyi günlerin, en iyi günlerin senin olmasını dilerim.

A..........

Not: Mektubunu yazmayı bitirdim, senin mektubunu okuyacağım yeniden...

Hiç yorum yok: