23 Şubat 2010 Salı

DOKSAN DOKUZUNCU MEKTUP


18 ARALIK 1975
Ankara


Canım Sevgilim,


Günün tarihi 18 Aralık 1975, saat 08... Ve şu anda sabah mütalaasındayım. Sana yazmaya başladım ve başlar başlamaz ara vermek zorunda kaldım.


Şimdi saat 14.00 . Sana yazmaya yeniden başladım. Az önce , senin bayramdan önce elime geçeceğini tahmin ettiğin ve benim beş dakika önce elime geçen kartını aldım. Ne kadar sevindiğimi tahmin edemezsin. Halbuki mektup bekliyordum.

Bayram süresince memleketteydim. İnan bu zamana kadar yaşadığım en kötü bayramdı. Sen olmayınca bayramın seyranın hiç tadı olmuyor. Ama sen, evet sen, yanımda olduktan sonra yaşamak anlam kazanıyor.

Evet sevgilim, bayramdan iki gün evvel yani perşembe günü saat 12.00'de serbest bıraktılar bizi. Doğruca N........'ın evine gittim, ama o gitmişti, yoktu. Oradan da Mak. Müh. Odasına gittim, hemen Elazığ'a telefon yazdırdım ve 16.10'a kadar orada telefon bekledim ama bir türlü çıkmadı... Ben de memlekete hareket ettim. Gece yarısına doğru evdeydim.

Gitmeden evvel seninle konuşmak istedim ama olmadı, sesini duymak istedim, seni çok özlediğimi söylemek istedim ve bu arada seni çok sevdiğimi de söyleyecektim , hiç birini yapamadım. Ben de bu düşüncemi cuma günü yaparım diye düşündüm , ama bende kafanın kalmadığını neden sonra fark ettim. Cuma gününün arife olduğunu, saat 12.00'ye geldiğinde iş yerlerinin, resmi dairelerin tatil olduğunu babam eve geldiğinde ancak anlayabildim.

Ve çarşamba günü erkenden Ankara'ya döndüm, seninle konuşabilmek umuduyla ama olmadı. Saat 17.10 'a kadar Mak. Müh. Odasında yine bekledim. Bir telefon çaldı, adımı söylediler, ne kadar heyecanlandığımı tahmin edemezsin... Alo dediğimde karşımda seni bulacağımı tahmin ediyordum! Santral memuresi telefonun cevap vermediğini söyledi... Onunla bir hayli tartıştık, aradığım yerin bir okul olduğunu , mesainin 17.30'da bittiğini hatırlattım kendisine, ama bir faydası olmadı.Bak şimdi gene aklıma bir şey geldi. Siz o gün yoksa yarım gün mü çalışıyorsunuz?

İşte görüyorsun ya bende yeni jeton düşüyor. Biliyor musun sevgilim cumartesi , pazar günleri ben artık Ankara'dayım, bu kez de o günler sen evdesin; hafta içi de benim sana telefon etme olanağım yok. Anlayacağın bir telefonla bile konuşamıyoruz, bu da oldukça canımı sıkıyor. Benim şimdi sabırsızlıkla beklediğim şubat tatili var. Sabırsızlıkla bekliyorum... Yılbaşında bize tatil var ama garnizon dahilinde, Ankara dışına çıkamıyoruz. Onun için sana verdiğim sözü geri almak zorundayım. Hani yılbaşında geleceğimi söylemiştim ya , o sözü. Sevgilim bu sana burada yazdığım altıncı mektup, üç tanesinin cevabını aldım; tabii bu arada resimleri de aldım, ne kadar sevindiğimi anlatamam. İyi ki resim çektirmişiz...

Biliyor musun burada her şey oldukça iyi, bu yüzden kilo almaya başladık.

Sana telefonda söyleyemediklerimi şimdi söylemek istiyorum. Hayatım seni çok çok çok seviyorum. Sensiz geçen bu günler bana acı, keder, ıstıraptan başka bir şey vermiyor. Seni çok özledim. Şimdi devamlı beraber olduğumuz zamanları hayal ediyorum. Düşünüyorum ve bu yüzden ders arasında dalıp gidiyorum, seni çok özledim.

Bakışını, gülüşünü vs... Sensiz yaşayamayacağımı söylesem eminim hemen bana cevabı yapıştırırsın, "Şimdi nasıl yaşıyorsun?" diye... Ama bilir misin bilmem ki... Sen hep benim yanımdasın, içimdesin, ruhumdasın. Velhasıl seninle doluyum sevgilim. Yahu bu Türkçe de amma bir dil! İnsan hislerini bile doğru dürüst dile getiremiyor, acizleşiyor. Ve yarın yazılımız olduğu halde sana yazmaktan yine de kendimi alamadım.

Bayram süresince devamlı Ö.......'le birlikte idim. Şimdi daha da şirinleşmiş , göreceksin. Ben eve gelince hemen yanıma geliyor.

Sevgilim seni şubat tatilinde bekliyorum. Babamı yazmışsın, pek o kadar katı bir tutum içine gireceğini zannetmiyorum. Bayramda ona sigara gönderecektim, kardeşin erken gidince görüşemedik, dolayısıyla gönderemedim.

Hayatım, satırlarıma istemeyerek son verirken tek tesellim senden gelen ve gelecek mektuplar olacaktır. Çünkü bir mektup bile insanı mutlu etmeye yetiyor.

İyi günler temennisiyle satırlarımı sonluyorum.


Not: Okulunda olan hadiseyi okudum, çok çok üzüldüm; yakında ilk okullarda da başlayacak neredeyse. Bana acele yaz , sana bir şey olması beni çok üzer, kendine dikkat et... Ülkeyi bu duruma getirenler ne yapıyor bilmem ki...

Sevgiler, mektubunu belkiyorum...

A.............

Hiç yorum yok: