4 Şubat 2010 Perşembe

DOKSAN BEŞİNCİ MEKTUP


2 ARALIK 1975
Elazığ
Canım A.......'im,

Bize en zor gelen şeylerden biri de sevdiklerimizden ayrılmaktır. Uzakta olan sevdiğimizin özlemiyle günler dayanılmaz oluyor, biliyorum. Yapamayacağız, katlanamayacağız sanıyoruz. Oysa dayanıyor insan! Hem ayrılıktan ayrılığa fark vardır değil mi? Vatan söz konusu olunca bu ayrılık daha katlanılır oldu benim için. Askerlik kutsal bir görev. Aynı zamanda hayatı iyi kötü her yönüyle kabul etmek, ona ayak uydurmak zorundayız değil mi canım?

Mektubunda "Gözden ırak olan,gönülden de ırak olur." sözünü alıp bizim öyle olmadığımızı yazmışsın... Doğru söylemişsin canım. Sana yürekten katılıyorum. Tarihte hiç bir ayrılığın unutturamadığı aşklar vardır.Çok güç koşullarda bile sevmesini bilen insanlar vardır. Bu nedenle bazı sözleri kullanırken çok dikkatli olmalıyız değil mi? Bu sözün geçerli olduğu durumlar da vardır; geçerli olmadığı durumlar da... Bizim için bu sözün geçerliliği olmamalıdır, olamaz canım.

Nişandan sonra uzun süre gelmedin, gelemedin. Önce gerçekten kızmıştım,alınmıştım, anlamak istememiştim belki de anlayamamıştım durumunu. Ama şimdi artık anlıyorum, kızmıyorum. O dönem uyum dönemiydi bizim için. Yaşama ciddi olarak adım attığımız, öğrencilikten iş yaşamına; arkadaşlıktan evliliğin ilk adımına alışmak kolay değil tabii ki... Hiçbir şey birdenbire olmuyor, zaman gerektiriyor. Önemli olan geleceğimiz...

Şu anda güzel bir şarkı var radyoda. Onu dinliyorum, karşıma koyduğum resmine bakıyorum arasıra, bir yandan da mektubunu yazıyorum. Sen gittikten sonra yazdığım üçüncü mektup bu. Diğerlerini almışsındır sanırım.

Pazartesi günü seni yolcu etmek için beklerken ne olup bittiğinin farkında değildim pek. Zaman durmuştu, dünyayla ilgim kesilmişti... Onun için babamla ilgili üzüldüğün olayı hiç fark etmedim. Babam da bir şey söylemedi, sanırım sen büyütüyorsun. Ne olduğunu yazarsan , önemliyse, senin adına babamdan özür dilerim.

Şubat tatilinde Ankara'ya gelmem güç gibi. Geçen akşam " Şubat'ta Ankara'ya gitsek!" diyecek oldum. "Kış günü Ankara'da ne var?" dedi babam. Öyle kesin bir şekilde söyledi ki bir daha zor açarım o konuyu...

Sanırım mektupları alınca ilk işin resimlere bakmak olmuştur. Benim çok hoşuma gitti, iyi ki çektirmişiz. Devamlı bakıyorum. iki tanesini sana göndereceğim.Annenlere de göndereceğim. Geç oldu, artık bitireyim mektubunu. Bu arada senden resim bekliyorum. Asker halini çok merak ediyorum. Gönderirsen sevinirim.


..........


Günaydın diyerek akşam yarım bıraktığım mektubuna devam ediyorum.

Yazılı sınavları yapmaya başladım. Ancak bir kısmını okuyabildim. Bu sıra biraz rahatsızım. Dün doktora gittim. İlaçları kullanmaya başlayınca geçer gibi oldu. Bir de inanmıyoruz doktorlara...

Derste bayılan biröğrencim vardı, sana bahsetmiştim. Dün sınıfa girmiştim ki yine bayıldı. Çok moralim bozuldu, çok da üzüldüm. Çaresizlik kötü! Ayıltmak için epey uğraştım. Kendine gelince biraz dışarı çıkarıp gezdirdik, hava alsın istedim. Eve göndermek istedim, gitmek istemiyor.

"Yok hocam, orda daha fena oluyorum ! diyor.

Doktorlar, okuldan ayrılması, onun için ölüm olur, diyorlarmış. Benim için büyük üzüntü kaynağı oluyor, öğrencilerim de tedirgin... Dersi işlemeyi bıraktım, şiir vs. okuttum, ilgilerini tekrar toplayabilmek için.

Mektuba başlamadan sınav sorularını hazırladım. Görüyorsun öğrencilerim senin önüne geçti.
Artık bitireyim, biraz daha devam edersem okula geç kalacağım.

Evet hayatım, sana son olarak seni çok sevdiğimi söyleyeceğim. Senin de dediğin gibi bu sevgi gün geçtikçe büyüyecek, emin olabilirsin. Satırlarında buluşmak üzere hoşçakal canım...


N.......

Hiç yorum yok: