21 Ocak 2010 Perşembe

YETMİŞ ALTINCI MEKTUP


20 TEMMUZ 1975
ZONGULDAK-Pazar

Canım Sevgilim,

Evet bu tatil gününde , sıcak ve güneşli bir günde sana bu mektubu yazıyorum. Saat 10.30 .
Öyle tahmin ediyorum ki bu mektubum senin için sürpriz olacak... Ne dersin, yanılıyor muyum yoksa?

Bugün denize gitmeyi düşünüyorum, biraz geç gideceğim. Radyoda :

"Bilmem bizim sonumuz neye varacak şimdi,,"

diye bir şarkı var şu anda. Ben de soruyorum biraz değiştirerek "Bizim halimiz ne olacak?"

Eğer 1974 senesinde düşündüğümü gerçekleştirseydim, bu temmuz, belki de ömür boyu beraberliğimizin başlangıç ayı olurdu, ama bazı nedenler bunu engelledi. Şimdi düşünüyorum da o zaman keşke bu kararımızdan dönmeseydik.

Kasımda askere gitmek istiyorum şimdi. Bu işler devlet işi, askeri işler; yani eğer onlar isterse gideceğim. İstemezse marta kalır. Yani bizim elimizde hiç bir şey yok. Ancak ben diyorum ki biz hazırlığımızı ekim ya da kasımda evlenecek şekilde yapalım, ne dersin? Eğer kasımda gidersem o zaman da ben askerken yani mart veya nisanda evlenebiliriz. Benim aklıma bundan başka çözüm gelmiyor! Hem bunun haricindeki çözümleri düşünecek değiliz. Bir çözüm daha var ki o da asker dönüşü evlenmek... Bu da çok uzun bir zaman beklemeyi gerektiriyor.

Bence o kadar beklemek gereksiz.Tabii bu arada eğer kasım,ekim veya martta evlenirsek birtakım fedakarlıklara katlanmamız gerekecek. Bütün bunlar olaylara tam bir yaklaşım içinde bulunmamamızdan ileri geliyor. İşte temmuzda evlenseydik kanaatimce iyi olurdu. Hem sonra birimiz orda, birimiz burda, pek iç açıcı durum değil. Bak ne diyor şarkıcı radyoda:

"Kadehinde zehir olsa, ben içerim bana getir..."

İşte, evde, yolda, çarşıda, denizde, arabada... bir takım olaylar , şarkılar,rastlantılar hep seni bana hatırlatıyor. Dolayısıyla beni dalgın adam yapıyor. Dalgın yapmakla kalsa duygulu, alıngan bir insan görüntüsü de verdirtiyor.

Bak dün denizde idim. Saat 12.00'de denize girdim, 14.00'te çıktım. Artık bitakım şeylerden zevk almaz oldum. Eskiden denizden çıkmazdım, şimdi ise adeta denizden kaçıyorum. Akşamları evde oluyorum ve erkenden yatıyorum. Bazen 8.00 , bazen 9.00, bazen de 10.00 'da... Ama bir türlü uyuyamıyorum seni düşünmekten. İşe de geç kalıyorum.

Geçen cumartesi Deniz Kulubü'ne gittik arkadaşlarla. Akşam geç vakte kadar oturduk. Millet gayet güzel eyleniyordu. Biz de oturduğumuz yerden eylenenlere bakıyorduk. O insanların, o şekilde eylenmeleri en doğal hakları, fakat bu bile beni menfi yönde etkiliyor. Ama bir gün bu huzursuz, sıkıntılı günler bitecek. İşte biz de o günleri bekliyoruz...

İşte sevgilim, ben sana yazmaya devam ediyorum, radyo da çalmaya... Ve saatler geçiyor. Evde kimsecikler yok, yani biz bizeyiz.

Geçenlerde S.....'yı Amasra'ya tatile gönderdik, 20 gün kaldı, kendini pek özletmedi. Ama cuma günü yengem, Ö......'ü de alıp Amasra'ya gitti ve iki gün geçmeden minik yeğenimi özlemeye başladım. Valla bu gidişle onu görmeye gitmem gerekecek. Öğlenleri eve yemeğe geliyorum, işe giderken arkamdan ağlıyor. Yani o kadar seviyor amcasını.

Bundan sonraki şarkıyı senin için tutuyorum, bakalım ne çıkacak? Nuri Sesigüzel'den "Ağlayan gözlerim bir gün gülecek" türküsü çıktı.

Neyse sevgilim , satırlarımı sonlarken en iyi günlerin senin olması dileğiyle sevgilerimi gönderiyorum...

A...........

Hiç yorum yok: