27 Ocak 2010 Çarşamba

SEKSEN SEKİZİNCİ MEKTUP


23 EKİM 1975
Elazığ

Hayatım,

İki mektubunu da aldığım halde cevabını bir türlü yazamadım. Seni merakta bıraktığım için üzgünüm. Ama her an aklımdasın, çok istediğim halde üç gündür yazamadım. İlk mektubunu pazartesi günü aldım. Öğleden sonraları yazarım diye düşünüyordum ama hep misafir geldi. İkinci mektubunu da dün aldım. Bunu birincinin cevabı olarak yazıyorum. Birkaç gün sonra yine yazarım.

Artık mektupların gecikmesine benim de tahammülüm yok. Sıraya bakmadan sık sık yazalım, olur mu canım. Ancak böyle özlemimiz biraz olsun azalır. Sahi senin iş yerinin telefon numarası kaç? Arada sesini de duymak istiyorum. Bizim okulun numarası 3984 , 2204(müd.)...

Sabah 8'den 13'e kadar okuldayım. Askere gitmeden görüşebilirsek ben de çok sevinirim.
Hastalığın iyileşmiş, memnun oldum. Biliyor musun bugün öğleden sonra da ben doktora gittim. Grip dedi, üşütmüşsün dedi. Birtakım ilaçlar verdi. Akşam başladım kullanmaya.

Ne yapsın doktor, o beden hastalıklarıyla ilgileniyor. Ruhumuzun, kalbimizin derdini nereden bilsin? Onu ancak biz biliriz değil mi? Bu sefer ayrılık hiç çekilmiyor. Bilmem bu aylar nasıl geçecek? Gideli 15 gün oldu, hala yokluğuna alışamadım. Hep yanımda olmanı istiyorum.

Marta kadar umarım işlerimiz düzelir. Keşke Elazığ'a olsa... Olmazsa tayin yaptırmak zorunda kalacağım. Şairin biri:

" Suretim gerçi güler amma, kalp gözüm kan ağlar." diyor.

Biliyor musun ben o kadarına da razıyım, ama onu bile beceremiyorum. Kalbim hep ağlıyor. Üstelik yüzüm de eskisi gibi gülmüyor. Hep bir gün ansızın çıkıp gelmeni düşlüyorum...

Günlerim okulda geçiyor. Son sınıflardan memnunum. Yalnız bir sınıf beni biraz üzüyor. Birkaç tane büyücek öğrenci var, okumaya pek niyetli değiller galiba. İlk derslerde dersi kaynatmaya çalıştılar. Ama ben de ağırlığımı koydum. Şimdi dersi dinlemeye çalışıyorlar. Bu en tembel sınıfım...

Faruk'un soyadı Y...... . İyi düşünmüşsün, teşekkür etmen memnun eder onları.

Geçen gün F........'nin annesini yolda gördüm. Sordu, ben de gider gitmez H.......'ye telefon ettiğini söyledim...


Vakit oldukça ilerledi. Evdekilerin uyumasını bekledim yazmak için. Sabah 7.30'da evden çıkmak zorundayım.

İkinci mektubunu aldığım gün, yani dün, Güzide teyzemden de mektup geldi anneme...

Bugün Ankara'dan, kardeşimden telgraf aldık. İki dersten geçmiş, üçüncünün sonucunu bekliyormuş. Birkaç güne kadar buraya gelecekmiş. Merak ettim, Ankara'daki karşılaşmanızdan bahsetmemişsin. Durum ne haldeydi, yazarsan sevinirim.

Demek abimiz Bursa'da çalışacak. Geçici bir görevle mi gitti? Yengen desene yine yalnız kaldı...

Arkadaşım 26 Ekim'de nişanlanacakmış... Ben de yanında olmayı çok isterdim , ama koşullar...

Kömür bol olunca tabi sobaları kurarsınız. Biz parasını yatırdık, sıraya girdik , odun ancak bu akşam geldi; kömür sıramız henüz gelmedi. Burada odun- kömür bulmakta sıkıntılar yaşanıyor... Mektupla biraz gönderiver, olmaz mı?

A..........ciğim, şimdi mektubuna ara vereceğim. Yarın sonucu bağlar öyle gönderirim. Saat 24.00 oldu. İyi geceler canım. Bu kafayla uyuyabilirsem çok iyi. Uykusuzluk büyük dert oldu bana. Şimdilik hoşça kal canım. Son olarak aklıma şu anda gelen bir sözle bitireyim bari...

"Kaf dağının ardında bile olsan yaşaman, yaşamam için sebeptir." Aynı şey senin için de geçerli değil mi sevgilim?


.................


Şu anda okulun kantinindeyiz.Israrımız üzerine , müzik öğretmeni arkadaş( yeni geldi) , bir şarkıya başladı. İnan ağlamak üzereyim:

"Bu gece son gecemiz, acı günler yakında..." diyor;

"At kadehi elinden bin parçaya bölünsün..." diyor. Ama ben onu değiştiriyorum. "Mutlu günler yakında..." değil mi canım ? Mutlu çok mutlu günlerimiz olacak gelecekte. İnanıyorum buna...

Şimdi de "Sen benim gönlümde açan son gülsün..." diye bir şarkıya başladı...

Birazdan okuldan çıkacağım, giderken postaya atarım, mektubunu. İlk fırsatta yine yazacağım. Sonsuz sevgiler, selamlar... Evdekilere de...

N..........

Hiç yorum yok: