15 Ocak 2010 Cuma

ALTMIŞ YEDİNCİ MEKTUP


19 NİSAN 1975
Cumartesi- 12.40
Zonguldak

Sevgilim,

Sana bu satırları senden tam 1052 km. uzaktan yazıyorum. Mektubunu almama rağmen bir türlü sana yazma zamanı bulamadım. Gerçi bugün de bu imkanı bulamazdım , ama iş yerinde moralim bozulunca sana yazma ihtiyacı duydum. Nasılsın, umarım iyisindir? Ben hiç iyi değilim, moralim oldukça bozuk. Şimdi dışarıda yağmur yağıyor tabii o da beni olumsuz yönde etkiliyor.

Ben henüz mühendis kadrosuna geçemedim. 15 Gün önce verdiğim dilekçe K........ Bölge Müd. önünde. Tam bizim işler olacaktı ki hükümet kararıyla bütün kamu iş yerlerinde işçi, memur alımı ikinci bir emre kadar durduruldu! Ben de eski işimde çalışıyorum. Ve oldukça da yoruluyorum. Yani kadrosuz mühendislik yapıyorum. Şöyle bir 500 veya 600 TL zararım var.

Bu durumda geçenlerde askerlik şubesine gittim. Temmuzda asker olma durumu belli değil. Ben temmuzda gitmek istiyorum, ama benim istememle olmuyor. Ben de her şeyi şimdilik zamana bıraktım. Bakalım zaman neyi gösterecek, bekliyoruz.

Askerlik şubesine gittiğim gün H....... ile F.......'yi gördüm. Ben dolmuşta giderken onlar hastane rampasını çıkıyorlarmış. Dolmuştan inmek zorunda kaldım. Konuştuk, şurdan burdan.

Sevgilim, ben Elazığ'a geleceğimi sana söylemiştim, yazmıştım da. Ama olaylar benim istediğim şekilde cereyan etmedi. Dolayısıyla gelemedim. Halbuki oraya gelmek için can atıyordum.

Ara sıra resimlere bakıyorum, nişan akşamı yani cuma gecesi millete tebessüm dağıtmışız! Valla o akşamı unutmam mümkün değil...

Senin işlerin nasıl gidiyor? Herhalde ikinci yazılıları yapmışsındır. Şimdilik satırlarıma ara veriyorum.


.............



Evet saat 18.30 ve yine karşı karşıyayız. Bugün cumartesi olduğu için çarşıya kadar uzandım. Belki arkadaşları, dostları görürüm diye. Fakat kimseyi göremedim.Kendi kendime üzüldüm, eve dönmek zorunda kaldım. Ve evet Elazığ'da olsaydım bu kadar sıkılır mıydım bilemem.Bütün arkadaşlar oradan da dağıldı memleketlerine, ama yine de bazılarını yurtta bulmak mümkündür.

Neyse biz bırakalım da bunları kendi derdimize bakalım. Bizim arkadaşlardan okulu bitiren evleniyor. Yani nikah memurunun önünde alıyor soluğu. Acaba biz dostlara ne zaman davetiye göndereceğiz ?

Ben sana hatırladığım kadarıyla Aralık 1974 başında bir mektup yazmıştım. Ve de Temmuz 1975'de evlenelim diyordum. 17Aralık1974 tarihinde senin bana verdiğin cevaba bak! Belki unutmuşsundur! Şöyle diyorsun :

" Evliliği düşünmek için biraz geç kalmadık mı ?! Gel en iyisi önce nişanı yapalım, evliliği düşünmek için daha çok vakit var! Şimdilik temmuz ayı için hiçbir şey söyleyemem sana. Düşünürsen bana hak vereceğinden eminim. Aslına bakarsan bu işin olacağından senin kadar emin değilim..."

İşte hayatım o mektubunda böyle yazıyordun. Ama sen o satırları yazarken beni tam olarak tanımıyordun. Şimdi bak her şey ne güzel halloldu. Zannedersem düğünümüz de aynı şekilde neticelenir.

Vallahi o günler benim için oldukça hareketli günlerdi. Murat Turizme bindim ya Ankara'ya varıncaya dek hiç uyumadım, uyuyamadım, seni düşündüm, geçmişimizi düşündüm...

Hani o ilk tanıştığımız gün vardı ya o günden itibaren bir film şeridi gibi gözlerimin önünden akıp gitti... Ve bu uzun dönem boyunca sadece sadece yaşantımızda , hayatımızda ayrılık vardı. Hasret vardı. Şimdi olduğu gibi... Ve insanoğlu bir noktada kadere boyun eğmek zorunda kalıyor!

Düşün bir kere seven, hem de deliler gibi seven iki insan birbirlerinden tastamam 1052 km. uzakta... Bu böyle ne kadar devam edebilir, ne kadar devam edecek? Artık orasını bilemeyiz. Her şeyi zamanın akışına bırakmışız. Benim ta Elazığ'dan kalkıp Samsun'a gelmem, oralarda kalmam, hep bunlar geride kaldı. Artık bunlar heyecanla anımsayacağımız birer anı oldu...

Şimdilerde benim için bir tek teselli var ; o da nişan resimlerine bakmak. Onlar da bana biraz resmi geliyor ya neyse...

Bu geçen sürede ben de az delilik yapmadım hani! Ortada herhangi bir durum yokken Eylül' de kalkıp size gelmem ve seni babandan istemem azımsanacak işler değil! Ama olmuş işte...

Tuhafıma giden bana o gece içirdiğin dört bardak çaydı! Ama güldüğüm, heyecanla hatırladığım bir şey de babanın bardağıyla benim bardağımı karıştırmandı... İnsan bazen olmayacak işlerin de üstesinden gelebiliyormuş demek ki!.. Ama insana bu olmayacak işleri yaptıran nedenler var. İşte bendeki neden seni sevmiş olmam, sevmem...

İnsan sevdiği zaman gözüne bir şey görünmüyor. Yani senin de bildiğin gibi o zaman insanda BEYİN yerine KALP çalışmaya başlıyor ve insanın hareketleri şuursuzlaşıyor. Sevgilim ne olurdu sanki sen orada olacağına burada, yahut da ben burada olacağıma orada olsam, ne olurdu, dünya mı yıkılırdı ?

Sevgilim senin 19 Mart günü yaptığını ben daha yeni yapıyorum. Yani bütün mektupları yanıma aldım, ama okumuyorum; sadece bakıyorum. Az evvel elimde 19 Mart 1975 'te yazdığın mektup vardı. Şimdi ise 19 Nisan 1974'te yazdığın mektup var elimde. Üstelik o mektup senin tez kağıtlarına yazılmış. Tesadüfe bak ki bugün de 19Nisan 1975...

Zaten bizim ikimizin yaşantısı tesadüflerle dolu öyle değil mi? O zaman 56 Evler çarşı arası dolmuşlar çalışıyordu... Aşağıda , YSE durağından dolmuşa güç bela binmiş, ayakta tutunmaya çalışıyorken seni arka koltuğun köşesine sıkışmış vaziyette görmüştüm... Tarih EYLÜL 1972'de idi... Fakat bundan senin haberin yoktur kanımca... Ben sınavlar için gelmiştim... O zaman bir türlü sana arkadaşlık teklif etme cüretini gösterememiştim... İkinci tesadüf ŞUBAT 1973'te oldu...

Gerçi eylülden sonra gözlerim sürekli aradı seni durakta, dolmuşta, çarşıda vs. ama kısmet Şubat 1973 imiş... O akşam da iki arkadaş Ankara'ya gideceklerdi, onları yolcu ederim diye çarşıya inmiştim. Bazı işlerim de vardı. Sonra da akşama kadar arkadaşlarla vakit geçirecektik.İyi ki erken inmişiz çarşıya! Bak görüyor musun aradan ne kadar zaman geçmiş.

Sevgilim hava kararmak üzere. Senden bir ricam... Hani arkadaşlarla çektirdiğimiz resimler var ya onlardan bana ikişer tane daha göndermeni rica ediyorum senden. Gerçi bizdeki resimlerin sayısı da gün geçtikçe azalıyor. Akrabalar, dostlar birer ikişer alıyorlar.

Dikkatini çekti mi? Türkçe öğretmenine yazılmış bir mektup ve hiç bir paragraf yok.

Bu sıra bende birtakım değişmeler var. Eskiden haftanın en az dört günü (akşamları) çarşıda olduğum halde şimdi ancak bir kez iniyorum.

Satırlarıma son verirken sana ve sizinkilere, benim ve bizimkilerin selamını iletiver. Nişanımız konusunda erkek kardeşinin tepkileri ne oldu? Yazarsan sevinirim.

A........

Hiç yorum yok: