15 Ocak 2010 Cuma

ALTMIŞ SEKİZİNCİ MEKTUP


26 NİSAN 1975
Elazığ



Biricik Nişanlım,

Dün aldığım mektubunun cevabını hemen yazıyorum. Oysaki sana ceza olsun diye bekletmem gerekirdi.

Ne cezası mı? Suçunu hatırlayamadın mı? Zaten suçun da bu ya!.. Bu unutkanlığın , dalgınlığın sonra başına çok iş açar karışmam. Benden hatırlatması. Daha fazla açıklama yapamayacağım. Aslında bunu da belki yazmamam gerekirdi ama ne yapayı yazdım işte... Aramızda teklif olmaması gerekir. Sonra nişanlı olmak öyle kolay mı?

Haa bak belki de unutmamışsındır da "Aman boş ver , nasıl olsa nişanlandık." demişsindir ! Yok yok böyle bir şey demeyeceğinden eminim. Ama neylersin gönül sevdiğinden umuyor, ya da sevdiğine küsüyor... ( Şu anda yüzünün aldığı ifadeyi görmeyi o kadar istiyorum ki bilemezsin.) Belki de "Nasıl unuttum..." diye hayıflanıyorsundur. Neyse bu seferlik boşverelim.

Biraz önce misafirim vardı. Onu yolcu ettikten sonra aldım kalemi kağıdı elime, başladım yazmaya. Bugün sanırım kulakların çınlamıştır.Çünkü senden epeyce söz ettik. Hatta anılarımız sık sık gözlerimin önünden geçti. Sen de çok iyi hatırlarsın:,

Bir yaz günüydü hani...

Yeni evlenen arkadaşımı tebrik ziyaretine gidecektim. Saat 16.00 da da seninle buluşacaktık... Bir ara az kalsın birlikte gidecektik de sonra vazgeçmiştik. Keşke gitseymişiz. Arkadaşımın kim olduğunu anlamışsındır, bankacı S........ .

Bugün o gelmişti. Geçmişi konuştuk. Kutlamak için gittiğimde diken üstündeymişim gibi oturmuştum, onlarda.Kalmam için çok ısrar etmişti , ben de annemlerle amcamlara gideceğiz, beklerler; diyerek ayrılmıştım evlerinden. Arkadaşlığımızdan bahsetmemişti bahsedememiştim ona.

Pastanede seninle buluştuk, tam oturacaktım ki S........'nin kız kardeşini farkettim. O da bir arkadaşıyla oturuyordu pastanede... (Sonradan evlendiler). Daha o gün seni öğrenmiş oldu, bana da sonradan bol bol sitem etti. Haklıydı siteminde... Bugün baktık tam 11 yıl olmuş arkadaş olalı..

Seninle nişanlanalı da 1,5 ay olmuş. Şu anda sen nişanlı A........'sin. (Komik geliyor değil mi, ben hala alışamadım da..)

Biliyor musun herkes hayret ediyor, nasıl olur, insan nişanlanır nişanlanmaz gider mi , diye. Bak burada bir suçun daha aklıma geldi. Geleceğim de , tam 20 gün her an gelir diyerek beni beklet, sonra da gelme!
Gelmediğin yetmiyormuş gibi bir de mektubunda: " Mektubunu almama rağmen bir türlü sana yazma zamanı bulamadım. Gerçi bugün de bu imkanı bulamazdım ama iş yerinde moralim bozulunca sana yazma ihtiyacı duydum. " Hani utanmasam , üzülmesem, sevindim diyeceğim moralinin bozuk oluşuna; moralini bozan sebebe... Demek ki insan isteyince yazmak için zaman bulabiliyormuş sevdiğine... Tıpkı gelmek isteyenin, gelmeye can atanın geleceği gibi!..

Amma da şikayet ettim değil mi? Ama dedim ya gönül sevdiğine küsermiş...

Gelelim moralinin bozukluğuna... Kadroya geçemedim diye sakın üzülme. Biliyorum insan boşlukta hissediyor kendini. Benim karaname gecikince ben de öyle olmuştum. Ama görüyorsun düzeldi. Seninki de en kısa zamanda hallolur, merak etme. Geç olsun da güç olmasın. Burada aklıma bir beyit geldi, yazmadan geçemeyeceğim. Sanırım daha önce sana nişan için de söylemiştim, yazınca hatırlarsın:

"Erişir menzil-i maksuduna aheste giden
Tiz-i reftar olanın payına damen dolaşır "

Şu anda bizim en büyük sorunumuz senin askerliğin. Hemen gitseydin , ya da 4 ay olsaydı ne iyi olurdu. 18 ay da çok uzun ama ne yapalım, her işte bir hayır vardır. Bak benim aklıma bir de şu geldi. Şayet tüm uğraşılarına karşın temmuzda gidemezsen bir de en geç ne zaman gidebilirsin onu düşünsen. Yani askerlik tarihini ertelesen olmaz mı? Şu anda aklıma bir halk türküsü geldi. Şöyle :

"Eller düğün ediyor
Bizim düğün ne zaman?"

Düşünüyorum da fazla bir çözüm bulamıyorum. Arkadaşlar da sorup duruyor, askerlik diyorum. Okul müdürü de oldukça bozuldu. Geçenlerde ne zaman düğün diye sordu, ben de daha var dedim. Seneye burada kalmazsınız herhalde dedi, belli olmaz dedim...

Yarın pazar olduğu halde okula gitmek zorundayım. Öğrenci velileriyle toplantımız var. Durumlarını anlatacağız. Benim her şeyim hazır. Haftaya üçüncü yazılılara başlayacağım. 16 Mayıs'ta da okul tatil oluyor.

Nişan günleri benim de aklıma gelince gülüyorum. Gerçekten beyin çalışmıyordu o zaman. Şuursuzdu bütün hareketlerimiz. Şöyle bir söz var duydun mu? "Aşk gelince başa, akıl firar edermiş..." Ne yaptığımı bilmiyordum hiç. Olayların akışına bırakmıştım kendimi. Uyurgezerdim adeta. En çok da ne hoşuma gidiyor biliyor musun? Bak yine hatırlayınca gülmeye başladım. Senin oynaman... Hiç beklemediğim bir şeydi. Şaşkınlıktan seyredemedim seni.Bir gün sakin kafayla tekrar oynamanı görmek isterim. Çok da coşmuştun. Hayatımın en mutlu haftasıydı o günler. Ben de hiç bu kadar mutlu hissetmemiştim kendimi... Resimlerdeki sırıtmalarımdan belli zaten.

Kardeşimin tepkisini soruyorsun. Sınavı olduğu için gelememişti biliyorsun. Nişanı yazdığım mektuba verdiği cevapta aynen şöyle diyordu: "Mektubunu alınca bir an üzülmeli miyim yoksa sevinmeli miyim bir türlü karar veremedim. İnşallah en doğru kararı vermişsinizdir. Mutlu olacağınıza inanıyorum." Sonra da Elazığ'a geldi. Hem kredi alabilmesi için gerekli evrakları tamamlamak hem de nişanın ayrıntılarını öğrenmek istiyormuş.

Ben evlilik konusunda kadere inanıyorum. Kader olmasaydı işlerimiz bu kadar kolay olur muydu? İlk karşılaşmamız da kaderin bir oyunu bence... Ben Samsun'da, sen Elazığ'da... Hiç düşünmediğimiz bir anda biraraya gelmemiz... Haa bir de benim bilmediğim daha önceki karşılaşmamız...

.............

27 Nisan

Merhaba A........'im,

Dün akşam başladığım mektubuna bugün devam ediyorum. Radyoda pazar eğlence programı var. Şöyle bir okudum da neler yazmamışım ki...

Bu hızla gidersem yakında bir roman yazarım herhalde. Bugün de içimde sonsuz bir yazma isteği var. Hep yazayım, yazayım diyorum... Tabii sana...Yoo korkma sakın. Seni daha fazla sıkmamak için biraz sonra bitireceğim bu mektubu. Yalnız o karşı sayfanın öyle mahsun bir duruşu var ki görsen sen de acır ve yazmaya devam et derdin. Tam defterin ortasına yazıyorum. Bunu koparınca orda tek başına kalacak. Bak onları ayırmaya gönlüm razı olmadı. Yazabildiğim kadar yazacağım, yine boş kalırsa kalsın . Birlikte göndereceğim sana. Sen de sıkılırsan bırak okuma ne yapalım!..

Biraz önce defteri elime alınca içindeki şiirin son dörtlüğü gözüme çarptı, hoşuma gitti; sana yazacağım. Şiir 17. yy halk ozanlarından Ahmed'in... Elimdeki defter de Samsun da yazmaya başladığım şiir defterim. Adı mı? Defterin adı "Rüyalar Gerçek Olsa " ...
Evet dörtlük şöyle:

"
Aşık Ahmed sever idi ta ezel
Bu bağrım hun oldu ciğerim gazel
Bakışımdan anla bari a güzel
Durup söyleyemem yüzüne senin.
"
Tekrar ara vermek zorundayım. Öğle yemeğine başlamak üzereyiz. Sonra da okula gitmek için hazırlanacağım.Şimdilik hoşça kal...


..............



Sevgili A........ ,

Şu anda saat 13.30 , yarım saat sonra okula gideceğim. Gitmeden bitireyim dedim. Burada olsaydın şimdi ne güzel birlikte giderdik! Ama bir gün o da olur belki... Bak bu mektupla ben nasıl da geldim? Yalnız öğrencilerimle çektirdiğim bu iki fotoğrafı baktıktan sonra gönderirsen sevinirim.

Sahi senin bende şöyle güzel bir resmin yok, çektirip gönderir misin? Nişan resimlerinden çarşıya inince tabettirip göndereceğim. Yalnız kişi sayısına göre yaptırmıştım, eksik değildi sanırım. Ne yapıyorsun bu resimleri, merak ettim doğrusu...

Şimdi de sıra paragrafsız mektubuna geldi. İnan ilk okuyuşta sadece içerik ilgilendiriyor beni, ayrıntıları sonraki okuyuşlarımda farkediyorum.

Vaz mı geçsem bu mektubu göndermekten! Böyle de mektup olur mu? Sanki karşımda oturuyorsun da sohbet ediyoruz... Ama burada olsan bu kadar rahat konuşamazdık seninle.

Bir kez daha ayrılacağız seninle. Sonuç bölümünü toplantıdan gelince yazarım. Yarın da gönderirim. Kim bilir şimdi YSE durağından geçerken karşılaşırız seninle...Oradan her geçişimde bineceksin gibi bakıyorum. Hani bir gün arabada yer olmadığı için binememiştin de taksi tutup gelmiştin. İstasyon caddesinde bir anda karşıma çıkmıştın...Hatırladın mı? Yurt müdürünün arabasıyla geldim demiştin. Gülüyorsun değil mi?


..............



28 Nisan
Evet.... Nihayet üçüncü günde sonuç bölümüne gelebildim. Mektubu okuyunca az kalsın vazgeçiyordum göndermekten. Gevezeliğim tutmuş. Ama tekrar üç günde yazarsam mektup gecikecek, en iyisi bu haliyle göndermek.

Sonlarken ailemin ailene selamlarını ilet ayrı ayrı... Yeğenlerini öpüyorum, onlar ne yapıyorlar?

Radyoda şarkılar devam ediyor. Şu anda "Bir dünya yarattım yalnız ikimiz için..." bitti, sonrakini bekliyorum. Evet başladı. Yaşar Özel söylüyor : " Bu kadar yürekten çağırma beni..."

Sevgiler.... N.........

Hiç yorum yok: