16 Ocak 2010 Cumartesi

ALTMIŞ DOKUZUNCU MEKTUP



6 MAYIS 1975
Zonguldak



Sevgilim,

Mektubunu dün aldım. Cevabını hemen yazmak istedim ama bir türlü olmadı, ancak bir gün sonra, yani şimdi, yazabiliyorum. Ve seni bu mektubu okurken hayal etmeye, gözümün önünde canlandırmaya çalışıyorum. PTT'de mektup dağıtımı saat 13.00 'te başlar, çıkarsın bir dersten alırsın mektubu... Ve arkadaşlarının yanında okuyamazsın, öğrencilerinin önünde okuyamazsın... Evde ancak okuyabilirsin...

Valla sevgilim bu hafta benim için oldukça hareketli gaçti. Mektubunun başındaki edebiyat kısmına kafam takıldı. Düşündüm, düşündüm bir türlü çıkaramadım. Ve ben aynı şekilde düşünmeye, çarşıda da düşünmeye devam ettim. Genel Muhasebeye giderken bir ihtimal aklıma geldi. Ve o zaman ancak ne demek istediğini anlayabildim.Kaldı ki bu meselede suçluyum, suçumu da kabul ediyorum. Yalnız senin de bilmeni istediğim şeyler var.Ben onu 6 Nisan değil de 6 Mayıs zannediyordum.Ve kendimi ona göre ayarlıyordum.

Pazar akşamı 18.30 'da Ankara' dan buraya hareket ettim. Terminalde kardeşin N....... ile bizim postacının oğlu A.... beni uğurlayanların arasındaydı... Tıpkı Elazığ'dan arabaya binişim vardı ya aynı haleti ruhiye içindeydim. Araba Kızılcaham'a doğru gelirken radyoda bununla ilgili bir skeç vardı. O zaman aklıma geldi, sürpriz yapmayı düşünüyordum ki mektubunu aldım. Yazdığım gibi pek bir şey anlayamadım. Ve bu yüzden dün akşam bütün mektupları baştan okumak zorunda kaldım. İşte o zaman yüzümdeki ifadeyi görmeni isterdim.Neyse sevgilim bir oldu, bir daha olmaz.

Haftanın benim için hareketli geçtiğini yazmıştım. Hafta başında Askerlik için B.........'a gitmiştim. Zira benim askerlik şubesi oradadır. Pazartesi akşamı 17'de buraya döndüm. Salı sabahı 7.10 motorlu treniyle Ankara'ya hareket ettim.Saat 10.00 'da K..........'ten araba ile devam ettim yola; saat tam 14.00'te Ankara'da idim. Dışkapı'da 800 yataklı Askeri Hastaneyi bulup sevk kağıdımı vermem 15.00 i buldu.

Ve 15.40'ta Ankara'nın Yenişehir postanesinden sana telefon etmek istedim. Hiç değilse Ankara'ya gelmişken sana biraz daha yakın hissediyordum kendimi. Sesini duymak istedim telefonda, hiç değilse karşılıklı konuşarak hasret giderelim dedik kafamızca, o da olmadı...Tam 17.15'e kadar bekledik ki konuşalım. Fakat heyhat konuşmak, görüşmek mümkün olmadı.
Bu moral bozukluğu içinde Makina Mühendisleri Odasını aradım.Saatlerce aradıktan sonra zorla buldum...

Çarşamba günü hastanede bütün doktorlara sözde muayene olduk. Ve bir doktor yüzünden heyet cumaya kaldı. Bu durum karşısında tekrar Makina Mühendisleri Odasına gittim.Bir gün önce gittiğim halde orayı güç buldum.Neyse oda kartımı aldım.Oradan Ankara odasına gittim. Pansiyon varmış, geceyi orada geçirdim. Lokalde bizim sınıf arkadaşlarından birine rastladım. M........ idi adı. 1 Mayıs'ta Ankara'da askerlik yapan arkadaşlar geldi, 3 kişi... Onlarla gezdik. Ve saat 17- 17.30 civarında Kızılay PTT' sine geldik. Tam o sırada kardeşine rastladık. Konuştum, yanında Iraklı arkadaşı vardı. Eve davet etti bizi, üç arkadaş gittik. Akşam M...... ile çay içmeye gittik, arkadaşlarıyla tanıştık.Ve cuma akşamı da yemeğe davet edildik. Cuma günü raporu aldım.

"Askerliğe elverişlidir, komando olur..."

O günün akşamı beraberdik yemekte. Cumartesi akşamı postacının oğlu, kardeşin ve ben sinemaya gittik. Nasıl ? Bakıyorum da gözlerinin içi gülüyor. Yok yok bu kısa süre içinde iyi anlaştık onunla...

İşte böyle sevgilim... Benim askerlik Kasım 1975 olacak herhalde.Ben henüz bir karar veremedim.Şimdi senin yaptığın gibi yapacağım, bu akşamlık bu kadar; yarın buluşmak üzere...Ama bir kere daha mektubunu okumalıyım.

.............


Ve evet işte tekrar karşındayım...Mektup dosyasını aldım. En üste senin mektubun ve içinde iki resmin... Tabii bakmadan başlayamadım yazmaya... Yalnız dikkatimi çeken bir durum oldu, her iki resimde de öksüz çocuklar gibi boynu bükük çıkmışsın . Gözüm o duruşun beni duygulandırıyor. Bir daha olmasın anlaştık mı?

Eh işte bir gün daha geçti yine sensiz. Aşkın ağlıyor bak sensiz sensiz.Çare bensiz, ben çaresiz . Mutluluk bizim olsun...

Askerdekiler "Gel tezkere gel!" diye bağırırlar, söylenirler; biz de şimdi "Gel iyi ve mutlu günler gel!" diye söyleniyoruz.

Sevgilim , eğer insanlar istedikleri her şeye zamansız sahip olsalardı şimdi dünyanın çehresi bambaşka olurdu kanımca. Ben düşündüm, taşındım , şu sonuca vardım:

Evet eller düğün ediyor, bizim düğün de Mart'ta olsun, 1976 Mart'ında... Neden mart? Kasım'da askere gitsem, 4 ay sonra demiri takarız; teğmen oluruz. Askerlik bitimine 14 ay kalır. Normal olarak 1977 senesi Mayıs ayı sonlarında terhiz oluruz. Ve o zaman senin de tayinin kolay olur , gideceğimiz yere...

Ne dersin? Sana daha evvel temmuz ayında evlenelim demiştim ama şimdi bakıyorum o birazcık bana göre imkansızlaştı. Sana bu düşüncemi açıkladığım zaman bana gülüyordun, daha nişan yapmadık ,sen nelerden bahsediyorsun, diye... İşte böyle , şimdi de dert oldu.

Ben şimdi Demirel'e kızmayıp da ne yapayım? İşe girecektik, o çıktı karşımıza; 4 ay askerlik yapacaktık ve yine çıktı karşımıza. Benim temmuzda askere gitmem imkansız hemen hemen...Ama kasımda %70 sayılır.

Bugünlerde H...... Elazığ'a gelecekti, belki seni ziyarete gelirler.Bugün Elazığ'da okuyan arkadaşlara rastladım, orada durum iyi değilmiş.Hepsi okulu terk etti, buradaki okula , madem bölümüne kayıt yaptırdılar.

Sevgilim demek 20 gün beni bekledin... Ben gelecektim Elazığ'a, ama olmadı! Buradaki durumlar, işlerin yoğunluğu, askerlik işlemlerinin uzaması, izin sorunu vb...

Ama geleceğim, senin hiç ümit etmediğin bir zamanda geleceğim ; beni karşında görünce şaşıracaksın... "Bir gece ansızın gelebilirim ! " demiş şair, boşuna mı? Metin isminde bir arkadaşımdan bahsetmiştim, "Gitmek mi zor kalmak mı zor ?" şarkısını çok sever. Ben de " Gitmek mi zor kalmak mı zor, o cumartesi sabahını gel bana sor..." adlı bir şarkı çıkarsa çok sevineceğim.Ve bol bol dinleyeceğim.

Ben pazr gecesi saat 13.30 'da eve geldim. Ve sabahleyin şantiyeye gittim. Bizim makina müh. arkadaş da nisan ayının son pazar günü nişanını yaptı, benim çikolatayı ayırmış. Nişanlandığı günden beri her gün nişanlısı ile çıkıyor. Bu akşam yine onları gördüm ve aklıma tekrar sen geldin...
Nişan yap , bir gün bile kalamadan memleketi terk et! Sanki Elazığ kentinden bizi kovuyorlardı! İşte senin de yazdığın gibi insan nişanlanır nişanlanmaz gidebiliyormuş.

Canımın sıkıldığı ikinci nokta da ne biliyor musun? Bu şubatta doğru dürüst seni görmem mümkün olmadı. Ve o melun cumartesi gününü devamlı evde geçirmemiz... Sanki birbirimizi devamlı görüyormuşuz gibi hiç yalnız kalamadık, farkında mısın? Gerçi o günler benim için unutulması imkansız günlerdi.

Yalnız sana bir itirafta bulunayım, o gece seni oynarken seyredemedim diyorsun ya? İyi ki seyredememişsin! Nasıl olsa bir daha aynı duruma düşmem. Ama her şeye rağmen içkinin de insan üzerinde etkisi oluyor. Ve ayık kafayla insan yapmak istese o işleri yapamaz. Ben bunu yazarken içerden Ö.......'ün sesi geliyor , pikabın sesi ile karışık:

"İnce ince bir kar yağar fakirlerin üstüne
Neden felek inanmıyor gariplerin sözüne."

diyor Antepli Ozan.

V
e karanlık yavaş yavaş basıyor, akşam olmak üzere. Ve ben yalnızlığımla başbaşayım. İnanır mısın Elazığ'ı özlemeye başladım? Dört senelik öğrencilik hayatım beni kısmen memleketimden soğutmuş. Kader arkadaşlarımı aramaya başladım. Okul günlerini ,arkadaşlarını hayal edince, insan kendini boşlukta , yapayalnız hissediyor. Tabii bu bir anlık bir mesele oluyor. Çünkü pratik olarak çevresine baktığında hiç de yalnız olmadığını anlıyor insan. Yalnızlık ruhen oluyor. Şimdi önümde koskocaman bir akşam var. Ve vaktin nasıl geçeceğini düşünüyorum...

Yeni resim çektirince göndereceğim. Öbür resimlere gelince , arkadaşlara gönderdim, S......'a kalmadı, ona göndereceğim. Yalnız senin resimlerini de öbür mektupta göndermeyi düşünüyorum. Çünkü o iki resmi annem eşe dosta devamlı gösteriyor...

Ve şimdi, saat 20.00'de satırlarıma istemeye istemeye son verirken en iyi günlerin senin ve ailenin olması en içten dileğimdir.Tabii bizimkilerin de sana ve ailene selamları var...

A..........

1 yorum:

Ozgur dedi ki...

Böyle teker teker okuması daha zevkli...:) Ne kadar güzel bir mektup, okurken sesi de duyuyorum arkadan. Ne güzel.