13 Ocak 2010 Çarşamba

ALTMIŞ BEŞİNCİ MEKTUP


24 MART 1975
Zonguldak



Canım, Biricik Sevgilim,

Satırlarıma tüm iyi, mutlu , neşeli, elemsiz günlerin senin olması dileğiyle başlıyorum. Nasılsın ? Umarım şimdi daha iyisindir.

Biliyor musun şimdi TV'de konuşmacı ne diyor? " Birbirimizi tüm içtenliğimizle sevelim, sevilelim..."

Cumartesi akşamı bir arkadaşımın düğünü vardı; gitmeyi düşünmüyordum. Dedim ki: "Arkadaş ben gelemeyeceğim." Bana cevabı ne oldu, biliyor musun? "Sen hiç merak etme, ben şimdi Elazığ'a haber gönderirim; yenge de akşam gelir, sen de gelirsin..." Ve ben de gittim, güzel bir düğün oldu; ama sen olmadıktan sonra her şey bana yavan geliyor, tatsız geliyor.

Biliyor musun kendi kendime ne kadar kızıyorum! Senin cuma akşamı nişanın olsun, cumartesi akşamı da oradan ayrıl; olacak iş mi bu!.. Ama oldu işte... İzni ancak o kadar alabildim! Üzgünüm!

Resimleri aldım, teşekkür ederim. Ben onları oldukça evvel bekliyordum...

Cumartesi eve gelişim öğleden sonra oldu. Evde misafirler vardı. Resimlerin geldiğini söylediler. Ne kadar sevindiğimi tahmin edemezsin! Ama o zaman resimlere bakmam mümkün olmadı, onlar bakıyorlardı! Seni görmem için, ancak misafirlerin gitmesini bekledim. Bana o sürenin ne kadar geldiğini herhalde tahmin edersin!

Sevgilim eğer insanlar istedikleri şeylere hemen sahip olsalardı şimdi dünyanın hali bambaşka olurdu. İşte bizimki de böyle... Eğer insan hayattan ne beklediğini bilirse yaşam o zaman daha düzgün, daha çekilir olur. Monotonluğunu da kaybeder. Biz şimdi birinci etabı başarılı bir şekilde atlatmış durumdayız. Yani şimdiye kadar girdiğimiz sınavlardan en önemlisini ikimiz de başarmış durumdayız. Sıra şimdi bundan sonraki sınavlarda...

Biliyor musun 3Mart 1975 Pazartesi gününü tekrar yaşıyorum:

Sabah çalışma salonundayım... Saat 14.00' teki imtihan için hazırlanıyorum... Saat 9.00'da ANONS var, anlaşılmıyor!.. Arkadaşlar benimle dalga geçiyorlar... Sana diyorlar, gidiyorum; gelen giden yok!..

Saat 12.00 yemek yiyorum... Bir ANONS , yine anlaşılmıyor... Aldırış etmiyorum gibi davranmak istiyorum, ama yerimde de duramıyorum. Kalkıyorum... Kapıya yürüyorum... Ne göreyim!..

Babam karşımda değil mi!.. Annem de arabada...

Ben onları Aker Otele gönderiyorum diye, Erden Palasa göndermişim meğer... Durum düzeltiliyor... Ben de sınava girdikten sonra yanlarına gidiyorum...

Ve sana telefon etmek aklıma geliyor... Ve o akşam saat 20.00'da sizin bahçenin demir kapısının önüne taksiyi çekiyorum... Anneni- babamı gönderiyorum sizin eve... Tabi o arada sizin perde hafif aralanıyor...

Annem ve babam sizin kapıdan içeri girinceye kadar orada kalakalıyorum...

Salı günü akşamı yine sizin kapının önüne çekiyorum arabayı... Bu sefer eve ben de geliyorum...

Çarşamba akşamı söz şerbeti ve ben 10.30 'dan sonra doğru içmeye...
Perşembe günü öyle...

Cuma günü ise bütün günün nasıl geçtiğini pek anlayamadım zaten... Saat 12.00 ve 16.00 bekleme devresi... 17.00 ile 01.00 arası ise tantana devresi... O GÜNLER belki de hayatımın en mutluanlarıydı (şimdiye kadar yaşanmış)...

Ama üzüldüğüm bir nokta var. O akşam yani nişan akşamı senin baban ile benim babamı sinemaya göndermeliydik! Neyse...

Biliyor musun sevgilim, benim işler pek ümit ettiğim gibi yürümedi. Şu anda aynı işte çalışmaya devam ediyorum. Bugünlerde belki kadroya geçebilirim. Kadroya geçmesem de maddi açıdan hiç bir şey farketmez. 90 Saat mesai ve 10 yevmiye prim ile mühendis olarak alacağım maaşa yakın para alabileceğimi zannediyorum. Neyse bunlar ikinci planda kalan işler.

Sevgilim ben Elazığ'a şimdilik gelemiyorum... İzin meselesi... Ancak Nisan'ın beşinden sonra gelebileceğimi sanıyorum. Gelince hiç olmazsa bir hafta kalmak istiyorum orada.

Benim askerlik meselesi oldukça çıkmazda... Şimdilik herhangi bir durum yok. Normal olarak 1975 Kasım'ında gitmem lazım. Ben üç ay sonra askere gitmek istiyorum. Bizi alacaklarını (temmuzda) zannetmiyorum. Ama gitmek için mücadele edeceğim. Eğer temmuzda askere gidebilirsem, 1975 senesi sonunda önümüzde bir engel kalmaz. Ve evlenebiliriz... Ne dersin? Tabi bütün bunlar birer ihtimal... Biliyor musun, H........'ye geçen tlf. ettim, davetiyesi buraya da geldi...

Sevgilim, şöyle bütün resimleri tek tek inceledim. O akşam bayağı neşeli imişiz.Resimlerde hep gülerken çıkmışız... Bunun bir sebebi olsa gerek!

Şimdi o günler geride kaldı. Ama insan resimlere baktığında, o anın mutluluğunu duyabiliyor. Bütün bunlar rüya gibi geliyor, ama rüya değil, gerçeğin ta kendisi...

Tabii sizin okuldakiler bu duruma oldukça şaşırmışlardır. Her şeyin böyle ani olması çok iyi oldu. Bizim arkadaşlar da çok şaşırdılar...

Satırlarımı sonlarken tüm aileMin iyi günler geçirmesini dilerim.Tabii bizim aile fertlerinin sana ve ailene selamlarını unutmayalım.

A........

Hiç yorum yok: