27 Kasım 2009 Cuma

KIRK BEŞİNCİ MEKTUP


16 NİSAN 1974

ELAZIĞ
13.01


N..........,


Şaşırdın değil mi bu mektubu alınca ? Biliyorum, hiç beklemiyordun. Az önce arkadaşımın biri Zonguldak'a gideceğini söyledi, ben de eve bir mektup yazayım dedim ve orada mektupların arasında kartını gördüm ( dün aldığım).


Önce aldığımda bana pek bir şey ifade etmedi üzerindeki resim , ama şimdi okuyorum, dinle:

Demek ki evimiz bir gölün kenarında , yeşillikler arasında ve bir dağın eteğinde olmalı....Bütün kötülüklerden uzak olarak doğanın kucağında sen ve ben mutlu bir şekilde yaşantımızı sürdürmeliyiz. Ben her gün o gölden balık avlarım, sen pişirirsin, afiyetle yeriz...Amma da midemize düşkünüz değil mi? İnan hayal etmesi bile çok güzel!

İşte sevgilim her an hayalin gözlerimin önünde... Sanki ne olurdu şimdi burada, yanımda olsaydın ?

Dün saat 4 'te şu bizim okulun oradaki tepeye çıktım. Biraz etrafı seyredelim dedik. Yanımda biri vardı, konuştuk. Gelecek günlerimiz konusunda biraz plan yaptık.

Bana dedi ki : " Şu bayrağın yanındaki evi görüyor musun...İşte o ev bizim evimiz." Baktım , karakolun yanındaki evi gösteriyor. Hayır dedim o ev N..........' in evi. Yok dedi , bizim ev diye direndi... Şaşırdım. Meğer yanımdaki senin hayalinmiş!

İşte böyle sevgilim , seni seviyorum ...Bir kere , on kere , yüz kere, bin kere ıssız tepelerde bağırdım seni seviyorum diye! Herhalde senin de kulağına gelmiştir.

Sen demiştin ki : kitap çalmak, çiçek çalmak, radyo çalmak suç değil...Ben de arakladığım bir çiçeği sana gönderiyorum. Ne dersin güzel mi?

Biraz sonra derse gideceğim, dinleyebileceğimi sanmıyorum.Bu arada on dersten sınava girmiştim , sekizini vermişim, ikisinden kaldım. Kaldığım derslerden biri de İngilizce. Sabahki sınav da pek iyi geçmedi.


Neyse satırlarıma istemeyerek son verirken en iyi günlerin senin olmasını dilerim.

Seni seviyorum.

A...........

25 Kasım 2009 Çarşamba

KIRK DÖRDÜNCÜ MEKTUP


13 NİSAN 1974

ELAZIĞ


Sevgili N.......... ,


Saniyeler dakikaları , dakikalar saatleri, saatler günleri ,günler de haftaları kovaladı... Ve Samsun' dan ayrılalı 3-4 saat sonra 15 tane gün oluyor.

Günler ne çabuk geçiyor değil mi? 15 gün evvel bu saatlerde karşı karşıya idik. Sen zamanın geçmediğinden ben ise çok , çok çabuk geçtiğinden şikayet ediyordum. Hatırladığıma göre zamanı durdurmak için saati bile bileğimden çıkarmıştım.

İşte sevgilim Elazığ'a geleli bugün dört gün oluyor. İki gün önce de mektubunu aldım. Mektubunda senin yerine imtihana girmemi istiyorsun. Bunu ancak bir şartla kabul edebilirim. Sen de gelir benim yerime İngilizce imtihanına girersen! Sana bir on numara aldırırım o sınavdan. Neyse bugün oldukça sevinçliyim. Çünkü bir imtihanımın sonucu daha belli oldu. Ondan da geçmişim.Bu gidişle herhalde Eylülü burada geçireceğim.

Sevgilim .... mektubun beni oldukça şaşırttı. Hani seninle ne konuşmuştuk? Sen haziranda mezun olacaktın ve eylülde bana moral verecektin ya.... Böyle oyun bozanlık yok tamam mı? Hem Samsun buradan oldukça uzak, senin tekrar oralara gidip yorulmana gönlüm hiç razı değil. En iyisi haziranda bitir şu okulu tamam mı?

Biliyor musun üç gündür neşem oldukça yerinde. Arkadaşın teybini aldım. Tam yedi bant sarmış, devamlı onları dinliyorum. Bunlardan bir tanesinin sözleri oldukça ilgimi çekti, onu sana yazacağım.Çok güzel parçalar var.

Memlekette oldukça neşeli günler geçirdim. Ankara' da okuyan arkadaşlarda oradaydı. devamlı gezdik,eğlendik. Tabi bütün bunları yaparken bencillik yapmadım, senin derslerinin birazcık fazla olduğunu düşünerek senin yerine de eğlendim. Hiç farketmedin mi? İnsanın bütün sorunlardan uzak tatil yapması çok güzel bir şey. Ben bunu kısmen de olsa yapmış sayılırım. Ama bu gezi esnasında yanımda olmanı, beraber gezmemizi hayal etmedim değil...Pek dindar bir insan değilimdir , ama arasıra Tanrıya bir gün de beraber gezmemizi bana göstermesi için dua ettim.

Elazığ'a geldiğimde, sana orada bahsettiklerimin gerçekleşmiş olduğunu gördüm. Ve üzüldüm. Bilmiyorum ama durum burada pek iyi değil. Yarın yurtta temsilcilik seçimi var. Olay çıkabilir. Çünkü hava oldukça gergin. Sana orada iken söylemiştim. Olaylar çıkabilir diye. Gerçekten de ben Samsun' a geldikten sonra yurtta olaylar çıkmış. Tabi çıkaranlar malum. Komandolar...

Sevgilim bu sefer memlekette kendimi mühendis gibi zannetmeye başladım. Bizden mezun arkadaşları ziyaret edince öyle hissettim sanırım. Bitir gel, işin hazır diyorlar. Tıpkı o akrabanın sana dediği gibi. (Sen bizim okula hoca gel.)

Tezinden bahsediyorsun , ne alemde , hala bitiremedin mi? Canımı sıkıp duruyorsun. Şimdi geleceğim oraya tezi iki günde bitireceğim! Ne o? Şansa bak şansa .. Mediha Şen , Yusuf Nalkesen'in
"O ağacın altını şimdi hatırlıyor musun? "
diyor. Ben de yazmaya devam ediyorum.

Şimdi aklıma ne geldi biliyor musun? En son görüşmemizde durakta idik herhalde... Ne demiştin haaaa : "Araba geldi , ben gidiyorum. Sana iyi yolculuklar! " Sana kimbilir ne kadar kolay gelmiştir değil mi? Arabaya bindin gittin!.. Ben ise 7.30' a kadar o duraktan ayrılamadım. Zamanın nasıl geçtiğini de farkedemedim!..

Sana Orhan Gencebay 'ın bir şarkısının sözlerini yazayım. Sanki bu şarkıyı benim için söylemiş:

" Sevdi gözlerim, gördü gözlerim
Bir gerçeği gözlerinde gördü gözlerim.
Bir heves değil, bir arzu değil
Sevgilin budur senin sev dedi gözlerim
****
Seni yıllardır bekliyordum
Bir sevgilim yok yok diyordum
Hasretin yokluktan zehrolmuştu
Dünyadan bir zevk almıyordum
****
Sen de bahtım gibi bana vefasız olma sevgilim
Ömrümce aradım seni yaşla dolmasın gözlerim
Her arzumun ötesinde bir yol gibi hep sen vardın
Aşkların en güzelini uzattı sana ellerim.
****
Hasretim sensin tek çaremsin
Yıllardır beklediğim aşkımsın benim.
Bıktı artık gönlüm gamdan kederden
Ayrılık isteme sakın ne olur benden
****
Sen benim bahtımı bilemezsin ki
Yerden yere vurdu beni sevgilim.
Sen de bahtım gibi bana vefasız olma sevgilim
Aşkların en güzelini uzattı sana ellerim.
****
Hasretim sensin tek çaremsin
Yıllardır beklediğim aşkımsın benim...
Bıktı artık gönlüm gamdan kederden.........

İşte böyle diyor Orhan abimiz .Bazen başkalarının da derdini kendi derdiymiş gibi okuyabiliyor. Bu parçanın neler ifade ettiğini ancak yeni anlıyorum.

Bak az kalsın unutuyordum, benim şu küçük yeğenin sana selamı var. Geçen senelerde hadi amcana mektup yazalım dediğimde hemen " cop cop selam ederim " derdi. Şimdi yine huyundan vazgeçmemiş. Mektup lafı geçince hemen selamı sıralıyor. Eve gitmem evdekiler için tam bir sürpriz oldu. Çünkü beni hiç beklemiyorlardı.

Sevgilim Elazığ'ı şimdi oldukça özlemişsindir, biraz tasvirini yapayım da özlemin azalsın. Şu anda oldukça soğuk. Yağmur çiseliyor. Çarşı içinde bazı yerlerden seller akıyor.Caddeler oldukça çamurlu. Çamurlanmadan yürümek için çarşıya hiç inmemek lazım. Caddeler kalabalık herkes işine gücüne gidiyor. Arabalar vızır vızır insanların üstüne çamur, su serpmek için birbirleriyle yarışıyor. Nasıl, hoşuna gitti mi? Sormam yersiz, gitmiştir. Benim ara sıra kömür karasını özlemem gibi.

N......... , seninle bir anlaşma yapalım. Yoksa bu işler yürümeyecek. Maddelere geçelim :

  1. Sen okulu haziranda bitirmek için mücadele et
  2. Ben de eylülde bitirmek için var gücümle mücadele edeceğim.

5 Temmuz'da Elazığ'da ol...

Nasıl bu maddeler üzerinde anlaşabilir miyiz? Anlaşırız herhalde. Çünkü ikimizin de lehine...

Şu anda Samsun'un yağışlı olmasından bahsediyorsun. Evet 15 günlük tatilimde İstanbul'da son gün, bir de memleketimden ayrılacağım gün yağmur yağdı. Bu da senin yazdığın gibi oldukça şanslı olduğumuzu gösterir.

Satırlarıma satırlarında buluşmak üzere son veriyor ve Boynu Bükük Ölenleri okumaya başlıyorum.

A..............

" Günler 24 saattir

Bu yıllar evvel nasılsa şimdi de öyle olacaktır.

Bazı günler vardır ki kişiye 24 sene gelir

Ve bazı günler de 24 dakika gelir

İşte sevgilim benim günlerim

Senin yanında 24 dakika

Senden uzakta 24 senedir. "

Not: Nasıl buldun 2 dakikalık şiir denememi?

23 Kasım 2009 Pazartesi

KIRK ÜÇÜNCÜ MEKTUP


5 NİSAN 1974

ZONGULDAK


Canım Sevgilim,

Satırlarıma başlarken en iyi günlerin senin olmasını dilerim. Nasılsın? Umarım iyisindir.

Ben Samsun'dan ayrılalı uzun bir zaman olmasına rağmen sana ancak şimdi bu pastane köşesinden seslenebiliyorum. Yolculuğum gayet iyi geçti. Cumartesi saat 10 sularında Harem'e inebildik. İstanbul' da üç gün kaldım. Ve salı sabahı 5'te eve geldim.
Pazartesi akşamını kardeşimle beraber gelecektik, ama biliyorsun o asker; izin işleri uzadığı için ancak dün akşam gelebildi. Annem babam şimdi çok neşeliler, tüm aile biraradayız.

Biliyor musun Sevgilim, ben pazartesi günü senin gitmek istediğin yerlerde olacağım. Tatili daha fazla uzatmak niyetinde değilim.

Burada günlerim oldukça neşeli geçiyor. Daha ziyade Mühendis arkadaşlarla temasım olduğundan kendimi şimdiden mühendis görmeye başladım. Bunun için ikinci devredeki mücadelem okulu bir an evvel bitirmek için olacak. Ve sen de o zaman okulu bitirmiş olursun ki .... Bundan sonra hayatın bütün güçlüklerine karşı ikimiz tek vücut halinde mücadelemize , yaşam mücadelesine başlamış oluruz.

Bizden mezun arkadaşları ziyaret ettim. İşleri gayet iyi. Hemen intibak etmişler. Şimdi de beni bekliyorlar.

Günlerin nasıl geçiyor? Tabii okul ile yurt arasında, bunu biliyorum. Ama neşeli mi yoksa üzüntülü mü olduğun... Ben birincisi olsun isterim.

Haaa aklıma gelmişken yazayım.Yarın senin için anlamlı bir gün.. Doğum gününü şimdiden, yani 10 saat evvelinden kutluyorum. İstanbul Samsun arasında 14 saatlik bir mesafe var. Pek kısa bir zaman değil. Senin yüzünden gözümü yummadım, yol boyunca! Devamlı kafamı meşgul ettin...

Bazen Samsun'da geçirdiğim 3 gün aklıma geliyor da.... Belki de şimdiye kadarki yaşantımda en renkli, en güzel günlerdi.

Neyse satırlarıma istemeyerek son verirken her şey gönlünce olsun.
Emine ile Nurhan'a selamımı söyleyiver.

"Anmasınlar adını
Candan anan dudaklar
Sana benim gözümle
Bakan gözler kör olsun..."

Not: Şimdi devamlı "Taht Kurmuşsun " dinliyorum. Arada bir de
"Rüyalar Gerçek Olsa "yı tabii...
Yazı bozuk, aceleye geldi, özür....

A.............

22 Kasım 2009 Pazar

KIRK İKİNCİ MEKTUP


" Sen söylediğin zamanda şarkılar güzeldir
Hayatımı tarumar eden rüzgar güzeldir,
Beyaz zambaklar gibi al gelincikler gibi
Sen varsan içerimde ; gelen bahar güzeldir.
(Şahinkaya Dil)


3 NİSAN 1974
Atakum-SAMSUN

Sevgili A..........,


Zaman geçer derler ; fakat heyhat!.. Zaman duruyor olduğu yerde! Bugün geçen haftaki gibi yine çarşamba, değişen bir şey yok! Zaman duruyor , geçen galiba biziz....

Saat 14.00' e geliyor...

Tam bir hafta önce bugün , bu saatlerde Merkez Ortaokulu'ndan çıkmış , seninle buluşacağımız pastaneye doğru ağır ağır ilerliyordum... Çok heyecanlıydım. Samsun'daydın sen de! İnanılmazdı benim için! Sonra... Sonrasını biliyorsun...

Kimi üzgün, kimi gün neşeyle dolduğumuz öğrenciliğimizin son aylarına geldik. Daha önceki yıllarda "Ah bir bitse ! " derdim hep.
Şimdi diyemiyorum, bitmesini istemiyorum artık. Biterse ne olacağız?

Artık her düşüncemin ardında bir düğüm, bir bilinmezlik var...

" Önümüzdeki bu günler bitmeyecekmiş gibi geliyor bana..." diyorsun.
Bırak bitmesin A............, böylesi daha iyi!

" Bu ayrılık bana oldukça zor geldi ." diye yazmışsın. Bir şarkımızın sözlerini hatırladım. Sen de bilirsin.

" Ne o bensiz edebilir,
Ne temelli gidebilir,
Ben de bunu böyle bilir,
Ayrılsak da beraberiz... "

Ben de aynı şeyi söylüyorum... Yeter ki gönüller bir olsun. Aradaki kilometrelerin ne önemi var?

Bugün kendimi iyi hissetmediğim için gitmedim okula. Bir fasıl postacının yolunu bekledim. Uzunca bir bekleyişten sonra geldi, geldi ama mektup yoktu.... Oysaki içimdeki ses mektubunun geleceğini fısıldamıştı bana , ama yoktu işte....Yine de ümidimi yitirmedim. Okulun çıkış saatini bekledim , sabırla! Sonunda Emine senin kartını getirdi.
Yanlışlıkla okulunkilere karışmış.

İyi oluşuna sevindin. Evdekiler nasıl? Yeğenin , iki amcasını birden karşısında görünce ne yaptı? Sevinmiştir çocuk! Ben de ailemle olmayı özledim bir an...

Öğretmenlikten öğrenciliğe dönüş güç oldu. Dersler oldukça sıkıcı geçiyor. Dün Ölçme Değerlendirme dersinde öğretmenlik yaparken karşılaşabileceğimiz sorunlar üzerinde durdu hocamız. Neler neler anlatmadı ki... Her şey toz pembe değil tabii ki... Bu arada kanun ve yönetmelikleri de defterimize yazdırdı. Bilmek de yarar var değil mi?

Biliyor musun bugün hava çok bozuk Samsun'da. Yağmur yağdı yağacak. Oysa geçen hafta ne güzeldi. Şanslıymışız değil mi?

Galatasaray- Beşiktaş maçını ben de radyodan dinledim. 1-0 yenilince üzüldüm.Ama hemen aklıma "Kişi yenile yenile yenmesini öğrenir."sözü
geldi. Galatasaray da bir gün yine eskisi gibi Şampiyon olur...

Cumartesi günü okulda çay vardı. Canım istemedi, gitmedim. Ertesi gün
tiyatroya gittim. " Bir Delinin Hatıra Defteri " oynuyordu. Çok beğendim.

Bugünlerde Ayfer Feray tiyatrosu gelecekmiş. Ona da gitmeyi düşünüyorum.

Tezime çalışmayı sürdürüyorum. Haftaya Devrim Tarihi sınavımız var, hazır çalışmıştın, benim yerime bu sınava sen girsen nasıl olur? Dersler , sınavlar....iyice sıkıştık. Haziranda mezun olmak hayal galiba...Hem eylüle kalmaya niyetlendim ,dedim ya...

Bu sayfa da bitti.Satırlarımı sonlarken tüm mutluluk ve başarıların senin olmasını dilerim. Emine ve Nurhan'ın selamları var.

N...........

KARTPOSTAL




Sevgilim...

Bugün senden ayrılalı hemen hemen 48 saat oluyor.Senden ayrıldıktan hemen sonra 8.00 arabasıyla hareket ettim.

Bütün yol boyunca seni düşündüm . Tabi ilk defa olarak 14 saat yolculuk esnasında uyumadım. Bu ayrılık bana oldukça zor geldi. Senin yakınında olmak, sesini duymak, ve seni görmek benim için mutlulukların en büyüğü oluyor. Önümüzdeki bu aylar bitmeyecekmiş görüntüsü veriyor bana...

Arkadaşlarımı ve kardeşimi gördüm. Bugün beraberdik. Galatasaray maçını seyrettim. Yenildik.
Emine ve Nurhan'a selamımı söyle.

Sevgiler...

20 Kasım 2009 Cuma

KIRK BİRİNCİ MEKTUP


20 MART 1974
Samsun

Sevgili A.......,


Evet... bir kez daha sana yazmak için aldım kalemi kağıdı elime...Aldım , ama kişinin kalemi bir yerde duygularını ifade etmekte aciz kalıyor, güçsüz oluyor..Senin ifadenle söyleyeyim edebiyatçı bile olsa!

Mektubunu bugün aldım. Hemen cevabını yazıyorum. Önce teşekkür etmeliyim. Bugüne değin aldığım mektupların en güzeliydi. Zarfı açar açmaz seni gördüm., mektubun iki köşesinden bana bakıyordun! Nasıl sevindim, nasıl mutlu oldum anlatamam. O fotoğrafları mektuba yapıştırmak nereden aklına geldi, iyi ki de geldi!.. Çok güzel olmuş. Bir de bunun için uğraşmışsın. Çok memnun oldum.

Sınavlarının cumartesi günü biteceğine sevindim, umalım sonuçlar da istediğin gibi olsun..

Gelelim senin öğrencim olmak istemene! Bunu ben de çok isterim , ama ne yazık ki olanaksız. Sahi nasıl bir öğrenci olurdun ki ? Herhalde dersi çok dikkatli dinlerdin. Ben de sanırım daha başarılı olurdum. Yoksa aksi mi olurdu, ne dersin ?

Bizim uygulamalar 30 Martta son bulacak. Sandığımdan çok başarılı oldu. İkincisi cumartesi günü; sen son sınavındayken ben de ikinci dersimi vereceğim. Son dersim de 25 Mart ile başlayan hafta içinde bir gün. Henüz kesin bir tarihi yok. 25 ile 30 arası bir tarihte...

Uygulamalar sabahtan öğlene dek sürüyor. 5 saat ders var ama bazen boş dersler de oluyor. Örneğin bugün ve yarın 9.30 'da başlayıp 12.00 'de bitecek. Herkes üç ders vermek zorunda. Diğer günlerde de arkadaşların verdiği dersi dinliyoruz. Üç hafta öğretmenlikten sonra nisan ayında öğrenciliğe döneceğiz. Bu da zor gelecek sanırım. Uygulamalar süresince rahatız. Bu arada ben de tezime çalışıyorum.Tüm zamanımı dolduruyor.Bir de sabah verilen derslerin kritiğini yapıyoruz okulumuzda, hocalarımızla.Saat 13'ten 15'e kadar...Bu da zamanımızı alıyor.

Bugün gittiğim okulda olanı bilsen!.. Mithat Paşa Kız Lisesi'ndeydik. Ders dinlemek için yukarı çıkıyordum. Birden olduğum yerde kalakaldım.Ortaokuldaki Tabiat Bilgisi öğretmenim... O da ben de hem şaşırdık, hem çok sevindik. Ortaokuldaki öğrencisi karşısına öğretmen adayı olarak çıkıyor! Çok memnun oldu .Yalnız edebiyatçı olmamdan galiba hoşlanmadı...

Bu uygulama konusu da çok uzadı... Devamlı zihnimizin bununla meşgul olmasından sanırım.

Ah o Esengül' ün plağı yok mu, bana da aynı şeyi yaptı. Geçenlerde alışveriş için bir mağazaya girdim, alacaklarımı aldım, tam çıkacağım zaman çalmaz mı ?Durup dinlesem olmayacak, herkes bana bakacak, mecburen hiç de gerekli olmayan bir şey aldım.Bu sayede şarkıyı da dinlemiş oldum.

Orhan Veli :

MAHSUN DURMAK

Sevdiğim insanlara
Kızabilirim
Eğer sevmek bana
Mahsun durmayı
Öğretmeseydi

diyor.

Evet benim de kızıp sana mektup yazmamam gerekiyor. Neymiş mektubu aldığı anda soluğu meyhanede alıyormuş!!! Aferin, çok iyi yapıyorsun!.. Şiir yazmak da iyi değil!.. Karar verdim, önce yazmayacaktım ama bu kez de mektup gelmedi diye içmeye gidersin... Şunu anlayamıyorum: "Dertlerimi azaltacağına artırıyor. " diyorsun, yine de içiyorsun. Faydası olmuyor, üstelik zararlı...

Mektubunun bir yerinde "Ben bu hallere düşecek bir insan mıyım ? " diyorsun. Sana, senin diğerlerinden ne ayrıcalığın var, demeyeceğim. Çünkü kendimden bildiğim için sana hak veriyorum. Ben de hep mantığımın sesini dinlerken, şimdi "Kapıldım gidiyorum, bahtımın rüzgarına.." diyorum. Duygular öne geçti.. Eeeeee ne demişler
"Gülme komşuna, gelir başına!.."

Elazığ'da havalar nasıl? Burada iyice güzelleşti.

Satırlarıma Orhan Veli'den bir şiirle son vermek istiyorum. Sanırım diğer şiirin bıraktığı etkiyi bırakmaz. Bu bakımdan yazmakta bir sakınca bulamıyorum.

"Bakakalırım giden geminin ardından ;
Atamam kendimi denize, dünya güzel ;
Serde erkeklik var , ağlayamam."

Mutlu ol , mutlu kal......

N.........

KIRKINCI MEKTUP


27 ŞUBAT 1974

ELAZIĞ - Saat: 16.42

" Dilerim tanrıdan ki sana açık kucaklar,
Bir daha kapanmadan kara toprakla dolsun
Anmasınlar adını candan anan dudaklar.
Sana benim gözümle bakan gözler kör olsun..."

(Şimdi Kıbrıs Radyosunda dinledim bu şarkıyı...)



Canım Sevgilim,

Satırlarıma nasıl başlayacağımı bir türlü kestiremiyorum .Ve bu nedenle de kendi kendime kızıyorum. Mektubunu pazartesi günü aldım. O an kanatlanıp uçuyordum sanki Ama okuyunca durum tersine döndü! Senin geldiğini, beklediğini okuyunca kendi kendime kızmaya başladım!..

Fotoğrafların için çok çok teşekkür ederim. Sana hemen cevap yazmayı düşünüyordum , ama o zaman fotoğrafları da göndermek gerekecekti!..

Seni resminde dahi seyretmek benim için mutlulukların en büyüğü oluyor.
Keşke seni hiç görmeseydim! Hiç değilse şimdi rahat rahat dersimi çalışırdım.Ama öyle değil işte!.. Bir geliyorsun kafamda ihtilaller yapıp gidiyorsun. öyle zamanlar geliyor ki senden başka hiç bir şey düşünemiyorum. Kulağıma gelen bir melodi, uçan bir kuş vs. bana hep seni hatırlatıyor...

"S e v g i l i m"

Bu sözcük belki çok kullanılan bir sözcüktür ,ama ben daha yeni kullanmaya başladım...

Bizim imtihanlar 4 'ünde başlıyor. Onun için belki sana gerektiği gibi bu dönem yazamam, ama senin sık sık yazmanı rica ediyorum. Hiç değilse bu benim moralimi düzeltir. Sınavlardan iyi bir netice almamı sağlar.

Satırlarıma şimdilik son verirken:

" Rüyalar gerçek olsa seni her gün görürdüm
O incecik beline sarılarak yürürdüm "

"Sevmek ne güzel şey
Ayrılıklar olmasa "

"Taht kurmuşsun kalbime
En güzel yerindesin
Ayrılığın yükünü kaldırıp taşıyamam
Dünyaları verseler ben sensiz yaşayamam..."

Mutluluklar......

A........

OTUZ DOKUZUNCU MEKTUP


16 ŞUBAT 1974

ELAZIĞ

Canım Sevgilim,

Yalnızlığın ne demek olduğunu en az benim kadar sen de bilrsin. İşte şu anda odada dalgın dalgın ne yapacağımı düşünürken, birden aklıma geldin( zaten çıktığın yok ki...). O zaman yalnız olmadığımı anladım.

Ve sana bu satırları yazmaya karar verdim. Nasılsın? Umarım iyisindir.

Artık ders vermeye de başladın. Şu anda öğrencilerinden biri de ben olmak isterdim. Senin ders anlatışını , küçük dimağlara bir şeyler öğretebilmek için çırpınışını görmek benim için saadetlerin en büyüğü olurdu...

Biliyor musun bizim imtihanlar bütün hışmıyla devam ediyor. Evet SEVGİLİM son imtihanım önümüzdeki cumartesi günü. Ondan sonra tekrar ikinci sömestri derslerine başlayacağız.

Bugün öğleden sonra kantinde otururken tesadüfen Esengül 'ün bir plağını teypten dinledim.O plak beni beş dakika yol ortasında bekletmişti yazın. " Taht kurmuşsun kalbime " ismi de... Seni getirdi aklıma... Ve şu an saat 21.00, tam beş saattir aklımdasın.

Bu arada bir gerçeği de öğrenmiş bulunuyorum. Evet galiba seni çok seviyorum. Hem de ölesiye!.. Şimdiye kadarki ayrılıklarda böyle olmamıştı . Bu sefer başka! Her tarafta karşıma çıkıyorsun. Yolda, okulda, kantinde, sinemada,yürürken, dururken vs. ...her yerde...

Öyle zaman oluyor ki düşünce kabiliyetimi kaybediyorum. Senden başka bir şey düşünemiyorum. İşte o zaman dünya duruyor, her şey duruyor!..

Mektupta bir "sevgilim" sözcüğünü yazarken bile kalbimin hemen fazla mesaiye başladığını hissediyorum. Tatlı bir ürperti sarıyor vücudumu. Bazı anlar seni o kadar görmeyi arzu ediyorum ki , işte o zaman resimlerinle avunuyorum!.. Bazen de aklıma geldiğinde soluğu meyhanede alıyorum! Tıpkı senin Elazığ' dan attığın mektubu aldığım andaki gibi... İnan o gün, yani senin geldiğin gün, durakta 6 ' ya kadar bekledim. İçmek insana dertlerini unutturuyor görüntüsü veriyorsa da tam aksi oluyor. Dertlerimi azaltacağına artırıyor. Ama ben yaptığım işin bilincindeyim
.
Sevgilim kitap için çok çok teşekkür ederim. O kitabı okumayı çok istiyordum. Çünkü yazarı oyun gücünde olduğu kadar kaleminde de kuvvetli mi diye...Okuduğum kadarıyla çok güzel bir roman .Ezilmiş bir kitlenin öyküsü. Yalnız eskiden aklıma geldiğinde resimlerle avunuyordum, şimdi kitap da var.Tabii önce şiiri okuyorum. Kuzum , sen bu şiirleri beni çıldırtmak için mi yazıyorsun? Tiryakisi oldum şiirin. Bir atasözü vardır :" Körle yatan şaşı kalkar. " diye. Ben de bir Edebiyatçı ile arkadaşlığımdan dolayı onun huyundan mı kaptım acaba?

Sevgilim bu mektuba cevabını en kısa zamanda yaz, çünkü önümüzdeki pazartesi Elazığ'da bulunmayabilirim. Satırlarıma son verirken en iyi günlerin senin olması dileğiyle...

A..........

Not:Fotoğraf için özür dilerim.Yeni çekilmiş yok, bulabildiğim bunlar...



17 Şubat:

Evet bugün pazar... Yarın Kuvvet Santralleri dersinden imtihanım vardı. Ders telaşıyla mektubu atmayı ihmal ettim. Hocanın gelemeyeceğini ve imtihanın ertelendiğini öğrendiğimde mektubun aklıma geldi. Tabii saatte 22.40 ' ı göstermekte idi o sıralar. Ve ben yine yazmaya başladım.

Senin uygulamalar ne zaman bitecek ? Gündüzleri saat kaça kadar ders veriyorsun? Mektubunda yazarsan iyi olur kanısındayım.

Sevgilim bilirsin, Emel Sayın 'ın bir şarkısı var. "Rüyalar gerçek olsa seni her gün görürdüm. " diye. Ben bunu şu şekilde değiştirmeyi düşünüyorum. "Hayaller hakikat olsa seni her an görürdüm." . Çünkü kalbimde sen, ruhumda sen, kafamda sen sen sen yine sen... Evet sevgilim evet, Türkçe' deki benzetmeleri bilirsin. Elazığ' a her gelişinde kafamda ihtilaller yapıp da ayrılıyorsun buradan. Hele bu son gelişin beni tamamen perişan bir hale soktu. Ben bu hallere düşecek insan mıyım? Ama oluyor işte! Aşk, sevgi Tanrı vergisidir demişler,diyen insan doğru söylemiş. Bir zamanlar bu hususta bir arkadaşımla dalga geçmiştim. Şimdi düşünüyorum da onun durumuna düştük.

Bir şarkı vardır: " Gitmek mi zor , kalmak mı zor? O sabahı gel bana sor..."

Evet o cumartesi sabahını gel bana sor! Eğer babanla gideceğini daha önce öğrenmiş olsaydım , o sabah trene gelirdim ve seni uzaktan uğurlardım. Neyse bunu da burada bırakalım...

İyi günler dileğiyle.....

A..........

OTUZ SEKİZİNCİ MEKTUP


22 ŞUBAT 1974

Elazığ

Sevgili A.........,

Şu anda çok üzgünüm!..Nedenini tahmin edersin sanırım. Yanılmıyorsam sen de aynı duyguların etkisi altındasın. Belki seninki daha fazladır. Zira bekledin ve ben yine gelmedim öyle mi?

Yok A....... , bu kez öyle olmadı. Benim için çok güç olduğu halde geldim. Yalnız biraz geç kaldığım için sen gitmiştin! Haklıydın tabi, şaşkınlıktan kesin bir şey söyleyememiştim geleceğim konusunda. Hiç beklemediğim bir anda karşıma çıkmıştın! İnan çok şaşırdım birden!..

Akşam, 16.30 'da Belediye otobüsüyle dönerken belki görüşürüz diye düşündüm ama olmadı. Son bir kez daha görüşmeyi çok istiyordum. Bizim gidiş programında değişiklik oldu. Babama aniden Ankara'da kurs çıktı, babamla birlikte döneceğim. Kardeşim daha sonra gidecek.

Vakit epeyce ilerledi. Sabah çok erken yola çıkacağız. Bu yüzden kesmek zorundayım. Acele yazdığım için biraz çirkin oldu yazım, özür dilerim.

Hadi resim konusunda senin isteğin olsun. Karacaoğlan'ı Anma Gecesi'nde çekilen fotografımı gönderiyorum, baktıktan sonra geri gönderirsin. Olur mu ?

S e v g i l e r.

N..........

OTUZ YEDİNCİ MEKTUP


22 OCAK 1974

Samsun

A.............,

Mektubunu birkaç gün önce aldığım halde bazı olanaksızlıklar nedeniyle cevabını geciktirdim.

Nasılsın? İyisindir umarım. Bayramda bu kadar güçlük ve yetersizlikler içinde kalmana üzüldüm. Benim bayramım ve tatilim aksine ümit ettiğimden de iyi geçti. Gezi süresince ve Ankara'da çok eğlendim. Gezide Mersin ve Aksu İlköğretmen okullarında kaldık .Bir de Alanya'da otelde kaldık. Adana'yı gündüz gezdik, baraja da gittik. Haksızlık yapmayayım Adana kebaba diyecek yok! Şalgam suyunu da ilk kez burada tattım.

Gezi dönüşünde Ankara'da üç gün kaldım.

Döndük ve hiç boş zamanım yok. Bugün Genel Öğretim Bilgisinden sınav olduk. Bütün derslerin yanında bir de 18 Ocak'ta, hazırladığımız , "Karacaoğlan' Anma Gecesi" programını sergiledik. Çok beğenilmiş olması yorgunluklarımızı hafifletti. Karacaoğlan'ın şiirlerinin bestelenmiş olanlarını da koroda söyledik. Büyük ilgiyle izlendi.

A............ , bizim tatili soruyorsun, 4 Şubatta başlıyor, ama ben 30 Ocak'ta buradan hareket adeceğim. İstersen sen artık mektup yazma. Belki elime geçmez. 25 Şubat'ta okul tekrar açılıyor. Mektubunu ona göre yazarsın. Havalar bozuk olduğı için trenle geleceğiz. Kardeşiminki de aynı tarihte tatil olduğu için birlikte geleceğiz.

Projelerini bitirdin mi ? Ben tezime hiç başlamadım.Şubat tatiline güveniyorum.

Satırlarıma son verirken yaşam boyu mutluluk ve başarılar dilerim.Tüm ak günler senin olsun...

N............

19 Kasım 2009 Perşembe

OTUZ ALTINCI MEKTUP


11 OCAK 1974

Elazığ


Canım Sevgilim,

Yeni yılın sana yazmaya başladığım ilk mektubunda, Makina bölümü Md-6 anfisinden sesleniyorum sana. Nasılsın? Umarım iyisindir.

Burada aralıklarla kar yağmaya devam ediyor. Mektubunu salı günü aldım.

Bayram benim için tam bir keşmekeş içinde geçti. Bayramdan önce yazdığım mektupta hatırladığım kadarıyla projeyi bitireceğime söz vermiştim.Ama olmadı.Dört projeden ancak ikisini bitirebildim.

Burada bayram süresince aç kaldık. Ne bir kebapçı ne de bir lokanta açıktı! İşte böyle bir ortamda ezilmiş bir kimsenin, emekçinin yapması gerekeni yaptık. Sabah kahvaltısıyla öğle yemeğini birleştirdik. Her gün on ikiye kadar uyuduk.

İşte böyle bir moral bozukluğu içinde salı günü mektubunu aldım.
Hemen yazma gücü bulamadım kendimde. Hem o sıralarda moralimi bozan başka bir durum da vardı. Önümüzdeki pazar Yurt Temsilciliği Seçimleri vardı. Bizim yurdun tutucu, faşist müdürü tek taraflı olarak seçimleri ileri bir tarihe ertelemiş!.
.
Mektubundan anladığım kadarıyla gezi süresinde epey eğlenmişsin.Gurup halindeki geziler eğlenceli olur. Bizim memleketimizdeki kişilerin seyahat etme hürriyetleri sınırlıdır. İsteyen istediği zaman seyahat edemez. Bazen de biz istediğimiz için değil de başkaları istediği için seyahat ederiz .İşte bizim medrese iki defa Güney gezisi yaptı.Her ikisini de bizim medresedeki tutucu ve sağ gurup düzenlemişti. Bu gezilere katılma olanağım olduğu halde katılmadım. Günün birinde üç kafadar bu güney gezisini yapmayı düşündük. Ancak gelişen olaylar güneyin yarısını gezme olanağı verdi. En son durağımız Kız Kalesi'ydi. Halbuki Cennet -Cehennem ile oranın arasındaki mesafe bir kilometre yoktur. Bizi kaçaklardan birilerine benzettikleri için tatsız bir şekilde gezimizi sonlandırdık.

Büyük şehirler genellikle birbirine benzer.Onun için Adana'yı beğenmemene şaşmadım. Benim de hoşuma gitmedi. Şehirlerin böyle zamansız, olumsuz yönde gelişmesi hep zamanın yöneticilerinin yanlış politikalarından kaynaklanıyor.Halbuki küçük kentler güzelliklerini, dogallıklarını, tarihi eser zenginliklerini sürdürüyorlar. Gezdiğiniz yerlerden örneğin : Erdemli, Alanya...

Birlikte gezmenin avantajlarının yanında dezavantajları da vardır. Kişiler üzerinde gereksiz ve katı bir disiplin olur. Tabii bu arada , Adana'da geceyi Eğitim Enstitüsü'nde geçirdiniz değil mi?

Daha önceki mektubumda bizim Akademinin 23 Şubat tarihinde sömestre tatiline gireceğini yazmıştım. Acaba sizin okul ne zaman tatil olacak? Gerçekten bu seferki ayrılık hepsinden uzun oldu. Yoksa bana mı öyle geliyor? Seni çok özledim. Bana bir adet fotograf göndermeni rica ediyorum.

Satırlarıma burada son verirken en iyi günlerin senin olması dileğiyle...

A.........

18 Kasım 2009 Çarşamba

OTUZ BEŞİNCİ MEKTUP


2 OCAK 1974
Alanya

Sevgili A........,

Yeni yılın ikinci günü Alanya'dan sesleniyorum sana...Bayramın ve yeni yılın kutlu olsun.Mutluluk ve başarı getirsin sana, bana ,hepimize...

Mektubunu Samsun'dan ayrılmadan birkaç gün önce aldım. Ancak şimdi yazabiliyorum.

Nasılsın? Ben biraz yorgun olmakla birlikte çok iyiyim.
Gezi konusunda kararsızdım, ama şimdi iyi ki gelmişim diyorum. Çok ilginç bir ülkemiz var. Pek çok yer kara kışla boğuşurken , kış buraya hiç uğramamış.
Yazdan kalma bir gün yaşıyoruz. Üzerimde bir kazak var, terden boğulacak gibi oldum. Hatta tüm sahil şeridinde dondurma satılıyor. Düşünebiliyor musun Anamur 'da dondurma yedik!

Şimdiye dek Adana, Mersin, Anamur, Silfke'yi gezdik.Bu gece Alanya'dayız.Yarın öğleden sonra Antalya' ya hareket edeceğiz. Gezdiğimiz her yeri çok çok beğendim. Yalnız Adana' nın halkı çok tuhaftı, şehir de pek güzel değil bence...

Biliyor musun Silifkede Cennet -Cehennem Mağaralarını gezerken birinde sizin okulun ismi büyük harflerle yazılıydı. Hemen aklıma sen düştün.. Yanılmıyorsam güneye siz de gezi yapmıştınız. Belki de o zamandan kalmıştır yazı! Baktım da cehenneme gitmek çok kolay .Uçurum gibi bir yer. Kendini bıraktığın an cehennemdesin.Tabii oradan dönüş yok. Biz cennete uzun uğraşlar sonucu ulaştık. Bir ara yerlerde sürünecek duruma geldik. Bir o kadar da güçlükle geri dönebildik...

Şimdilik satırlarıma son vermem gerekiyor. Mektubunu okula yazarsın.Sekizinde açılıyor ama biz beşinde herhalde orada oluruz.

İYİ YILLAR......

N...........

OTUZ DÖRDÜNCÜ MEKTUP



24 ARALIK 1973

ELAZIĞ


Canım Sevgilim,

Bugün günlerden pazartesi... Akım Makinaları dersinin ikinci saatindeyiz. En arka sırada cam kenarına oturdum. Senin seyretmek istediğin fakat seyretme olanağı bulamadığın karı ve onun yağışını hem senin için seyrediyorum, hem de bu satırları karalıyorum. Hava burada günlerdir soğuk idi. Ve bu sabahtan itibaren işi ciddileştirip tekrar kar yağışına döktü. Şu anda etraf bembeyaz...Ve yağış devam etmekte.
Havanın bu şekilde yağışlı olması insanı olumlu bir yönde etkiliyor.

Sevgilim mektubunu aldım.İfadenden daha evvel yazdığım mektubun kaybolduğunu anladım.

Samsun'a gelmeyi planlamıştım, fakat tabiatın azizliği bu isteğimi engelledi. Yola çıkacağım zaman havaların çok kötü olması programı değiştirme mecburiyetinde bıraktı beni.

Kardeşinin Dil Tarihe girdiğini yazıyorsun.Tesadüfün bu kadarına ne deniyor bilmiyorum. Ama şuna inanmaya başladım. Sizin aileden sırf edebiyatçı çıkıyor. Küçük kardeşin H........ de bir gün edebiyatla ilgili bir fakülteye girerse hiç şaşmamak gerekir.

Bu sefer ayrılık biraz uzunca! Bu nedenle bayramda Samsun' a gelmeyi tasarlıyorum. Ama durum bunun düşünceden ileri geçemeyeceğini gösteriyor. Havanın bozuk olması, bütün projeleri bayrama bırakmam bu düşüncemi olumsuz yönde etkiliyor.

Mektubunda bazı şeyler yazmışsın.Akdeniz gezisi vs... Bana göre kışın gezi hiç çekilmez. Baharda olsa neyse...Ankara'ya gitmekten bahsediyorsun. Sen neden gidiyorsun, kardeşin gelsin oraya...

Sevgilim Kastamonu ile ilgimi soruyorsun, hiç bir ilgim yoktur. O yazdığın durumla ilgili bazı ihtimaller geldi aklıma .Yanlış anlama olabilir. Bizim sınıfta Safranbolulu bir arkadaş var, Samsun İlk öğretmen okulundan bir kızla nişanlandı. Bir veya bir buçuk ay önce. Belki onun annesi oğlunun nişanlısına selam göndermiştir, arkadaşın da yanlış anlamıştır. Tabii bunlar varsayım, bilemiyorum.Dogrudan adını vermişse ona bir yorum getiremem.

Mektubunda bazı ricalarda bulunmuşsun...İlk ikisini belki yapabilirim.Ama son ikisini yapabileceğimi zannetmiyorum. Ama senin için yapmaya çalışacağım.Bu akşam herhalde projelere başlarım.Çünkü elimde dört tane proje var. Bayrama bir kısmını bırakmak niyetindeyim. Senin şubat tatili ne zaman başlıyor? Bizimki 23 Şubatta başlayacak. Bu şubatta Elazığ'dayım. Bir yere gitmeye niyetim yok.

Aşagı yukarı bu dersi mektup yazmakla geçirdim. Dersin sonuna geldik.Bakalım teneffüs yapacak mıyız? Mektubunu acele bekliyorum. Bayramda Samsun'da olup olmadığını bana bildirirsen çok memnun olurum. Satırlarıma son verirken tüm AK Günlerin senin olması dileğiyle.....

A...........

not:Mektubu yurt adresine yazmamın nedeni kaybolan mektup okul adresine yazılmıştı...

17 Kasım 2009 Salı

OTUZ ÜÇÜNCÜ MEKTUP


17 ARALIK 1973
Samsun



A.........,

Uzun bir aradan sonra bugün aldım mektubunu. Hemen yazıyorum cevabını.Evet A....... senin de tahmin ettiğin gibi bundan önce yazdığın mektubu almadım.Herhalde postanın azizliğine uğradı. Sağlık olsun.

Moralinin bu denli bozuk oluşuna çok üzüldüm. Umarım bundan sonra biraz düzelir.
Bu sıra benim hiç boş zamanım yok. İki gün sonra yani perşembe günü ilk dersimi vereceğim.Sınıf içi uygulamalarımız başladı. Ben Tevfik Fikret 'in "Körle Kötürüm " isimli şiirini işleyeceğim derste. Çok heyecanlıyım. Bir de tez üzerinde çalışmam var. Sınavlardan önce teslim etmeliyim. Mezuniyet tezi olarak Halk Ozanımız Dadaloğlu'nu seçtim..Kitap yazma gibi bir şey olacak bu tez çalışması.

Bütün bunların yanında Karacaoğlan'ı Anma Gecesi hazırlıyoruz. Onun çalışmaları , derslerimiz derken bir hayli zamanımızı alıyor. Ayrıca ikinci sınıfların hazırlayacağı gecede koroda görev aldım.Işıkların sık sık kesilmesi çalışmaları engelliyor. Mikrofon sorunu yaşıyoruz sık sık.
Bu kadar çalışmanın yanında bir kez eğlenme olanağı bulabildik. O da birinci sınıflar için hazırladığımız "Hoş Geldiniz " çayında.

Yılbaşı ve bayram tatilinden yararlanarak , okulda, Akdeniz Bölgesine gezi düzenlendi.Ben de katılmayı düşünüyorum, ama henüz kesin kararımı vermedim. Gitmezsem, Ankara'ya gideceğim ya da kardeşim buraya gelecek.

Sahi sana kardeşimin okul durumundan bahsetmedim değil mi? Dil Tarih Coğrafya Fakültesine kesin kayıt yaptırdı. Dört arkadaş ev tutacaklar.Daha rahat çalışırım ,diyor.Diğer taraftan seneye tekrar sınava girmek istiyor.

Elazığ'da havalar nasıl? Kar yağışını özledim. Burada çok sık yağmur yağmasına karşın kar yok henüz. Biliyor musun bu yıl yurtta kaloriferler yapıldı. Fakat biz yine memnun değiliz. Çünkü bu kez de sıcaktan yakınıyoruz. Özellikle üst ranzalar çok sıcak oluyor.

Bak az kalsın unutacaktım. Kastamonu ile bir ilginiz var mı? Bu da nereden çıktı deme. Geçen yıl mezun olan arkadaşlardan biri geçenlerde Samsun' a gelmişti, kendisi Kastamonulu. Bana bir selam getirdi. Gönderen hanımı tanımıyormuş, kabul gününde karşılaşmışlar.Samsun'a geleceğini duyunca çok ilgilenmiş ,beni sormuş, selamımı söyle demiş. Oğlunun Elazığ'da Mühendislik Mimarlık Akademisinde okuduğundan söz etmiş. Benim aklıma sen geldin.Orada tanıdığım hiç kimse yok çünkü...

Artık yavaş yavaş satırlarıma son vermek istiyorum.Tam iki etüt süresince sana yazdım.Biraz sonra yurda gideceğim.Şu anda sesi güzel bir arkadaş şarkı söylüyor biz de dinliyoruz.

A.........., son olarak senden bir iki ricam olacak. Tabii istersen yerine getirmeyebilirsin . Sadece rica....

  1. Hemen moralini bozmayacaksın.
  2. Derslere daha sıkı sarılacaksın.
  3. Projeleri bitirmeye gayret edeceksin
  4. Nezle olmayacaksın; hiç olmazsa sık sık!.. Nasıl çok mu zor bunları yerine getirmek? Başarı Dileklerimle... N....

OTUZ İKİNCİ MEKTUP


13 ARALIK 1973
Elazığ


Sevgili N.......,

Satırlarıma nasıl başlayacağımı bilemiyorum. Senden mektup almayalı o kadar uzun zaman oldu ki.... Buraya geleli bugün 23 gün oldu. Hala cevap alamadım. Aklıma bin türlü düşünce geliyor. Ben birisi üzerinde duracağım. Mektubum eline geçmemiştir. İşte bu ihtimali göz önüne alarak ikinci mektubumu yazıyorum.

Bu sıra moralim oldukça bozuk. Bazı dış etkenlerin yanında, buna psikolojik durumumun da eklenmesi beni büsbütün perişan ediyor. Geçen hafta hiç derse girmedim.İşte bütün sıkıntıların yanında bir de senden mektup alamamak beni büsbütün çileden çıkarıyor.

Dün akşam biraz kendimi toparlamaya çalıştım. Elimdeki üç adet projeyi yapma uğraşlarına giriştim.Fakat bu girişimlerim de yarım kaldı.Bir de baktım ki defterlerin hepsi eksik...İşte bu mektubu da boş zamanımda değil Devrim Tarihi dersinde yazıyorum.

N........, günde iki sefer çarşıya inmekteyim.Bir öğle, bir de akşam posta kutuma bakıyorum.Yok yok yok...Bir söz vardır: "Gençler umutla,ihtiyarlar hatıralarıyla yaşar. " İşte ben de her gün umutla çarşıya iniyor, her seferinde hüsrana uğruyorum. Neyse ders zili çaldı.Satırlarıma son verirken mutlu olmanı dilerim.

A...

OTUZ BİRİNCİ MEKTUP


23 Kasım 1973
Elazığ

Canım Sevgilim,

Uzun bir aradan sonra ben yine Elazığ'dayım. Ve sana bu satırları
yazıyorum.

Nasılsın? Beni hiç sorma! Çünkü ne durumda olduğumu ben de bilmiyorum. Bizim medrese 19 'unda açıldı.Ayın 21'inde yani çarşamba sabahı saat altıda buradaydım. Halbuki sana yazdığım mektupta ayın beşinde yola çıkacağımı yazmıştım. Ama olaylar beni yalancı çıkardı. Gitme tarihini iki gün önceye almıştım. Daha sonra okuldaki arkadaşlardan aldığım haber okulun açılış tarihinin ertelendiği şeklindeydi. Hava muhalefeti nedeniyle ertelenmiş okulun açılışı. Ayın 20' sinde gitmeye karar verdim. Buraya geldiğimde mektubunu buldum.Ancak iki gün sonra yazabiliyorum.

Boş zamanım yoktu, elektirikler kesildi vb.. biraz geç kaldım cevaplamakta...

Mektubunda yazdıkların olmadı. Çünkü memlekete gönderdiğin mektubu aldım. Şimdi sitem etmeye başlayacaksın, "Bu kadar zamandır niye yazmadın?" diye. Sebebim , sana sürpriz yapmak istemiştim.Hiç beklemediğin bir anda karşına çıkmak istiyordum. Yani Elazığ'a , Samsun üzerinden gelmek istiyordum. Ama olmadı, okulun açılışının ertelenmesi, hava koşulları bunu gerçekleştirmeme olanak vermedi. Çok üzgünüm!..

Sevgilim, şimdi bu mektubu yazarken dışarıya doğru baktım da isabetli karar verdiğimi anladım. Hala kar yağıyor. Her taraf çarşaf gibi, bembeyaz... Bugün mektup yazmak için iki saat okuldan kirişi kırdım. Çünkü akşam yine cereyan kesilme ihtimali var. Haaaaa aklıma gelmişken kardeşin N.... Puan tutturabildi mi?

Bu sene dersler oldukça hafif görünüyor, çünkü ilk hafta iki gün okul yok. Böylesi işime geliyor. Tatilde özgürlüğe öyle alışmışım ki 50 dakika dersler sıkıcı gelmeye başladı.

Sevgilim, bana bir adet boy fotografını gönderirsen çok sevinirim.Satırlarıma istemeyerek son verirken en iyi günlerin senin olmasını temenni ederim.

A..........

Not: Kulağıma bir müzik sesi geliyor.Tahmin et bakalım. " Elbet Bir Gün Kavuşacağız."
( Değişikliğe uğradı.)

Sevgiler...

16 Kasım 2009 Pazartesi

OTUZUNCU MEKTUP


7 KASIM 1973
Çarşamba

Sevgili A........,

Şu anda radyoda Hafif Türk Müziği dinleyici istekleri çalıyor.Onu dinlerken yazıyorum mektubunu.

Zannedersem bundan önce yazdığım mektup eline geçmedi. Keşke o mektubu doğrudan Elazığ'a gönderseydim. Sen gittikten sonra gelmiş olabilir.Neyse artık!

Öğretmenin biri Ruh Sağlığı dersinde "BENLİK " konusunu işliyormuş.
Soyut bir kavram olduğu için öğrenciler pek anlayamamış.Öğretmen de
örnek vererek somutlaştırmaya çalışmış; anlaşılır olsun diye. Ve :

"Çocuklar Ali ' nin kafasını Veli'ye ; Veli' nin kafasını da Ali'ye takarsak ne olur? "

diye sormuş. Arka sıralardan biri:

"Koalisyon olur, öğretmenim. "

demiş. Meğer Ali CHP'li , Veli ise MSP'li imiş....

Ne yazık ki koalisyon ortağı son anda vazgeçti ortaklıktan.Yoksa bu da mı seçim şakasıydı !..Yalnız artık şakalarla uğraşmayı bir kenara bırakıp işi daha ciddiye almaları gerekir.Hani işin şaka götürür yanı da kalmadı. Şu anda bir hükümeti kurmaktan aciziz. Bu geçekten insanı üzüyor.Aynı zamanda insanı düşündürüyor. İster sağ ister sol olsun, bütün partilerin amacı birdir, öyle olması gerekir. Çünkü Türkiye için çalışacaklar, böyle olunca ayrılacaklarına birleşip her şeyden önce ulusu, vatanı düşünmeleri gerekmez mi? Anlaşmaları şart bence... Amaca götürecek yollar farklı dahi olsa...Tabii amaçlar aynıysa!

Yolculuğun nasıl geçti? Soğuk havalarda gerçekten zor oluyor bizim gibi uzun yolculuklar yapmak.
Burada havalar şimdilik çok güzel. Bugün bahar gibiydi.Yalnız geçenlerde burada da bir hayli yağmur yağdı, ara sıra doluya çevirdi. Orada şimdi nasıl?
Dersleriniz başladı mı? Bizim Devrim Tarihi dersine bir hemşehrin geliyor. K........ T........ .

Üzüntümün nedenini merak etmişsin. Şimdi o zamanki kadar üzülmüyorum. Üzerinden zaman geçince insan daha sakin düşünebiliyor.İlk andaki etkisi de zayıflıyor normal olarak. Gel istersen sebebini sormaktan vazgeç. En iyisi sen de bunu şaka olarak kabul et; Erbakan' ın dediği gibi...

Satırlarımı sonlarken yeni ders yılında üstün başarılar dilerim.

N.............

YİRMİ DOKUZUNCU MEKTUP


31 EKİM 1973
Samsun

A............,

Bugün yine günlerden çarşamba idi. Okuldan çıktıktan sonra hemen yurda geldim.İlk işim postaya bakmak oldu. Yoktu...Oldukça canım sıkıldı. Tembel tembel oturmaya başladım.Birkaç saat sonra postacı geldi.Meğer geç kalmış. Gelen mektuplar içinde aradığımı bulunca ne çok sevindiğimi tahmin edersin. Mektupla birlikte bir de misafirim vardı. Bütün gün onu ağırlamakla meşgul oldum.Mektubu unuttum, seni ihmal ettim.Ne yapayım mektubun içinde o kadar uzaklardan beni görmeye gelmiş.Ayıp olurdu ilgilenmemek. İnan çok sevindim fotoğrafını alınca. Şimdi bakışarak yazıyorum bu satırları.

Demek az kalsın kayboluyordu yazdığım mektup. Gerçi Zekeriya Abi sana getirirdi. Biliyor musun görmeden sevmeye başladım onu.

Ben de bütün bayramda yurtla okul arasında mekik dokudum.Tabii her seferinde de eli boş döndüm.Mektubun eline geçmediğini anlamıştım kartından.Bir de bayramda tebrik kartlarına öncelik verdikleri için mektuplar gecikiyor. Bundan sonra mektuplarını okul adresine yaz. Biz son derste iken posta gelmiş oluyor... Tabii bu derslerde benim aklım yurtta kalıyor.

Demek artık Harput Turizim ile gitmeyeceksin. Onların adına üzüldüm. Bilselerdi böyle kötü reklam olacağını daha hızlı giderlerdi. Biz Ulusoyla gitmedik.Bir çok şirketin otobüsü çalıştığı için hangisi uygun olursa hemen onunla gidiyoruz.

Ayın 7 veya 8 inde Elazığ'a döneceğini yazıyorsun , İstanbul' a da gideceğine göre herhalde 4 , 5 gibi yola çıkarsın.. Mektup eline geçer mi bilemiyorum. Kararsız kaldım ama yine de yazmaya karar verdim, uçakla gönderirim artık.

İstanbul' dan Elazığ' a doğrudan araba var mı? Aktarmalı gideceksen , yolun Samsun' dan geçmez mi? Sivas' tan motorlu tren var. Git git bitmiyor, hele bir de rötar yaparsa! Gelebilirsen sevinirim. Gelemezsen sakın üzülme. Ankara'dan Samsun'a Ulusoy, Süzer,Dağıstanlı, Gülhan..gibi firmalar çalışıyor.

Havalar burada da pek güzel değil. Bilhassa bayramda soğuktan donduk.Cumhuriyet Bayramımızda da yağmur yağdı .Tabii biz o sıra törendeydik. Yağmurun da etkisiyle 50. Yılda umduğumu bulamadım ben. Diğer C umhuriyet Bayramları belki bundan daha güzel kutlanmıştı. Yalnız okul içinde düzenlenen törenler güzel oldu.İki gece Cumhuriyet şenliği düzenlendi.Bunlardan birinde ilk öğretmen okulu Elazığ halk oyunlarını oynayan bir ekip çıkardı.Bilhassa "Çayda Çıra, Delilo ve Nuri " oldukça ilgi çekti.Tabii bu ara benim de sıla hasreti yine depreşti ama çabuk susturmayı başardım.

Daha sonra okulda birkaç yerde Atatürk köşeleri , Atatürk kitapları sergisi düzenlendi; onların açılış törenleri yapıldı.

Bayramın son günü Sinemaya gittik. " Gelin "ile " Çaresizler " oynuyordu. Gelin , film olarak başarılıydı . Sosyal içerikli bir film. Çok da güzel işlenmiş. Çaresizler , basit bir Türk filmiydi. Sıradandı diyebilirim.Olağan dışı yönleri vardı ama yine de önemli sorunlara değinmiş.

Bu arada sürekli ışıklar gidip geliyor ,birazını mum ışığında yazdım.

Bu kez sana bir marş yazmak geldi içimden. Her şey gönlünce olsun...

N.......


ELLİNCİ YIL MARŞI

Müjdeler var yurdumun toprağına taşına:
Erdi cumhuriyetim, elli şeref yaşına.
Bu rüzgarla şahlanmış dalga dalga bayrağım,
Başka bir tuğ yaraşmaz Türk'ün özgür başına.

Cumhuriyet; özgürlük, insanca varlık yolu
Atatürk' ün çizdiği çağdaş uygarlık yolu...

............

Biz yürekten bağlıyız elli yıdır bu yola,
"Yurtta barış "ilk hedef , "Cihanda sulh " parola
Koparamaz hiç bir güç bizi milli birlikten;
Atamızın izinde koşuyoruz kol kola.

Cumhuriyet..........
Atatürk'ün............

Yaşasın hür ulusum, soylu gencim , benliğim!
Yaşasın şanlı Ordum, sarsılmaz güvenliğim!
Ersin elli yılların nice mutlu çağlara;
Örnek olsun cihana devletim, düzenliğim.!

Cumhuriyet.......
Atatürk 'ün......


söz: Bekir Sıtkı Erdoğan
müzik: Necil KazımAkses

Sevgiler...

YİRMİ SEKİZİNCİ MEKTUP


3 Kasım 1973
Zonguldak

Sevgilim,

Öyle tahmin ediyorum ki şu sıralarda sen de benim bir hafta önce düşündüğüm gibi düşünüyorsundur.Çünkü sana kartı yazdıktan sonra mektubunu ve kartını aldım.Ve mektubuna cevabını yazdım. Bayramdan hemen sonra alman lazım.Cevabını bugün sabırsızlıkla bekliyorum.

Sevgilim bu gibi şeyler bizleri üzmemeli; aksine daha çok birbirimize yaklaştırmalı.Mektubun ve kartın yanıldığımı gösterdi.İstemeyerek seni bayram arefesinde üzdüğüm için özür dilerim.Sana bir teklifim var...Onu bir şaka olarak kabul et. Ne dersin?.

ERBAKAN'a ( Bizim koalisyon ortağı ) seçimden sonra gazeteciler sorar: "Seçimlerden evvel mini etek ve favori için kanun çıkartacağınızdan bahsediyordunuz; çıkaracak mısınız? " Erbakan: " O bir seçim şakasıydı ! " der.... Sen de bu şekilde şaka kabul ediver. Gerçi ortalıkta seçim ya da Nisan 1 yok ama...

N...... daha önceki mektubumda yazdığım gibi ben de bu bayramı ailemin yanında geçirmedim. Teyzemin yanına gittim.Bayram süresince bol bol dolaştım, gezdim.Ve çarşamba günü döndüm. Pazartesi günü de Elazığ'a gideceğim. Mektuplarını oraya bekliyorum.Gitme günü yaklaştı. Beni de bir düşünce aldı; çünkü çarşamba günü başlayan yağmur işi ciddileştirdi ve şimdi kara çevirdi, iki gündür kar yağıyor.İşte beni korkutan da bu ,20 saatlik yol insana zor geliyor
.
Mektubunun bir yerinde " Zaten kartını almadan ben yine üzgündüm." diye bir ifade kullanmışsın. Senin üzüldüğünü bilmek beni de üzüyor...

Şimdilik kaydıyla satırlarıma burada son verirken en iyi günlerin senin olmasını dilerim. Derslerinde başarılar.

A..........

not: Mektubumu tükenmez kalemle yazdığım için özür dilerim. Çünkü
dolma kalemde mürekkep kalmamış.

YİRMİ YEDİNCİ MEKTUP


27 Ekim 1973

Samsun

Sevgili A.......,

Bayram tebriğini dün aldım. Çok teşekkür ederim.Ben de tüm içtenliğimle bayramını kutlar,yaşam boyu mutlu ve başarılı olmanı isterim.

Anladığm kadarıyla sana yazdığım mektupla kartı almadan yazmışsın bu kartını. Oldukça da karamsar bir ifade kullanmışsın. Üstelik benim üzüleceğimi filan da göz önöne almadan aşk tanrısına şikayet etmeye bile karar vermişsin. Yoo kızgın değilim, sakın şikayetini geri alma. Zaten kartını almadan ben üzgündüm. Sen şikayet ettikten sonra belki biraz daha fazla acı çekerim hepsi o kadar. Hem büyük jürinin mektup konusunda beni suçlu bulmayacağından eminim. Ancak diğer suçlarım için bir şey söyleyemiyorum. Ama yine de hafifletici sebepler bulunabilir.Sen hiç merak etme.

Şaka bir yana herhalde daha önce yazdığım mektupla kartı şimdi almışsındır. Seni içinde bulunduğun yalnızlık ve bunalımdan az da olsa uzaklaştırdıysa kendimi mutlu sayacağım.Bayram tebriğini ev adresine yazdığım için kaybolma tehlikesi yok.Yalnız mektubu iş adresine yazdım.İnşallah kaybolmamıştır. Öyleyse üzülürüm. Biliyor musun mektup yazalı bu gün 10 gün oluyor. Ben de bugünlerde cevap bekliyordum. Dün postaya mektup için bakmıştım , neyse ki kartın geldi. Yoksa eli boş dönecektim.Mektubun gecikince ben de aynı endişeleri duyduğum için sana hak verdim.

Demek sana karşı çok zalimce davranıyorum. Aşkolsun A....... Hani sana karşı elimde olmadan iyi davranamıyorum ama zalimlik de yapmıyorum.Bu kadar ağır bir şekilde suçlarsan büyük jürinin önünde kendimi nasıl savunabilirim.Olaya benim açımdan da bakmayı dene...
Artık bana yazacak bir şey bulamıyormuşsun... Bu da çok güzel. Madem öyle yazma. Oysa ki benim sana yazmak isteyip de yazamadığım o kadar çok şey var ki...

Hani Ecevit de seçilmeseydi olmayacak işler yapardım ,diyorsun. Sahi ne yapardın? Çok merak ettim.

Biliyor musun yarın bayram. Ben tüm sevdiklerimden , özlediklerimden uzaktayım. Bırak da ben şikayet edeyim.Burada geçireceğim ikinci bayramım oluyor. Nedense bayramlarda çok dokunuyor yalnızlık bana...Bizim sınıftan burada kalan on kişiyiz. Sözde eğlenmeye çalışacağız.

Dün akşam okulda Cumhuriyetin 50. Yılıyla ilgili bir açık oturum vardı, ona gittik. Yarın bayramın ilk günü , buradaki akrabalara gideceğim. Onlarda kalmam için çok ısrar ettiler ama arkadaşlarımla daha az sıkılacağımı düşündüğüm için kabul etmedim. İkinci günü de zaten 29 ekim Cumhuriyet Bayramı, törene katılacağım. Böylece tatil de biter zaten.

Şu anda okulun lokalindeyim, Saat 11.30 olduğu halde posta hala gelmedi.Hem evden hem de senden bekliyorum. İkisi de benim için çok önemli... Tabii sen de benim duygularımı tam olarak bilemediğin için bu kadar sitem ediyorsun. Ne kadar sevildiğini bilseydin eminim bunların hiç birini yazmazdın. Tıpkı gönderdiğin karttaki kızın durumundayım.
Adam nasıl kızın kafasına yerleşmişse aynı durum benim için de söz konusu...Mektubunda tam dört saattir düşündüğünü yazmışsın. Benim düşünmediğim zaman yok ki...

Neyse istersen yine ben söylememiş olayım, sen de bilme bunları..Şu anda yeni bir plak koydular, şansımıza tuttum. Bakalım ne var:

" Kalbimin sahibi sensin ,orda yalnız sen varsın..." çıktı.

Satırlarımı sonlarken tekrar iki bayramını da kutlarım. Mektubunu bekliyorum.

N...........


"Ne kederdir ne çile
Seni beklemek
Yaşamaktır seninle
Seni beklemek
En tükenmez mutluluk
En yüce hazdır
Ölümden sonra bile
Seni beklemek"



NOT: Biliyor musun bana bir şey için söz vermiştin. Hala yerine getirmedin. Bu yüzden sana hala kırgınım.Ne olduğunu yazmayacağım.
Hatırlaman gerekir.

13 Kasım 2009 Cuma

YİRMİ ALTINCI MEKTUP


24 EKİM 1973
Çarşamba

Canım Sevgilim,

Mektubunu dolaylı bir şekilde aldım.Nasıl sevindiğimi tahmin edemezsin....Benim staj cumartesi günü bitti.O günden sonra işyerine gitmedim. Buradan ayrıldı diye geriye göndermişler. PTT dağıtıma çıktım , oradaki tanıdıkla biraz sohbet ettim. Zekeriya Abi PTT dağıtım şefidir. O sırada iade edilen mektupları getirdiler.

Senin mektubunu onların arasında görünce bilmem durumumu tarif etmeme lüzum var mı? Hemen mektubu aldım. Ve aceleyle oradan uzaklaştım.Zavallı adamcağız arkamdan bakıp kaldı. İşte böyle, günlerim şimdilik gezmekle geçiyor.

N......., yolculuğumu soruyorsun. Oldukça kötü geçti. Sabaha kadar uyumadım. Devamlı sizin araba bizi geçti.Ve bundan sonra Harput Turizm ile yolculuğa paydos...
Garaja indiğimde Ulusoy yazıhanesine gittim.7.30 ve 8.00 'de Samsun'a araba olduğunu söylediler. Tam bu arada, Ankara' da okuyan bir arkadaşa rastladım. 7.30 arabasına bilet almış, beni de almaya zorladı. Tamam sen git al, ben gelirim dedim. Ulusoy çok kalabalıktı. Seni göremedim. Arabanız hareket ederken arkadaşım çekerek götürdü beni. Az daha arabayı kaçırıyorduk. Bizi bekliyorlardı. Halbuki ben şöyle düşünüyordum. Harput her zaman olduğu gibi gene erken gelir, Hazar da arkadan yetişir, böylelikle seni görürüm.

Şeker Bayramında ailenin yanında olmayışına üzüldüğünü yazıyorsun. Bence üzülmene gerek yok. Ayrılığın bitmesine az bir zaman kaldı. Ben de üç senedir ilk defa bayramda burada olacağım. Fakat gene de ailemin yanında sayılmam. Bayramın ilk günü teyzemin yanına gideceğim. Oruç tutmanın zorluğundan bahsediyorsun. Sen en iyisi tutmaktan vazgeç. Buraya geldim , ben de oruç tutmaya başladım. Herhalde ikimizinki 30 günü tamamlar. Ne dersin? Bakıyorum da yüzünün şekli değişti. Bu nihayet bir fikir, sakın kızayım falan deme..

N...., ben ayın 7 ya da 8' inde Elazığ' a gitmeyi düşünüyorum. Okul ayın 5 ' inde açılıyor. Önce İstanbul' a gideceğim, iki- üç gün kaldıktan sonra giderim. Sınavlardan sonra ilk defa bu kadar uzun tatil yapıyorum.

Moralinin bozuk olduğunu yazmışsın. Gerekçesini de belirtmişsin. Bir insanın ölümünün yakın olmasının bilinmesi kadar korkunç bir şey olamaz bence. Bir şeyler yapmak istersin, fakat hiçbir şey yapamazsın... Bu durum insanı yıpratır. Moralini bozar. Velhasıl insanı isyana teşvik eder. Bu gibi şeylerin filmlerde olduğunu zannederdim. Ama gerçek hayatta da oluyormuş.

N...... , sevmekten korktuğunu yazıyorsun. Sevmekten korkulur mu? Bu tabiatın bir kanunudur. Bir insan sevdimi her şeyden önce değişik bir kişilik kazanır. Uysal olur. Ve her kötü meselenin iyi bir tarafını bulur. Birazcık da dalgın olur. Bak Neşe ne diyor bu hususta:

" Sevilmeden sevilmez, ulu ağaç eğilmez
Aşk Allah yapısıdır, aşka karşı gelinmez "

Bir diğeri başka şeyler söylüyor, bu konuda. Diyeceksin ki bunlar birer şarkı. Ama topluma hitap ediyor. "Sevenler mesut olmazmış." diyorsun.Bunu Orhan Gencebay söylemiş. Sonra kendi tezini kendisi çürütmüş.

Şenay:

" Sev kardeşim, sev.." diyor.

Bir başkası:

"Sevmekten kim usanır, sevene doyum olmaz. " diyor.

Ajda : " Sen bir yana dünya bir yana. " derken sevmenin kutsal olduğundan bahsetmek istiyor.

Zerrin: "Ölmek var, dönmek yok. ";

Emel Ablamız :" Dört mevsimde sen... Çekilmez ki başka türlü bu hayat sevmesen....";

Esengül :

" Taht kurmuşsun kalbime. en güzel yerindesin..." diyerek hep bu konuya değiniyorlar.

Hele şairler eserlerinde hep bunu konu etmiyorlar mı? Demek ki korkulacak bir şey yok. Ama gene de doğruyu söylemişler galiba , sevenler mesut olmaz , demekle... İki sevgili aynı hedefe gitsin ayrı arabalarla! İşte bedbahtlığın en büyüğü! Bu durumda gel de mutluluktan söz et! Neyse katlanacağız. Mecbur...

Bırakalım da son sayfaya gelelim. Yeğenimle aram oldukça iyi. Ara sıra kavga ediyoruz ama hemen barışıyoruz.Onu kandırmak kolay. Bir çikolataya fit...

Valla Ecevit büyük bir aşama yaptı. Biz de az çalışmadık, dağa taşa "Umudumuz Ecevit "diye yazdık. Bundan sonra çalışıp çalışmadığını icraat gösterecek. Seçimlerde o da çok çalıştı, bunu da inkar edecek değiliz.

Mektuplarını yine ev adresine yaz.Adresi bilirsin zannederim. Ben yine de yazacağım.

Hava nasıl orada, burada iyi sayılmaz.Dün saat 13.00'te başlayan sağnak sabaha kadar devam etti.Ancak şimdi durdu. Satırlarıma istemeyerek son verirken en iyi günlerin senim olmasını dilerim. Cevabını en kısa sürede beklerim.

A...........



Not: Mektubunun en son satırını hatırladım.

10 Kasım 2009 Salı

YALNIZ ADAM (KART)


Evet.....

Bugün tam 7 gün ve 48 dakika oldu memlekete geleli... Fakat durumum bu karttaki adamdan farksız! Yalnızlık beni bunaltmaya başladı. Bu arada senin mektuplarının gelmeyişi yalnız insan yaptı beni...

Artık plaklar da bu derdime ortak olamıyor. Bana karşı çok zalimce davranıyorsun!..

Bu attığım üçüncü mektup veya kart olacak... Daha senden bir tane gelmedi. İşte seni bu suçlarından dolayı aşk tanrısına şikayet etmeye kara verdim. Büyük jürini önünde kendini savunabilirsen savun...

Benim staj dün resmen bitti. Bir hafta da orada postacının yolunu gözledik. Şimdi sana yazacak bir şey bulamıyorum.

İşte bu arada moralimi düzelten Ecevit' in iktidara gelişi oldu. O da
olmasa bunalımdan belki olmayacak işler yapardım. Şimdilik bu kadar,
şikayeti bir kenara attıktan sonra:

Önümüzdeki Cumhuriyetin 50. yılını ,29 Ekim Cumhuriyet Bayramını ve Şeker Bayramını kutlar, en iyi günlerin senin olmasını temenni ederim.

5 Kasım 2009 Perşembe

YİRMİ BEŞİNCİ MEKTUP


17 EKİM 1973
Samsun


Sevgili A.......,

Mektubunu alalı iki gün olmasına rağmen cevabını ancak şimdi yazabiliyorum. Buraya gelişimin ertesi günü aldım mektubunu. Çok da sevindim, ama hem çok yorgundum hem de o kadar çok işim vardı ki tahmin edemezsin...

Bütün kitaplarım, eşyalarım hep ortadaydı.İşlerimi ayarlayıp şöyle sakin sakin yazayım istedim.Zaten suçluyum, bakarsın yorgun yorgun ters bir şey yazarım da seni üzerim diye endişe ettim.

Bugün çarşamba ama çarşıya da inmedim. İhtiyaçlarımı arkadaşlarıma söyledim , onlar alacaklar. ( Şu anda dikkatimi ne çekti biliyor musun? Bu ara mektuplar, telefonlar hep çarşambaya denk gelmiş.)

Şimdi epeyce boş vaktim var, rahat rahat konuşabiliriz.

Eeee anlat bakalım yolculuğun nasıl geçti? Mola yerinde gördüğüm kadarıyla pek neşeliydin! Senin yüzünden ihtiyaç molasına bile inmedim. Olsun , otobüsün penceresinden her adımını gözledim ya...

A.......... , mola yerine gelmeden, Beylerderesi rampasını çıkarken iki otobüs bir yerde yan yana geldi ya? Ömrüm boyunca unutamayacağım bir andı!..

Baktım ve seni gördüm! Cama abanmış bana bakıyordun... Bakışıyorduk!

Kızdım kendime , bu haksızlık diye düşündüm. Koca otobüste herkes var ; sen yoktun... Yol boyunca hep bekledim, ama otobüslerimiz bir daha yan yana gelemedi!..

A.......mektubunun erken gelişi hem şaşırttı, hem de çok sevindirdi beni. Bugün de kartını aldım...Aman dikkat et, şımartıyorsun beni . Bundan böyle sık sık yazmanı istersem halin nice olur?

Ankara'ya indiğimizde arkadaşlarını gördüm ama seni göremedim. Hiç olmazsa ayrılmadan bir " Allahaısmarladık " demek istemiştim. O da olmadı...

Otobüsten inince bizim arkadaşlara rastladık, 7.30 arabasına hep birlikte binip Samsun' a hareket ettik. Kartından senin de aynı saatte yola çıktığını öğrendim.

Sınavlarına sevindim. Kutlarım seni... Staja da başlamışsın , neyse kısa olduğunu söylemiştin, dinlenmeye de zamanın kalır.

Ailen nasıl? Hastalar iyileşmiş mi ? Herhalde sen bayramı evde geçirirsin?

Elazığ'a ne zaman döneceksin? Bayramlarda Samsun'da olmayı sevmiyorum ben... Evimde olmak istiyorum, böyle günlerde... Ramazanda da oldukça sıkıntı çekiyoruz. Buradaki durumu gördüm de oruç tutmadığın için hak verdim sana. Eve gidince buradaki sıkıntıları unutuyorum.

Biz de derslere başladık. Bugün Yeni Türk Edebiyatı dersinde neyi işledik biliyor musun? Faruk Nafiz Çamlıbel'in "Han Duvarları " şiirini... Yazılış sebebiyle ilgili anlattıkların çok işime yaradı. Yarın da aynı şairin "Kıskanç" isimli şiirini işleyeceğiz. Bu şiiri bilirsin. "İntizar "ismiyle bestelenmişti, Neşe Karaböcek de çok güzel söylüyor. Dinle istersen.

Görüyor musun en önemli şeyi unuttum. Hadi gözümüz aydın, Ecevit kazanıyor! Doğrusunu istersen bu kadar oy alacağını tahmin etmemiştim. Bir şeyler olacağı belliydi, ama bu kadarını beklememiştim.Hayırlısı olsun, bakalım bunlar ne yapacaklar?

Mektubu iş adresine göndereceğim. İnşallah stajın bitmeden eline geçer.
Ayrılık bu sefer gerçekten biraz uzunca. Hem daha zor olacağa benziyor.
Ama elimizden bir şey gelmediğine göre katlanacağız değil mi?

Biliyor musun A........., eylülde Samsun'da kaldığım süre içinde hep seni sevmediğime inandırmaya çalıştım kendimi. Daha doğrusu seni sevmemeye , unutmaya zorladım. Kısmen de başardığımı düşünüyordum. Eve geldikten sonra da hiç dışarı çıkmamaya karar verdim. Görmezsem unuturum diyordum; ama olmadı işte!

Korkuyorum A........ , gerçekten sevmekten korkuyorum..".Sevenler mesut olmazmış ." diyorlar. Ben mutlu olmak, mutlu etmek istiyorum
Devamlı bunları düşünüyorum...

Bugünlerde yine moralim çok bozuk... Samsun'a geldiğimiz gün bir arkadaşımızın vefat ettiğini öğrendim. Çene kanseriydi; çok yaşamayacağını biliyorduk . Biliyorduk ,ama bu kadar erken de beklemiyorduk !... Çok üzüldüm. Daha gencecikti... O kadar da hayat doluydu ki...

Neyse seni de üzmeyeyim. Aciziz, ölüm karşısında çok aciziz..
Şimdilik hoşça kal... Mektubunu bekliyorum.Hemen yaz emi...


N........

MEKTUP YOK KART GELDİ


N........,

Yolculuğun nasıl geçti? Ben pazar günü 7.30 arabasıyla Zonguldak'a geldim.

Ankara' da seni görmeyi çok istiyordum ama o da olmadı.

Şimdi öğlen paydosundayım. Ve sana bu kartı yazıyorum.Dersler başladı mı? Benim sınav sonuçlarım tam istediğim gibi..Mektubunu bekliyorum...

A.........

4 Kasım 2009 Çarşamba

YİRMİ DÖRDÜNCÜ MEKTUP


10 EKİM 1973

Elazığ

Canım Sevgilim,

Hiç beklemiyordun değil mi, mektubumun seni beklediğini?

İşte seyrek de olsa yine satırlarımızla karşı karşıyayız. Bugün günlerden çarşamba, önemli sınavlarım dün bittiğinden şimdilik vaktimi gezmekle harcıyorum. Cumartesi günü bir imtihanım var. Onu vereceğimden eminim.

Mektubunu 17.00'de aldım. Hemen açıp okumak istedim, fakat yine de sakin bir yer buluncaya kadar sabrettim. Okuyunca biraz canım sıkıldı!

Ben Hazar Turizmin saat 7 otobüsünde yer ayırtmıştım. Hem de 18 numarayı! Artık o numarayı iptal ettirmekten başka çare yok!.. Bu gece çarşıya inmem gerekiyor, indiğimde iptal ettiririm, adamlar başkasına satsınlar.

Sevgilim , mektubunda diyorsun ki sakın bu sefer nezle olma. Yani kısaca içme... Evet, içmemek iyi bir şey ama nasıl içmeyeceksin? Kafamın içi karmakarışık. Cevap arayan bir sürü soruyla dolu. Mektubunu beşte aldım saat dokuz oldu... Dört saatten beri seni düşünüyorum. Düşünmeden de duramıyorum. Elimde değil düşünmemek.

İşte burada iki tane çözüm yolu var: Birincisi sensin sen ,sen, sen... Sen yanımda olduğun zaman dünyanın en mutlu insanı oluyorum. İkincisi ise içmek. Gerçi dertleri unutturacağına daha beter tazeliyor ama gene de tutarlı bir yol. Bu gece canım doyasıya içmek istiyor amaaa.. Hemen mektubun ve sen geliyorsun aklıma ve bu fikri çabucak kafamdan uzaklaştımak için kendimle mücadeleye başlıyorum. Çünkü senin üzüldüğünü düşünmek bile istemiyorum...

Bazen senin şehirde olabileceğini düşünerekten alelacele şehire iniyorum. Konuşamasam, sesini işitemesem bile belki uzaktan da olsa görürüm diye. Seni uzaktan görmek bile beni mutlu ediyor. İşte o zaman kendimi bir kuş kadar hafif hissediyorum. Ama senin gideceğini düşünmek hasta ediyor beni! Bütün bir yaz buraya döneceğim günü sabırla bekledim. Ve geldiğimde senin dönüşünü sabırsızlıkla beklemeye başladım. İyi kötü günler geçti, ama ayrılık bu sefer biraz uzunca. Bu sefer günler nasıl geçecek? Geldin Elazığ'a, bir sefer görüşebildik. İşte moralimi bozan hususlardan biri... Sen burda ben burda iken koskoca 20 günde bir kere gör; gülüşünü işit, konuşmasını duy... Olacak iş mi bu? İnsanın bir an isyan edesi geliyor. Her şeye... Ben de hiç değilse 14 saat bir metre yakınımda gidecek diye hayal kurarak teselli ediyordum kendimi...

Ben bu akşam, gitmeye karar verdim. Çünkü pazartesi staja başlamam gerekiyor. Gitmeden seni bir kere daha görmeyi çok isterdim. Onun için yarın şehire ineceğim. Saat 11 den 13 'e kadar; akşam da 16 dan 18 ' e kadar durağın oralarda geziniyor olacağım. Eğer şehre inmişsen muhakkak göreceğim. İnmediysen zaten ablan yalnız gider. O zaman inmediğine hükmedip cuma günü aynı şekilde beklemeye devam edeceğim. Tabi ki sen bunları bilemezsin. Ancak Samsun' da bu mektubu okuduğun an anlarsın durumu...

Seni aşk tanrısına şikayet etmekte kararlıydım ama onun da sağı solu belli olmaz, bir de ters tarafına gelir; ağır bir ceza verirse olmaz. Kendimi suçlu hissederim. Sonra senin acı çekmene tahammül edemem...

Satırlarıma son verirken mektubunu Zonguldak'a bekler, tüm güzel şeylerin senin olmasını dilerim. Mektubu hemen yazarsan atelye adresine yaz. Mektup dağılma zamanı işteyim. Bütün günü mektup geldi mi diye heyecan içinde geçirmek istemiyorum. Geciktirme olur mu, hemen yaz.

A.........

3 Kasım 2009 Salı

YİRMİ ÜÇÜNCÜ MEKTUP


10 EKİM 1973
Elazığ


A.......... ,

İki günden beri devamlı yazmak istediğim halde ancak şimdi fırsat bulabildim. Mektubu arkadaşımla gönderiyorum...

Nasılsın, derslerle aran nasıl? Umarım sonuçlar tahmininden çok daha iyi olur.Sonuçları bana bildirirsin...

A.......... , dönüş biletim alındı , ama ben şöyle düşündüm: Aynı otobüste gitmekten vazgeçelim diyorum. Yooo .... hemen suratını asma öyle! İnan böylesi daha doğru olur. Biraz düşünsen bana hak vereceğinden eminim . Biliyorsun yanımda arkadaşım var. Ona arkadaşlığımızdan söz etmemem gerekiyor. Bu nedenle birlikte gitmemiz sakıncalı. Diğer taraftan otobüste bir tanıdık da olabilir!

Hem istersen Ecevit Amcamızı yalnız bırakma. Sen oyunu kullandıktan sonra git. Belki Ecevit Amcamız kazanır da seneye tayin işlerimizde torpil yaptırırız( bu şaka).

Biliyorum yine kızıyorsun bana, ama elimden başka türlü hareket etmek gelmiyor. Her zaman söylüyorum, düşünmek zorunda olduğumuz insanlar var. İstersen bu seferlik de beni aşk tanrısına şikayet et. Cezam varsa çekmeye razıyım!..

Bugün çarşıya ineceğim, mektubu arkadaşıma bırakmak için.Artık o sana iletir. Şu anda pikaptan "Artık Anmak İstemem Ayrılığın Adını." diyen sanatçının sesi geliyor...

Belediye otobüs saati yaklaşıyor , acele yazıyorum .Kusura bakma.

Ha sakın bu sefer de nezle olmaya kalkma, darılırım sonra!..

Şimdilik satırlarımı sonlarken başarılar dilerim. Herhalde mektubunu memleketten yazarsın. Fazla geciktirme olur mu?

N..............

2 Kasım 2009 Pazartesi

YİRMİ İKİNCİ MEKTUP



3 EKİM 1973

ELAZIĞ

Sevgili N........ ,

Sana uzun bir zamandır yazmak istiyor, fakat bir türlü yazamıyordum...

Bunda benim olduğu kadar sonradan gelişen bazı durumların da rolüoldu. Son mektubunu Zonguldak'ta aldım, ama bir türlü cevap yazamadım...

Şöyle ki mektubunu ancak Eylül'ün onunda aldım, 13 'ünde kendim Elazığ' a hareket ettim. Buraya gelince senin dördünde gittiğin aklıma geldi .Mektubun seni bulamayacağını düşünerek yazmaktan vazgeçtim.

Mektubunu moralinin bozuk olduğu bir zamanda yazmışsın, fakat moralini bozan şeyin ne olduğunu yazmamışsın. Tabi moralinin neye bozulmuş olduğunu buraya gelince anladım.

Bugün çarşamba, öğleden sonra saat ikide imtihanım vardı. Arkadaşım telefon ettiğini söyledi. Ben ayın 13 ' ünden beri buradayım, sen de herhalde geleli en az bir hafta olmuştur; daha yeni tlf.edip arıyorsun!..

Ben günde iki sefer çarşıya iniyorum, belki görürüm diye ama nafile göremiyorum. Aramak istesem tlf. la evden arayamıyorum. Bir an mektubundaki bir cümlen geliyor aklıma! İşte o zaman moralim büsbütün bozuluyor...

Sevdiğin bir kimseyle aynı muhitte otur, sonra gezecek yerlerde gezin ayrı ayrı... İnsanı bu durum çileden çıkarıyor.

Evet, bir hususta sana hak veriyorum, burası küçük bir muhit, ama nihayet buradakiler de insan... Sevmenin, sevilmenin ne olduğunu bilir. Onun için sevenleri anlar... Fakat sen bu durumu bana karşı silah olarak kullanıyorsun!

Burada bu dört duvar arasında ne çektiğimi bir ben bilirim bir de Allah....Onun için başka şehirlerde olduğumuzda zaten görüşemiyoruz, ama sen burada, ben burada iken görüşmememize bir sebep yok. Seni cumartesi günü saat bir, bir buçukta İstanbul Pastanesi'nde bekliyor olacağım. Gelip gelemeyeceğini bilmiyorum. Ama ben yine de 14 Temmuz 1973 günkü gibi saatlerce o civarlarda bekleyeceğim. Cumartesi günü için hala şanssızlığıma lanetliyorum. Çünkü tam manasıyla o gün gördüm .Saat 13.30 'du ve benim 14.00 'te sınavım başlıyordu...

Dersler ne oldu , sınıfını geçtin mi? Geçmişsindir...

Senin bu bana yaptıklarını aşk tanrısına şikayet edeceğim.Çünkü bu konuda en büyük yargı organı odur.

Artık uzun zamandır dilimden düşmeyen bir şarkı var . Annemle de az kavga etmedik bu yüzden. Senin kardeşinle olduğu gibi...

"Taht Kurmuşsun Kalbime En Güzel Yerindesin." en sevdiğim parça oluverdi. Şarkının bir yerinde şöyle diyor:

"Ayrılığın yükünü ben yalnız taşıyamam,

Dünyaları verseler ben sensiz yaşayamam."

Bu parçayı Elazığ'da da dinlemeye başladım. Çünkü doğrudan doğruya bana hitap ediyor. Bugünlerde müthiş nezleyim. Bunun sorumlusu da sensin...Çünkü seni cumartesi gördüm. Bazen insanın her şeye isyan edesi geliyor. Kendi kendisiyle çelişkiye düşüyor. Bu zamanda en iyi ilaç içki oluyor. Biz de içtik. Ve bu nezleyi başımıza dert ettik.

Satırlarıma son verirken en iyi günlerin senin olması dileğiyle.... Bekliyorum seni.....

A............

not: Akşam karanlığında yazı kötü olduğu için özür dilerim

"Taht Kurmuşsun Kalbime En Güzel Yerindesin."

1 Kasım 2009 Pazar

YİRMİ BİRİNCİ MEKTUP


26 AĞUSTOS 1973
ELAZIĞ

A............. ,


Uzun bir zamandan sonra şehire ancak dün inebildim. Bu yüzden de mektubunu geç aldım. Dolayısıyla benim mektubum da gecikti. Kusura bakma...

Bu günlerde moralim son derece bozuk olduğu için mektubun bile tam anlamıyla sevindiremedi beni. Bilmem neden bugünlerde her şeye çok fazla üzülüyorum.

Annem hasta! Kışın Ankara'da fizik tedavi olmuştu. Ağrıları hala geçmedi. Bu da oldukça üzüyor beni.

Yeğeninin ezilme tehlikesi atlatmasına üzüldüm.Çok geçmiş olsun.
Yine Allah korumuş. Çocukları yalnız sokağa bırakmaya gelmiyor.

Demek staja başladın, mektubundan memnun olduğunu anladım.
Benim de sınav günlerim belli oldu. Günlerim çalışmakla geçiyor.Sınavlarım 8- 21 Eylül arasında... Mektubu okul adresine gönder, 4 Eylül'de buradan ayrılıyorum...

Sınav sonrası döneceğim, fakat daha önce de yazdığım gibi galiba görüşemeyeceğiz seninle. Çünkü ailemi üzmeye hakkım yok! Bunu şimdi çok daha iyi anladım.

A........... burada kaldığım bu süre içinde bazı şeyler duydum. Aslında bunların seninle bir ilgisi yok. Yine de insan ister istemez üzerinde düşünmek zorunda kalıyor...

Bak benim için sevgi çok temiz, çok yüce bir duygu! Kutsal... Bunu kirletmeye ne benim, ne senin, ne de başkalarının hakkı var. Hele başkalarının hisleriyle oynamak, doğru mu? Senin de mektubunda yazdığın gibi insan sevdiği zaman dünyayı toz pembe görüyor; fakat ne yazık ki dünya toz pembe değil... Gerçekler hayallerimiz gibi tatlı değil!..

Amma anlamsız şeylerden bahsediyorum öyle mi? Hayır A.......... , hiç de değil! Gerçekten üzerinde düşünmeye değer konular. İkiyüzlülükten, yalandan nefret ederim. Aklımdan geçenleri neden saklayayım ki? Her şeyin açık seçik olmasını istiyorum. Bu yüzden düşüncelerimi yazmakta bir sakınca görmüyorum. Sen de hak verirsin zannederim...

Elazığ'da havalar serinlemeye başladı. Zonguldak'ta nasıl? Biliyor musun sizin İngilizce Hocasının yanına gittim. "A........hiç merak etmesin , geçireceğim onu." diyor. Tabi şaka Birisinden selam götürdüm, bu nedenle de tanışmış olduk öğretmeninle...

Satırlarımı sonlarken yaşam boyu mutluluklar sana....


N..........

YİRMİNCİ MEKTUP


14 AĞUSTOS 1973

Zonguldak

Canım Sevgilim,

Dün saat 1 7.00 'de staj yaptığım atelyeden çıktım. Stajer arkadaşlarla geziyordum. Bugünlerde canım çok sıkıldığından eve gitmeye karar verdim.

Gitmek istememin nedeni belki mektup gelmiştir gibi bazı şeylerin devamlı kafamı meşgul etmesindendi. Eve gidince hemen pikabın yanına baktım .Çünkü bana gelen mektuplar devamlı oraya konur.

Fakat mektup yoktu.! Bu moral bozukluğu içindeyken babam ikinci olumsuz haberi verdi. Abimin çocuğu( sana bahsetmiştim) az kalsın araba altında eziliyormuş! Büsbütün moralim bozuldu. Dışarıya çıktım, fakat tekrar eve girdim. Bu moral bozukluğu içinde saat 19.00 oldu..

Annem çarşıdan eve geldi. Veeeee senin mektubunu bana verdi....

O an sanki dünyalar benim oldu. Hemen alelacele mektubu açtım.

Ve senin cansız hayalinle karşı karşıya kaldım!. Sanki bana işte ben geldim, der gibi idi...

İşte böyle sevgilim, burada durum. Staj başlayalı bugün tam 7 gün oldu.

Günler neşeli olarak geçmeye devam ediyor. Bu akşam da bir düğüne davetliydim.. Senin bu akşam burada olmanı ne kadar arzu ederdim, biliyor musun?

Geçenlerde, cumartesi akşamı tesadüfen bir düğün salonuna girdik...Davetliler orkestrayı susturmuşlar, bir vatandaş davulu almış, biri de zurnayı, Halk oyunlarından bazılarını oynuyorlardı...

Bu arada bir de "Delilo"yu oynamaya başlalamasınlar mı! Biz dört arkadaş hemen o anda birbirimize bakarak Elazığ' andık. Tabi onlar oyunu tekrar seyretmeye başladılar. Benim kafam ise karmakarışık oldu, 1500 km uzakları, seni , Bahçeli evi hayalimde canlandırmaya çalıştım! Gözlerimin önündeydin sanki...Tabii gerçek aleme dönünce hafiften moralim bozulur gibi oldu.İnsan bir kere sevdi mi her şeyi bir başka görüyor...Hayallere dalıyor!..

Daha evvel çalışırken sadece kendi işimle ilgilenirdim. Şimdi staj yaparken tüm işlerle ilgilenmek icap ediyor. İşte aşık bir insan da gözüne tatlı su kaçmış balığa benziyor, sersemliyor (balıkçı tabiri).

İşte benim halim de buna benziyor. Bazen neşeli bir şekilde ,buradaki zamanımı bitirip tekrar Elazığ'a döneceğim günü bazen sükunetle, kimi zaman da sabırsızlıkla bekliyorum.Tabii orada kalacağım süreyi mümkün olduğu kadar uzatmak kaydı ile....

Seninle bir anlaşma yapalım. Ben nasılsa eylüle kalıyorum. Sen de seneye doğrudan mezun ol. Eylüle ders bırakma. Bu şekilde yazın beraber çalışır, eylülde derslerimi temizlerim tamam mı?

Şimdi ben 14 Eylül'de Elazığ'a geleceğim. İnşallah sen de eylülün başında Samsun'a gidersin. Ben 14 Ekim sonrası buraya dönmeyi tasarlıyorum.Sakın bu zaman zarfında orada kalayım deme...Karışmam!..

Sana bu mektubu atelyenin yazıhanesinde yazıyorum. Ne karışanım var, ne de görenim. Yalnız kulağıma torna ve freze gürültüleri geliyor. Ama bu gürültüler beni rahatsız etmiyor, çünkü bu tür gürültülere alışığım.

Sevgilim resmini alınca sanki dünyalar benim oldu. Ben de sana bir resim göndereceğim ama bu mektupla değil. Onun için beni mazur gör.

Mektubu atelyede yazıyorum, üzerimde resim yok. Eve gitsem o zaman da mektubu postaya atmam bir gün gecikecek. Dolayısıyla senin mektubunun benim elime geçmesi gecikecek! Onun için resim meselesini sonraya bıraktım...

Daha evvelki sayfada yazdığım gibi insan sevdiği zaman dünyayı toz pembe görüyor. Ona her şey bir mana ifade etmeye başlıyor. İşte o zaman ayrılık çekilmez oluyor, ama elden gelen bir şey yok ,katlanmaya mecburuz!.. Katlanacağız...

Mektubunun bir kenarında eylülde de görüşemeyiz seninle diyorsun. Ben bunu kabul etmiyorum!.. Çünkü orada en az 30 gün kalacağım. Bu zaman zarfında senin sınavların bitmiş, Elazığ'a dönmüş olursun...

ÖSS iptal oldu. Bu durum sizin aileyi de tedirgin etmiştir sanırım. Erkek kardeşin yeniden çalışmaya başlamıştır zannederim.

Küçük kardeşine söyle büyüklerine yardımcı olsun. Onun gelip pikaba o parçaları koyması icap eder. Herhalde seni kızdırmak onun hoşuna gidiyordur.Neyse daha yazacağım , ama kağıt bitti. Satırlarıma burada son verirken en iyi günlerin senin olmasını dilerim.

A..............

Not: Tükenmez kalemle yazdığım için kusura bakma.Burada dolma kalem bulamadım.