4 Kasım 2009 Çarşamba

YİRMİ DÖRDÜNCÜ MEKTUP


10 EKİM 1973

Elazığ

Canım Sevgilim,

Hiç beklemiyordun değil mi, mektubumun seni beklediğini?

İşte seyrek de olsa yine satırlarımızla karşı karşıyayız. Bugün günlerden çarşamba, önemli sınavlarım dün bittiğinden şimdilik vaktimi gezmekle harcıyorum. Cumartesi günü bir imtihanım var. Onu vereceğimden eminim.

Mektubunu 17.00'de aldım. Hemen açıp okumak istedim, fakat yine de sakin bir yer buluncaya kadar sabrettim. Okuyunca biraz canım sıkıldı!

Ben Hazar Turizmin saat 7 otobüsünde yer ayırtmıştım. Hem de 18 numarayı! Artık o numarayı iptal ettirmekten başka çare yok!.. Bu gece çarşıya inmem gerekiyor, indiğimde iptal ettiririm, adamlar başkasına satsınlar.

Sevgilim , mektubunda diyorsun ki sakın bu sefer nezle olma. Yani kısaca içme... Evet, içmemek iyi bir şey ama nasıl içmeyeceksin? Kafamın içi karmakarışık. Cevap arayan bir sürü soruyla dolu. Mektubunu beşte aldım saat dokuz oldu... Dört saatten beri seni düşünüyorum. Düşünmeden de duramıyorum. Elimde değil düşünmemek.

İşte burada iki tane çözüm yolu var: Birincisi sensin sen ,sen, sen... Sen yanımda olduğun zaman dünyanın en mutlu insanı oluyorum. İkincisi ise içmek. Gerçi dertleri unutturacağına daha beter tazeliyor ama gene de tutarlı bir yol. Bu gece canım doyasıya içmek istiyor amaaa.. Hemen mektubun ve sen geliyorsun aklıma ve bu fikri çabucak kafamdan uzaklaştımak için kendimle mücadeleye başlıyorum. Çünkü senin üzüldüğünü düşünmek bile istemiyorum...

Bazen senin şehirde olabileceğini düşünerekten alelacele şehire iniyorum. Konuşamasam, sesini işitemesem bile belki uzaktan da olsa görürüm diye. Seni uzaktan görmek bile beni mutlu ediyor. İşte o zaman kendimi bir kuş kadar hafif hissediyorum. Ama senin gideceğini düşünmek hasta ediyor beni! Bütün bir yaz buraya döneceğim günü sabırla bekledim. Ve geldiğimde senin dönüşünü sabırsızlıkla beklemeye başladım. İyi kötü günler geçti, ama ayrılık bu sefer biraz uzunca. Bu sefer günler nasıl geçecek? Geldin Elazığ'a, bir sefer görüşebildik. İşte moralimi bozan hususlardan biri... Sen burda ben burda iken koskoca 20 günde bir kere gör; gülüşünü işit, konuşmasını duy... Olacak iş mi bu? İnsanın bir an isyan edesi geliyor. Her şeye... Ben de hiç değilse 14 saat bir metre yakınımda gidecek diye hayal kurarak teselli ediyordum kendimi...

Ben bu akşam, gitmeye karar verdim. Çünkü pazartesi staja başlamam gerekiyor. Gitmeden seni bir kere daha görmeyi çok isterdim. Onun için yarın şehire ineceğim. Saat 11 den 13 'e kadar; akşam da 16 dan 18 ' e kadar durağın oralarda geziniyor olacağım. Eğer şehre inmişsen muhakkak göreceğim. İnmediysen zaten ablan yalnız gider. O zaman inmediğine hükmedip cuma günü aynı şekilde beklemeye devam edeceğim. Tabi ki sen bunları bilemezsin. Ancak Samsun' da bu mektubu okuduğun an anlarsın durumu...

Seni aşk tanrısına şikayet etmekte kararlıydım ama onun da sağı solu belli olmaz, bir de ters tarafına gelir; ağır bir ceza verirse olmaz. Kendimi suçlu hissederim. Sonra senin acı çekmene tahammül edemem...

Satırlarıma son verirken mektubunu Zonguldak'a bekler, tüm güzel şeylerin senin olmasını dilerim. Mektubu hemen yazarsan atelye adresine yaz. Mektup dağılma zamanı işteyim. Bütün günü mektup geldi mi diye heyecan içinde geçirmek istemiyorum. Geciktirme olur mu, hemen yaz.

A.........

Hiç yorum yok: